arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘kahvaltı’

İyiyiz iyi…

Cuma, 19 Haz 2009 Arif yorum yok

Şu an şirketteyim, mı ettim bizim şirketin içindeki bahçeye doğru bir de çayımı içtim; ımla sabah sabah geyiğimizi yaptık, rutin olanından öyle böyle anlattık. Hatta taa gittik Roma’lara, Toskana bölgesine ımızda.

Şimdi oturdum bir tane yeni program önerdi fabrika tarafından bir iş arkadaşım bulmuş işte bizim şirket networkünde bile çalışıyor, yasaklı değil, ne de güzelmiş diye. Radyo dinliyorum orada lounge tadında, dolu.

Düşünüyorum geçmişimi çok da geriye gitmeye gerek yok zira, çok acılar çekmişim, çektirmişim, kendime de başkalarına da belki sebepli sebepsiz; bilerek, bilmeyerek ama gel gör ki artık önümüze bakmak lazım sanırım.

Şu an birazcık da olsa gülümsüyorsam nedendir diye soruyorum ve aklıma tek cevap geliyor: E, mutluyum da ondan?! Düşünmüyorum bir bir atladığım hendekleri artık, önümdeki engelleri ya da.

Askere mi gitmek? Amaaan, sonuçta evladıyız gider geliriz diyip geçiyorum, yormuyorum nasıl geçecek onca şafak diye… Ne olacak ki, zaman değil mi bak işte geçmiş gitmiş 26 yıl bir çırpıda. Arta kalan sadece mazi.

Sevgi mi aşk mı? Ohoo, diyorum bana uzak – ulaşmak isteyen de yok ki. Olsa kapım açık o farklı. İstediğim biri de yok değil hani. Geçmişe dönüşlerim mevcut belki biraz ama kafa rahat artık. Çok sallamıyorum.

Okul mu? Bitirdin ya ulan işte daha nereye kadar diyorum erteliyorum onunla ilgili ekstra hedefleri – keyfine bak işte.

İş, kariyer mi? Gelir geçer, altyapı sağlam sebat gerek deyip bakıyorum önüme, işime. Olur elbet bizden de birşey.

Sevdiğim kıza bile artık mesaj çekesim gelmiyorsa, benden geçmiş demek değil bu sadece biraz huzuru bulmuşumdur belki o. Yanıma eküri olacaksa gelir o deyip geçiyorum. Aynı ım gibi. Sağolsun hepsi tay gibi benden eksik kalmıyor.

E mutluyum işte, ne güzel değil mi?

Yaz geldi yaz… Eskisi gibi değil bu sefer hem.

Hem bir kardeşimin dediği gibi.  Hayırlısı ya. Rahat olmak lazım.

Sapanca Günlükleri – 2

Çarşamba, 06 May 2009 Arif yorum yok

img_1996Eveet, Sapanca günlüklerimizin ikinci ayağında Perşembe akşamından başlayıp Pazar akşamına uzanan bir zaman dilimini alacağız bu sefer yazıya.  Geçmeyen bir haftanın son günü olan Perşembe 1 Mayıs’ın tatilinin kesinleşmesiyle Sapanca’ya gidilecek gün olarak belirlenmişti. Herkesin işten eve dönmesiyle hazırlıklar başladı, telefonlaşıldı ve ayarlandı.
20:30 sularında T., C. ile C.’yi alıp KBK’ya geldi. Bu arada iki C olduğunu farkettim, hatta ileride 3 C olacak. Bunları nasıl ayırayım… Tamam biri CD, diğeri Elektro, öbürü de CA olsun.
Neyse, CD önde oturuyordu biz 3 ayı arkaya sıkıştık neyse ki. Elektro tabii ki teçhizat tam takırdı, iPod’u da taktık teybe o kasetli kablolu acayip bağlantı aletiyle başladık dinlemeye. Ben yne oğullarımızı getirmiştim. Bir Bacardi Apple, bir adet de Martini. Elektro ile CD’den de vakfa yine bir Martini ile bir şişe viskinin yarı kalanı bağışlanmıştı daha yola çıkarken.

