Kumlar…

İnsanın büyüdüğünü gösteren minik kımıl kımıl şeyler.

Ama aslında kumlarla oynarken büyüdüğünü göremiyor insan işte.

Ufakken kumlara dokunmak yeterdi. Avucunun içine alırken akmasını görmek – hayatının da öyle akacağını belki de ilk orada sezinliyordun içten içe.
Sonra kaleler yaptın kendini güvende hissetmek için. Hatta hendekler kazdın dalgalar gelip de hemencecik yıkmasın diye… Korumaktı kendini o zor dünyadan aslında tümünün amacı.
Ergenliğe girince kocaman memeli kadınları yükselttin kumlarda. Ne istediğin belliydi, doğayı bile kandıramadın. O yaratmaya çalıştığın şeyden çok bulacaktın sonrasında ama hiçbiri senin ellerinle yaptığın gibi sana ait olamayacaktı da aslında.
Şimdi şimdi ise sadece bir kalp çizmek istiyorsun küçük bi sopayla. Sadece bir izin olsun istiyorsun dünyada, sadece saf bir duygudan ufalanmış o kumların üstünde.
Yaşlanınca da biliyorsun, suya ıslak ayakla basıp yürüdüğünde o kumlarda çıkan ayak izlerinin hala hayatta olduğunu ispatlaması bile mutlu edecek…

Ama işin ilginci ne biliyor musun?

O kumlar hayatının her döneminde kıçının arasına ya iyi halde saçlarının dibine kaçacak ve sen gidip duşakabinde teker teker ayıklamaya çalışacaksın.