…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
mektup olarak etiketli yazılar
Kendime Kısa Bir Mektup
7 Tem
Bu sefer ne sana ne başkasına bu yazı. Bu sefer direk kendime yazıyorum. Bu bana kısa bir mektuptur…
Bırak artık geçmişi. Bırak kötü anıları. Bırak acıları, kederleri. Keşke’lerle yaşamayı bırak. Sen bu kafayı çoktan aştın, kendin de biliyorsun. Hataların kimse için değil ama sadece senin yararına olacağını biliyorsun. Yapmamak için kastıkça daha da battığının farkındasın. Siktiret diyenlere niye diye soracağına bunu yapmayı hiç düşünmüyorsun. Karşılaştırmaları boşver. Hayatına bak. Eğlenmene. Kazanmana. Sen bu yolda olunca zaten gelecek istediklerin. Yanında duracaklar. Evet farkındasın. Birşeyler hissediyorsun artık. Bunu anladın bir süre önce. Belki de kalbin hala çalışıyor. Perte çıkmamış. Ağır yaralı olsan da nefes alıyorsun hala. Yetmez mi? Kimse öpmez mi o halde? Yaşama döndürmez mi? Döndürür. Döndürecek. Döndürüyor. Biliyorsun diyorum ya sana. Olay böyle drama yaratma değil. Kimselere bakma sen. Kulak asma kimselere. Biliyorsun kendini. Acındırmak değil, üzülmek artık hiç değil… Bu bambaşka, bu iç dökme… Gergin sinirlerin için kemirmesin içini boş kuruntular. Kimin ne yaptığını neden yaptığını boşver. Karşındakinin hareketlerinden anlam çıkartacağına, kendi hareketlerini kontrol et. Öyle bir hareket yap ki herkes sana hayran olsun. Ne olacak ki? Yok mu hiç özgüvenin? Var değil mi? Hayvan gibi var hem de. Biliyorsun. Hatta kötü bile diyorsun buna. Değil. Kötü dediğin bencilliği çıkar ortaya. Farkındasın kimsenin seni üzemeyeceğini, buna izin vermeyeceğini biliyorsun. Herşeyi biliyorsun. Seni kimin sevdiğini biliyorsun. Kimin seni düşündüğünü hissedebiliyorsun…
Daha ne?
Hatta ve hatta…
Ulan ya herşeyi geç de…
Herşeye rağmen….
Bu satırları yazarken hiç mi yok aklında kimse?
Var diyebiliyorsan buna.
Konu kapanmıştır…
İlgili yazılar:
Askerden Mektup
21 Nis
Canım sevgilim, hayat badim,
bugün moralim bozuk. Ya şafak sıkıştırıyo ya gaz. Bilemedim. Nohuttandır diye düşünüyorum. İyimserim bu konuda. Kantinden bugün arkadaşlara cips-kolayı ben ısmarladım. Bugün benim plakadayız. Arada senin plakayı özledim. Askerlik ağzımı bozdu, afedersin..
Aslında sana kötü bir haberim var. Artık şafağım kalmamış… Seni terhis ediyorum hayatımdan. Bitti. Atarsa senin için doğsun güneş anlayacağın. Başka da YOK!
Umarım beni anlıyorsundur.. Zoruna gitmesini istemem bebeğim.. Zoruna giderse harbi çek diyeceğim ama bulamazsın o yüzden sen bi mesaj çek. İletilmeyebilir genelde nöbette kapalı tutuyorum aleti biliyon mu?
Şafak olmuş coni moni güzelim.. Coni demişken o kaşalot arkadaşın dedi ecnebi manita yapmışsın. Önce komutana gittim dedim, mehtabımı verin dedim. Gelip vuracaktım ama değmez dedim. Silahsız RDMyim artık…
Son söz olarak canım, beraber bot bağlamadık ya bu hayata.. Ben usta birliğime gitmek için artık yokum kalbinin kışlasında. Şafffağım kalmamış.. Bozulmayan şafaklara havale ederken seni, soruyorum bak:
Ben mi yardırayım bu aşk için, olur mu …imde bu şafaktan sonra?
