arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘yaşam’

tenuyumu

Perşembe, 05 Kas 2009 Arif yorum yok

En tilt olduğum ne biliyor musun bebeğim?

Bana iş atman.

Yanında herifler var bebeğim, geleceğimi mi sanıyorsun?

Burası Avrupa değil, bebeğim.

Kırarım kafasını gözünü bir ters bakışlarında o hödüklerin.

Sen gelsene, yemiyor mu bebeğim?

Yer mi be, türk hatunu yerinde ağırdır, değil mi?

Senin evine mi gidelim, benimkine mi bebeğim?

Sonra demesinler gürültü oldu diye.

Emin misin diye bir sor bebeğim?

Evet evet, eminim, seninim.

Hatta bu yatakta daha iyisini yaşamadım bebeğim.

Yalan mı?

Bilmem.

Hadi bas git bebeğim.

Tenimiz uyuşmadı diyelim.

Jam’e yaz geldi…

Cuma, 03 Tem 2009 Cem 1 yorum

Arif son yazısında da sitemlemiş, millet sitenin adresini unuttu demiş; unutmadım efendim, unutulur mu buralar…

Yaklaşık 2 aydır emaresi göstermemişim buralarda.(bkz: son yazı) Mayıs’tan beri biraz iş güç uğraşları, biraz master koşturmacaları, bazen ufak gerginlikler, bazen hayal kırıklıkları, Atina ve Mora yarımadasını kapsayan Yunanistan gezisi ve Çeşme’de sörf macerası sığmış ıma.
2 ayda
-Termos bardağımın frappe yaparken nasıl da başarılı bir shaker olduğunu keşfettim (Banu’ya selam).
-Rock Band PSP versiyonunun nasıl da zevkli olduğunu gördüm.
-Filmini izledikten sonra kitabını okumalıyım dediğim, die Welle‘yi okudum ve kitabı da filmi beğendiğim kadar beğendim.
-Okunacak kitaplar rafıma 3 daha ekledim.(Sene başından beri 2 bitirebilmişken, biraz gereksiz bir hamle oldu gibi ama, azimliyim…)

Master koşturmacaları devam etmekte, bitince onlarla ilgili bir şeyler paylaşmayı, benim yaptığım salaklıkların yapılmaması adına gerekli görüyorum.
planlamaları da devam etmekte, madem bu yaz vaktim var, gezebildiğim kadar gezmek gibi bir hedefim var.

Tatilde güneye arabalarıyla inecek ve de mayo alması gereken için, İstanbul-İzmir yolundaki Ulusuoy Outlet tesislerinde Billabong mayolarda %50 indirim var. İstanbul’dan veya gittiğiniz yerden almaya gerek olmayabilir. Hatun kişiler için bir yorumda bulunamayacağım, aynı mekanda kıyafettir vs. çok var da mayolar ekstra gözüme çarpmadı. Aynı şekilde arabayla gidiyorsanız ve acil tshirt almam lazım diyorsanız, gene inizi orada yapabilirsiniz. Güzel fiyatlara güzel ürünler bulunmakta.

Yaz ortası raporum şimdilik bu kadar. Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun diyorum…

JAM

Beklentisiz Sevmek

Perşembe, 25 Haz 2009 Arif 1 yorum

Editör Notu: Ben galiba aşağıdaki gibi oldum ya… Okuyunca… öyle geldi birden.

Yani “Bugün telefon etmedi” demeden, “Şu an nerede acaba?” diye kendi kendinizi yemeden, “Yaş günümü hatırlayacak mı acaba?” diye bir beklenti içine girmeden…

Sevdiniz mi hiç? Onun, size ait olmadığını kabul edip, onu özgür ı ile sevmeyi denediniz mi?

Yanındaki kız arkadaşına aldırmamayı öğrenip ama aldırmıyormuş gibi yapmadan, gerçekten aldırmadan, “Bitecekse biter, bunu ben değiştiremem, beni sevmeyi bırakmasını değiştiremeyeceğim gibi” diye düşünüp. Onu yersiz kıskançlıklara boğmaktan ve kendinizi yıpratmaktan vazgeçebildiniz mi hiç? Hiç beklemeden çalan bir kapıda, onu karşınızda görmek ne güzeldir bilir misiniz?

