Posts tagged liste
I’vRead
0Twitter API’sinin böyle hayırlı işlere kullanılacağını bilmek de güzel. Birsürü örneği var aslında ama herhalde en ilgimi çeken bu oldu: Okuduğun kitapların bir listesini internette tutmak.
Bunun için farklı siteler mevcut. weRead, Goodreads vs…
weRead, Facebook kullanıcıları için tanıdık bir yüz olsa gerek, eğer uygulamalarla çok oynuyorlarsa – weRead’in bir Facebook application‘u mevcut.
Kendisini ben Facebook’da kullanıyorum ama aynı zamanda bana bu çok kolay geldiği için ve de halihazırda Twitter’ı da sık kullandığım için ben I’vRead‘i seçmiş bulunmaktayım.
Kullanımı çok basit: Twitter’da kitabın adını yazıyor ve ivread adlı kullanıcıya “reply” yapıyorsunuz.
“The Overlook” @ivread
İsterseniz yorum da ekleyebiliyorsunuz.
“The Overlook” @ivread güzel kitap
Bunun dışında kullanım için sitesinden yardım alabilirsiniz.
Kitaplarınızı listelemek için de aşağıdaki sayfaya girmeniz yeterli:
http://ivread.com/user/twitterdaki kullanıcı adınız
Twitter kullanıcısı ve sıkı bir kitap kurduysanız, tavsiye ediyorum.

Alın beni bu sıralara yeniden
0Merhabalar efendim.
Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüsü’nden hepinize hoşgeldin demek isterim. Buralarda genelde yalnız kalınmaz ama şu an benim yüksek lisanstaki kankileri benim ders erken bittiğinden dolayı kendi derslerinden çıkmaları için bekliyorum. Bu sırada zamanı boşa harcamayayım dedim. Biraz da bugün S. iş çıkışı ayı gibi yarırarak geldiğinden dolayı erken ulaştım üniversiteye. O yüzden “manzara” denilen mekana gidip yemeğimizi orada yedik. Aşiyana kedi fırlatmamam için konulmuş teller sinirimi bozdu. Buradaki kediler bayağı yavşak ya. Ulan bi dur, insan iki ısırık alsın, di mi?
Neyse… Geçen seneye dönüyorum. Buralarda oturuyorduk bu zamanlar. Havalar güzelleştikçe bunu arttırdık ve efsane geyikler dönüyordu. Bu yavşak kediler yine buradaydı. Hatta bir tanesinin hala resmi var cep telefonumda. Kadraja sığmadı hayvan. Neyse, ne güzeldi… Biz hafif askerden kaçma hafif de yoğunluk azaltması nedeniyle 3 dönemlik masterı bir dönem daha uzatarak bitirme uğruna bizim dönem arkadaşlarından koptuğumuzdan, o zamanları daha da bir özledim ya şimdi. En zevkli dönemdi… Yaz, Boğaziçi’nin Güney Kampüsü, Arkadaşlar, çıkışta da Bebek!… Heey hey… Neyse önümüzdeki aylar da bunlar tekrarlanır umarım.
Üniversiteye geri dönmek için nedenleri sıralayasım geldi işte böyle bir an üniversite sınırları içinde boş kalınca:
- Çıtırlar. Tabii ki. Kim üniversite aşklarını ve en güzel zamanlarına giriyor olan kızları sevmez ki!?
- Sorumsuzluk. Off ya, kimse sana birşey sormuyor ki… Takıl işte… İki vizeye çalışacaksın hayvan, ne bıdı bıdı ediyorsun?
- Bohem hayat. Fazla süslenmene, traş olmana, giyimine, kurumsal kimliğe gerek yok. Tak götüne kotunu, giy t-shirtini, al eline burma 4-5 A4 kağıt ile bi kalem tamamdır!
- Günün yarısının boş olması. Genel olarak doğru olan bu maddeyi çok özledim!
- Geyikler. En çok özlediğim! Evet, işyerinde de bayağı yapılıyor ama artık bir ara ne olur daha fazla geyik yapmak istemiyorum diyip okula gitmiyordum, hatırlarım.
Muhtemelen, bu liste uzar gider. Hatta buyurun siz ekleyin… Ama o günlere sadece bunlar için dönmek istedim!
Mart Ayında Hayat
1- Özeniyorum arkadaşım. Yapım bu. Bu özenme beni bir yerlere götürmüyor o ayrı. Lisede sigara içen arkadaşlar özenip sigara başlama özentisi değil bu. Bu özenme benim yaratıcılığımı köreltiyor. Gelmiyor içinden ne yazı yazmak ne şiir şaçmalamak. Okuyorum yazıları diyorum bak ne güzel yazılmışları var burda sen yazma otur öyle mal gibi! Ama Artık zaman esinlenme zamanı. Arifin Abigail serisi ile ilgili çok fena planlarım olduğu gibi çok yakında benim de bir serim olucak çok yakında. İşte ipucu; Tori!

