Posts tagged yağmur
Doğru diyorsun Jeff
0Biliyorum, herşeyi biliyorum. Hepsini milyonlarca kez dinledim. İlk sen değilsin yani bunları bana söyleyen. Bu yağmurun altında oturan da benim, farkındayım. Islanıyorum. Gerzekalı mısın oğlum, diyen annemin suratına kapadım evin kapasını da öyle çıktım dışarı. Sırılsıklamım şu anda. Bunlar geçen şu an kafamdan. Durduramıyorum kendimi. Bir tek sen varsın yanımda be Jeff.
Kimseyi aramadım başka. Şurada otur iki dakika. Biraz akıl ver diye sesini duymak istedim. Kulaklarım tamamen sana dikkat kesilmiş durumda. Ama sen gelmiş yine aynı şeyleri anlatıyorsun bana. Yetmedi mi ulan aylardır duyduklarım? Herkes aşk profesörü ya… Herkes aynısını söylüyor. Hadi sana inanırım. Büyük adamsın vesselam…
Ama olay bu kadar kolay değil. Burada bana dediklerini kendin yaptın mı acaba? Bana çok şey anlatmıyorsun ya… Merak da etmiyorum. İnsanların bana yapmasını sevmediğim şeyleri onlara yapmam. Sormuyorum. Acı senin, dert senin. İstersen anlat.
Bak ben sana anlattım geceler boyu…
Biliyorum iyiliğimi istiyorsun… Bunları söylerken…
Ey Jeff Buckley! Bu söylediklerin bir şarkının sözleri gibi adeta… Acaba…
while this town is busy sleeping
all the noise has died away
i walk the streets to stop my weeping
‘cause she’ll never change her waysdon’t fool yourself
she was heartache from the moment that you met her
my heart is frozen still
as i try to find the will to forget her somehow
oh i think i’ve forgotten her nowher love is a rose pale and dying
dropping her petals and men unknown
all full of wine the world before her
was sober with no place to gooh my tears are falling down as i try to forget
her love was a joke from the day that we met
all of the words all of the men
all of my pain when i think back to when
remember her hair as it shone in the sun
the smell of the bed when i knew what she’d done
tell yourself over and over you wont ever need her againoh
she was heartache from the day that i first met her
my heart is frozen still
as i try to find the will to forget you somehow
cause i know you’re somewhere out there right now
Yağmur
0I’m only happy when it rains
You wanna hear about my new obsession
I’m riding high upon a deep depression
I’m only happy when it rains…..
Geçtiyse geçti diye birşey yok…
0Çok uzun zaman olmuştu yine onu dinlemeyeli. Yine bir an farenin imleci gitti üstüne, tıkladı iki kere. Biraz boğuk bir sesle, günün getirdiği karamsarlık duvarlarda yankılandı birazcık. İçeriye çok ses gitmesin diye azalttım biraz o yankıları. Sadece beynimde yankılansın istedim belki de. Bu da yeterliydi benim için. Anlattıklarıyla özdeşleşiyordu hayatımdan kesitler. Kim olduğu önemsiz, adsız bir tınıydı belki de. Sadece anılardan oluşan küllere güçlü bir nefes verip tekrar alevlendirmeye çalışıyordu.
Lanetlerin okunduğu saatleri hatırladım biraz. Gözyaşları dökülmedi mi günlerce? Onları işte. Yaklaşık yirmi dakika önce en iyi dostlarımdan biriyle konuşurken dışarı vurmadığım bir sıkıntıyı resmen kaza kaza içimden çıkarıyordu aslında. Günler geçiyordu, ben ise dibe vurmaya başlamıştım. Hep dediğim hayatın sinüs eğrisine benzemesinde yine “eksi bir”e ulaşıyordum sanırım y-ekseninde. Y-ekseni ne mi? Belki de yaşamın y’siydi o. Hayat işte diyip geçtim üstünden. Öyle mi acaba, geçtim mi?
Mahkum olduğumu hissetmeye başlıyorum bu lekeye. Çıkmayacakmış gibi… Her sıkıntıda bir anda ortaya çıkan lanet olası bir uçuk gibi bu acı. Merhemi ne bunun? Ya da kim? Belirsiz.
