arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘yaz’

The Fat of the Land

Çarşamba, 04 Kas 2009 Arif 2 yorum

İlk aldığım yabancı ü hatırlıyorum kendi paramla.

Tahmin edin…

Geç kalmışım biliyorum ama sonra yetiştim gayrı dünyasına. Kişisel fikrim tabi. Sonuçta bu sonsuz bir deniz ama her türünü de dinlemişimdir.

prodigy

He ya, doğru bildiniz. Prodigy’nin üydü.

The Fat of the Land.

The Fat of The Land

Neydi be…

Bir an aklıma geldi, hüzünlendim.

Zira 12 sene olmuş o geçeli…

Categories: müzik Tags: , , ,

Yaz Notları 2 – Nouvelle Vague @ Çeşme Babylon

Cuma, 09 Eki 2009 Cem 1 yorum

2009 ı önceden planlamadığım şekilde güzel konserler ile geçti. Nouvelle Vague ise en şuursuz gittiğim ve belki de bu yüzden, en eğlendiğim konserlerden biri oldu.

Yok Fransız grubun şu şarkıları var vs. gibi bir grup tanıtımı yapmayacağım, merak edenler şuradan kısaca bir Türkçe veya şuradan daha detaylı olan bir yabancıca bilgiler edinebilirler.

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Ben ise bu grubu meğerse biliyormuşum. Beni sabahları Radyo Eksen eşliğinde şefkatle uyandıran saatim, meğerse sürekli bu grubu çalmaktaymış ve ben farkında olmadan bazı şarkıları öğrenmişim bile.

Ancak grubu dinlerken şarkıları bilmeniz veya bilmemeniz farketmiyor. Şarkıların güzel olmasının dışında, tüm şarkılar adeta konser şarkısı. Hani şu sözleri tekrar ettiği için, dinleyicinin ilk dinleyişte bile bir noktadan sonra eşlik edebildiği türden. Bunlara bir de vokal hatunların inanılmaz performansları, bir saniye yerlerinde duramayışları ve dinleyici ile muhteşem bir etkileşimde bulunmaları da eklenince, mutlaka izlenesi ve dinlenesi bir grup olarak kafamdaki yerlerini aldılar. Yaşadığım şehirde konserleri olduğunu duyduğumda kaçırmam…

Jam

Yazdan Kalan Tek Laf

Çarşamba, 23 Eyl 2009 Arif 1 yorum

tumblr_kq0yapgtOv1qa3kii

ın dediğim bir laf vardı dostlara…

“ne memeler gördüm, üstünde bikini yoktu; ne bikiniler gördüm, içinde yoktu…”

bizdeki hala o kafa işte…

Categories: özlü sözler Tags: , ,

Yaz Notları 1 – Maria’nın Bahçesi

Pazar, 16 Ağu 2009 Cem yorum yok

2009 Yaz Notları dizisine biraz Haşmet Babaoğlu’nun etkisi ile, biraz mekanın bende (bizde) bıraktığı etkiler ile biraz da sırf mekan gerçekten hak ettiğinden Maria’nın Bahçesi ile başlıyorum.

Maria’nın Bahçesi ilk olarak İstanbul’da daha sonra da 2009 yılı itibari ile Çeşme-Alaçatı’da faaliyet gösteren, Yunan Restoran-ımsı bir mekan. Mezeler, balıklar, garson ve tavsiyeleri, mekan, mekan sahibi… kısaca herşeyi ile başarılı denebilecek bir mekan. (Belki de bizim ortamımız ve keyfimiz muhteşemdi o gece ve aslında çok kötü yemeklerle ve çok kötü bir mekanda çok iyi vakit geçirdik? Ama yok ya, hastaydım ve ara ara titreme nöbeti geliyordu. Hakkaten iyi olmasalar beni kandıramazlardı…)

Maria’nın Bahçesi’ne gitmek için Alaçatı’da yokuşlu girişten sonra sağa dönmeniz gerekiyor. Evet ben de farkındayım heryerin sola dönünce olduğunu ve yanılmıyorum. Sağa dönünüz efendim ve biraz sabır ile 15 – 20 adım attıktan sonra solunuzda mekanı kaçırmanız imkansız.

Tam bu noktada, mekana girmeden hatırlatmakta fayda var, haftaiçi de olsa özellikle akşam yemeği için gidiyorsanız, rezervasyonsuz yer bulma ihtimaliniz çok düşük.

Rezervasyonunuzu yaptırmış olduğunuz için dekorun ve içine girmekte olduğunuz atmosferin keyfini çıkartarak içeri giriyor ve size ayırılmış çok güzel dekore edilmiş bahçedeki masanıza geçiyorsunuz.

Mekanın menüsü çok başarılı hazırlanmış ve çok farklı tatlara sizi davet ediyor. Şarap menüsü başlı başına bir güzellik ve şarap seçmeyi çok kolaylaştırıyor. Biz her ne kadar şarap içmemiş olsak da insanın canı çekiyor açıkçası.

Bizimle ilgilenen garsonun ismini hatırlayamıyorum. Kendisi İstanbul şubesinde çalışmakta imiş ve için buraya gelmiş. Mesafeli duruş ile yılışık olmanın arasındaki zor çizgiyi tutturması ve menüye hakimiyeti takdir edilesiydi. Verdiği öneriler ile gecemizi güzelleştirdi.

