…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
yaşam olarak etiketli yazılar
tenuyumu
5 Kas
En tilt olduğum ne biliyor musun bebeğim?
Bana iş atman.
Yanında herifler var bebeğim, geleceğimi mi sanıyorsun?
Burası Avrupa değil, bebeğim.
Kırarım kafasını gözünü bir ters bakışlarında o hödüklerin.
Sen gelsene, yemiyor mu bebeğim?
Yer mi be, türk hatunu yerinde ağırdır, değil mi?
Senin evine mi gidelim, benimkine mi bebeğim?
Sonra demesinler gürültü oldu diye.
Emin misin diye bir sor bebeğim?
Evet evet, eminim, seninim.
Hatta bu yatakta daha iyisini yaşamadım bebeğim.
Yalan mı?
Bilmem.
Hadi bas git bebeğim.
Tenimiz uyuşmadı diyelim.
İlgili yazılar:
Beklentisiz Sevmek
25 Haz
Editör Notu: Ben galiba aşağıdaki gibi oldum ya… Okuyunca… öyle geldi birden.
Yani “Bugün telefon etmedi” demeden, “Şu an nerede acaba?” diye kendi kendinizi yemeden, “Yaş günümü hatırlayacak mı acaba?” diye bir beklenti içine girmeden…
Sevdiniz mi hiç? Onun, size ait olmadığını kabul edip, onu özgür yaşamı ile sevmeyi denediniz mi?
Yanındaki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan, “Bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi” diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınızda görmek ne güzeldir bilir misiniz?
Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden… Ve beklemeden gelen bir “seni seviyorum” mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için degil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar? Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç? “Bugün beni hatırlamadi” yerine “Hiç beklemiyordum, senin geleceğini” diyebilmek ne güzeldir oysa… Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne guzeldir…
Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sevgi sözcukleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin… Ben, beklentisiz seviyorum… “Niye aranmadım” diye düşünüp kendi kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir “Seni Özledim” mesajı ile aşkı yakalayın…
Beklentisiz sevin… Ben, beklentisiz seviyorum… O, sizin sevgiliniz olduğu icin değil. Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden. Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin… Sevgiye karışan “beklenti” denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından… Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel… Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik…
Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını…
Ben, beklentisiz seviyorum… Onun nerede olduğunu merak etmiyorum… “Beni bugün neden aramadı” diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda… Geleceğe dair hayallerim de yok zaten… Ben, sevgiyi yaşıyorum… Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki…
Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları… Beklentisiz seviyoruz… Sevdiğimiz için seviyoruz…
Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz… Anlık seviyoruz…
Deneyin… Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün… Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…
CAN DÜNDAR
İlgili yazılar:
Bugünlerde
18 Haz
Bugünlerde uyku gözlüğü takıyorum ve akşam uykularım var saatler süren; yine de mahmurluk hakim gözlerimde, yetmiyor uykularım. Bungünlerde bir varım bir yokum, bir neşe bir hüzünüm; gülerken ağlıyorum aynı zamanda ve genelde durgunum.
Yüzüyorum bugünlerde kafamdaki düşünceleri boğmak için; faydası yok, karıncalar dolaşıyor beynimde.
Bugünlerde sevişmek isteyen herkesi reddediyorum, gey sanıyor bazıları beni; aseksüelleşiyorum, asosyalleşiyorum; bedenlere uzağım, bedenlere üşengecim bugünlerde.
Bugünlerde bir ay oldu alkol ve sigarayı bırakalı; bedenim temiz ama ruhum habersiz. Viski ve Efes’e susamış boğazım.
Bugünlerde yalnız yaşıyorum başkasının evinde, yalnız uyuyorum ve hasretim aslında eş bir tene.
Günlük program yapıyorum sabahları; dünden borçlanan listeyi yarına erteliyorum, yine de üstünü çiziyorum kendimi avutmak için. Yani dünün işini bile yarına bırakıyorum bugünlerde.
İlgili yazılar:
Gerekirmiş
19 May
Uzun zaman oldu ne buraya ne Moleskinelerime yazmayalı. Akıtamadık birazcık bile mürekkep veya dokunamadık işte şu harflere ardısıra. Belki birazcık tembellik belki birazcık tedirginlik. Belki biraz korktum artık yazmak istediklerimden, belki de utandım.
Arsızca bekledim hep birşeyler aradım. Çok şey öğrendim ben ama çok şey anladım….
Anladım. Geçen günler farkettirdi sadece. Gereksiz bekleyişlerin sonunda hiçbir zaman senin istediğinin bulunmayışı bir de üstüne başka sorunların verilişi. Olay bundan ibaretmiş. Bir yalanı yaşamaktansa kafanı kuma gömmen gerekirmiş ya da. Bazı şeyleri olmadı deyip geçiştirmek kafanın yanına bir de kalbini alman gerekirmiş…
Anladım. Aptalca gezinip bir tesadüfü aramak delilikmiş. Bir göreyim diye saatlerce sokak başında beklemek veya görünce şaşırtmak için türlü maymunluklar yapmak. Saçmalıkmış…
Kendi kendine oynadığın oyunların sonunda kaybettiğini anlayıp vazgeçmek gerekirmiş bazen. Her zaman kazanamayacağını öğrenmek gerekirmiş. Kaybedince ağlamanın normal olduğunu farketmek, bunu hayat şekli yapmamak gerekliymiş…
Bazen sadece bırakmak ve gitmesini izlemek gerekirmiş. Zorlamanın koparacağı ipleri bırakmak bazen daha az verirmiş…
Onun öldüğünü hissetmek gerekirmiş bazen. Böylece kurtulurmuşsun belki de. Rüyalarına girince kalkıp sadece bir bardak suya talim olmak gerekirmiş.
