Posts tagged oasis

Oasis – Magic Pie

0

Arif’in hayat ile ilgili 2009 ilk çeyrek raporu

1

Mert sadece Mart ayını yazmış ama benim aklımda çeyrek raporlama vardı, bugün de hazır işte biraz rahatım bari şu işi bitireyim dedim. Bu yazıyı yazmak biraz zor olabilir zira şimdi son üç ayımın “hatırlayabildiğim” :) kısımlarından alıntılar yapmam gerekecek.

1 Ocak’ı hatırlamıyorum. Resimlerimden gördüğüm kadarıyla bir önceki seneki gibi yine C.’lerin teras katında yaptıkları partideydik ki işin ilginci bahrain_king_1ben oraya gitmeden evde yarım şişe viskiyi bitirdiğimden zaten kelleydim. 2009′a girişi hatırlıyorum desem pek doğru olmayabilir. Zaten resimlerde de Arap kıyafetleri ile gözüküyor olmam buna büyük tanıklık edecektir. Kendimi muhtemelen geçen sene bu aralar gittiğim Bahreyn’in kralı gibi hissediyordum herhalde. Günahkar kral. Tövbe de!

Akabinde olan finallerdi vs. zaten bir iki haftamın sıkınıtılı geçmesini sağladı ki, zaten beklenen birşeydi çünkü bütün dönem boyunca “Arif, bugün eğitimin için ne yaptın” diye sorsalar, cehennemde yanmaya tek gidişlik bilet alırdım Business’dan.

Bunun dışında genelde Ocak’ta fazla birşey yapmadım aslında. hugo_rivera_usa_sidetris_by_bill_comstockHem işte vardı, bir de biraz mıymıydım ama o sırada Mert ile konuşuyorduk, “ulan artık bizim de aksiyon yapmamız lazım, spora başlamak gerek, nolucak lan bu belimizdeki simit? vs… Abanalım ıpsss bas bas bassss!“. Ocak sonu yazılmaya karar verdik işte ayın ortalarında. Korkum da bu arada yine Bodrum amelesi olmaktı, hala da öyle.

Ocak’ın son haftasonu Emir’in doğumgünüydü. Zaten kaç haftadır dışarı çıkmamışım, nasıl darlanıyorum, bu büyük fırsattı. Dedik, herkesi çağıralım. Bayağı bir kişi de geldi. Asmalımescit eski Lokal. Tabii ki zıvanadan çıkartan ben oldum. 4 şişe (2′si fındık votka, 2′si Smirnoff North olmak üzere) shot alırasnız 20 kişi toplu pert nasıl olunur, Gastronomi bölümünde “Etik Tüketimi” dersinde case olarak verilir.

smirnoff_northBunu 14 Şubat’ta da yapalım dedik. Bekarlar partisi yapalım dedik. Zaten hepimizin o sırada büyük sıkıntıları olduğundan (hadi ya!?!?) bunu hep beraber aşabilirdik. Zaten birlikten güç doğmaz mıydı? Koy poposuna rahvan gitsin aşkın temalı partimizde yine şişeler açıldı (yine ben :) ) yine millet yerlerde. Gerçekten yerlerde!

Sonra dedim vay nasıl eğleniyoruz, “ iyidir” dedim. Öyle ama. Onlarla güzel vakit geçiyordu fakat hep bir şey eksikti. Bir değişiklik lazımdı çünkü hep kafayı çalışıtıran gizli bir güç vardı arka planda. Bastırmaya çalıştığım. Darlandım.. Darlandım.. Dedim ki ulan dedim Oasis! cigsnboozeO sıralar da feci sarmıştım hani. Ağzımda bir tek “iiiiis it myyy imaginatiooooon…” diye dolanıyordum. Bir baktım o da ne?! Oasis ’da. Ee, dedim bu iş burada biter ben bileti alır basarım. Sağolsun G. de benimle geldi. Orada okuyor ya o. Ona kolay tabi. Çok eğlendim, kafayı dağıttım.

abbey-clancy2Viyana ile birlikte Şubat’ı bitirirken biraz mali açıdan da yamulduk diyebilirim. Ondandır, biraz kıstım Mart ayında harcamaları. Bayağı da darlandım, evde içtim. Mart ayı hep sıkıntıdır zaten. Sevmiyorum. Yine öyle oldu. Yine bir darlama. Spora deli gibi devam ettik. Bu arada paso FHM aldım. ile başladı çünkü herşey. önce bir sayısında sace 2-3 sayfa ayırmışlardı ondan almıştım, öbür sayıda kapak yaptılar bebeğimi. :) Bendeki de tam çocuk salaklığı belki bir sonrakinde de olur diye her ay almaya başladım. Bu arada tabii ki 2 aydır Mert ile spora gidiyoruz. Ama deişik bir konsept, carrefour-011 çıkışı alttaki Carrefour Express’ten iki Miller ile bitiriyoruz. Sauna seanslarımızdaki muhabbet de güzel, paso kritik. , ilişkiler, futbol, yazın ne yapacağımız, vs…