Beklemediğiniz bir anda hediye almak en sevdiğinizden… Ve beklemeden gelen bir “seni seviyorum” mesajının tadına varabildiniz mi hiç? Siz istediğiniz için degil, o istiyor diye yapıldı mı tüm bunlar? Ve beklentisiz sevmenin tadına bakabildiniz mi hiç? “Bugün beni hatırlamadi” yerine “Hiç beklemiyordum, senin geleceğini” diyebilmek ne güzeldir oysa… Onu boğmadan, kendinizi boğmadan sevebilmek ne guzeldir…

Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına varabildiniz mi hiç? Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sözcukleri ile kendi kendinizi aşk çıkmazında kaybedeceğinize, hiç beklenmeyen bir demet çiçekle mutlu oldunuz mu? Beklentisiz sevin… Ben, beklentisiz seviyorum… “Niye aranmadım” diye düşünüp kendi kendinizi yiyeceğinize, hiç beklenmedik bir “Seni Özledim” mesajı ile aşkı yakalayın…

Beklentisiz sevin… Ben, beklentisiz seviyorum… O, sizin sevgiliniz olduğu icin değil. Ona tapulu malınız gibi, çantanız, arabanız gibi davranma hakkınız olduğunu düşünmeden. Onu sevdiğiniz, onun da sizi sevdiği için sevin… Sevgiye karışan “beklenti” denen illeti hemen silin aşkın ak sayfalarından… Göreceksiniz ki, o zaman aşk, başka bir güzel… Göreceksiniz ki, o zaman sevgili, daha bir romantik…

Göreceksiniz ki, o zaman sevmek ve sevilmenin damaklarda bıraktığı tat, yıllanmış şarap gibi, beklenti zehrine karışmadan bir başka döndürüyor insanın başını…

Ben, beklentisiz seviyorum… Onun nerede olduğunu merak etmiyorum… “Beni bugün neden aramadı” diye geçirmiyorum içimden, aramadığı zamanlarda… Geleceğe dair hayallerim de yok zaten… Ben, sevgiyi yaşıyorum… Onun yanımda olduğu anlar o kadar değerli, o kadar kıymetli ki…

Gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek beklentilerle mahvetmiyoruz o anları… Beklentisiz seviyoruz… Sevdiğimiz için seviyoruz…

Hayalsiz, geleceksiz, beklentisiz… Anlık seviyoruz…

Deneyin… Beklentisiz, sevmeyi deneyin bir gün… Beklentilerle boğduğunuz aşklarınıza acıyacaksınız…

CAN DÜNDAR

Categories: sanatsal&edebi Tags: , ,

Bugünlerde

Perşembe, 18 Haz 2009 canga yorum yok

Bugünlerde uyku gözlüğü takıyorum ve akşam uykularım var saatler süren; yine de mahmurluk hakim gözlerimde, yetmiyor uykularım. Bungünlerde bir varım bir yokum, bir neşe bir hüzünüm; gülerken ağlıyorum aynı zamanda ve genelde durgunum.

Yüzüyorum bugünlerde kafamdaki düşünceleri boğmak için; faydası yok, karıncalar dolaşıyor beynimde.

Bugünlerde sevişmek isteyen herkesi reddediyorum, gey sanıyor bazıları beni; aseksüelleşiyorum, asosyalleşiyorum; bedenlere uzağım, bedenlere üşengecim bugünlerde.

Bugünlerde bir ay oldu alkol ve sigarayı bırakalı; bedenim temiz ama ruhum habersiz. Viski ve Efes’e susamış boğazım.

Bugünlerde yalnız yaşıyorum başkasının evinde, yalnız uyuyorum ve hasretim aslında eş bir tene.

Günlük program yapıyorum sabahları; dünden borçlanan listeyi yarına erteliyorum, yine de üstünü çiziyorum kendimi avutmak için. Yani dünün işini bile yarına bırakıyorum bugünlerde.

Categories: içimi dökesim geldi Tags: ,

Gerekirmiş

Salı, 19 May 2009 Arif yorum yok

Uzun zaman oldu ne buraya ne Moleskinelerime yazmayalı. Akıtamadık birazcık bile mürekkep veya dokunamadık işte şu harflere ardısıra. Belki birazcık tembellik belki birazcık tedirginlik. Belki biraz korktum artık yazmak istediklerimden, belki de utandım.

Arsızca bekledim hep birşeyler aradım. Çok şey öğrendim ben ama çok şey anladım….

