Posts tagged Rakı
What do you love?
0Google “What Do You Love?” adında bir hizmet başlatmış; Çok basit bir arama kutusuna ne sevdiğinizi yazıyorsunuz ve Google bunu bir sonraki sayfada neredeyse çoğu hizmetinde arayarak karşınıza sütun sütun getiriyor.
Ben de ilk denememi yaptım, sonra kafam karıştı; bıraktım…
Aradığım şey ne mi?
Aha burada:
An gelir, can çeker.
0Bir anlık hareketlerin bir ömür kafa karıştırabileceği bir dünyada belki de düşünmemek en iyisi.
Sadece biraz rakı biraz kebap.
Fazlasında ne gözüm var, ne gönlüm…
Akşam da rakı içeriz zaten…
0Çok fazla şey beklemiyorum aslında karşı taraftan. Biraz meraklı olsun, biraz çekingen.
Vücudu güzel olsun ama.
Böyle mesela:
Sonra takılalım hep.
Beraber paylaşalım herşeyi.
Gece gündüz sürtelim orada burada.
Deli gibi sevişelim saatlerce.
Sonra da kalkar gideriz yine biryerlere.
Beraber ağlayalım, gülelim.
Bir gün kalkayım ama yanımda olmasın.
Baymasın beni.
Dün gece ona ne söylediğimi hatırlamamış olayım.
Ne var yani şunun şurasında aşklar güzel bir popodan ibaret değil mi?
Şu şarkıyı dinlesin, sözlerini atsın bana sadece bir mesaj ile…
Akşam da bizimkilerle rakı içeriz zaten…
Sadece 15 dakika…
0…
Çok fazla değildi ayrılık tarihinden sonra geçen zaman. Yıllar geçmişti ve ilk defa yalnız kaldığını anlamıştı aslında. İlginç bir şekilde şu ana kadar geçen zaman onun canını acıtmamıştı, tam tersine sevinçliydi bu yeni hayat tarzı için.
Beyaz bir odanın içinde yerde fırlatıp atılmış bir şekilde duran büyük yastıkların üstünde oturup duvarlara bakıyordu, duvarlardaki posterlere. “Muhammed Ali” diye düşündü, posterine bakarak. Bu adamın yumruğu ne kadar ağır olabilir diye kendi kendine bir hesaplama yaptı. O sırada da beyninde Rocky filminden Ivan Drago’nun bir Newtonmetre tarzı makinaya yumruğu vurduğundaki sahne gelip geçiyordu. Bunu neden kafasına takmıştı ki? Muhtemelen yumruk yemiş gibi hissetmeye başlamıştı şimdi.
Yalnız kalmıştı. İlk defa.
Geçen süre içinde kimse onu yalnız bırakmıyordu çünkü, hep birileri yanındaydı öyle ya da böyle. Çok fazla düşünme fırsatı bile bırakılmamıştı.
Gözleri doldu. Zaten duygularını yoğun yaşardı. Sinirlendiğinde de üzüldüğünde de gözleri kolay yaşarırdı. Çok sevmiyordu bu huyunu, “annemden kaptığım en kötü huy” derdi bunun için hep. O sırada bir damla siyah şortunun üstüne düştü. Arkada çalan müzik seneler önce kalbinin pıt pıt attığı dönemler dinlediği bir şarkıydı, muhtemelen o küçük teybin odaya dağıttığı melodilerdi gözlerinden o damlayı ayıran.
Bazı konuları anlamakta güçlük çekiyordu. Her zaman güçlüyüm imajı veriyordu, keskin ifadeli biri olduğundan da zaten hiçbir zaman bunun tersini de insanlar farkedemezdi. Çok yakınları hariç. Hissetirmek istemezdi de zaten.
Aptal insanları da biraz ezmeyi seviyordu aslında; pek sevmediği bir özelliğiydi bu da ama yapacak bir şey bulamıyordu çünkü büyüdükçe dürüst olmanın vicdani hafifliği hep ağır basmıştı.
“Ne yapacaksın şimdi?”
