…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
müzik olarak etiketli yazılar
90′ların En İyi Videoları
1 Eyl
bizibozmaz‘da bugün gördüğüm bir haber ilgimi çekti. Pitchfork’da -uzun süredir takip etmiyordum- 90′ların en iyi videoları listesi açıklanmış. Missy Elliot’dan Björk’e, Dr. Dre’den Weezer’a herkes burada. Birinci, Aphex Twin olmuş, “Come to Daddy” ile.
Aşağıda da video mevcut:
İlgili yazılar:
Depresif Playlist’im 2010
22 Tem
Çoooooook önce bir playlist paylaşmıştım, depresif moddakilere özel.
Dinleyin hepsini…
- U2 – In A Little While
- Elliott Smith – Needle in the Hay
- The Decemberists – We Both Go Down Together
- Damien Rice – Delicate
- Massive Attack – Live With Me
- Radiohead – True Love Waits
- Damien Rice – Cheers Darlin’
- Aerosmith – Dream On
- Death Cab For Cutie – Soul Meets Body
- Chris Isaak – Wicked Game
- Blink 182 – I Miss You
- The Cure – Lovesong
- Coldplay – Trouble
- Crowded House – Don’t Dream It’s Over
- Mark Lanegan – Wedding Dress
- Radiohead – Last Flowers to the Hospital
- Damien Rice – I Remember
- Starsailor – Tie Up My Hands
- The Cranberries – Linger
- U2 – One
- Bettie Serveert – Lover I Don’t Have To Love
- Athlete – Best Not To Think About It
- Bon Jovi – Bed of Roses
- Downface – Alone (Acoustic)
- Robbie Williams – Better Man
- Bjork – All Is Full Of Love
- Radiohead – Videotape
- Alanis Morissette – Uninvited
- Alice Cooper – HOW YOU GONNA SEE ME NOW
- Damien Rice – Accidental Babies
- Dido – Here With Me (Roswell Theme)
- Bon Iver – Skinny Love
- Blonde Redhead – Pink Love
- Aerosmith – I Don’t Want To Miss A Thing
- Aaron – Mister K.
- Aaron – U-Turn (Lili)
- Blink 182 – I’m Lost Without You
- The Cardigans – After All…
- Bush – Letting the Cables Sleep
- Beck – Lost Cause
- Pearl Jam – Last Kiss
- The Verve – Sonnet
- Blink 182 – Story Of A Lonely Guy
- Client – Everything Must End
- Modest Mouse – Little Motel
- Black Sabbath – She’s Gone
- Damien Rice – The Blower’s Daughter
- The Verve – Drugs Don’t Work
- Ben Harper – The Drugs Don’t Work
- U2 – With Or Without You
- Michael Andrews feat. Gary Jules – Mad World
- Chris Isaak – Only The Lonely
- Radiohead – Mk 1
- Mark Lanegan – Where Did You Sleep Last Night
- Damien Rice – 9 Crimes
- Damien Rice – Rootless Tree
- The Velvet Underground – Pale Blue Eyes
- Pearl Jam – Black
- Jeff Buckley – Forget Her
- Arctic Monkeys – Do Me A Favour
- Ben Harper – Please Bleed
- Andru Donalds – Michelle
İlgili yazılar:
The Fat of the Land
4 Kas
İlk aldığım yabancı albümü hatırlıyorum kendi paramla.
Tahmin edin…
Geç kalmışım biliyorum ama sonra yetiştim gayrı müzik dünyasına. Kişisel fikrim tabi. Sonuçta bu sonsuz bir deniz ama her türünü de dinlemişimdir.
He ya, doğru bildiniz. Prodigy’nin albümüydü.
The Fat of the Land.
Neydi be…
Bir an aklıma geldi, hüzünlendim.
Zira 12 sene olmuş o yaz geçeli…
İlgili yazılar:
Pearl Jam – Backspacer
28 Eyl
Pearl Jam’in bildiğiniz üzere, Backspacer adlı yeni albümünü geçenlerde çıkardı. Ben de tabii ki boş durmadım ve albümün tamamını bugün itibariyle güzelce dinlemiş bulunuyorum. Sabah trafiğinde de iyi gitti doğrusu.
