arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘okul’

Arif’in Hayat ile ilgili 2009 2. Çeyrek Raporu

Perşembe, 09 Tem 2009 Arif yorum yok

Eveeet, bir önceki yazıyı yazdıktan sonra sağ alt köşede tarihi görünce bu yazının zamanı gelmiş onu farkettim. Başladım yazmaya. Bundan önce ilk üç ayın küçük bir analizini yapmıştık, 1. çeyreği nasıl kapattık anlatımştık kısa bir şekilde. Bu kez de aynen devam diyelim dedim.

Neler oldu bakalım bu üç ay içinde? Nisan ayı aslında biraz banal geçti. Tamamıyle spora adanmışlık vardı gönüllerde, gece ı baya azdı.

Saçmalamalarımız yoktu, genel olarak spor sonrası iki çakma muhabbetimiz devam etti. Sonra baktık biz bu şekilde fazla ilerleyemiyoruz, bari bunu Ice Tea’ye döndürelim dedik.

Mayıs ayı ise yine bayıktı zira çok fazla sınav stresiyle boğuştuk başlarında vize dönemleri… Ama bunun dışında Çocuk Bayramı ile Gençlik ve Spor Bayramı’nı iyi kullandık Bu ara boyunca 3 kere Sapanca’ya tatile gitmemiz zaten bu çeyreğin belki de en göz alıcı anlarıydı sanırsam. Sapanca ile ilgili de daha önce yazmıştık zira. (burda ve burda)

Sapanca’dan da biraz bay gelmesiyle beraber – ki ben hala bunun niye olduğunu düşünüyorum tam da oradaki havuzu site yönetimi hazır hale getiriyordu; (Site yönetimi: bkz. T.’nin babası) biz yine finallerle boğuştuk 1-2 hafta. O sıralarda herkesin mezun olma telaşı da yok değildi hani. Bir de bir şekilde spora yine devam eder gibi yaptık. Dever eder gibi yaptık diyorum çünkü aslında eskisi gibi gitmedik çünkü genelde baba gel ya bahçede çakalım, baba gel ya pub’a gidelim… şeklinde bitiyordu günlerimiz.

Haziran’da da mutlu haberler alınınca biraz rahatlamalar geldi.Açıkçası dönüp bakınca çok da manyak şeyler yaşamamışız ya bu ikinci çeyrek de gaiba meşgalemiz fazlaydı istemdışı olarak :)

Şu anki tek sıkıntım – kişisel olarak – nerede ve nasıl yapacağım…

Categories: günlük şeyler Tags: , ,

Alın beni bu sıralara yeniden

Salı, 07 Nis 2009 Arif yorum yok

Merhabalar efendim.

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nden hepinize hoşgeldin demek isterim. Buralarda genelde yalnız kalınmaz ama şu an benim yüksek lisanstaki kankileri benim ders erken bittiğinden dolayı kendi derslerinden çıkmaları için bekliyorum. Bu sırada zamanı boşa harcamayayım dedim. Biraz da bugün S. iş çıkışı ayı gibi yarırarak geldiğinden dolayı erken ulaştım üniversiteye. O yüzden “manzara” denilen mekana gidip yemeğimizi orada yedik. Aşiyana kedi fırlatmamam için konulmuş teller sinirimi bozdu. Buradaki kediler bayağı yavşak ya. Ulan bi dur, insan iki ısırık alsın, di mi?

Neyse… Geçen seneye dönüyorum. Buralarda oturuyorduk bu zamanlar. Havalar güzelleştikçe bunu arttırdık ve efsane geyikler dönüyordu. Bu yavşak kediler yine buradaydı. Hatta bir tanesinin hala resmi var cep telefonumda. Kadraja sığmadı hayvan. Neyse, ne güzeldi… Biz hafif askerden kaçma hafif de yoğunluk azaltması nedeniyle 3 dönemlik masterı bir dönem daha uzatarak bitirme uğruna bizim dönem ından koptuğumuzdan, o zamanları daha da bir özledim ya şimdi. En zevkli dönemdi… Yaz, Boğaziçi’nin Güney Kampüsü, , çıkışta da Bebek!… Heey hey… Neyse önümüzdeki aylar da bunlar tekrarlanır umarım.

Üniversiteye geri dönmek için nedenleri sıralayasım geldi işte böyle bir an üniversite sınırları içinde boş kalınca:

  • Çıtırlar. Tabii ki. Kim üniversite aşklarını ve en güzel zamanlarına giriyor olan kızları sevmez ki!?
  • Sorumsuzluk. Off ya, kimse sana birşey sormuyor ki… Takıl işte… İki vizeye çalışacaksın hayvan, ne bıdı bıdı ediyorsun?
  • Bohem . Fazla süslenmene, traş olmana, giyimine, kurumsal kimliğe gerek yok. Tak götüne kotunu, giy t-shirtini, al eline burma 4-5 A4 kağıt ile bi kalem tamamdır!
  • Günün yarısının boş olması. Genel olarak doğru olan bu maddeyi çok özledim!
  • Geyikler. En çok özlediğim! Evet, işyerinde de bayağı yapılıyor ama artık bir ara ne olur daha fazla yapmak istemiyorum diyip okula gitmiyordum, hatırlarım.

Muhtemelen, bu uzar gider. Hatta buyurun siz ekleyin… Ama o günlere sadece bunlar için dönmek istedim!

Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin

Pazar, 08 Mar 2009 Merrt yorum yok

Sade çalıyor önce günlerce ımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;

and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind

Ve sonra sakinleşiyor , yalnızım artık huzurlu gibi, Pink Floyd ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…

İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.

Bir buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…

when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…

Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum ’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;

well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year

Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. gerekiyor diyorum, ımın tatiline çıkıyorum. Ama ’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.

Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.

Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum ım değişti. Pink Floyd, Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.

Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. çalıyor; Cigarettes & Alcohol…

is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol

Bir de şiir kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?

Biraz biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın

Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;

“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence
..

Not : Akıllı adam Caz dinler!

Yine mi vizeler!?

Cumartesi, 08 Kas 2008 Arif yorum yok

Bu aralar bir ikilem içerisindeyim.
“25 yaşına geldin hayvan herif, hala ödev mi yapıyorsun!” diye mi kızayım kendime, yoksa “ulan 25 yaşına geldin hala iki dakika kıçının üstüne oturup da iki rekat ders çalışamıyorsun da bütün gün süründürüyorsun şu işi” diye mi?
Sonuç: Seve seve bugün zaten aldığım iki dersten biri olan Supply Chain Management için ders çalışmak ve ödev yapmak olacak :)

Related Posts with Thumbnails