Yolda fazla bir aksiyon olmuyor gerçi yemek yemediğimiz için McDonalds’da durduk, hani o üstgeçit gibi olan yerde. Dünyanın en yavaş McDonalds’ı olduğu için tırstık ama bu sefer o kadar da değildi ya da artık biz takmıyorduk. Ama bu konuda baya taşak geçtik. gnctrkcll’li olmak da bir ayrıcalık tabi. Ben değilim ama olanları seviyorum. Neyse, en son Sapanca’da Tekel’den ımızın sürdürülebilirliği için gerekli malzemeleri aldık ve eve yöneldik. Gece iyi içtik bir güzel, genel olarak ve yorgunluk vardı zaten. CD şömineyi yakamadı. Odun ıslakmış ondan. Biz de yedik bu bahaneyi(!)

İkinci günün sabahı, uyanınca hemen güzel bir kahve yaptık. Ben erken uyandığım için bilgisayarımdan 4-4′lük o efsane Liverpool-Arsenal maçını izledim öncesinde. Sucuklu yumurta filan klasik kavaltı menüsü yine alles inklusiv olarak yerindeydi ki öncesinde zaten TSH’le gittik bir alışveriş yaptık. Dönerken de CA’lar TSH’lerde olduğundan onlara gidip önceki haftadan kalan biraları vs. aldık. Bizimdi onlar. Bizim olacaktı hep. Ki oldu. Bahçede demlenip ypatık biraz. Boş boş oturuyorduk ve içiyorduk ki E. geldi. Hem de topla! Obaaaa!

Sonrasında mal bir oturuş oldu aslında fazla bir şey yapmadık. T. o efsane sözü söyleyerek tatile damgasını vurdu: “Çeşke her … MSN’e girse!” Baya faşo bir laftı ama komikti, sansürlemem gerekti pardon. Çeşke kelimesinin Keşke olduğunu sonradan anladık daha da güldük. 3 gün bu lafın üstüne milyonlarca esprinin gelmesi de bekleniliyordu, oldu da. Akşam mangal yapacaktık, CD ile gittik birsürü şey aldık. Mangalı da oturttuk bir köşeye oooh mis gibi yedik yine. Ben baya yedim çok da içemedim üstüne zira. Sonra malak gibi film izledik, dışarıda oturmaya hava elverişli değildi ama yanlış hatırlamıyorsam 4 film filan izlendi. Herkes teker teker sızdığından (bunlardan biri benim) en son filmi CD ile TSH bitirdi galiba.

Sabah yine en erken ben uyandım. Bu sefer de Slumdog Millionare filmini açtım izledim ki o sırada CD uyandı, battaniyelerle ve kahve ile bana eşlik etti. Film bitene kadar herkes uyanmıştı, yine bir kahvaltı patlattık güzelcene. Sonrasında aslında Tabu oynayasımız vardı ama salla dedik, zaten biraz da geç uyanmıştık, göl kenarına gidip içtik.img_2006 Ben hala mangal kokuyordum. Biralarımız içtik, bir iki barfiks ve şınav çektik nedense, geri döndük. Orada bol resmimiz de var. Yine akşam yemeği hazırlıklarına başladık. O sırada şömineler yakıldı, mangal bir kez daha. Çok güzel mızı içtik, oooh mis- yine. Sonra Bir baktık, CA geldi. Daha doğrusu, TSH onu aldı getirdi. Bize de bir sürpriz yaptı, çok sevindik. Bu arada sağlam da içiyorduk hani. Dansettik baya. T. coştu zaten. Sonra ben sızdım. Yerde. Şömine önünde. Uyandığımda ımda ilk defa 9 bardak su içtim ve hala belim ağrıyor. Sonra ben, CD ve TSH sabah 07:30′a kadar dünyayı ve ilişkileri kurtardık. Akşam TSH ile CD’nin gidip bulma çabaları da boşa gitti, kapalıymış her yer. En son sabah 07:^0′da yerde yarım kalan biraları CD fırtlıyordu, ben baymıştım artık.

Az biraz uykudan sonra son sabah ne lık almaya gidecek, ne hazırlayacak takat vardı zira öğleden sonra ayrılcaaktık. Güneş açtı, biz de masayı ve sandalyeleri bahçeye attık, oturduk. Abur cubur ile geçiştirdik… Bu arada benim bir önceki günden kalan soğuk kuzu şişi dürüm yapmam sükse yarattı. Çok da güzeldi ne var ki bunda?