Eee, Nisan’a adım attık…
Artık hayatın ne getireceğini planlamayı bıraktığımdan, acele etmemeyi, sabretmeyi öğrendiğimden olsa gerek; bu ay için sadece umutlarımla ve eğlenme isteğimle beraber ikinci çeyreğe başlıyorum.

Ve artık hep dediğim gibi…
Hayat; şaşırt beni!

Mart Ayında Hayat

1

- Özeniyorum arkadaşım. Yapım bu. Bu özenme beni bir yerlere götürmüyor o ayrı. Lisede sigara içen özenip sigara başlama özentisi değil bu. Bu özenme benim yaratıcılığımı köreltiyor. Gelmiyor içinden ne yazı yazmak ne şaçmalamak. Okuyorum yazıları diyorum bak ne güzel yazılmışları var burda sen yazma otur öyle mal gibi! Ama Artık zaman esinlenme zamanı. Arifin Abigail serisi ile ilgili çok fena planlarım olduğu gibi çok yakında benim de bir serim olucak çok yakında. İşte ipucu; Tori!

tori
- Ders çalışmak geçmiş benden. Son defterimi lise2 de son kalemimi son finallerde ünide asistandan aldıysam geçmiş benden. Artık emekli olmak istiyorum. Şurda 40 sene var emekliliğime ama ben jübilemi istiyorum okuldan, işten… Hoca, kalem, scientific makina, excell,  kalite belgeleri, çizim projeleri olmayan bir hayat hayal ediyorum. İçinde Sienna Miller, Tori Praver, kahve, , sallanan sandalye, Amsterdam, 57′Corvette olan hayaller kuruyorum. Sonra emeklilikle bunları bağdaştıramayıp, beynimin buharlaşmayan kısmıyla işten çıkıp okula gidiyorum.

- Sevgilim olmadan Mixed Tape’ler yapıyorum. Net olarak şaçmalıyorum. Onca yıl sevgilim varken yapmadığım şeyi şimdi neden kendime yapıyorum bilmiyorum. İşin Kötüsü bu Cdler bi halta da yaramıyor, Arabada Cd yok, discman’ım emekliye 2005 aralıkta ayrıldı. Ipod’daki playlistler Mixed Tape havası yakalamıyor bende şarkıları yazıp yazıp alt alta tutuyorum öyle. Bilmiyorum ki belkide beynim artık yeni bir sevgili bulsan mı diyor yoksa kendi kendi hazırlıklara mı başladı bilmiyorum.sienna
-Küçük bir moleskinim var, yazıyorum ona. Yapmam gerekenleri. Sonra yapınca üstünü karalıyorum onların. Çok keyifli. Bazı sayfalar simsiyah oluyor. Bazılarında karalama yok daha. Hakkında yazmam gereken konuları da yazıyorum. Onları eleyemedim daha ama kanıtlamak istercesine listesini yazıyorum gelecekte yazmak istediğim başlıkların;
+ Interrail Günlükleri
+ Bansky
+ Eddie Vedder Kafası
+ Darjeeling Limited Hakkında
+ Orospular Para İsteyin benden
+ Plastiklere Dolan Bebekler
+ Effect Of Suicide Scenes
Boş değil kafam anlayacağınız. Aşırı yükleme söz konusu. Ah bir boşaltabilsem şu beynimi.