Anladım. Geçen günler farkettirdi sadece. Gereksiz bekleyişlerin sonunda hiçbir zaman senin istediğinin bulunmayışı bir de üstüne başka sorunların verilişi. Olay bundan ibaretmiş. Bir yalanı yaşamaktansa kafanı kuma gömmen gerekirmiş ya da. Bazı şeyleri olmadı deyip geçiştirmek kafanın yanına bir de kalbini alman gerekirmiş…

Anladım. Aptalca gezinip bir tesadüfü aramak delilikmiş. Bir göreyim diye saatlerce sokak başında beklemek veya görünce şaşırtmak için türlü maymunluklar yapmak. Saçmalıkmış…

Kendi kendine oynadığın oyunların sonunda kaybettiğini anlayıp vazgeçmek gerekirmiş bazen. Her zaman kazanamayacağını öğrenmek gerekirmiş. Kaybedince ağlamanın normal olduğunu farketmek, bunu şekli yapmamak gerekliymiş…

Bazen sadece bırakmak ve gitmesini izlemek gerekirmiş. Zorlamanın koparacağı ipleri bırakmak bazen daha az verirmiş…

Onun öldüğünü hissetmek gerekirmiş bazen. Böylece kurtulurmuşsun belki de. Rüyalarına girince kalkıp sadece bir bardak suya talim olmak gerekirmiş.

Dostların ne anlama geldiğini, 3 kuruşluk adama 5 kuruş değer vermeyeceğini, bir vajinaya 10 kalbi satmamayı öğrenmen gerekirmiş…

Saçmalamanın o kadar kötü olmayacağını, reklam repliklerinden öte kirlenmenin güzel olacağını, spontane yaşamayı, sevginin ve saygının herşeyden öte olduğunu bilmek gerekirmiş…

Konuşmanın güzelliğini bilmek gerekirmiş. Bir o kadar da susmanın değerini…

Erkeklerin ağladığını bilmek gerekirmiş. Utanmanın yersiz olduğunu, dostuna bakarken gözlerin nemli ise bırakıp akıtmanın büyüklüğünün seni ağlatanın şerefsizliği ile aynı büyüklükte olduğunu anlamak gerekliymiş.

Çok sevmenin suç olduğu bu koduğumun dünyasında, çok si*menin erdem olacağını farketmek gerekirmiş. Seviyorum dediğimden yalancısın diyenlere yalan söylediğimde seviyorsun dememeliymiş belki de.

Birine en temiz duygularla yaklaşırken kaçırmanın üzüntüsünü yaşamaktansa kimseye yanaşmayıp yalnızlığın mutluluğuna medet ummak lazımmış bazen ya da…

Anladım…

Yaşarken, sadece hakedenler için ölmeyi…

Öldüğünde, si*tir olup gitmiş olduğun bu dünyada geriye kalanlardan sadece sevdiklerine acı verdiğini…

Sevdiklerini anlamak için ise, herhalde sadece onların gözünün içine bakıp “seni seviyorum”u duymanın ihtiyacını…

Çok şey öğrendim ben bu dünyada… Daha da çok şey var öğrenecek ona yanıyorum…

Categories: içimi dökesim geldi Tags: , ,

Hayatın açıklaması

Pazartesi, 04 May 2009 Arif yorum yok

İlk gün, Tanrı köpeği yarattı ve:

“Bütün gün kapıda otur ve giren veya önünden geçene havla. Bunun için sana 20 yıl vereceğim.” dedi.
Köpek cevap verdi: “Havlamak için çok uzun süre, bana 10 yıl ver ben sana 10 yılını geri vereyim?”
Tanrı kabul etti.

2. gün Tanrı maymunu yarattı ve:

“İnsanları eğlendir, acayip hareketler yap ve onları güldür. Bunun için sana 20 yıl veriyorum.” dedi.
Maymun: “Maymunluk için 20 yıl mı? Çok uzun zaman bunu yapmak için! Köpek gibi ben de sana 10 yılını versem geri?”
Tanrı kabul etti.

3. gün Tanrı ineği yarattı ve:

“Çiftçi ile tarlaya gidip bütün gün güneş altında çalış, bir de ailesine süt ver. Bunun için 60 yıl veriyorum.” dedi.
İnek: “Bu 60 yıl yaşamak için çok zor . Ben 20 yıl alayım, geri 40′ı geri al sen.”
Tanrı kabul etti.

4. gün Tanrı insanı yarattı ve:

“Ye, yat, oyna, evlen ve ını yaşa. Bunun için sana 20 yıl veriyorum.” dedi.
Fakat insan şöyle cevapladı: “Sadece 20 yıl mı? Bana kendi 20′mi, ineğin geri verdiği 40′ı, maymunun geri verdiği 10′u ve köpeğin geri verdiği 10′u da verip, 80 yapsan, tamam mı?”
“Peki”, dedi Tanrı, “sen istedin öyle olsun.”