Hürmetler,
Çılgın Biksici
İlgili yazılar:
R. Muhtar’dan Oğluna Mektup
16 Tem
Sevgili Oğlum,
Henüz kırkını yeni doldurdun…
Tanrı izin verirse geldiğin bu muhteşem dünyayı, koskoca bir hayatı, bir erkek olarak yaşayacaksın…
Kim bilir kadınlarla ne ilişkilerin olacak, kim bilir nasıl büyük aşklar yaşayacak, kim bilir hangi aşk acıları çekeceksin?..
Acaba kadınlara karşı fazlaca cool takılıp kayıtsız mı olacaksın?..
Onları çok ciddiye alıp, derin acılardan mı geçeceksin?..
Hayatı, aşkı ve kadınları nasıl okuyacaksın bunları bilmiyorum, bilemiyorum…
***
Kadınlar ve aşk üzerine bir babanın kırkını henüz geçmiş oğluna nasihat vermesi fikri benim fikrim değil Hürriyet gazetesinin fikri…
Ben kadınlar ve aşk konusunda sana nasihat vermeyi doğru bulmam…
Olsa olsa önerilerde bulunabilirim…
Annemin babamın bana verdiği nasihatları sevmedim ben…
Nasihat kelimesini sevmediğim için dinlemedim de…
Nasihat kelimesinde bir ben bilirim edası, bir tepeden bakmacılık, bir afra bir tafra var…
Sana bunları yapmayacağım…
Aşkta nasihat olmaz, belki birkaç öneri…
***
Bugün kardeşin Mina’yla bana sunduğunuz “ilk biyolojik babalar günüm…”
Ağabeyin Engin Deniz annene anneliği, ablan Ayşe Nazlı bana babalığı daha önce tattırmıştı…
Ne mutlu ki, kardeşin Mina’ya siz doğmadan üç yıl önce, daha annenizi bile tanımadığım o günlerde Mina’ya Mektuplar diye bir kitap yazmıştım…
O kendini veya kadınları o kitapta ne kadar bulur bilemem…
Sen bir erkeksin…
Sana kadınları ve aşkı anlatmak ve önerilerde bulunmak çok daha zor…
Çünkü “erkek gibi erkek olmak” çok zor bir şey sevgili Poyraz Deniz…
***
Sana öncelikli şunu önerebilirim:
Hayatına iyi ve akıllı kadınları al…
Çünkü senin erkek olma sürecini hayatına giren kadınlar belirleyecek…
Onlar sana kadınlar karşısında nasıl davranman gerektiğini gösterecek…
Onlarla janti olmasını öğreneceksin, onlarla kadınlara muhteşem jestler yapabilecek kıvraklıklara geleceksin, onlarla güzel giyinmesini, onlarla iyi sevişmesini öğreneceksin…
Onlar senin hayatındaki değişmez hocaların olacak…
Kadınlar seni ehlileştirecek, makyajlayacak, karizmalaştıracak…
***
Aşık ol…
Aşık olmaktan korkma…
Her aşkın kadını seni bir başka düzleme kanatlandıracak… Her biten ilişki sana hayatla ilgili çok değerli dersler sunacak, seni geliştirecek, tekamül ettirecek…
Kadınlardan korkma Poyraz Deniz…
Eğer onurlarıyla oynamazsan, eğer gururlarını herkesin ortasında kırmazsan, eğer kadınlık duygularıyla alay etmezsen, sana “çok iyi dost olurlar kadınlar…”
Ama bunun için biraz çalışman gerekiyor…
Biraz karizma yapman, onlar kadar güçlü olman gerekiyor…
Yoksa güçsüz erkekleri sevmez kadınlar…
O zaman top diye oynarlar onlarla…
***
Kadınları sev ve onlara çok değer ver sevgili Poyraz Deniz…
Ama bana sorarsan onların çizdiği zikzakları takip etme, dehlizlerinde kaybolur, denizlerinde boğulursun…
