Posts tagged kitap

Glow In The Dark

0

Kanye’nin yeni fotoğraf albümü tadında kitabı çıkmış.
Alınsın.

Yaralar

1

“Yara vücudun içinde saklanıp kalabilir ama yarayı kaybeden bir vücut yeni yaralar arar.”

- Ryu Murakami, “Emanet Dolabı Bebekleri” kitabından…

Ryu Murakami

0
Ryu Murakami(村上龍), Japanese novelist and filmm...
Image via Wikipedia

Türkçeye tercüme edilmiş 3. kitabını okumaya bu sabah başladım. Diğer iki kitabı toplam 4 günde bitirmiş olmam, zaten bir kıstas olsa gerek. Murakaminin kalemi o kadar akıcı ki gerçekten gözlerinizi ayıramıyorsunuz satırlardan.

Gerçekten yalın bir dil kullanırken, bir o kadar da derinlemesine ve vurucu bir şekilde olayları anlatabiliyor. Zaten Japon Edebiyatı’nın “Maradona”sı olarak tanımlanmasından da bu belli. Çok farklı temaları işleyen Murakami, genel olarak aslında dejenere/extrem hayatları bu kültürden çekip çıkarıp, iyice eleştiriyor.

Teker teker kitaplar için yazı yazmaya üşendim ama hepsine de kısaca sitede değinmek istiyordum; o yüzden kitapların üstünden hızlıca geçmek istiyorum.

İlk okuduğum kitabını idefixde öylesine bakarken sepetime ekledim. D&R’da gezinirken de gözüme çarpınca e, hadi bir alayım bakayım nasılmış? kafasıyla satın aldım Yok Yere adlı kitabını. Orijinal adı In the Miso Soup olan kitabı 2 günde bitirdim. İnanılmaz bir akıcılığa sahip olduğundandı belki de. Sonra da bir koşu diğer ikisini aldım. Konusu Japonya’ya gelen turistlere illegal gece hayatı rehberliği yapan genç bir Japon genci ile bir Amerikalı turistin ilginç hikayesi ile ilgili.

Şeffaf Mavi aslında yazarın en büyük hiti yaptığı kitap. Daha Sanat Akademisi’nde öğrenci iken yazdığı bu kitap ile  Japon gençliğinin kayıp hayatkarının biraz Trainspotting yansımasıyla aydınlatılışına tanık olabiliyorsunuz. Uyuşturucu, seks vb. en kışkırtıcı öğeleri tüm açıklığıyla yazmış Murakami bu kitapta. Akutagava Edebiyat Ödülü’nü de bu kitapla kazandı.

Emanet Dolabı Bebekleri’ni ise şimdi yeni yeni okuyorum. Yine mükemmel bir başlangıçla başladı ve inanılmaz gidiyor.

Yazardan bahsedelim biraz. 1952 Nagasaki doğumlu yazar Japonlar tarafından Japon edebiyatının Maradona’sı olarak tanımlanıyor. Genel olarak

Yazarın eserlerinin listesi de aşağıda:

1976   Almost Transparent Blue
1977   War Begins Beyond the Sea
1980   Coin Locker Babies
1986   Run! Takahashi
1987   69
1989   Raffles Hotel
1993   Ecstasy
1994   The World in Five Minutes From Now
1994   Piercing
1995   Kyoko
1997   In the Miso Soup
1997   Strange Days
1998   Lines
2000   Parasites
2000   Melancholia
2005   I am a Novelist
2005   Hanto Wo Deyo
2006   Dialogue: Ryu Murakami X Joichi Ito

I’vRead

0

Twitter API’sinin böyle hayırlı işlere kullanılacağını bilmek de güzel. Birsürü örneği var aslında ama herhalde en ilgimi çeken bu oldu: Okuduğun kitapların bir listesini internette tutmak.

Bunun için farklı siteler mevcut. weRead, Goodreads vs…

weRead, Facebook kullanıcıları için tanıdık bir yüz olsa gerek, eğer uygulamalarla çok oynuyorlarsa – weRead’in bir Facebook application‘u mevcut.

Kendisini ben Facebook’da kullanıyorum ama aynı zamanda bana bu çok kolay geldiği için ve de halihazırda ’ı da sık kullandığım için ben I’vRead‘i seçmiş bulunmaktayım.

Kullanımı çok basit: Twitter’da kitabın adını yazıyor ve ivread adlı kullanıcıya “reply” yapıyorsunuz.

“The Overlook” @ivread

İsterseniz yorum da ekleyebiliyorsunuz.

“The Overlook” @ivread güzel

Bunun dışında kullanım için sitesinden yardım alabilirsiniz.

Kitaplarınızı listelemek için de aşağıdaki sayfaya girmeniz yeterli:

http://ivread.com/user/twitterdaki kullanıcı adınız

Twitter kullanıcısı ve sıkı bir kitap kurduysanız, tavsiye ediyorum.

En sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit; mi acaba?

3

Ahmet Ümit kitapları

Soru 1: Bir yazarın en sevdiğiniz yazar olması için yazdığı tüm kitapları beğenmeniz, onaylamanız gerekir mi?