Yemeklerden özellikle beğenilenler dülger balığı ile ahtapot bacağı idi. Kalamar da mekanın spesyalitelerinden ama gene de ahtapot gene de ahtapot!.

Maria’nın Bahçesi kahvaltı menüsüne de güvenmekte. Deneyemedim, en kısa zamanda deneme arzusundayım.

Kısaca Maria’nın Bahçesi Alaçatı’nın başarılı restoranlarından ve kaçırılmaması gerekli. Fiyatları Şifne bölgesindeki balıkçılardan daha yüksek olsa da, lezzet açısından çok üstün. Tekrar gidilir.

JAM

2009 Yaz Notları

Pazar, 16 Ağu 2009 Cem yorum yok

Epeydir blog ortamlarından uzak kaldıktan sonra, tatili ile ilgili ılarla dönüşümü uygun buldum.

Bu biraz da ımdaki gelişmelerin etkisi ile uzun yıllardır fırsat bulamadığım şekilde bir tatili yapmaktayım. Arada bazı sıkıntılarım da oldu beni sevindiren gelişmeler de. başındaki ımdaki bilinmezlik ve soru işaretleri gün geçtikçe azalmakta. Biraz klasik olacak ama herşeyden önemlisinin sağlık olduğunu anladım bu .

2009 Notları ile seri şeklinde gözüme çarpanları, başımdan geçenleri, geçmesini istediklerimi ve geçemeyenleri, kısaca bu ı tekrar hatırlamaya ve yazmaya çalışacağım.

Sadece 15 dakika…

Salı, 04 Ağu 2009 Arif yorum yok

Çok fazla değildi ayrılık tarihinden sonra geçen zaman. Yıllar geçmişti ve ilk defa yalnız kaldığını anlamıştı aslında. İlginç bir şekilde şu ana kadar geçen zaman onun canını acıtmamıştı, tam tersine sevinçliydi bu yeni tarzı için.

Beyaz bir odanın içinde yerde fırlatıp atılmış bir şekilde duran büyük yastıkların üstünde oturup duvarlara bakıyordu, duvarlardaki posterlere. “Muhammed Ali” diye düşündü, posterine bakarak. Bu adamın yumruğu ne kadar ağır olabilir diye kendi kendine bir hesaplama yaptı. O sırada da beyninde Rocky filminden Ivan Drago’nun bir Newtonmetre tarzı makinaya yumruğu vurduğundaki sahne gelip geçiyordu. Bunu neden kafasına takmıştı ki? Muhtemelen yumruk yemiş gibi hissetmeye başlamıştı şimdi.

Yalnız kalmıştı. İlk defa.

Geçen süre içinde kimse onu yalnız bırakmıyordu çünkü, hep birileri yanındaydı öyle ya da böyle. Çok fazla düşünme fırsatı bile bılmamıştı.

Gözleri doldu. Zaten duygularını yoğun yaşardı. Sinirlendiğinde de üzüldüğünde de gözleri kolay yaşarırdı. Çok sevmiyordu bu huyunu, “annemden kaptığım en kötü huy” derdi bunun için hep. O sırada bir damla siyah şortunun üstüne düştü. Arkada çalan seneler önce kalbinin pıt pıt attığı dönemler dinlediği bir şarkıydı, muhtemelen o küçük teybin odaya dağıttığı melodilerdi gözlerinden o damlayı ayıran.

Bazı konuları anlamakta güçlük çekiyordu. Her zaman güçlüyüm imajı veriyordu, keskin ifadeli biri olduğundan da zaten hiçbir zaman bunun tersini de insanlar farkedemezdi. Çok yakınları hariç. Hissetirmek istemezdi de zaten.

Aptal insanları da biraz ezmeyi seviyordu aslında; pek sevmediği bir özelliğiydi bu da ama yapacak bir şey bulamıyordu çünkü büyüdükçe dürüst olmanın vicdani hafifliği hep ağır basmıştı.

“Ne yapacaksın şimdi?”

Bu soru dolanıyordu kafasında.

“Ne yapılır ki tek başına?”

Hayatta ilk defa, çevresinde bu kadar insan varken sanki dünyada tek o kalmış gibi hissediyordu. Normal bir haftasonunda genelde hep sevgilisiyle olurdu. Sabahtan akşama kadar hem de. Kesin bir plan yapılırdı, hepsinden de aynı derecede zevk alırdı.

Artık planlar yoktu. Artık kimse yoktu. Artık diye birşey yoktu…

Acı…

Tek hissedebildiği buydu. Bir anda saplanan göğsünün sol tarafına.

Yerinden aniden kalktı ve lavaboya yöneldi. Yüzüne iki avuç suyu çarptı ve sonra lavabonun yanında duran, parfümlü kokusundan annesinin daha yeni koyduğunu anladığı havluyla kuruladı yüzünü.

Fazla sürmedi ama ıslanması tekrardan…

Cemil Abi Yazlıkta!

Pazartesi, 22 Haz 2009 Arif yorum yok
Related Posts with Thumbnails