Hayatına giren her kadın zaten senin üzerinde çok etkilidir…
Bu etkiyi bil, ama sakın seni bütünüyle yönetmesine izin verme…
Her kadın bir erkeği tamamıyla yönetmek için sonsuz ve sınırsız bir arzu duyar…
Onu tam anlamıyla yönettiğine kanaat getirirse, ondan hafif sıkılır…
Unutma ki, kadın yöneteceği erkeği arar, ama yönetemeyeceği erkeğe arıza duyar…
***
Son olarak senin hayatında “kadınlarla ilişkilerini belirleyecek” çok güzel ve çok anlayışlı bir annen var sevgili Poyraz Deniz…
Annenin anlayışının ve güzelliğinin sende bir özgüven duygusu yaratacağından eminim…
Ve fakat, annende bulduğun anlayışın aynısı elbette ki hayatına girecek kadınlarda olmayacak…
Onlar senin annen değil, sevgilin olacaklar…
Önceleri hayal kırıklıkları yaşayacaksın…
Üzüleceksin, için acıyacak…
Sonra belki umarsız bir kayıtsızlığın dehlizlerine savrulup günün gün, geceni gece edeceksin…
Fark etmez, bunlar hepsi seni olgunlaştıracak…
Eğer hayatta iyiysen, doğruysan, evrene doğru ve iyi enerji veriyorsan, bir gün muhtemeldir ki karşına elmanın ikinci yarısı olan kadın çıkacak…
Onu çok bekleme, her kadında onu arama, o kendiliğinden gelecek…
Seni tamamlayan kadın, sana huzur veren kadın olacak… Sen de ona huzur vereceksin…
***
O zamana kadar, kadınları hor görme;
Onları tek gecelik yatılacak yaratıklar olarak hiç değerlendirme…
Hiçbir kadına kendisini “ucuz” hissetirtme…
Kolay gelsin yavrum…
Baban…
Kaynak: CNN Turk
İlgili yazılar:
Olmadığı belli eskisi gibi
1 Nis
Olmadığı belli eskisi gibi
Büyüdüğüm belli oluyor
Hem yüzümden, hem sözümden
Kısa devrelerden çıktığı belli bu aklın
Şimdi veriyor tüm benliği
Döndürmek için herşeyi, seni…
Çok soruyorum kendime
Neden olmuyor eskisi gibi
Eskimiz gibi
Sadece sözlerimden
Anlatamadığım
Anlayamadığın
Anlaşamadığımız…
Derdi kendisi, sen, o, başkası değil bu kalbin
Olmak istediği olamamış ya
Ona yanıyor
Onsuz olmanı istemiyor
ama “O” olarak
Bir başkası değil
Bir başkası değilsin çünkü
farkediyor yeni yeni…
Masalar darmadağın
Üstünde notlar, mektuplar
Ulaşmamış
Ulaşamamış belki de
Nereden çıkıyor bunlar diye kendime sorunca
Tek cevap geliyor aklıma.
Hele de konuşamayınca
Yürek alıyor sazı kolunun altına…
Tek bir silüete dönüyor tüm beyaz kağıt parçaları
Çıkıyor tüm laflar kalemimden
Ama dönüp bakıyorum
Arkasında durduğum herşey
ben büyüdükçe mantıksızlaşıyor
Çocuklaşıyor
Ben büyüyorum
Dünya dönüyor
Sen hep aynı yerde…
İlgili yazılar:
Çekmecedeki mektuplar
29 Mar
Damien yine kanıma giriyor. Akustik beyin dalgalarımı patlatıyor. “I Remember” çalıyor.
I wanna hear what you have to say about me
Hear if you’re gonna live without me
I wanna hear what you want
I remember december
And I wanna hear what you have to say about me
Hear if you’re gonna live without me
I wanna hear what you want
What the hell do you want?