- Ders çalışmak geçmiş benden. Son defterimi lise2 de son kalemimi son finallerde ünide asistandan aldıysam geçmiş benden. Artık emekli olmak istiyorum. Şurda 40 sene var emekliliğime ama ben jübilemi istiyorum okuldan, işten… Hoca, kalem, scientific makina, excell, kalite belgeleri, çizim projeleri olmayan bir hayat hayal ediyorum. İçinde Sienna Miller, Tori Praver, kahve, Alkol, sallanan sandalye, Amsterdam, 57′Corvette olan hayaller kuruyorum. Sonra emeklilikle bunları bağdaştıramayıp, beynimin buharlaşmayan kısmıyla işten çıkıp okula gidiyorum.
- Sevgilim olmadan Mixed Tape’ler yapıyorum. Net olarak şaçmalıyorum. Onca yıl sevgilim varken yapmadığım şeyi şimdi neden kendime yapıyorum bilmiyorum. İşin Kötüsü bu Cdler bi halta da yaramıyor, Arabada Cd yok, discman’ım emekliye 2005 aralıkta ayrıldı. Ipod’daki playlistler Mixed Tape havası yakalamıyor bende şarkıları yazıp yazıp alt alta tutuyorum öyle. Bilmiyorum ki belkide beynim artık yeni bir sevgili bulsan mı diyor yoksa kendi kendi hazırlıklara mı başladı bilmiyorum.
-Küçük bir moleskinim var, yazıyorum ona. Yapmam gerekenleri. Sonra yapınca üstünü karalıyorum onların. Çok keyifli. Bazı sayfalar simsiyah oluyor. Bazılarında karalama yok daha. Hakkında yazmam gereken konuları da yazıyorum. Onları eleyemedim daha ama kanıtlamak istercesine listesini yazıyorum gelecekte yazmak istediğim başlıkların;
+ Interrail Günlükleri
+ Bansky
+ Eddie Vedder Kafası
+ Darjeeling Limited Hakkında
+ Orospular Para İsteyin benden
+ Plastiklere Dolan Bebekler
+ Effect Of Suicide Scenes
Boş değil kafam anlayacağınız. Aşırı yükleme söz konusu. Ah bir boşaltabilsem şu beynimi.
- Mart olmuş, ne zaman 2009a girdik onu hatırlamıyorum daha. Bu sene kadar karambol bir sene görmedim ben. Süper ama. Hatırlamaya çalışıyorum yılbaşından beri aklımda kalanları, sahne sahne geliyor aklıma. Yılbaşında Kuzenle aile yemeğinden kalkıyoruz birer şişe şarap içilmiş, arkaşların ev partisine gidiyoruz, başka birer şişe açılmış yolda, 5te herkes gidiyor, sarhoşuz arabaya binmeyelim diyip, boş evde üstümüze palto mont çekip o halde uyuyoruz, sabah uyanıp direk arabaya biniyoruz ve 2009un ilk şarkısı çalıyor bize, Dont Worry Be Happy! Daha önce de hakkında yazdığım dağ evine gidiyoruz 1-2 hafta sonra. 4 kişi. Her yer kar. Snowboardlar yanımızda. Kuzen fotoğrafçı. Bir şişe Kanyak bir şişe Absolut oh mis. Sonbaharda gittiğimizde yaptığımız rampamızda var. Atlayıp atlayıp içiyoruz. Acıkınca olan tavuklara oluyor 4 tavuk yiyoruz. Bir ara tarih veremiycem, Tünele gidiyoruz, pardon tarih veriyorum 14 Şubat! Otomatik ayarlanmış duygusal olarak ağlatan, iç parçalıyıcı yazılarımız blogta yayınlanırken biz arifle ‘I dont wanna work today’ die paralanıyoruz. Yüksek promil kurbanı oluyoruz. Köpek gibi eğleniyoruz. İzmirden Kankam H. geliyor zırt ve pırt. Çok derin muhabbetler yapıp, içiyoruz. Kahve içiyoruz sigara içiyoruz, rakı içiyoruz, bira içiyoruz. Sonra mart geliyor yazı yazamıyorum bunu farkediyorum. Çok eğlenmiyorum bunu da farkediyorum. Sıkılıyorum.
- O kadar sıkılıyorum ki, geçen iş yerinde işim bitince google earth’e dalıyorum. Önce 07 de gittiğim, kaldığım kardeşimin yurdunu buluyorum amsterdam da. Sonra StreetView açıyorum, bakıyorum çok zevkli. Sonra 08 de K. ve E. ile kiraladığımız evi arıyorum. Hala street view ama. Bir nevi amsterdam da yürüyüş yapıyorum. Ev ‘abi orda merkez camii var onun ordaki büyük ağacın sağından devam et kime sorsan gösterir’ kıvamında olduğundan buluyorum hemen. Bakıyorum binaya, K. ile cama oturup dışarıdan bağıraşarak muhabbet ettiğimiz yerdeki sineklik hala yırtık. Duygusallaşıyorum hemen. Nostalji kaplıyor her yerimi. Acilen İstanbul – Amsterdam bileti bakıyorum yaza.
