Posts tagged ipod

Robbie Williams

1
Robbie Williams performs at a concert in Hambu...
Image via Wikipedia

Geçen gün işten bir arkadaşım serviste KBK’ya varırken tam ayıldığımız anda kulaklıklarını çıkardı ve şöyle dedi:

“Oğlum, bu Robbie Williams hakikaten büyük adam. Herifin her şarkısı beni anlatıyor!”

Ben o sırada tek göz açık öbürü Thom Yorke tarzı hangi elimin sağ veya sol olduğunu kavramaya çalışarak kulaklıklarımı çıkarmaya uğraşıyordum. Bir iki “haae, hööyy?” dedikten sonra anladım ne dediğinive direkman “niye lan?” sorusunu yapıştırdım.

“Abi”, dedi, “herif ona buna giydiriyor bence tam bizim konsept erkekleri anlatıyor – aşık olunca, ayrlmak isteyince, sabah kalkışımızdan partide kopuşa kadar…”

Düşününce hakiakten kendi kendime onayladım. Kendisini hakikaten çok severim, zira bunu çok önceleri attığım bir iki postta (burada ve burada) görmüş de olabilirsiniz.

Nereden geldik bu konuya? Hmm, evet.

Biraz önce işte MS Excel’in başına oturmuşum, takmışım ’umu, arkadan Sexed Up çalıp duruyor. Ben de taa 19 Kasım’da yazdığım şarkıyı hala tekrarlıyorum…

You said we’re fatally flopped
When I’m easily bored
Is that okay?
Strike me off your list
Made this the last kiss
I’ll walk away

Why don’t we talk about it
I’m only here Don’t shout it
Given time we’ll forget
Let’s pretend we’ve never met

Mart Ayında Hayat

1

- Özeniyorum arkadaşım. Yapım bu. Bu özenme beni bir yerlere götürmüyor o ayrı. Lisede sigara içen özenip sigara başlama özentisi değil bu. Bu özenme benim yaratıcılığımı köreltiyor. Gelmiyor içinden ne yazı yazmak ne şaçmalamak. Okuyorum yazıları diyorum bak ne güzel yazılmışları var burda sen yazma otur öyle mal gibi! Ama Artık zaman esinlenme zamanı. Arifin Abigail serisi ile ilgili çok fena planlarım olduğu gibi çok yakında benim de bir serim olucak çok yakında. İşte ipucu; Tori!

tori
- Ders çalışmak geçmiş benden. Son defterimi lise2 de son kalemimi son finallerde ünide asistandan aldıysam geçmiş benden. Artık emekli olmak istiyorum. Şurda 40 sene var emekliliğime ama ben jübilemi istiyorum okuldan, işten… Hoca, kalem, scientific makina, excell,  kalite belgeleri, çizim projeleri olmayan bir hayal ediyorum. İçinde Sienna Miller, Tori Praver, kahve, Alkol, sallanan sandalye, Amsterdam, 57′Corvette olan hayaller kuruyorum. Sonra emeklilikle bunları bağdaştıramayıp, beynimin buharlaşmayan kısmıyla işten çıkıp okula gidiyorum.

- Sevgilim olmadan Mixed Tape’ler yapıyorum. Net olarak şaçmalıyorum. Onca yıl sevgilim varken yapmadığım şeyi şimdi neden kendime yapıyorum bilmiyorum. İşin Kötüsü bu Cdler bi halta da yaramıyor, Arabada Cd yok, discman’ım emekliye 2005 aralıkta ayrıldı. Ipod’daki playlistler Mixed Tape havası yakalamıyor bende şarkıları yazıp yazıp alt alta tutuyorum öyle. Bilmiyorum ki belkide beynim artık yeni bir sevgili bulsan mı diyor yoksa kendi kendi hazırlıklara mı başladı bilmiyorum.sienna
-Küçük bir moleskinim var, yazıyorum ona. Yapmam gerekenleri. Sonra yapınca üstünü karalıyorum onların. Çok keyifli. Bazı sayfalar simsiyah oluyor. Bazılarında karalama yok daha. Hakkında yazmam gereken konuları da yazıyorum. Onları eleyemedim daha ama kanıtlamak istercesine listesini yazıyorum gelecekte yazmak istediğim başlıkların;
+ Interrail Günlükleri
+ Bansky
+ Eddie Vedder Kafası
+ Darjeeling Limited Hakkında
+ Orospular Para İsteyin benden
+ Plastiklere Dolan Bebekler
+ Effect Of Suicide Scenes
Boş değil kafam anlayacağınız. Aşırı yükleme söz konusu. Ah bir boşaltabilsem şu beynimi.