Dostların ne anlama geldiğini, 3 kuruşluk adama 5 kuruş değer vermeyeceğini, bir vajinaya 10 kalbi satmamayı öğrenmen gerekirmiş…
Saçmalamanın o kadar kötü olmayacağını, reklam repliklerinden öte kirlenmenin güzel olacağını, spontane yaşamayı, sevginin ve saygının herşeyden öte olduğunu bilmek gerekirmiş…
Konuşmanın güzelliğini bilmek gerekirmiş. Bir o kadar da susmanın değerini…
Erkeklerin ağladığını bilmek gerekirmiş. Utanmanın yersiz olduğunu, dostuna bakarken gözlerin nemli ise bırakıp akıtmanın büyüklüğünün seni ağlatanın şerefsizliği ile aynı büyüklükte olduğunu anlamak gerekliymiş.
Çok sevmenin suç olduğu bu koduğumun dünyasında, çok si*menin erdem olacağını farketmek gerekirmiş. Seviyorum dediğimden yalancısın diyenlere yalan söylediğimde seviyorsun dememeliymiş belki de.
Birine en temiz duygularla yaklaşırken kaçırmanın üzüntüsünü yaşamaktansa kimseye yanaşmayıp yalnızlığın mutluluğuna medet ummak lazımmış bazen ya da…
Anladım…
Yaşarken, sadece hakedenler için ölmeyi…
Öldüğünde, si*tir olup gitmiş olduğun bu dünyada geriye kalanlardan sadece sevdiklerine acı verdiğini…
Sevdiklerini anlamak için ise, herhalde sadece onların gözünün içine bakıp “seni seviyorum”u duymanın ihtiyacını…
Çok şey öğrendim ben bu dünyada… Daha da çok şey var öğrenecek ona yanıyorum…
İlgili yazılar:
Hayatın açıklaması
4 May
İlk gün, Tanrı köpeği yarattı ve:
“Bütün gün kapıda otur ve giren veya önünden geçene havla. Bunun için sana 20 yıl hayat vereceğim.” dedi.
Köpek cevap verdi: “Havlamak için çok uzun süre, bana 10 yıl ver ben sana 10 yılını geri vereyim?”
Tanrı kabul etti.
2. gün Tanrı maymunu yarattı ve:
“İnsanları eğlendir, acayip hareketler yap ve onları güldür. Bunun için sana 20 yıl veriyorum.” dedi.
Maymun: “Maymunluk için 20 yıl mı? Çok uzun zaman bunu yapmak için! Köpek gibi ben de sana 10 yılını versem geri?”
Tanrı kabul etti.
3. gün Tanrı ineği yarattı ve:
“Çiftçi ile tarlaya gidip bütün gün güneş altında çalış, bir de ailesine süt ver. Bunun için 60 yıl veriyorum.” dedi.
İnek: “Bu 60 yıl yaşamak için çok zor hayat. Ben 20 yıl alayım, geri 40′ı geri al sen.”
Tanrı kabul etti.
4. gün Tanrı insanı yarattı ve:
“Ye, yat, oyna, evlen ve hayatını yaşa. Bunun için sana 20 yıl veriyorum.” dedi.
Fakat insan şöyle cevapladı: “Sadece 20 yıl mı? Bana kendi 20′mi, ineğin geri verdiği 40′ı, maymunun geri verdiği 10′u ve köpeğin geri verdiği 10′u da verip, 80 yapsan, tamam mı?”
“Peki”, dedi Tanrı, “sen istedin öyle olsun.”
İşte bu yüzden, ilk 20 yılımızda yemek yiyip, uyuyup, oynayıp takılıyoruz. Sonraki 40 yıl güneş altınd kölelik yapıp ailemize bakmaya çalışıyoruz… Diğer 10 yıl torunları eğlendirmek için maymunluk yapıyor ve son 10 yılda da verandada oturum ona buna havlıyoruz…
Hayat bu işte… Bu kadar.
İlgili yazılar:
Ne Gerekirse?
17 Nis
Ne Gerekirse
Onu yaparım.