Soru 2: Eğer tüm kitaplarını beğenmek gerekmiyorsa, kaç kitabın beğenilmesi yeterlidir?

Bu tip (saçma sapan) arka arkaya sorabileceğim sürüsüyle soru var. Ahmet Ümit‘in son romanı Bab-ı Esrar‘ını okuduktan sonra yıllardır söylediğim “en sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit” tezini sorgulamaya başladım çünkü.

Ahmet Ümit ile ilk karşılaşmam Om Yayınları’ndan çıkan Patasana ile olmuştu. Hala da Om yayınlarının kapak düzenlemesini Doğan Kitapçılık‘ın kapağından kitapla daha uyumlu olduğunu düşünürüm. Ardından okuduğum Bir Ses Böler Geceyi ve Sis ve Gece Ahmet Ümit sevgimi iyice arttırmıştı. Hatta Rusya’da geçen Kar Kokusu sonrası çay ve kahvede şekeri terk ettim.

Ne olduysa Kukla^’dan sonra oldu ve hevesle aldığım tüm Ahmet Ümit kitapları büyük bir hayal kırıklığı yaratmaya başladı. Çevremdeki insanlar bende hayal kırıklığı yaratan kitapları beğendikçe şaşırmaya başladım.

En son Bab-ı Esrar’da da bunu yaşadım. Kitabı Şubat – Mart gibi alıp rafıma koymuştum, ancak bir türlü elim okumak için ona gitmiyordu. Sanırım gene beğenmemekten korkuyordum ve korktuğum başıma geldi. Biraz da kendimi zorlayarak kısa süre içinde bitirdiğim bana Ahmet Ümit’ten beklediklerimi veremedi. Etkileyici tasvirler, bir sonraki sayfada ne olacak acaba heyecanı, kitabın sonunda kesin gene ters köşeye yatırılacağım beklentisi… Maalesef hiçbiri gerçekleşemedi.

Zamanla herkes değişiyor. Ahmet Ümit ile benim değişmem aynı paralellikte olmadı sanırım… Son 4-5 romanından da aynı hayal kırıklığı ile ayrılıyorsam bunun açıklaması bu olmalı.

İyi de peki bu durumda Ahmet Ümit benim hala en sevdiğim yazar olarak kalabilir mi?

Macbeth

0
Macbeth - NTV Yayınları

Macbeth - NTV Yayınları

Direk başlığa tabi eserin adını yazınca muhtemelen çok baba bir yazı yazacağımı veya kitabı tanıtacağımı düşünüyor olabilirsiniz ama daha o kadar delirmedim. Yanlış anlamayın, o kadar edebiyat düşmanı biri değilim hatta kitapları çok severim.

Benim anlatmak istediğim, NTV Yayınları‘ndan çıkan Macbeth‘in çizgi romanı.

3 haftada 3. baskıya gelmiş bir eser olan Macbeth’i ben daha çıktığının ilk haftasında almıştım. Çok da oldu aslında bitireli. Sadece tuvalette okurum dedim ama bir gün tuvalette ayaklarım uyuşana dek oturup kitaba daldığımdan dolayı çabuk bitti tabi okumak.

Bu konuda pek guru sayılmama ama çizimleri çok da kötü değildi, tercüme zaten bir usta olan Sevin Okyay tarafından yapılmış.
Büyük bir kayıp olarak Shakespeare’in daha önce hiçbir eserini ne okudum ne izledim ama bu şekilde yumuşak bir başlangıç yaptım. Şu an “Downloads/finished” klasörümde Macbeth, Hamlet, Merchant of Venice gibi tüm Shakespeare eserlerinin sinema versiyonları yer almakta. Bu da ne demek? Saatlerce görsel Shakespeare  keyfi!

Ha unutmadan, kitabı almamazlık etmeyin ona göre!

Dean Koontz – Your Heart Belongs To Me

0

Dean Koontz‘un Your Heart Belongs To Me adlı kitabını bugün serviste bitirdim. Güzel bir thriller kitabı, tavsiye ederim. İngilizcesi de çok ağır değil aslında – Hele de Robert Ludlum ile karşılaştırınca.

Konusu, kalbinde ölümcül bir hastalık çıkan İnternet dünyasının genç zenginlerinden Ryan Perry’nin kalp naklinden sonra yaşadığı maceralı olayları kapsıyor kısaca.

Kitapta bir paragraf dikkatimi çekti, hemen not aldım. Hatta sayfasını bile söyleyeyim; 258…

“Mr.Perry, each day, life presents us with much more than we can understand. If I chased after everythıng that makes me curious, I’d have no time for the part of life I do understand.”

Kitap

3

Çok düşündüm bu haftasonu. Muhabbetlerin tüm virgül ve noktalarından sonraki boşluklarda kafamı bu kurcaladı. Bir söz vermiştim zamanında kendime, her açtığımda o dosyayı, başladığımı yardı bıraktığımı farkediyordum. Neden, diyordum kendi kendime, neden devam etmiyorsun?

Bütün haftasonu, dedim ya, çok düşündüm bunu. Hobi arıyordum, daha güzeli olabilir miydi?

