Posts tagged şiir
rüya
0Karıştırırken sayfaları
Gözlerim kapanıyor
Maksat kafa dağıtmak olsa da
Giriyorsun rüyalarıma
Yeni adamın yanıbaşımda
Öldüresim var ama
Olmuyor, gelmiyor içimden
Değer hesapları dönüyor retinamda
Sonra sen çıkıyorsun karşıma
O çiçek bahçelerinden
Halbuki farkındayım
Birazcık başlasam sana varmaya
Dikenlerle sarılı bir tarla
Çıplak bacaklarıma
Değen tüm acılar
Senin anıların
Aşk bitmiş
Meşk geçmiş
Hayat yüklemsiz bir soru cümlesi
Sen ise
Sadece bir nokta yok ötesi
Yine de
Çiçekler açmış gülümsemenle suratında
Kandırıyor beni
Alıyor aklımı yine
Dayanamıyorum sana
Sarılasım geliyor
Biran karanlık çöküyor etrafa
Biraz üste geç sen diyorum
Çocuklarım her tarafında
Umrumda değil
Artık zevk bile vermiyor
Rüya bile olsa
Onları sen gibi yapmaya çalışırken
Sen onlardan biri olmuşsun zamanla
Galiba saati geldi diyor gün, ağarıyor ve
Gözlerim açılıyorsa eğer
Sadece ama sadece geriye kalan
Bir sabah ereksiyonu ile
Bir de kalbimde inceden bir sızı meğer…
Şike
0Başım ağrıyor. Bir o kadar da ciğerlerim. Bazı şeyleri bırakmam lazım. Az da olsa sigara da belki bunlardan biri. Keyif için bile olsa, zarar veriyor bana. Biliyorum bunu. Ama bundan daha acısı da var ki. Aşk dediğin o meret. O uyuşturucu. Belki de en tehlikelisi. Bize öğretilen hep yok eroindi, yok kokaindi. Bunları geçmek gerek. Asıl doğruyu söylememiş büyüklerimiz. Bunu galiba çekmemizi istmeişler. Bunun müptelalığını, bunun kafasını herkesin yaşamasını istemişler tarih boyunca.
Neden? Neden ama?
Gerekli miymiş?
Saçmalık olduğunu göstermek istiyorum. Saçmalık olduğunu anlamak istiyorum. Doğru olanın bu şekilde olmaması gerektiğini düşünmek istiyorum. Artık derdim kişilere bağlı değil, öznelerim tekil şahıstan oluşmuyor. Ama yine de var işte kırıklıklar…
Hayaller de açık ara önde bu konuda.
Hala umutlarımdan kağıt kuleler kuruyorum. O kadar rüzgardan sonra.
İnanıyorum ki birgün biri ayakta kalacak. Yükseklere ulaşmayı bıraktım, temelini çifter çifter atıyorum.
Kupa kızını saklıyorum en sona.
En yukarı ona koymak için. Her seferinde, en son kart yıkıyor hepsini. Sıkılıyorum küçük bir çocuk gibi. Heveslerim kaçıyor birer birer. Oynamayı bırakıyorum galiba yavaş yavaş…
Nasıl olacak bu? Bir yandan umutlarım varken… Bir yandan gidiyor. Sonuçta herşey aynı kalıyor.
Ben iyiyim diyorum, hayat geçiyor.
Hayat iyi diyorum, benim içim geçiyor.
Bıkıyorum işte…
İnancım bitiyor…
Ben bitiyorum…
Sonunda.
Aşk mı kazanıyor?
Zannetmem…
Bu sadece bir şike.
Öylesine…
0Neden kapıdan içeri girdin?
Neden çıkardın ayakkabılarını?
Üşümedi mi o minik ayakların?
Bundan dolayı mıydı yoksa suratındaki donukluk?
Neden dudaklarıma dokundurdun o pembe dudaklarını?
Kandırmaya şimdi mi başlamıştın?
Yatmakta zorlanmadın mı yanıma?
Ya gözümün içine bakarak sohbet etmeye?
Hiç mi için sızlamadı boynuma dolanırken kolların?
Hiç mi düşünmedin onu benimle öpüşürken?
Hiç mi yalan söylemedin bana? Hep ben mi suçluydum bu hikayede?
Şimdi ne olacağını hiç mi düşünmedin?
Kimlerin olacağını? Kimlere kalacağımı?
Bu satırların anlamını bilen var mı? Ben dahil…
Sana mıydı tüm kustuklarımın hesabı? Senle miydi herşey?
Dur…
Sensiz de oluyor.
Güçlüyüm.
Ama yine de biraz da yaralı…
Siktir olup gitmekse tek çare, varım ona da…
Aslında… Bir başka konu daha var.
Ben farkettim ki,
Yokum gibi… Senin için.
Hep dediğim gibi,
Boşver gitsin… Ben kalp kırıklarının ihtisasını yaptım bile.
Ömer Hayyam #2
0- Image via Wikipedia
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alsın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!