- Mart olmuş, ne zaman 2009a girdik onu hatırlamıyorum daha. Bu sene kadar karambol bir sene görmedim ben. Süper ama. Hatırlamaya çalışıyorum yılbaşından beri aklımda kalanları, sahne sahne geliyor aklıma. Yılbaşında Kuzenle aile yemeğinden kalkıyoruz birer şişe içilmiş, arkaşların ev partisine gidiyoruz, başka birer şişe açılmış yolda, 5te herkes gidiyor, sarhoşuz arabaya binmeyelim diyip, boş evde üstümüze palto mont çekip o halde uyuyoruz, sabah uyanıp direk arabaya biniyoruz ve 2009un ilk şarkısı çalıyor bize, Dont Worry Be Happy! Daha önce de hakkında yazdığım dağ evine gidiyoruz 1-2 hafta sonra. 4 kişi. Her yer kar. Snowboardlar yanımızda. Kuzen fotoğrafçı. Bir şişe Kanyak bir şişe Absolut oh mis. Sonbaharda gittiğimizde yaptığımız rampamızda var. Atlayıp atlayıp içiyoruz. Acıkınca olan tavuklara oluyor 4 tavuk yiyoruz. Bir ara tarih veremiycem, Tünele gidiyoruz, pardon tarih veriyorum 14 Şubat! Otomatik ayarlanmış duygusal olarak ağlatan, iç parçalıyıcı yazılarımız blogta yayınlanırken biz arifle ‘I dont wanna work today’ die paralanıyoruz. Yüksek promil kurbanı oluyoruz. Köpek gibi eğleniyoruz. İzmirden Kankam H. geliyor zırt ve pırt. Çok derin muhabbetler yapıp, içiyoruz. Kahve içiyoruz sigara içiyoruz, rakı içiyoruz, bira içiyoruz. Sonra mart geliyor yazı yazamıyorum bunu farkediyorum. Çok eğlenmiyorum bunu da farkediyorum. Sıkılıyorum.

- O kadar sıkılıyorum ki, geçen iş yerinde işim bitince google earth’e dalıyorum. Önce 07 de gittiğim, kaldığım kardeşimin yurdunu buluyorum amsterdam da. Sonra StreetView açıyorum, bakıyorum çok zevkli. Sonra 08 de K. ve E. ile kiraladığımız evi arıyorum. Hala street view ama. Bir nevi amsterdam da yürüyüş yapıyorum. Ev ‘abi orda merkez camii var onun ordaki büyük ağacın sağından devam et kime sorsan gösterir’ kıvamında olduğundan buluyorum hemen. Bakıyorum binaya, K. ile cama oturup dışarıdan bağıraşarak muhabbet ettiğimiz yerdeki sineklik hala yırtık. Duygusallaşıyorum hemen. Nostalji kaplıyor her yerimi. Acilen İstanbul – Amsterdam bileti bakıyorum yaza.amsterdam

lamborghini-murcielago-lp-670-4- K. ile konuşuyoruz, Lamborgihini Murcielago LP670-4 çokmış diyorum. Neyime yarayacaksa. O diyor karbon fiber, ben diyorum karbon elyaf karşılıklı sıralıyoruz. LP640′tan 29 beygir güçlüakbilymüş, Arka spoyler değiştirilebilirmiş. Koltuklar deriden alkantraya değiştirince ağırlıkta çok etkisi olmuş, 100kg hafifletmek çok kolay değilmiş o makinayı falan. Bu araba sevdamın kime ne faydası var anlamadım gitti. Okuma bilmiyorken Otohaber diye ağlarmışım anneme. Şimdi ne oldu peki ne kaldı bana bu sevdadan geri? Anca sınırsız Akbil!