- Mart olmuş, ne zaman 2009a girdik onu hatırlamıyorum daha. Bu sene kadar karambol bir sene görmedim ben. Süper ama. Hatırlamaya çalışıyorum yılbaşından beri aklımda kalanları, sahne sahne geliyor aklıma. Yılbaşında Kuzenle aile yemeğinden kalkıyoruz birer şişe içilmiş, arkaşların ev partisine gidiyoruz, başka birer şişe açılmış yolda, 5te herkes gidiyor, sarhoşuz arabaya binmeyelim diyip, boş evde üstümüze palto mont çekip o halde uyuyoruz, sabah uyanıp direk arabaya biniyoruz ve 2009un ilk şarkısı çalıyor bize, Dont Worry Be Happy! Daha önce de hakkında yazdığım dağ evine gidiyoruz 1-2 hafta sonra. 4 kişi. Her yer kar. Snowboardlar yanımızda. Kuzen fotoğrafçı. Bir şişe Kanyak bir şişe Absolut oh mis. Sonbaharda gittiğimizde yaptığımız rampamızda var. Atlayıp atlayıp içiyoruz. Acıkınca olan tavuklara oluyor 4 tavuk yiyoruz. Bir ara tarih veremiycem, Tünele gidiyoruz, pardon tarih veriyorum 14 Şubat! Otomatik ayarlanmış duygusal olarak ağlatan, iç parçalıyıcı yazılarımız blogta yayınlanırken biz arifle ‘I dont wanna work today’ die paralanıyoruz. Yüksek promil kurbanı oluyoruz. Köpek gibi eğleniyoruz. İzmirden Kankam H. geliyor zırt ve pırt. Çok derin muhabbetler yapıp, içiyoruz. Kahve içiyoruz sigara içiyoruz, rakı içiyoruz, içiyoruz. Sonra mart geliyor yazı yazamıyorum bunu farkediyorum. Çok eğlenmiyorum bunu da farkediyorum. Sıkılıyorum.

- O kadar sıkılıyorum ki, geçen iş yerinde işim bitince google earth’e dalıyorum. Önce 07 de gittiğim, kaldığım kardeşimin yurdunu buluyorum amsterdam da. Sonra StreetView açıyorum, bakıyorum çok zevkli. Sonra 08 de K. ve E. ile kiraladığımız evi arıyorum. Hala street view ama. Bir nevi amsterdam da yürüyüş yapıyorum. Ev ‘abi orda merkez camii var onun ordaki büyük ağacın sağından devam et kime sorsan gösterir’ kıvamında olduğundan buluyorum hemen. Bakıyorum binaya, K. ile cama oturup dışarıdan bağıraşarak muhabbet ettiğimiz yerdeki sineklik hala yırtık. Duygusallaşıyorum hemen. Nostalji kaplıyor her yerimi. Acilen İstanbul – Amsterdam bileti bakıyorum yaza.amsterdam

lamborghini-murcielago-lp-670-4- K. ile konuşuyoruz, Lamborgihini Murcielago LP670-4 çokmış diyorum. Neyime yarayacaksa. O diyor karbon fiber, ben diyorum karbon elyaf karşılıklı sıralıyoruz. LP640′tan 29 beygir güçlüakbilymüş, Arka spoyler değiştirilebilirmiş. Koltuklar deriden alkantraya değiştirince ağırlıkta çok etkisi olmuş, 100kg hafifletmek çok kolay değilmiş o makinayı falan. Bu araba sevdamın kime ne faydası var anlamadım gitti. Okuma bilmiyorken Otohaber diye ağlarmışım anneme. Şimdi ne oldu peki ne kaldı bana bu sevdadan geri? Anca sınırsız Akbil!

3100570785_1d43af718e
- Burton Snowboardların yeni modelleri gözükmüş bi fuarda, aç gibi onlara bakıyorum sonra G. ve S. ve E. ile muhabbetini yapıyoruz bunların. Son 3 senede çok havaya girmişiz. Beğenmiyoruz hiçbir haltı. İyi isabet oluyor zaten olmayan bütçelerimize.
- Asgari ücrete Brad Pitt, Cristiano Ronaldo hayatı yaşıyorum haftasonları sanki. Nasıl oluyor anlamış değilim ama biraz dostlar saolsun gibi. H. ile konuşurken ki lafımız ki eskiden küçükken giren çıkan pedereydi, şimdi CardFinansa 6 taksit eğleniyoruz diye. Geçiyor hayat bir şekilde.

- En son ne zaman yazdım bilmiyorum blog’a ama farkedilebileceği gibi özlemişim. Durdurmak istemiyorum bu yazıyı.

- Geçen Cem, Arif ve ben mudkicker.com genel yayın politikası ana konu olmak üzere bir toplantı yaptık barnies’de. Emirin sadece 1 yazısı olduğu için fasulye saydık çağırmadık onu. Toplantı çok etkiliydi, çok fazla iyileştirici karar aldık, kalite politikamızı belirledik, İSO 9001-14001-18001′e başvuruyoruz demek isterdim ama biz mudkicker.com’un bu haliyle kalması gerektiğine karar verip az biraz beyin fırtınası yapıp, geri kalan zamanda bira içip muhabbet ettik. Seviyoruz sitemizi.