Bu soru dolanıyordu kafasında.
“Ne yapılır ki tek başına?”
Hayatta ilk defa, çevresinde bu kadar insan varken sanki dünyada tek o kalmış gibi hissediyordu. Normal bir haftasonunda genelde hep sevgilisiyle olurdu. Sabahtan akşama kadar hem de. Kesin bir plan yapılırdı, hepsinden de aynı derecede zevk alırdı.
Artık planlar yoktu. Artık kimse yoktu. Artık sevgi diye birşey yoktu…
Acı…
Tek hissedebildiği buydu. Bir anda saplanan göğsünün sol tarafına.
Yerinden aniden kalktı ve lavaboya yöneldi. Yüzüne iki avuç suyu çarptı ve sonra lavabonun yanında duran, parfümlü kokusundan annesinin daha yeni koyduğunu anladığı havluyla kuruladı yüzünü.
Fazla sürmedi ama ıslanması tekrardan…
…
Sapanca Günlükleri – 2
0
Eveet, Sapanca günlüklerimizin ikinci ayağında Perşembe akşamından başlayıp Pazar akşamına uzanan bir zaman dilimini alacağız bu sefer yazıya. Geçmeyen bir haftanın son günü olan Perşembe 1 Mayıs’ın tatilinin kesinleşmesiyle Sapanca’ya gidilecek gün olarak belirlenmişti. Herkesin işten eve dönmesiyle hazırlıklar başladı, telefonlaşıldı ve ayarlandı.
20:30 sularında T., C. ile C.’yi alıp KBK’ya geldi. Bu arada iki C olduğunu farkettim, hatta ileride 3 C olacak. Bunları nasıl ayırayım… Tamam biri CD, diğeri Elektro, öbürü de CA olsun.
Neyse, CD önde oturuyordu biz 3 ayı arkaya sıkıştık neyse ki. Elektro tabii ki teçhizat tam takırdı, iPod’u da taktık teybe o kasetli kablolu acayip bağlantı aletiyle başladık dinlemeye. Ben yne oğullarımızı getirmiştim. Bir Bacardi Apple, bir adet de Martini. Elektro ile CD’den de vakfa yine bir Martini ile bir şişe viskinin yarı kalanı bağışlanmıştı daha yola çıkarken.
Yolda fazla bir aksiyon olmuyor gerçi yemek yemediğimiz için McDonalds’da durduk, hani o üstgeçit gibi olan yerde. Dünyanın en yavaş McDonalds’ı olduğu için tırstık ama bu sefer o kadar da değildi ya da artık biz takmıyorduk. Ama bu konuda baya taşak geçtik. gnctrkcll’li olmak da bir ayrıcalık tabi. Ben değilim ama olanları seviyorum. Neyse, en son Sapanca’da Hayat Tekel’den hayatımızın sürdürülebilirliği için gerekli malzemeleri aldık ve eve yöneldik. Gece iyi içtik bir güzel, genel olarak huzur ve yorgunluk vardı zaten. CD şömineyi yakamadı. Odun ıslakmış ondan. Biz de yedik bu bahaneyi(!)
İkinci günün sabahı, uyanınca hemen güzel bir kahve yaptık. Ben erken uyandığım için bilgisayarımdan 4-4′lük o efsane Liverpool-Arsenal maçını izledim öncesinde. Sucuklu yumurta filan klasik kavaltı menüsü yine alles inklusiv olarak yerindeydi ki öncesinde zaten TSH’le gittik bir alışveriş yaptık. Dönerken de CA’lar TSH’lerde olduğundan onlara gidip önceki haftadan kalan biraları vs. aldık. Bizimdi onlar. Bizim olacaktı hep. Ki oldu. Bahçede demlenip huzur ypatık biraz. Boş boş oturuyorduk ve bira içiyorduk ki E. geldi. Hem de topla! Obaaaa!