Bir çırpıda dinlenen bir albüm. Tabii ki Pearl Jam’in Ten zamanındaki agresiflik yok artık. Daha country’leşmiş bir sound izlenimi veriyor ama Pearl Jam, Pearl Jam’dir. Susmak gerek.
Albümü gerçekten çok beğendim. Hatta ilk dinleyişimde, Megadeth’in Risk albümünü dinlemiş gibi hissettim bir an nedense. O da çok sert bir grubun olgunluk evresinde daha soft, daha dingin bir albüm gibi gelmişti bana…
Albümde favorilerim; “Just Breathe”, “The End”, “çıkış parçası olan “The Fixer” ve “Gonna See My Friend”.
Just Breathe için Eddie Vedder, “bir aşk şarkısına en çok yaklaştığımız şarkı” demiş.
Did I say that I need you?
Oh, Did I say that I want you?
Oh, if I didn’t now I’m a fool you see,..
No one know this more than me.
As I come clean.Nothing you would take,..
everything you gave.
Hold me till I die,..
Meet you on the other side.
Bana sözler ilk bakışta biraz Last Kiss‘imsi geldi… Ama şarkı iyi.
The End diyince aklıma hep The Doors gelirdi, artık Pearl Jam de gelecek zira Backspacer albümündeki çoğu şarkı eski şarkılarla aynı isimleri paylaşıyor – gönderme niteliğinde… The End’den de bir kubla aşağıda…
Slide on next to me
I’m just a human being
I will take the blame
Bust just the same
This is not me
You see
Believe
I’m better than this
Bu albümü Pearl Jam’i seviyorsanız edinmeniz gerekli diyip bitiriyor, gelecekte videolarla da destekleyeceğimin haberini veriyorum.

İlgili yazılar:
Michael Peters
19 Eyl
Michael Jackson’ın “Beat It” klibini artık gördünüz mü diye sormayacağım. Kesin izlemişsinizdir. İzlemeyenler varsa son kez affetmek üzere buraya davet ediyorum.
Evet, bir küçük duraksamadan sonra artık izlemeyen kalmamıştır diyorum. Şimdi klipte en fazla dikkatinizi çeken ne oldu?
Söyleyeyim mi? Biliyorum cevabını.
Evet, evet, o maço kılıklı kıvrak, beyazlı dansçı bıyıklı abi. Düşünün nasıl bir sıfat tamlamasıyla anlatılabiliyor adam. “Kelimelerle anlatılmaz tip” dediğimiz cinsten yani.

Zaten resimlerden göreceksiniz, aslında bu modern kıro tipli adam Michael Jackson ve tabii ki o zamanların müzik dünyası için önemli bir insan, önemli bir koreograf. Michael Peters, annesi Yahudi babası Afro-Amerikan bir çocuk olarak 1948 yılında Brooklyn’de dünyaya geldi. İlk patlaması Donna Summer’ın “Love to Love You Baby” adlı şarkısınına yaptığı koreografi ile oldu.
Bundan sonra, birkaç klipte de yer aldı koreografilerini yaparken. Bunlardan en bombası da muhtemelen Lionel Richie’nin Hello’sudur ki bir bakıma Amerikan Küçük Emrah klibi gibi birşeydir. Bizim adama da konsept olarak yakışabilir tabi.
Ha bu arada Lionel Richie’nin aslan yelesi saçları da bence bir külttür, özellikle belirteyim. Bir de en koptuğum, adam aslan ya, aşağıdaki klipte 05:18′de kızın ellerini tutuarak böyle bir “grr”larcasına hamle yapıp “Hello” demesidir.
Neyse, konu dağılmasın.
Efendim, Michael Peters abimizin asıl bombaları da MJ sayesinde olmuştur. Beat It ve Thriller kliplerindeki efsane koreografiler Peters’ın eseridir. Bunun dışında 1982 yılında Broadway müzikali olan Dreamgirls ile Tony Ödülü’nü almıştır En İyi Koreografi dalında.

Peters, ne yazık ki, daha 46 yaşında AIDS sonucu oluşan bir hastalığa yenilip Los Angeles’da hayatını kaybetmiştir.
Her Beat It izlediğimde tipine bakıp koptuğumuz adam, işte böyle bir adamdır.
Respect.