Biraz daha top oynadık. img_2087T. ‘nin CA’dan daha az dizinde top sektirmesi ilginç bir anekdottu. Aslında kendisi çok iyi top oynar. Anlamadık, tesadüftü herhalde(!)

Sonra bir saat süren bir temizlik sonrası, yola çıktık ve tekrar yuvalarımıza dağıldık… Yine güzel bir haftasonu, yine , yine eğlenceydi Sapanca… Tekrar gideceğimiz günü iple çekiyoruz! Bakalım günlüğün öbür sayfası nasıl dolacak!..

Mallorca’da 2 El Turco

Cuma, 10 Nis 2009 Arif yorum yok

2008. Haziran sonu. Dellenmişim yine. Emir’e söylüyorum, “oğlum birşeyler yapmak gerek”. Tatile çıkalım kararı alıyoruz. Nereye gitsek?

Ibiza! İlk fikir. bakıyoruz önce kendimiz nasıl gideriz? Sonra gazete bir ilan! Emir açıyor şirketten heyecanlı bir şekilde oğlum bak tur varmış lan Mallorca’ya!

Destur diyorum. Bir bakalım nedir, ne değildir. Google’a giriyorum, yazıyorum “mallorca +nightlife +club”. Inkh, diye bir ses çıkıyor önce. Yazılara dalıyorum, okudukça okuyorum yorumları, gümbür gümbür geliyor içimden gitme isteği.

Sonra Emir’e mail atıyorum tamamdır ulan gidelim!

Neyse, gidip bir koşu tur şirketine ödemelerimiz yapıp kaydoluyoruz. Zaten nasıl daralmışım o aralar, en görmek istemediğim duymak istemediğim, yapmak istemediğim şeyler tepemde, diyorum ulan burası benim yeniden doğuşum olsun!

Gün geliyor, biz çıkıp gidiyoruz havaalanına. O sırada da amcamdan almışım DVD recorder, yanımda fotoğraf makinası vs. her türlü kayıt cihazım Cevat Kelle misali yanımda. Daha havaalanından çekmeye başlıyoruz tatili. Çekerken de demleniyoruz. Bu arada havalanına gidişte heyecan tabii ki had safhada, Bostancı – Bakırköy deniz otobüsünden kıpır kıpır duramıyoruz yerimizde. Neyse havalanında ne yapsak diyoruz, önce check-in vs. sonra hooop hadi baba bir çakalım. Neyse çakıyoruz biraları o sırada arka tarafta bir aile var ailenin bir güzel büyük kızı var gözler ona takılıyor. Farkediyoruz ki o da bakıyor. “Oğlum, kız güzelmiş lan” diyoruz ve kesiyorum kızı net bir şekilde. Kız gülümsüyor. Sonra ama tabii ki sosyal baskılarımızdan dolayı -babası orada lan!- bir bok yapamdan kalkıyoruz. Emir, “abi gel HSBC lounge’a gidelim” diyor. Önce “Shop&miles’ınkine gidelim” diyorum, “yok gel orası da güzel” diyor, peki diyorum gidiyoruz. Bir bakıyrouz ikimiz de kelle olmuşuz o sırada “boarding” yazıyor IST-PMI uçağı.

egb0102_grasovka_2Uçağa giderken eski dost Grasovka alıyoruz birer tane, biner binmez ikişer shot koyuyoruz, sonra ben Mallorca’da uyanıyorum. Neyse, iniyoruz abi otele yerleşiyoruz. Gaza gel! Daha iner inmez başlıyoruz kafayı resetlemeye. “Ulan nereye geldik diyoruz” o sırada bir kız banktan düşüyor öbürü de kusmaya başlıyor. Emir “Hasiktir lan, harbiden ne olm bu?!” diyor.

Öbür gün bir gaz başlıyoruz asıl tatile, çok da mis sabah uyanıyoruz,sıkı bir kahvaltı litrelik sularımızla plajda uyuyoruz yanıyoruz, sonra Galler’den kankilerle plaj futbolu oynuyoruz. Vay amına k0yim ne güzel lan herkes eğleniyor oluyor ki o sırada artık topless hatunlar bize çok normal geliyor. Hatta bikinililere “ıyyy, anti modern insanlar” diye bakıyoruz. Emir o sırada amele yanığı oluyor.