Ömer Hayyam

Ömer Hayyam #1
0
- Image via Wikipedia
Geçmiş günü beyhude yere yad etme,
Bir gelmemiş an için feryat etme,
Geçmiş gelecek masal bunlar hep
Eğlenmene bak ömrünü berbat etme
Niceleri geldi neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep seninin gibiydiler
Dünyada ne var kendine dert eyleyecek
Bir gün gelecek ki can bedenden gidecek
Zümrüt çayır üstündü ,sefa sür iki gün…,
Zira senin üstünde de otlar bitecek
Ömer Hayyam

Hayat tersten başlasa
0
Yaşamın en tatsız tarafı sona eriş seklidir…
Şüphesiz ki yaşamı tersten yaşamak daha güzel, hatta mükemmel olurdu.
Nasıl mı?
Cami’de uyanıyorsunuz.
Bir tahta sandık içerisinde, herkes karşınızda saf durmuş, iyiliğinize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmiş vaziyette tabuttan doğruluyorsunuz, yaşlı, olgun, ve ağırbaşlı olarak.
Herkes etrafınızda, büyük bir itibar, iltifatlar, çocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabanıza kurulup evinize gidiyorsunuz. Doğar doğmaz devlet size maaş bağlıyor, aylık veya üç ayda bir maaşınızı alıyorsunuz.
Ne güzel, hazır maaş, hazır ev…
Altmışlı yaslara kadar garanti, huzur içinde yaşıyorsunuz. Sağlığınız gittikçe düzeliyor, kaslar güçleniyor, kuvvetleniyorsunuz. Bir gün çalışmak istiyorsunuz ve ise ilk başladığınız gün size hoş geldin hediyesi olarak b! ir plaket ve altın kol saati veriyor patronunuz ve genel müdürlük veya bunun gibi yüksek bir makamdan tecrübeli bir insan olarak ise başlıyorsunuz.
Herkes karsınızda el pençe divan…
Vücudunuzda da bazı hoşa giden hareketler de başlıyor. Gittikçe zayıflıyor forma giriyorsunuz. Diğer hormonal aktiviteler artıyor, fevkalade…..aman ne güzel günler başlıyor… derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
Bu arada babanız ortaya çıkmış, ‘fazla çalıştın’ diyor ‘artık eve dön, işi bırak, okumaya basla, harçlığın benden olsun…’
Keyfe bakar mısınız? Okuduğunuz dersler gittikçe kolaylaşıyor. Ekmek elden, su gölden bir dönem başlıyor.
Partiler, diskotekler, kızların sayısı artıyor. Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye başlıyor, araba kullanma derdi de yok artık…
Günün birinde sizi okuldan da! alıyorlar, ‘evde otur, keyfine bak, oyuncaklarınla oyna’ diyorlar.
Mamanız ağzınıza veriliyor, zaman zaman altınızı bile temizliyorlar, hatta bu durum alışkanlık yaratıyor ve hiç tuvalet kullanmamaya başlıyorsunuz. Derken anneniz bir gün size süt verme kararını alıyor ve başka bir keyifli dönem başlıyor.
Mama artık her yerde, her an ve en taze şeklinde hazır. Bir gün karanlık ılık ve sıcak bir ortama giriyorsunuz. Beslenmek için ağzınızı açmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor, sıcacık, yumuşacık, gürültü ve patırtısız bir ortamda yaşıyorsunuz.
Küçülüyor, küçülüyor, ufacık bir hücre halini alıyorsunuz.
Veeeeee….
En güzeli deeee……
Günün birinde müthiş keyifli bir geceyle hayatiniz bitiyor…
Can YÜCEL
Rüyalarım gerçekten güzel…
0
Rüyalarım gerçekten güzel artık.
Sıkılmıyorum sabahları ilk saniyede.
Bir umut var içimde.
Gelir dedik ya hep içimizden bu günler.
Ne var; olayım işte huzurlu…
Mümkünse tek başıma.
Gerek yok ikinci bir deliye.
Zaten çıksa da çıkmasa da karşıma
Her gün bayram bana!
İsimsiz Piç
0Bir kez olsun sadece mutlu hissettiysem geçen eğer;
belki de seninle olduğuma yaklaşıyor gibiydim
ama bunu çok uzun zaman önce kaybetmiş de olabilirim.
Seni kafamdan çıkarmak için terli bir şekilde,
bir sofanın üstünde bir fahişenin bana tenin çok güzel demesini dinledim,
bu yalana inandım, kafam uçtu…
Birazcık anason, biraz sudan ibaret midemin içi o sırada
fakat beyniminki sadece senden ibaret.
Kendimden iğreniyorum uyanınca bu korkunç rüyadan,
senin kollarına atlamak istiyorum fakat olmuyor
her atlayışımda dipsiz kuyuyu boyluyorum, bir canım daha gidiyor ve oyun bitiyor
ama saatler senin rüyalarınla geçiyor; hayata birazcık da olsa tutunuyorum.
Belki bir gün… ile başlayan cümleler kuruyorum.
Tek başıma yürüyorum bu yolda ve yolu aydınlatacak bir tane bile fener var ise
ışığının senin o güzel saçlarının rengini saçacağına eminim o sırada.
Ama nereye? Nasıl? Kim, ne var yolun sonunda?..
Şimdi ne yapacağımı söyle. Ne olur. Son kez. Bitsin artık.
Adına ya yalan ya gerçek diyeyim ama bitsin.
Konsun adı.
Çünkü cevapsız;
benim hayatım isimsiz bir piç…