Sonrasında mal bir oturuş oldu aslında fazla bir şey yapmadık. T. o efsane sözü söyleyerek tatile damgasını vurdu: “Çeşke her … MSN’e girse!” Baya faşo bir laftı ama komikti, sansürlemem gerekti pardon. Çeşke kelimesinin Keşke olduğunu sonradan anladık daha da güldük. 3 gün bu lafın üstüne milyonlarca esprinin gelmesi de bekleniliyordu, oldu da. Akşam mangal yapacaktık, CD ile gittik birsürü şey aldık. Mangalı da oturttuk bir köşeye oooh mis gibi yedik yine. Ben baya yedim çok da içemedim üstüne zira. Sonra malak gibi film izledik, dışarıda oturmaya hava elverişli değildi ama yanlış hatırlamıyorsam 4 film filan izlendi. Herkes teker teker sızdığından (bunlardan biri benim) en son filmi CD ile TSH bitirdi galiba.
Sabah yine en erken ben uyandım. Bu sefer de Slumdog Millionare filmini açtım izledim ki o sırada CD uyandı, battaniyelerle ve kahve ile bana eşlik etti. Film bitene kadar herkes uyanmıştı, yine bir kahvaltı patlattık güzelcene. Sonrasında aslında Tabu oynayasımız vardı ama salla dedik, zaten biraz da geç uyanmıştık, göl kenarına gidip bira içtik.
Ben hala mangal kokuyordum. Biralarımız içtik, bir iki barfiks ve şınav çektik nedense, geri döndük. Orada bol resmimiz de var. Yine akşam yemeği hazırlıklarına başladık. O sırada şömineler yakıldı, mangal bir kez daha. Çok güzel rakımızı içtik, oooh mis- yine. Sonra Bir baktık, CA geldi. Daha doğrusu, TSH onu aldı getirdi. Bize de bir sürpriz yaptı, çok sevindik. Bu arada sağlam da içiyorduk hani. Dansettik baya. T. coştu zaten. Sonra ben sızdım. Yerde. Şömine önünde. Uyandığımda hayatımda ilk defa 9 bardak su içtim ve hala belim ağrıyor. Sonra ben, CD ve TSH sabah 07:30′a kadar dünyayı ve ilişkileri kurtardık. Akşam TSH ile CD’nin gidip bira bulma çabaları da boşa gitti, kapalıymış her yer. En son sabah 07:^0′da yerde yarım kalan biraları CD fırtlıyordu, ben baymıştım artık.
Az biraz uykudan sonra son sabah ne kahvaltılık almaya gidecek, ne hazırlayacak takat vardı zira öğleden sonra ayrılcaaktık. Güneş açtı, biz de masayı ve sandalyeleri bahçeye attık, oturduk. Abur cubur ile geçiştirdik… Bu arada benim bir önceki günden kalan soğuk kuzu şişi dürüm yapmam sükse yarattı. Çok da güzeldi ne var ki bunda?
Biraz daha top oynadık.
T. ‘nin CA’dan daha az dizinde top sektirmesi ilginç bir anekdottu. Aslında kendisi çok iyi top oynar. Anlamadık, tesadüftü herhalde(!)
Sonra bir saat süren bir temizlik sonrası, yola çıktık ve tekrar yuvalarımıza dağıldık… Yine güzel bir haftasonu, yine huzur, yine eğlenceydi Sapanca… Tekrar gideceğimiz günü iple çekiyoruz! Bakalım günlüğün öbür sayfası nasıl dolacak!..
Armutlar ve Aşk
0Huzursuzluklar bahçesinde
Aşık olsam çilek kızın tekine
Ama o üzümüm dese
Ben elma olsan keşke desem
Üstüne o beni sevmese
Armut gibi kalsam yerlerde
Çekirdekli çıkarsa kız bir de
Sormazlar mı adama
Napıosun ii misin die?
Rakı Masasından Özlü Sözler #1
245 dakkalık bir aşk çıkmazı hikayesi anlatıldıktan sonra yapılan yorum;
“Kızı anlamadığı söylüyorsun, demek ki doğru yoldasın!”
Hakan Hisli