judgejules1

Judge Jules

Famous BCM Planet Dance in Magaluf

BCM Planet Dance

Ulan bir bakıyoruz yukarı bir tane küçük uçak arkasında birbez pankart bu akşam Judge Jules var BCM’de diyor. “Hasiktir oğlum, bu herif büyük adamdır gidelim!” diyorum. Neyse otele dönüp yine bol deniz mahsüllü sağlam bir yemek yiyoruz bir-iki saat kestirip sonra çıkıyoruz. Direk içmeye bşalıyoruz o sırada Avrupa Şampiyonası da olduğundan içerken maç + + İngiliz barda çalışan kız trio’su ile warm-up oluyor. Böyle geçiyor günler. Judge Jules yıkıyor bu arada. Gün geliyor, Türkiye – Almanya maçı ben pertim. İngilizler ile beraber izliyoruz. Ben son golden sonra sarmaş dolaş İngiliz’lerle üzülüyorum. Herkes beni tebrik ediyor. Ben sarhoş oluyorum. Bütün kızlar üstüme bir imza çakıyor. Formayı hala yıkamadım. Öbür gün; Emir otelde balkondan balkona kur yapıyor, ben o sırada klip çekmeye çalışıyorum.

2 tane “el turco” ortalığı yıkıyor, kankilerle hep sahilde görüşüyoruz. Bir gün de araba kiralayalım diyoruz. Gidip kiralıyoruz Mallorca’nın çevryolunda lastiğimiz patlıyor. Arabaya “Pablo” ismini vemrştik. O da puşt çıkıyor yani.

Camp de Mar

Camp de Mar

Ama mükemmel bir plaja da götürüyor hani bizi. Camp de Mar. Denizin ortasında restoranda paella yiyoruz, sangria içiyoruz, “ bu!” diye bağırıyoruz sonra cup diye denize atlayıp. Andtrax’dan da geçiyoruz bu arada. Almanlar basmış orayı da.

Port d'Andratx

Port d'Andratx

Hadi bu sefer de Palma de Mallorca (adanın başkenti gibi bir şey) ypaallım diyoruz biniyoruz otobüse. Otobüste önümdeki adamın keli parlıyor, gözlük takıyorum. Emir otobüs şöförüne kilitleniyor herife bak herkes bilet almadan duraktan kalkmıyor diyor, ben ise o mavi elbiseli ehliyet kursuna giden melek gibi güzel kızdan gözlerimi alamıyorum. Zaten kelden kamaşmış gözlerim iyice kör oluyor. Emir’e İspanyol mu İngiliz mi diye soruyorum. Kararsız kalıyoruz.

Palma da bayağı geziyoruz ve en sonunda hadi Tapas yiyelim diyoruz. Sokak arasında yine kenara atılmış masalardan birine oturuyoruz. Yorulmuşuz da. 2 Stella diyoruz, 3-5 tapas söylüyoruz, Allahım o da ne ya!? Bu nasıl bir keyif. Garson kız da yine bir Penelope Cruz havası, zaten yeni başlamış onunla ufak bir muhabbet yapıyoruz. Ayrılasımız gelmiyor ama geceyi de kaçırmak istemiyoruz. Atlıyoruz yine dönüyoruz Magalluf denilen güzel beldemize.

Magalluf Beach

Magalluf Beach

Böyle geçiyor 8 gün. Ayrılmadan son akşam Magalluf Beach’de oturuyoruz, baba son bir tek atalım diyorum, alıyoruz 2 cider, güneş de yeni batmış, herkes çekilmiş odalarına, boş sahil, batmış güneş de denize doğru yudumluyoruz…

- İyiydi be, yeniden doğduk resmen, çok eğlendik…
- Evet, kanka bu bir rönesans. Sence ispanyolca rönesans ne demek?
- Bilmem, abi çok güzeldi ya..
- Cheers kanka.
- Cheers…

(Dip not: Rönesans: renacimiento)

Pazar Sabahı!

Pazar, 05 Nis 2009 Arif yorum yok

Buyrun buradan yakın. Sabah ’un ü idnledim uyanır uyanmaz, güzel. Love is Here yerine geçemez ama bu sefer daha Indie gibi sanki. Bana öyle geldi ama yine aşka sallamış yine exlere sallamış. Şimdiki hedefim Unbelievable Truth. solisti Thom Yorke abimizin öz kardeşinin -hepimiz kardeşi sayılırız :P – grubu. Arıza. Gelir yakında onunla ilgili bir yazı da.