İlgili yazılar:
seni aradım kadehlerindeki dudak izlerinde…
25 Ağu
İçimden geldi öylesine… Efkar işte…
Canım doya doya… sarhoş olmak istiyordum…………
İlgili yazılar:
Sadece 15 dakika…
4 Ağu
…
Çok fazla değildi ayrılık tarihinden sonra geçen zaman. Yıllar geçmişti ve ilk defa yalnız kaldığını anlamıştı aslında. İlginç bir şekilde şu ana kadar geçen zaman onun canını acıtmamıştı, tam tersine sevinçliydi bu yeni hayat tarzı için.
Beyaz bir odanın içinde yerde fırlatıp atılmış bir şekilde duran büyük yastıkların üstünde oturup duvarlara bakıyordu, duvarlardaki posterlere. “Muhammed Ali” diye düşündü, posterine bakarak. Bu adamın yumruğu ne kadar ağır olabilir diye kendi kendine bir hesaplama yaptı. O sırada da beyninde Rocky filminden Ivan Drago’nun bir Newtonmetre tarzı makinaya yumruğu vurduğundaki sahne gelip geçiyordu. Bunu neden kafasına takmıştı ki? Muhtemelen yumruk yemiş gibi hissetmeye başlamıştı şimdi.
Yalnız kalmıştı. İlk defa.
Geçen süre içinde kimse onu yalnız bırakmıyordu çünkü, hep birileri yanındaydı öyle ya da böyle. Çok fazla düşünme fırsatı bile bırakılmamıştı.
Gözleri doldu. Zaten duygularını yoğun yaşardı. Sinirlendiğinde de üzüldüğünde de gözleri kolay yaşarırdı. Çok sevmiyordu bu huyunu, “annemden kaptığım en kötü huy” derdi bunun için hep. O sırada bir damla siyah şortunun üstüne düştü. Arkada çalan müzik seneler önce kalbinin pıt pıt attığı dönemler dinlediği bir şarkıydı, muhtemelen o küçük teybin odaya dağıttığı melodilerdi gözlerinden o damlayı ayıran.
Bazı konuları anlamakta güçlük çekiyordu. Her zaman güçlüyüm imajı veriyordu, keskin ifadeli biri olduğundan da zaten hiçbir zaman bunun tersini de insanlar farkedemezdi. Çok yakınları hariç. Hissetirmek istemezdi de zaten.
Aptal insanları da biraz ezmeyi seviyordu aslında; pek sevmediği bir özelliğiydi bu da ama yapacak bir şey bulamıyordu çünkü büyüdükçe dürüst olmanın vicdani hafifliği hep ağır basmıştı.
“Ne yapacaksın şimdi?”
Bu soru dolanıyordu kafasında.
“Ne yapılır ki tek başına?”
Hayatta ilk defa, çevresinde bu kadar insan varken sanki dünyada tek o kalmış gibi hissediyordu. Normal bir haftasonunda genelde hep sevgilisiyle olurdu. Sabahtan akşama kadar hem de. Kesin bir plan yapılırdı, hepsinden de aynı derecede zevk alırdı.
Artık planlar yoktu. Artık kimse yoktu. Artık sevgi diye birşey yoktu…
Acı…
Tek hissedebildiği buydu. Bir anda saplanan göğsünün sol tarafına.
Yerinden aniden kalktı ve lavaboya yöneldi. Yüzüne iki avuç suyu çarptı ve sonra lavabonun yanında duran, parfümlü kokusundan annesinin daha yeni koyduğunu anladığı havluyla kuruladı yüzünü.
Fazla sürmedi ama ıslanması tekrardan…
…
İlgili yazılar:
Begüm!
23 May
begüm begüm huuu
suçu kendine at beybii
begüm begüm huuu
kalbim seni ignore etti
baydın ha bu ne diyalektik?
bileydim baştan ben kızardım derdim git
bıktım ben pantomimden
bak izi kalmış yüzümde ne ettin sen?
manitaya nakit de yetmiyo
hatasını kabul de etmiyo
manita da terso da bitmiyo
iteklesen de gitmiyo
anormaliz valla (begüm)
kız nolur artık sus (huu)
adama garson ver
hop diye sorsun ne ulan o
kes begüm
begüm begüm huuu
suçu kendine at beybi
begüm begüm huuu
kalbim seni ignore etti
begüm begüm