Hem sen değil miydin, yazmak isteyen, yazmanın senin için en güzel rehabilitasyon olduğunu söyleyen?

Buyur buradan yak o zaman…

Bunlardı tüm haftasonu aklımdan geçen. Dün ise noktaladım bu kuruntuları. Kararımı verdim.

Bir yazacağım.

En kötü yayınalamasm da belki bölüm bölüm buradan yayınlarım, belli mi olur?

bu, yapmak istediklerini yapmak için çok kısa… Beklemeye de gerek yok.

Hiçbir şey için hem de.

Jam’e yaz geldi…

1

Arif son yazısında da sitemlemiş, millet sitenin adresini unuttu demiş; unutmadım efendim, unutulur mu buralar…

Yaklaşık 2 aydır emaresi göstermemişim buralarda.(bkz: son yazı) Mayıs’tan beri biraz iş güç uğraşları, biraz master koşturmacaları, bazen ufak gerginlikler, bazen hayal kırıklıkları, Atina ve Mora yarımadasını kapsayan Yunanistan gezisi ve Çeşme’de sörf macerası sığmış hayatıma.
2 ayda
-Termos bardağımın frappe yaparken nasıl da başarılı bir shaker olduğunu keşfettim (Banu’ya selam).
-Rock Band PSP versiyonunun nasıl da zevkli olduğunu gördüm.
-Filmini izledikten sonra kitabını okumalıyım dediğim, die Welle‘yi okudum ve kitabı da filmi beğendiğim kadar beğendim.
-Okunacak kitaplar rafıma 3 daha ekledim.(Sene başından beri 2 bitirebilmişken, biraz gereksiz bir hamle oldu gibi ama, azimliyim…)

Master koşturmacaları devam etmekte, bitince onlarla ilgili bir şeyler paylaşmayı, benim yaptığım salaklıkların yapılmaması adına gerekli görüyorum.
planlamaları da devam etmekte, madem bu yaz vaktim var, gezebildiğim kadar gezmek gibi bir hedefim var.

Tatilde güneye arabalarıyla inecek ve de mayo alması gereken erkekler için, İstanbul-İzmir yolundaki Ulusuoy Outlet tesislerinde Billabong mayolarda %50 indirim var. İstanbul’dan veya gittiğiniz yerden almaya gerek olmayabilir. Hatun kişiler için bir yorumda bulunamayacağım, aynı mekanda kıyafettir vs. çok var da mayolar ekstra gözüme çarpmadı. Aynı şekilde arabayla gidiyorsanız ve acil tshirt almam lazım diyorsanız, gene alışverişinizi orada yapabilirsiniz. Güzel fiyatlara güzel ürünler bulunmakta.

Yaz ortası raporum şimdilik bu kadar. Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun diyorum…

JAM

Neden Yazıyorum

2

Pink Floyd’dan Echoes çalıyor arka tarafta. Ben ise açmışım en sevdiğim programımı, çıtır çıtır yazımı yazıyorum yine.
Niye yazıyorum? Neden burası? Ne gerek var?
Bazılarınız belki de bu soruları soruyordur veya ben anlatmadığım için belki de bilmeyeniniz vardır.
Baştan söylüyorum dün Cem, Mert ve ben buluştuk ve burası hakkında konuştuk normal olarak da muhabbetimizin bir bölümünde.
Birbirimize ilk sorduğumuz şuydu: “Biz ne için yazıyoruz burada? Herkes okusun diye mi? Hit alalım diye mi? Para kazanmak için mi?”
Cevabım hazırdı zaten…
Hayır! Hayır! Hayır!
Bir arkadaşıma söylediğim gibi… Burası benim ibadethanem. Onun cevabı da şöyle olmuştu… “Demek ki inançların var hala… Devam et; sen devam ettikçe en azından ben okuyacağım…”
Okuyup okumaması insanların önemli değil. Ben bunları bir kalem ile kağıda döküp sonra da çıkartabilirdim… olay o değil. Ben bunları bir şekilde bir yerlere yazmak istiyorum ve bu yolu seçtim. Benim için özel olan şeyleri zaten kendime saklıyorum. Eğer ben burada sevdiğim, aşık olduğum kız için bir yazı yazıyorsam eğer ona buranın dışında tabii ki kendi ellerimle neler yazıyorum. Kendime paylaştığım şeyler elbette var. Ama burası dediğim gibi benim ibadethanem. Benim bütün içimdekileri kusup, döktüğüm, kendi stresimi attığım, eğlendiğim, üzüldüğüm, sevindiğim her şeyi yazdığım ve yolladığım yer.
Bunun için para kazanmak? Umurumda bile değil. Etik bile değil…
Herkes okusun milyonlarca hit alsın? Evet, ölçüyoruz ama hadi bunu kutlayalım diye bir kere bile aklımdan geçmedi. Ne yazar ki?..

Neyse… Kısaca…

Neden yazıyorum? Konuşamıyorsam eğer, anlatmam gereken bir şeyler olmadığı anlamına gelmiyor… İşte ondan…

Go to Top