Bu konuda ciddi bir tecrübem olduğu için yazalım dedim. Abigail’imi de görmedim gerçi uzun zamandır… Neyse, kel alaka oldu.

Her içmenin bir adabı olduğu için üstüne üstlük her içki reklamında “adabıyla içiniz”i güzel bir laf ile sonda adamın gözüne gözüne soktukları için (Please drink responsibly) tabii ki bunun da bir adabı var.

Yaz da geliyor hani, havalar ısınıyor akşamları dışarıda oturulur seviyelerde bir hava ısısı mevcut…

Eee, parkta içmek de en güzel aktivitelerden hani…
Burada 3 önemli soru karşımıza çıkar:

  1. Ne içeceğiz ve yiyeceğiz?
  2. Nerede içeceğiz?
  3. Ortam koşulları nasıl?

Ne içeceğiz ve yiyeceğiz?

Bu en önemli soru. Öncelikle uzun sürecek bir seans ise – ki genelde uzun sürer – hemen ısınmayan, ısındığında da bir şekilde içilebilen veya çabuk tüketilebilen içkiler seçilmelidir.

Burada da genel olarak alımıza tabii ki bira, viski, gırtlağı dayanan varsa vodka gelir.

Şov yapmak isteyenler süt + muz likörü karışımını denemelidir.

Yemek konusuna gelince, aslında parkta içmede yemek söz konusu bile değildir. Tam tersine, yemek park zevki sonrası düşünülmesi gereklidir. Fakat, illa ağzımıza bir tek hacmen %’si 0′dan büyük olan sıvılar harici kuru birşey de girsin derseniz tabii ki kuruyemişler ve cipsler sizin yardımcınız olacaktır.

Burada düşünülmesi gereken konu, iki-üç aç arkadaşınızın cipslere veya kuruyemişe dadanıp muhabbetten uzaklaşıp burnunu karga gibi pakete gömmesi sonucu iletişim bozuklukları olabilir.

Nerede içeceğiz?

E dedik ya parkta. Şimdi park derken, gidip Göztepe Parkı, Özgürlük Parkı, Hyde Park diye ısrar etmiyoruz (Hyde Park ne abi :) ) zira mahallenizin ücra köşesinde çevresi birazcık açık otlu, ağaçlı bir bank bile olabilir. Mümkün olduğunca oturulabilesi kaldırımlar ve bankların olduğu yerler makbuldür. Çevreyi rahatsız etmenizi engelleyecek bir ortamın oluşması sağlanmalıdır. Sonuçta, insanlar sizin apartmanlar ortası abaza aryanızı dinlemek zorunda değillerdir. Abaza aryası ne derseniz, 2-3 bira çaktıktan sonra sesler yükselir ve tabii ki konu da… Nereye geleceğini siz de biliyorsunuz.

Sahil kenarları da iyidir. Burada mümkünse çakıl taşlarının bulunduğu sahiller seçilirse manyak olur. Böylece dertleşirken akabinde en uzağa atma, en fazla su üstünde taş sektirme tarzı olimpiyatları da aradan çıkarmış olursunuz. Hatta bu şekilde dem sonrası kokoreçi kim ısmarlayacak tartışmasına bile çözüm bulabilirsiniz.

Ortam koşulları nasıl olmalı?

Burada ortamdan kastımız, bir önceki maddedeki gibi coğrafi değil. Kimlerle içilmeli? Şöyle diyeyim. Bir kere sağlam muhabbeti olan adamları seçin. Uyuz uyuz sadece içkiye dalan adamlarla fazla uzun sürmez eğlence, bayarsınız – o sıcakta bile üşürsünüz vallahi. Oturmaya mı geldik?

Bokunu çıkarmayan adamlar olmalı, içip içip kusan veya agres yapan adamlar da bayar. Başınız derde girer vallahi.

Dertli adamları mümkün olduğunca bu seanslara dahil edin. Hem herif temiz bir hava almış olur.

Kız olursa ne ala! Belki iş bile çıkar ama maksat muhabbet olduğunu unutmayın. Burada da avlanmaya gerek yok yani, çüş.

Sonuçta parkta içmek güzeldir.
Severiz.
Daha dün 3 bira çaktık kendimize geldik hatta. Sonra da Şampiyonda midye… Hey yavrum hey…

İlgili yazılar: