Posts tagged ölüm

Joy?

0

Öncelikle bir iki gündür medyada ve normal olarak trendde olan bir konuyla ilgili çok kısa bir iki söz yazacağım.

Defne Joy Foster… Gerçekten iyi bir insan, tatlı, şeker biri olarak tanıdık onu, öyle sevdik. Vefatı sonunda ilk duyduğumda çok üzüldüm. Gerçekten ilginç geldi. Öyle bir kaynağının bile gidiyor olması işte hayatın gerçeği dedirtti. Ama sonrasında işin altından çıkanlarla gerçekten nasıl soğuduğumu anlatamam.

Bakın, bu kolay bir şey değil. Ölünün arkasından konuşmak vs. tamam ama ben bunu kabullenemiyorum. Bir insan, küçük çocuğu eşi bırakıp gecenin bir yarısı alkollü bir şekilde o gece tanıştığı bir adamın evine gitmesini kaldıramıyorum. Bunu tamamiyle kabul edilemez bulmuyorum ama onun durumundaki bir insan için kabul edilemez.

Acı tarafı, kendisi vefat etmeseydi, bu olay belki de ortalığa bile çıkamayacaktı. Ne kadar fena…

Peki ya şimdi ne oldu?

Şimdi o ufacık çocuk büyüyünce annesi ile ilgili internette arşivlerde aramalar yağtığında nasıl bir anne bulacak karşısında?

Keşke duygular insanları bu şekilde yanlış yollara saptırmasaydı…

Keşke sevgiler bu kadar ucuza gidebilir olmasaydı…

Keşke bu kadar temiz bir insanı kirletmemiş olsaydı…

Hepimiz Öleceğiz

2

Bak bir kere daha söylüyorum, iyi dinle bağırıyorum üstelik: HEPİMİZ Ö-LE-CE-ĞİZ!

Lamı cimi yok ulan işte sen de öleceksin. Mort, pabuçları diktin yani, bitti. Dünya dönmeye devam edecek, millet gülecek eğlenecek, çatır çatır sevişecek; ama sen yoksun ulan! Daha ne olsun öyle düşün! Adın bile geçmeyecek; e hadi geçti diyelim neye yarar?!

Peki bu penguencilik, bu ciddiyet niye?

Ne kadar sürdüğü önemli değil; mutluluk erişilebilir…

1

noname

Resimdeki kız Katie Kirkpatrick; 21 yaşında… Yanındaki 23 yaşındaki nişanlısı Nick.
Fotoğraf 11 Ocak 2005 tarihinde ABD’deki törenlerinden hemen önce çekildi.
Katie ölümcül bir kanser ve günün bir çok saati ilaç alıyor.
Resimde, Nick onu bir çok kemo(terapi) seanslarından birinde birinde onu beklerken görülüyor.

noname2

Tüm ağrı, organ yıpranmaları ve morfinlere rağmen Katie evliliğinin her detayı ile kendi ilgileniyor ve devam ediyor.
Elbisesinin hergün oluşan kilo kaybına göre bir kaç kez ayarlanması gerekti…

noname3

Partideki alışılmadık bir aksesuar da, Katie’nin tören ve resepsiyon sırasında kullandığı oksijen tüpüydü…
Resimdeki diğer çift Nick’in ebeveynleri. Oğullarının tatlı lise aşkı ile evlendiğini görmekten heyecanlılar.

noname4

Katie tekerlekli sandalyesinde oksijen tüpü ile, kocası ve arkadaşlarının söylediği şarkıyı diliyor…

noname5

Resepsiyon sırasında Katie’nin ara sıra dinlenmesi gerekti… Ağrı onu uzun sure ayakta durmasına izin vermedi.

noname6

Katie evlilik gününden 5 gün sonra öldü. Çok zayıf ve hasta bir kadının yüzündeki bir tebessümle evlendiğini görmek bizi düşündürdü…

Ne kadar sürdüğü önemli değil; erişilebilir…
Yaşamlarımızı karmaşık hale getirmeyi bırakmalıyız…

kısa, kuralları yık, hemen affet, tutkuyla öp, dürüst sev, içten gül…

Ve gülümsemeyi asla bırakma… Hayatın ne kadar tuhaf olduğu önemli değil, hayat her zaman katılmayı beklediğimiz bir parti değil, ama burada bulunduğumuz sürece gülümsemeliyiz…

D. Cüceloğlu’ndan güzel bir bakış açısı

0

Fatih Başaran’ın sitesindeki bir yazıyı buraya da kopyalamak istedim. Doğan Cüceloğlu’nun bizim şirkette de seminerleri oluyor ve bayağı tavsiye de ediliyordu diğer iş arkadaşlarım tarafından ve bu seneki eğitim programıma yazmayı düşünüyorum. BEnce güzel bir bakış açısı… Bu tip açıları yakalamak ve kullanmak lazım.

Doğan Cüceloğlu’ nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma:

B (Dogan Cuceloglu): Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

K(Katılımcılardan Biri): Allah’a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.

B: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz? Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:

K: .

B: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi? Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim:

Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz? 

K:Hayır

B:Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?
K:Var.

B:Yarın?
K:Evet.

B: 30 yıl sonra?
K: Olabilir.

B: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini bili yor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz? Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır. Sözümü sürdürürüm:
B: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
K: Yoktur hocam.

B: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini? Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.
K: Hocam konuyu değiştirsek?

B: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
K: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

B: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona “yüreğinizin taa derininden gelen bir “seni gerçekten çok seviyorum” demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı? Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

B: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde “şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?” diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

Go to Top