Dün asıl duydum bir yerden nereden hatırlamıyorum, Nil Karaibrahmgil, kısaca Nil’in yeni ünden ilk şarkı. Seviyorum Sevmiyorum. Acayip güzel bir şarkı. Normalde ben bu hatunu pek sevmem, feminist tarzda hatun sanatçıları zaten sevmem ama bu sefer bu şarkısı güzel. Çok beğendim hatta. Aslında kendisini de beğeniyorum sanki be. Neyse, o farklı. İş başka, aşk başka derler. Sabah bir bunu bir de Caze feat. Sezen Aksu – Gelsin Bildiği Gibi’yi repeat’a aldım.

Neyse, birazdan spora gideceğim. Dana Mert’in uyanıp aramasını bekliyoruz. Öküz uyanmadı. Spordan sonra süper mız var, bekleriz.

Güzel bir Pazar günü sizin olsun, aşağıda da arka fon şarkısı!

Sandviç Kombinasyonları

Cuma, 27 Mar 2009 Arif yorum yok

Her sabah 06.00′da kalkıp 07.30′da işyerinde olmamın gerektiği bu hayatta, sabahki en büyük eğlencem zaten kısıtllı olan sandviç içeriklerinden kendime sandviç yaptırmak.

Mükemmel kombinasyonlarım oluyor bu konuda. O yüzden her sabah tost veya sandviç yemekten sıkılmıyorum. Tabii bunun acısı haftasonu evde çıkıyor. Yumurtaydı, menemendi, sucuktu, bal-kaymaktı vs.
(hatta yeni fetişim BeyazFırın’dır, onunla ilgili analizimi sonraya bırakacağım)

Şimdi uzmanlık sorusu:

Elinizde sadece  aşağıdaki malzemeler varsa, nasıl sandviçler yaparsınız?

  • Beyaz veya Kepekli sandviç
  • Beyaz veya Kepekli tost ekmeği
  • Yeşillik
  • Salatalık
  • Turşu
  • Domates
  • Kaşar Peyniri
  • Beyaz Peynir
  • Sucuk
  • Salam
  • Zeytin Ezmesi
  • Yeşil Biber

cay_simitBen kombinasyonlarımı anlatayım, uzmanlığımı hissetiretim. İlave seçeneklerinizi de bekliyorum.

  1. Kepekli sandviç ekmeğine beyaz peynir, sucuk, domates.
    Hafif ekşimsi tatta domatesin verdiği tatlılık ve sucukla ete doyulan an. Bence en iyisi.
  2. Beyaz sandviç ekmeğine duble kaşar, turşu, domates, salam.
    Klasik otobüs yolculuğu sandviçidir ama ağızda dolgun bir tat bır. Tost yanına iyi gider.
  3. Beyaz tost ekmeğine duble kaşar, sucuk, domates
    Bir klasik…
  4. Beyaz tost ekmeğine zeytin ezmesi, kaşar, beyaz peynir, biber, domates
    Pizza tadı verir ve dolgun olur.
  5. Kepekli sandviç ekmeğine zeytin ezmesi, beyaz peynir, domates, biber, salatalık ve yeşillik üstüne bol tuz.
    Diyet için birebir, doyurucu ötesi mix sandviç. Hafifçe bastırtırsanız ne ala.

Bunlar benim en çok yaptırdığım kombinasyonlar. E insan tabii ki bayıyor bunlardan da, orada da ayda yılda bir mide yakan poğaçaydı, açmaydı girişiyoruz.

Veya bazen bir cennetlik arkdaş gelirken 5-6 simit getiriyor, yanında Karper peynirle; bir de üstüne yukarıdaki büfeden bir kahvaltı tabağı çakıyoruz…
Uff yeme de yanında yat!

İçecek olarak tabii ki çaydır, ’ün gururu ama bana çok şaşırmalarından dolayı yazayım dedim, benim en sevdiğim içecek kombinasyonu: Duble Espresso + Taze sıkılmış Portakal Suyu! Tavsiye!

Acıktırdıysam, yemeksepeti’ne yoksa da kulağınıza küpe olsun der, iyi günler diler çekilirim efendim…
Hocam bana çift kaşarlı – portakal çeeeek!

Related Posts with Thumbnails
Categories: günlük şeyler Tags: ,