- K. ile konuşuyoruz, Lamborgihini Murcielago LP670-4 çokmış diyorum. Neyime yarayacaksa. O diyor karbon fiber, ben diyorum karbon elyaf karşılıklı sıralıyoruz. LP640′tan 29 beygir güçlü
ymüş, Arka spoyler değiştirilebilirmiş. Koltuklar deriden alkantraya değiştirince ağırlıkta çok etkisi olmuş, 100kg hafifletmek çok kolay değilmiş o makinayı falan. Bu araba sevdamın kime ne faydası var anlamadım gitti. Okuma bilmiyorken Otohaber diye ağlarmışım anneme. Şimdi ne oldu peki ne kaldı bana bu sevdadan geri? Anca sınırsız Akbil!

- Burton Snowboardların yeni modelleri gözükmüş bi fuarda, aç gibi onlara bakıyorum sonra G. ve S. ve E. ile muhabbetini yapıyoruz bunların. Son 3 senede çok havaya girmişiz. Beğenmiyoruz hiçbir haltı. İyi isabet oluyor zaten olmayan bütçelerimize.
- Asgari ücrete Brad Pitt, Cristiano Ronaldo hayatı yaşıyorum haftasonları sanki. Nasıl oluyor anlamış değilim ama biraz dostlar saolsun gibi. H. ile konuşurken ki lafımız ki eskiden küçükken giren çıkan pedereydi, şimdi CardFinansa 6 taksit eğleniyoruz diye. Geçiyor hayat bir şekilde.
- En son ne zaman yazdım bilmiyorum blog’a ama farkedilebileceği gibi özlemişim. Durdurmak istemiyorum bu yazıyı.
- Geçen Cem, Arif ve ben mudkicker.com genel yayın politikası ana konu olmak üzere bir toplantı yaptık barnies’de. Emirin sadece 1 yazısı olduğu için fasulye saydık çağırmadık onu. Toplantı çok etkiliydi, çok fazla iyileştirici karar aldık, kalite politikamızı belirledik, İSO 9001-14001-18001′e başvuruyoruz demek isterdim ama biz mudkicker.com’un bu haliyle kalması gerektiğine karar verip az biraz beyin fırtınası yapıp, geri kalan zamanda bira içip muhabbet ettik. Seviyoruz sitemizi.
- Son olarak işte yaptığım Mixed Tape’lerimden biri;
01 – Peter Sarstedt – Where Do You Go To (My Lovely)
02 – The Kinks – This Time Tomorrow
03 – The Kinks – Strangers
04 – Elliot Smith – Needle In the Hay
05 – Tom Waits – Dead and Lovely
06- Jimi Hendrix – All Along The Watchtower
07 – Bob Dylan – The Times They Are A-Changin’
08 – Simon & Garfunkel – The Sound Of Silence
09 – Duran Duran – Come Undone
10 – Datarock - Fa Fa Fa
11 – Oasis – Cigarettes and Alcohol
12 – Pearl Jam – Last Kiss
13 – Duman – Ellerin Ellerime
14 – Duman – Helal Olsun
15 – Grass Roots – Lets live for Today
- Bitmeyen bir mart ayının içinden bildirdim hayatımı sizlere. Ben gidiyorum, dedim ya sıkıldım! Cheers..!
Burn Notice
0
Bu diziyi Türkiye’de ne kadar izleyen var bilemiyorum ama tabii ki bir Lost veya bir Heroes ya da How I Met Your Mother kadar popüler olmadığı da aşikar.
Ben ilk görüdğümde aynen şu tepkiyi vermiştim: “Aaa, Miami lan!”
Bir an aklıma Miami Vice geldi. Çok severdim küçükken hiç kaçırmazdım.Don Johnson ve gömlekleri yeterdi be!!!
Özetle Burn Notice dizisinin konusunu belirteyim. Eleman aslında baba bir ajan ama bir operasyon sırasında buna “burn notice” denilen ve bir ajanı işten çıkarma diyebileceğim bir şeyle karşılaşıyor. Adam kara listeye alınıyor ve tüm kimlik bilgileri, banka hesapları herşeyi kayıtlardan bir anda siliniyor.
Elemanı da paketleyip Miami’ye atıyorlar. Adam da burada bir yandan görevler yaparken onun bunun için, bir yandan da bu işi kimin planladığını bulmaya çalışıyor.
Tavsiye ederim, bence çok güzel bir dizi. Dediğim gibi, Miami Vice sevenler bunu da severler…
(Gabrielle Anwar‘a dikkat!
)