İstiyorum. Çok istiyorum. Konuşmak istiyorum. Kendimi anlatmak. Öncelikle dinlemek. Hep konuştuğumdan artık ne konuştuğumu da bilmiyorum. Ama asıl konuşmak istediklerim farklı belk i de. Elaleme söylediklerimin yarısı, işe yararsa, ben ona sadece onları söylemek istiyorum. Çok canım sıkılıyor. Açıyorum Moleskine’mi yardırıyorum resmen. Kalemler, kağıtlar bitiyor artık. Dayanmıyor. Eee, her yer Q10, Notepad, MS Word gibi değil ki… Çok var kendime sakladığım mektup. Düşünce. His. Düşünceler çok, hizler az. Az kaldılar ya. Depoluyorum. Çok var mektuplar… Bayağı öncesinden kalmışlar var. Bu mektupları ne yapsam bilmiyorum. Gitmesi lazım. Ya olması gereken ellere ya çöpe. Çöpe atamam. Atmayacağım. Demek ki o ellerin bu mektuplara dokunması satır satır o parmakların izlemesi lazım bu duyguları. Bunu istiyorum. Fazla bir şey değil. Beklentiden öte birşey bu. Bunlar boşa gitmeyecek kadar saf ve doğru. Artık öyle. Anladım. Hem de çok… Anlaşılmasını da istiyorum. Hem de en ama en çok…
Okuyanın hayatımda olmasını istiyorum.
Fazla birşey değil…
İlgili yazılar:
Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin
8 Mar
Sade çalıyor önce günlerce hayatımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;
and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind
Ve sonra sakinleşiyor hayat, yalnızım artık huzurlu gibi, Pink Floyd ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha aşk bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…
İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. Hayat kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.
Bir mektup buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…
when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…
Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum Ipod’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;
well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year
Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. Tatil gerekiyor diyorum, hayatımın tatiline çıkıyorum. Ama Ipod’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.
Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.
Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum hayatım değişti. Pink Floyd, Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.
Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. Oasis çalıyor; Cigarettes & Alcohol…
is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol
Bir de şiir kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?
Biraz radiohead biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın
Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;
“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence..
Not : Akıllı adam Caz dinler!
İlgili yazılar:
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim…
9 Ara
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Olmadı.
Bazılarını yazamadım.
Söylemek istediklerimi.
Burada da yutkundu aynen boğazım gibi klavyem.
Paragraf paragraf yazdıklarımı sadece istediklerimin okumasını istedim.
onların bunları okurken ne hissedebileceğini düşündüm.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Yemedi.
Kan revan içinde gözlerimin içinde göreceğiniz yalnızlığıma bir eş aramak istedim.
Yaralarımı sarması için birine boş mektuplar yazmak istedim.
Sözlerin bittiği yerin burası olduğunu farketmeyi, farkettirmeyi istedim.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Kötü oldu.
Beğenmedim.
Sana yakışmaz dedim, methiyeler gerekli dedim.
Kaybedeceğini bile bile girerek hayata blöf çektim.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Çekindim.
Elimde kalan hediyelerin benimle konuştuklarını yazmak istedim.
Loş ışıkların gölge oyunlarında, zihnimin bir köşesindeki replikleri yazmak istedim.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Duygusuz olmayı seçtim.
Her konuştuğumda sevgileri kaybetmemek için yazmak istedim.
İyi insan olmanın gereksiz olduğunu düşünürken kötü adamın el kitabını yazmak istedim.
Yapamayınca gerildim.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Gururlu olmayı seçtim.
Okusan neler düşünürdün diye merak etmekten vazgeçmek istedim.
Telefonumdan numaranı silmek istedim.
Adını bile duymak istemedim.
Dönüp dolaşıp yalnızlığımı yine sana söyledim.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Akıl vermek istedim.
Kapanmış gözlerini açan biri olmak istedim.
Mutluluk hayalleriyle mutsuzluk kuyusuna atlama demek istedim.
Senin kurtarıcı prensin olmak istedim.
Ben buralara çok şeyler yazıp sildim.
Bekledim.
Bir cevap bekledim.
Bir hareket bekledim.
Seni beklerdim…
Ben kalbime çok şeyler yazıp sildim…