İşte bu yüzden, ilk 20 yılımızda yemek yiyip, uyuyup, oynayıp takılıyoruz. Sonraki 40 yıl güneş altınd kölelik yapıp ailemize bakmaya çalışıyoruz… Diğer 10 yıl torunları eğlendirmek için maymunluk yapıyor ve son 10 yılda da verandada oturum ona buna havlıyoruz…

bu işte… Bu kadar.

Categories: günlük şeyler Tags: , , , ,

Ne Gerekirse?

Cuma, 17 Nis 2009 Merrt yorum yok

Ne Gerekirse
Onu yaparım.

Delirmek güzel
Yalnızlık iyi
Yalanlar hoş
Küfür bir gerek
Arkadaşlık boş
İçmek

Ne gerekirse
Onu yaparım

Ben yanayım
Mefistoyla yanyana
Ben üzüleyim
Sevdiğimi düşünerek
Ben kahrolayım
Gerekirse ıyım
Amasız boş kurayım
Salak bir sineğim
Işığına Geleyim
Büyüyünce kelebek olmayacağını
Bilen her böcek gibi
Bir nefese biteyim

 

3342086766_1c981a7662

Eddie Vedder Kafası olayım
17 yıl seni düşünüp
Kafayı kırıp
Rüyalarımı yaşayayım

Dilerim ki ıssız kalayım
Bi Leblon’da ben açayım
Şekil şemal ımda
Eksikler arayayım
Tatsız orospuların
Prensi olayım

Ne gerekirse
Ne gerekirse

Unutmak için ne gerekirse…

Yıllar geçse de…

Perşembe, 16 Nis 2009 Arif yorum yok

Melankolik bir yazı bekliyordunuz değil mi yine? Yok yok, alakası yok. Hatta belki de gülümsersiniz. Demin bir geyik yapıyorduk da, oradan bir yazı oknusu olur diye koşa koşa gelip yazmaya başladım.

Bazı insanlar vardır ya hani hiç yaşlanmazlar filan. Bunlardan aklıma gelenleri yazayım dedim. Adamlar ben bildim bileli kendimi aynı tip takılıyorlar. Zaten bu tiplerin büyük çoğunluğu da babyface oluyorlar.

1. Johnny Depp

johnny_depp_portrait_b_and_wTabii ki. Ulan, herif bildiğin yaşlanmıyor ya. Kaç yaşında ulan bu adam? Wikipedia’dan baktım 46 olmuş. Herif hala 20′lik delikanlı gibi. Zaten biraz değişik bir tip, marjo takılan bir abi. Gerçi sinemada en sevdiğim aktörlerdendir de insan gıptayla bakıyor be kardeşim. Tek umudmuz götünün kılları kadayıf olmuştur belki göremiyoruz ya. (Ulan bir de hafif erotik film yapar da gösterirse tam sıçtık!)

2. Hakan Peker

hakan_peker_2Bu adama n’oldu bu aralar? En son 22 yaşında bir üniversite öğrencisi ile aşk ış da intihara mı sürüklemiş bilmem ne öyle bir haber okumuştum gazetede. Eee, herif zaten 50’sine yaklaşırken hala üniversite öğrencisi gibi gözükürken bu ilşkinin asparagas olma ihtimalini kendimce azaltmıştım. Bir efsaneydi, efsaneydi babyface olmak… Ha bir de bunun kardeşi Zafer vardı, harbiden ona n’oldu?

3. Erol Büyükburç

Tamam aslında abarttım. Ben de biliyorum kesin boya o saçlar. Ama dedem yaşına gelmiş bas git çiçek sula villanda ne bileyim… Bırak artık. Neyse, gıcığımdandı listeye koymam.

4. Tony Danza

tony-danza-ncBu herife nasıl gıcık olurdum var ya… Pezevenk iyi adam rolü yapardı, aklı tamamen veledin anasını götürmekteydi. Tabi bu da babyface ya, anneye de çekici geliyordu tabi. Çakaaal…

5. Semih Şentürk

Bu adamın yaşlanmaması tamamen Fenerbaçe’den dolayı. Adam bildiğin “Genç Semih”. Gel gör ki 26 yşaında lan. Tamam, evet, genç hani bu listedekilere göre de, futbol için genci mi kalmış? Fener’e gol atan adam 90′lı olduğuna göre ve bu adamdan 7 yaş küçük olduğuna göre, ona anca genç deniliyorsa, Semih nasıl hala genç oluyor. Yemeyin beni. Ama yaşlanmıyor işte. Algıda seçicilik!