Delirmek güzel
Yalnızlık iyi
Yalanlar hoş
Küfür bir gerek
Arkadaşlık boş
İçmek hayat
Ne gerekirse
Onu yaparım
Ben yanayım
Mefistoyla yanyana
Ben üzüleyim
Sevdiğimi düşünerek
Ben kahrolayım
Gerekirse yaşamıyım
Amasız boş hayaller kurayım
Salak bir sineğim
Işığına Geleyim
Büyüyünce kelebek olmayacağını
Bilen her böcek gibi
Bir nefese biteyim

Eddie Vedder Kafası olayım
17 yıl seni düşünüp
Kafayı kırıp
Rüyalarımı yaşayayım
Dilerim ki ıssız kalayım
Bi Leblon’da ben açayım
Şekil şemal hayatımda
Eksikler arayayım
Tatsız orospuların
Prensi olayım
Ne gerekirse
Ne gerekirse
Unutmak için ne gerekirse…
İlgili yazılar:
Yıllar geçse de…
16 Nis
Melankolik bir yazı bekliyordunuz değil mi yine? Yok yok, alakası yok. Hatta belki de gülümsersiniz. Demin bir geyik yapıyorduk da, oradan bir yazı oknusu olur diye koşa koşa gelip yazmaya başladım.
Bazı insanlar vardır ya hani hiç yaşlanmazlar filan. Bunlardan aklıma gelenleri yazayım dedim. Adamlar ben bildim bileli kendimi aynı tip takılıyorlar. Zaten bu tiplerin büyük çoğunluğu da babyface oluyorlar.
1. Johnny Depp
Tabii ki. Ulan, herif bildiğin yaşlanmıyor ya. Kaç yaşında ulan bu adam? Wikipedia’dan baktım 46 olmuş. Herif hala 20′lik delikanlı gibi. Zaten biraz değişik bir tip, marjo takılan bir abi. Gerçi sinemada en sevdiğim aktörlerdendir de insan gıptayla bakıyor be kardeşim. Tek umudmuz götünün kılları kadayıf olmuştur belki göremiyoruz ya. (Ulan bir de hafif erotik film yapar da gösterirse tam sıçtık!)
2. Hakan Peker
Bu adama n’oldu bu aralar? En son 22 yaşında bir üniversite öğrencisi ile aşk yaşamış da intihara mı sürüklemiş bilmem ne öyle bir haber okumuştum gazetede. Eee, herif zaten 50′sine yaklaşırken hala üniversite öğrencisi gibi gözükürken bu ilşkinin asparagas olma ihtimalini kendimce azaltmıştım. Bir efsaneydi, efsaneydi babyface olmak… Ha bir de bunun kardeşi Zafer vardı, harbiden ona n’oldu?
3. Erol Büyükburç
Tamam aslında abarttım. Ben de biliyorum kesin boya o saçlar. Ama dedem yaşına gelmiş bas git çiçek sula villanda ne bileyim… Bırak artık. Neyse, gıcığımdandı listeye koymam.
4. Tony Danza
Bu herife nasıl gıcık olurdum var ya… Pezevenk iyi adam rolü yapardı, aklı tamamen veledin anasını götürmekteydi. Tabi bu da babyface ya, anneye de çekici geliyordu tabi. Çakaaal…
5. Semih Şentürk
Bu adamın yaşlanmaması tamamen Fenerbaçe’den dolayı. Adam bildiğin “Genç Semih”. Gel gör ki 26 yşaında lan. Tamam, evet, genç hani bu listedekilere göre de, futbol için genci mi kalmış? Fener’e gol atan adam 90′lı olduğuna göre ve bu adamdan 7 yaş küçük olduğuna göre, ona anca genç deniliyorsa, Semih nasıl hala genç oluyor. Yemeyin beni. Ama yaşlanmıyor işte. Algıda seçicilik!
6. Brad Pitt
Ee yani… Herifin sadece saç şekli ve aşkları dğeişti. Kendi hala aynı. Çok severim kendisini. Ama bu listeye giriyorsa bir o kadar gıcık kapan da vardır herhalde
ve sonuncu olarak…
7. Ajda Pekkan
Ben buna yorum yapmam. Ortada herşey.
Ama bugünlerde yine çok “gergin” görünüyor!

İlgili yazılar:
Bükçe
26 Mar
Editör Notu: Yazı biraz uzun olabilir, o yüzden önce girişi ekledim, devamını okumak için sonunda devamını okuya tıklayabilir ve yazının kendisine ulaşabilirsiniz. Tembellik etmeden okursanız gerçekten çok güzel! Hele de erkekler okumalı!
(SEMA MARAŞLI’NIN EŞİMLE TANIŞMAYI UNUTMUŞUZ KİTABINDAN)
Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.
Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!
-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.
-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.
Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?
-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.
-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.
-Kadınların ayrı bir dili mi var?
İlgili yazılar:
Anlar
16 Şub
Eğer yeniden hayata başlayabilseydim,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
İlkinde olmadığım kadar neşeli olurdum,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik asla sorun bile olmazdı.
Daha fazla risk alırdım hayatta.
Daha fazla Seyahat ederdim,.
Daha çok güneş doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Daha çok görmediğim yere giderdim.
Daha az bezelye ve doyasıya dondurma yerdim,
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama,
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Hayat budur zaten:
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Her yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Eğer hayata yeniden başlayabilseydim,
Yanımda hiç bir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atar.
Ve sonbahar bitene kadar çıplak ayaklarla yürürdüm.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım daha olsaydı, eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum..
Ölüyorum….
Jorges Luis BORGES