Aramak niyeti bile kalmamış… Yorgunluk, bıkkınlık… Sebep gösterebildiğim bu durgun halime, sadece bu iki kavram, bu iki kelime…
Dışarıda var mı düzgün birisi? Düzgün ile neyi arıyorsun? Sen düzeldin mi? Aşk var mı? Kime göre gerçek? Sen gerçekten iyi misin? Huzurlu mu olması lazım, ateşli mi? Huzurun içinde olması gerekli değil mi önce… Sorular… Sorular… Sorular…
Ya cevaplar? Boş bırakıp geçmekten başka yapabildiğim yok kaç aydır.
Cevaplamayı bile bıraktım aslında. Tanıştığım insanların suratına boş bakarak dinlemiş gibi gözükmek; anlattıkları sorunlara kendi içimden gülmek, “bu mu yani derdin senin ya?” demek… Utanıyorum bunları yaparken ama gerçek bu. Kim bilecek, kim görecek bazı şeyleri? Senin içinde herşey, herkese göre kolay herşey. Herkes yaşamış kendine göre, saygım sonsuz. Ama acı benimse, bırak yaşayayım.
Geçtiyse geçti diye bir şey yok…
Yıllar önceydi ilk bisikletten düşüşüm, hatırlarım. Dizim kanamıştı. Feci hem de. Neredeyse geçmiş bir yirmi sene, bakıyorum dizime aynı yaranın izi orada…
Dedim işte…
Geçtiyse geçti diye birşey yok…
Herşey iz bırakır.
Bu da onlardan biri işte…
Belki de hava yağmurlu ya bugün, biraz ağrı yaptı. O kadar.
Yağmurlu havalarda ben.
0Saçma bir başlık oldu, daha iyisini de bulamadım.
Öncelikle yağmurun mükemmel birşey olduğunu düşünmeyenler kafadan bu yazıyı okuyamayabilirler. Diğerleri de istediği zaman back tuşuna bassın çok zor birşey değil. Evet, agresifim biraz bugün. Kafa karışık kafa..
Yağmurda yürümeyi o kadar seviyorum ki… Dün fırsat bu fırsat, en sonunda elime geçti uzuuuun bir kurak bahar ve yaz döneminden sonra – O an o kadar mutlu oldum ki… Caddebostan sahilden ayrılasım gelmedi ama zorundaydım. Arkadaşlarımla buluştuktan sonra gözüm hep camdaydı. Camın saydam olmasından faydalanarak dışarıya bakıyordum bütün gece ama aslında baktığım yer tamamen beynimin içiydi. O kadar dalmışım ki, dürtülerek dünyaya geri döndürüldüm. Hala kolum acıyor!
Her yağmur damlası hayatımın bir anı gibi ve en büyükleri genelde birilerinin yüzüne düşüyor, onlarda elinin tersiye silip atıyor. Hep bu böyle. En rahatsız edicileri zaten genelde başkaları için bu büyük anlar oluyor.
Arkadaşlarımdan zor bela ayrılmadan önce bir bira içtim ve arabama binip o yarattığım mükemmel depresif ortama uyan CD’mi koydum… Closer’ın soundtrackinden “Can’t take my eyes off of you” ve ardından Oasis’den “Wonderwall” çalarken ben hala dışarıdaki yağmurla beraber geçen anlarımı ve salakça bir şekilde onların hangilerinin yanlış hangilerinin doğru olduğunu ve bunları nasıl düzeltebileceğimi düşünüyordum… Ne kadar saçma geliyor beynim mantıklı çalışmaya başladığında ama olmuyor işte. Yapamıyorsun.
Caddebostan’da bıraktığım yağmur hasretimi 3-4 saat sonra otoparktan yukarı çıkınca geri aldım. 15 dakika damlaların altında oturdum tek başıma. Hiçbir şey yapmadan. Elimdeki cep telefonunda açtım “Mesaj yaz” kısmını. Boş bıraktım. Aklımda doldurdum sadece, zihnimde bastım gönder için tuşa…
Pardon, niye tek başına olayım ki.. Düşüncelerimdeki insanlar ve bütün anlarım vardı “yüzüme yüzüme düşen”… Eve girmeden önce silmek istedim hepsini, özellikle o büyük olanları… Silemedim… Eve girdiğimde onlar yine vardı ekranımın karşısında…
Diyorum işte, kafam karışık.