6. Brad Pitt

Ee yani… Herifin sadece saç şekli ve aşkları dğeişti. Kendi hala aynı. Çok severim kendisini. Ama bu listeye giriyorsa bir o kadar gıcık kapan da vardır herhalde :)

ve sonuncu olarak…

7. Ajda Pekkan

Ben buna yorum yapmam. Ortada herşey.
Ama bugünlerde yine çok “gergin” görünüyor!

Bükçe

Perşembe, 26 Mar 2009 Arif yorum yok

Editör Notu: Yazı biraz uzun olabilir, o yüzden önce girişi ekledim, devamını okumak için sonunda devamını okuya tıklayabilir ve yazının kendisine ulaşabilirsiniz. Tembellik etmeden okursanız gerçekten çok güzel! Hele de okumalı!

(SEMA MARAŞLI’NIN EŞİMLE TANIŞMAYI UNUTMUŞUZ KİTABINDAN)

Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim.” dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.
Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.

-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.

Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.
-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. tarafından kullanılır. Sen buna “kadın dili” de diyebilirsin.
Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-ın ayrı bir dili mi var?

devamını oku…

Anlar

Pazartesi, 16 Şub 2009 Arif yorum yok

Eğer yeniden hayata başlayabilseydim,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
İlkinde olmadığım kadar neşeli olurdum,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik asla sorun bile olmazdı.
Daha fazla risk alırdım hayatta.
Daha fazla Seyahat ederdim,.
Daha çok güneş doğuşunu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Daha çok görmediğim yere giderdim.
Daha az bezelye ve doyasıya dondurma yerdim,
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
ın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Elbette mutlu anlarım oldu ama,
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
budur zaten:
Anlar, sadece anlar.
Siz de anı yaşayın.
Her yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan
Gitmeyen insanlardandım ben.
Eğer hayata yeniden başlayabilseydim,
Yanımda hiç bir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atar.
Ve sonbahar bitene kadar çıplak ayaklarla yürürdüm.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım daha olsaydı, eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum..
Ölüyorum….

Jorges Luis BORGES

Categories: şiir Tags: , , ,

Kendine güvenen kız

Cuma, 13 Şub 2009 Arif yorum yok

Kendine güvenen kız belli eder.

Saygı duyulasıdır.
Sevilmeyi hakeder.
Sevmeyi bilir.
Özgürlüğü de…
Kısıtlamayı kabullenmez,
Kısıtlamaz da.
Özür dilemekten korkmaz,
özür bekler incindiğinde.
Geri plana atılma korkusu yoktur,
bilir çünkü karşındakinde yarattığı sempatiyi, güveni…
Bir sözüyle tepelere çıkartırken, bir sözüyle yerin dibine sokar.
Hiçbir zaman onun olmayacağını kabullenir
ama senin de olmaz.
Aşkı yaşamayı bilir,
harcamayı değil.
Vefa bilir,
cefa çektirmez.
Cesareti vardır,
korkunca sığınmak ister yine de.
Maceraya atılmaya gönlünün  gücü yeter,
kaybetmek de olsa sonunda.

Kendine güvenen kız, yaralı birini nasıl iyileştireceğini bilir…
daha fazla yaralamaz… öldürmez…

D. Cüceloğlu’ndan güzel bir bakış açısı

Pazar, 14 Ara 2008 Arif yorum yok

Fatih Başaran’ın sitesindeki bir yazıyı buraya da kopyalamak istedim. Doğan Cüceloğlu’nun bizim şirkette de seminerleri oluyor ve bayağı tavsiye de ediliyordu diğer iş arkadaşlarım tarafından ve bu seneki eğitim programıma yazmayı düşünüyorum. BEnce güzel bir bakış açısı… Bu tip açıları yakalamak ve kullanmak lazım.

Doğan Cüceloğlu’ nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma:

B (Dogan Cuceloglu): Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

K(Katılımcılardan Biri): Allah’a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.

B: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz? Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:

K: Ölüm.

B: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi? Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim:

Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz? 

K:Hayır

B:Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?
K:Var.

B:Yarın?
K:Evet.

B: 30 yıl sonra?
K: Olabilir.

B: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini bili yor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır. Sözümü sürdürürüm:
B: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
K: Yoktur hocam.

B: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.
K: Hocam konuyu değiştirsek?

B: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
K: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

B: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona “yüreğinizin taa derininden gelen bir “seni gerçekten çok seviyorum” demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

B: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde “şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?” diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

Related Posts with Thumbnails