- Son olarak işte yaptığım Mixed Tape’lerimden biri;

01 – Peter Sarstedt – Where Do You Go To (My Lovely)
02 – The Kinks – This Time Tomorrow
03 – The Kinks – Strangers
04 – Elliot Smith – Needle In the Hay
05 – Tom Waits – Dead and Lovely
06- Jimi Hendrix – All Along The Watchtower
07 – Bob Dylan – The Times They Are A-Changin’
08 –
Simon & Garfunkel – The Sound Of Silence
09 – Duran Duran – Come Undone
10 – Datarock - Fa Fa Fa
11 – – Cigarettes and Alcohol
12 – Pearl Jam – Last Kiss
13 – Duman – Ellerin Ellerime
14 – Duman – Helal Olsun
15 – Grass Roots – Lets live for Today

- Bitmeyen bir mart ayının içinden bildirdim hayatımı sizlere. Ben gidiyorum, dedim ya sıkıldım! Cheers..!

Viyana İzlenimleri

0

Önceki yazılardan geçen haftasonu ’ya gittiğimi birazcık(!) dikkatli okurlar anlamıştır zaten. Ee tabii, gidince orayı da anlatmak lazım.
“Yediğin içtiğin senin olsun Arif, biraz da gördüklerini anlat!”

Bu Viyana’ya 3. ziyaretim olduğundan entel, dantel, kültürel bir değildi zira onların hepsini ilk iki gidişimde doyasıya görmüştüm. Ben ciddi ciddi gördüklerimden ziyade, yediklerim ve içtiklerimi anlatacağım.

Öncelikle cafélerden başlayacağım.

Cafe Europe direk Stephanplatz’da Stephansdom‘u arkanıza aldığınızda sağ tarafınızda kalan binada iki katlı güzel bir cafe. Üst katında cam kenarına oturursanız, mükemmel bir şekilde Stephanplatz’ı izleyebiliyorsunuz. Stephanplatz’dan direkman Kärtnerstrasse’ye girmeniz gerekli olduğunu söylemiyorum. Bunlar klasik. aslında benim burada anlatacaklarım Viyana’da yaşayanlar için d banal kesin arkadaşların daha iyi bildikleri yerler de vardır, seve seve buraya eklerim eğer istenirse; ya da yorum olarak atabilirsiniz de…

Her neyse, devam edelim. İkinci cafémiz, Café Central.

Kim ne derse dersin, ben bu şehri seviyorum. Bayık, küçük, cansız gibi ama içinde değişik bir hava var ve beni çekiyor. Burası da en eski cafelerinden biri. Hatta efsaneye göre, burada eskiden beri ajanlar buluşup türlü bilgilerin alışverişinde bulunurlarmış. Değişik bir bilgi, doğruysa bomba.

2mwurst

Bunlar dışında Viyana deyince aklıma ilk gelen yer Zentimeter. Bu konsepti İstanbul’a getirmeyi planlıyorum aslında ama… Neyse, 2m. sosis veya kılıca geçirilmiş kilolarca et tarzı abuk subuk ve hayvani menülerden oluşan yanında “cızzz” giden yemek yelpazesine sahip, ucuz ama süper bir yer.

Figlmüller… Figlmüller… Figlmüller… dursun zmaan orada Schnitzel yerken. Bäckerstrasse’deki yerine gidin iki taneler gerçi diğeri ed hemen o sokağın girişinde pasaj gibi bir yer var oradan girince. Mükemmel patates salatası ve schnitzel burada! Kesinlikle!!!

Gece hayatı tabii ki yine bayık, yine bayık. İstanbul ile karşılaştırıyorum, ondan dolayı. Volksgarten ve Passage gidilesi ki mekan fakat ben birtek Volksgarten’a gidebildim bu sefer. Chris Lake‘in çıkması güzeldi, süper vardı.img_1979-small

Bunlar dışında bir de konseri vardı ki akla zarar… Wiener Stadthalle‘de izledik. E zaten o konser için gitmiştim, çok ama çok değdi vallahi. Gallagher kardeşler bu sefer kavga etmemiş olacaklar ki, Liam sahneye çıktı! :)

Yaklaşık 2,5 saat sahnede kaldı sahnede Oasis; biz de orada demlenirken iyice kafa olduk.

Bunlar dışında; bol şaraplı, bol biralı saatler ile dostlarla beraber olmak yetti de arttı vallahi…

Bir dahaki sefer ama bu sefer zaman ve öğün sıkıntısından dolayı gidemediğm Zur Alten Kaisermühlen i kaçırmayacağım, kendime söz verdim!

Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin

0

Sade çalıyor önce günlerce hayatımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;

and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind

Ve sonra sakinleşiyor , yalnızım artık huzurlu gibi, ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…

İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. Hayat kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.

Bir buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…

when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…

Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum ’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;

well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year

Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. Tatil gerekiyor diyorum, hayatımın tatiline çıkıyorum. Ama Ipod’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.

Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.

Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum hayatım değişti. Pink Floyd, Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.

Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. çalıyor; Cigarettes & Alcohol…

is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol

Bir de kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?

Biraz radiohead biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın

Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;

“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence
..

Not : Akıllı adam Caz dinler!

Oasis – Don’t Look Back in Anger

0

Oasis – Don’t Look Back in Anger

Slip inside the eye of your mind
Don’t you know you might find
A better place to play
You said that you’d never been
But all the things that you’ve seen
Will slowly fade away

So I’ll start a revolution from my bed
Cos you said the brains I had went to my head
Step outside. Summertime’s in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
You ain’t ever gonna burn my heart out

So Sally can wait, she knows its too late as we’re walking on by
Her soul slides away, but don’t look back in anger I heard you say

Take me to the place where you go
Where nobody knows if it’s night or day
Please don’t put your life in the hands
Of a Rock n Roll band
Who’ll throw it all away

Gonna start a revolution from my bed
Cos you said the brains I had went to my head
Step outside the summertime’s in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
Cos you ain’t ever gonna burn my heart out

So Sally can wait, she knows its too late as she’s walking on by
Her soul slides away, but don’t look back in anger I heard you say

So Sally can wait, she knows its too late as we’re walking on by
Her soul slides away, but don’t look back in anger I heard you say

So Sally can wait, she knows its too late as she’s walking on by
My soul slides away, but don’t look back in anger
Don’t look back in anger
I heard you say
At least not today

Oasis – This Guy’s in Love with You

0

You see this guy,
This guy’s in love with you
Yes I’m in love,
I love you the way I do
When you smile I can tell
We know each other very well,
How can I show you?
I plan, I got to know you cos

I heard some talk,
They say you think I’m fine
Yes, I’m in love,
And what I do to make you mine

Tell me now, is it so,
Don’t let me be the last to know

My hands are shaking,
Don’t let my heart keep breaking cos
I need your love, I want your love
Say you’re in love, in love, with this guy
If not I’ll just die

Tell me now, is it so,
Don’t let me be the last to know,

My hands are shaking,
Don’t let my heart keep breaking cos
I need your love, I want your love
Say you’re in love, in love, with this guy
If not I’ll just die

Cigs & Booze!!!

0
Is it my imagination
Or have I finally found something worth living for?
I was looking for some action
But all I found was cigarettes and alcohol…

Sabah mırıldanmam ve enerjim

0

Dün gece 01:30′da yatıp sabah her haftaiçi olduğu gibi 06:00′da kalkınca bünye bir sarsılıyor. Niye geç yattın dersen, bilmem ki! :) Bu ara böyle bir uykusuzluk filan…

Sabah klasik olarak yaptığım şey, servise biner binmez ’u açıp uykuya dalmaktır, 3. şarkıda filan zaten sızmış oluyorum. Uyandğımda da apar topar iniyorum çünkü gelmiş oluyoruz işyerine. Her sabah ama o gün dinlemek istediğim artist ve albümünü özenle seçerim. O zaten belli eder o günün nasıl geçeceğini!

Bugün özellikle uykusuzluktan dolayı birinci şarkıda gitmişim. Servis durduğunda demin anlatıığım senaryo tekrarlandı pataküte indim servisten.

Masama oturduğumda ise ’ten Roll With It’i mırıldanıyordum… Belliydi ama, (What’s the story) Morning Glory? albümünü seçmiştim! Amacım alsında uykuya dalmadan Wonderwall’u dinlemekti ama… aklıma gelen bu şarkı olduğuna göre bugünün etkisi de bu şarkıdan dolayısıyla Gallagher kardeşlerden geliyor:

You gotta roll with it
You gotta take your time
You gotta say what you say
Don’t let anybody get in your way
‘Cause it’s all too much for me to take

Don’t ever stand aside
Don’t ever be denied
You wanna be who you’d be
If you’re coming with me

I think I’ve got a feeling I’ve lost inside
I think I’m gonna take me away and hide
I’m thinking of things that I just can’t abide

I know the roads down which your life will drive
I find the key that lets you slip inside
Kiss the girl, she’s not behind the door
But you know I think I recognize your face
But I’ve never seen you before

Mutluluk…

0

…sabah uyandığında beynin sıkılmış bir limon gibi olsa da alkolden;
dilinde ve setinde avaz avaz ’ten “Don’t Look Back in Anger” ile birlikte pencereyi dünden kalan sarhoş danslarına devam ederek açıp, bu güzel şehrin havasını umutlu bir şekilde içine çekmektir…

Go to Top