3100570785_1d43af718e
- Burton Snowboardların yeni modelleri gözükmüş bi fuarda, aç gibi onlara bakıyorum sonra G. ve S. ve E. ile muhabbetini yapıyoruz bunların. Son 3 senede çok havaya girmişiz. Beğenmiyoruz hiçbir haltı. İyi isabet oluyor zaten olmayan bütçelerimize.
- Asgari ücrete Brad Pitt, Cristiano Ronaldo hayatı yaşıyorum haftasonları sanki. Nasıl oluyor anlamış değilim ama biraz dostlar saolsun gibi. H. ile konuşurken ki lafımız ki eskiden küçükken giren çıkan pedereydi, şimdi CardFinansa 6 taksit eğleniyoruz diye. Geçiyor hayat bir şekilde.

- En son ne zaman yazdım bilmiyorum ’a ama farkedilebileceği gibi özlemişim. Durdurmak istemiyorum bu yazıyı.

- Geçen Cem, Arif ve ben  genel yayın politikası ana konu olmak üzere bir toplantı yaptık barnies’de. Emirin sadece 1 yazısı olduğu için fasulye saydık çağırmadık onu. Toplantı çok etkiliydi, çok fazla iyileştirici karar aldık, kalite politikamızı belirledik, İSO 9001-14001-18001′e başvuruyoruz demek isterdim ama biz ’un bu haliyle kalması gerektiğine karar verip az biraz beyin fırtınası yapıp, geri kalan zamanda bira içip muhabbet ettik. Seviyoruz sitemizi.

- Son olarak işte yaptığım Mixed Tape’lerimden biri;

01 – Peter Sarstedt – Where Do You Go To (My Lovely)
02 – The Kinks – This Time Tomorrow
03 – The Kinks – Strangers
04 – Elliot Smith – Needle In the Hay
05 – Tom Waits – Dead and Lovely
06- Jimi Hendrix – All Along The Watchtower
07 – Bob Dylan – The Times They Are A-Changin’
08 –
Simon & Garfunkel – The Sound Of Silence
09 – Duran Duran – Come Undone
10 – Datarock - Fa Fa Fa
11 – – Cigarettes and Alcohol
12 – – Last Kiss
13 – Duman – Ellerin Ellerime
14 – Duman – Helal Olsun
15 – Grass Roots – Lets live for Today

- Bitmeyen bir mart ayının içinden bildirdim hayatımı sizlere. Ben gidiyorum, dedim ya sıkıldım! Cheers..!

Ben ve Mick

2

Eve dönüş yolum uzun. Düşünmek için, yazmak için, dinlemek için bolca zaman demek.

Açtım bugün Rolling Stones’u. “Mick Baba neşelendir!” dedim. Bak, dedim, derdim çok, derman ol… Az bir dinle, dedim; anlattım da herşeyi, burada yazdığım tüm hadiseleri…
Dedim “ağladım da..”
O dedi:

“Are you fool to cry?… It makes me wonder why…”

Aptallıksa aptalım, dedim. “En azından ona dürüsttüm, açtım ona kendimi” dedim. Onu istedim, dedim. O da dedi, boşver evlat…

“You can’t get always what you want..
But if you try sometimes you get what you need…”

İyi de, dedim, ihtiyacım belki oydu. Kesti sözümü. Ne yani, dedi, hiç sana:

“I come to your emotional rescue!”

dedi mi diye dordu çat diye. Bir an sustum. Abi, dedim, senden birşey rica edebilir miyim?
“Buyur” dedi.

“I got the keys to your love”

diyerekten mırıldansa dedim…
“Ooo!” dedi, “sen abayı yakmışsın!”
Mırıldandı biraz; kendiliğinden değiştirdi daha sonrasında:

“Well I told you once and I told you twice
You never listen to my advice…
…Well this could be the last time
This could be the last time”

Doğrudur dedim, eşlik ettim:

“…It’s too much pain and too much sorrow
How good, I’ll feel the same tomorrow…”

“Yorulmuşum” dedim. “Herşey üstüme geliyor, herşey karanlık…”

Çıldırdı herif, bğaırmaya başladı!

“I see a red door and I want it painted black
No colors anymore I want them to turn black
I see the girls walk by dressed in their summer clothes
I have to turn my head until my darkness goes”

“Çok severim, dayanamadım” dedi.
“Abi, damardan girdin sen de ama yaa!” dedim, “Tam üstüne bastın, bak bariz bitmişim işte ben!”

“Ain’t it funny how things happen
Just as we think we’ve got it all straight
Everything seems to be moving forward
But instead we just sit around and wait

I’m losing my touch, yeah
Losing my touch
Losing my touch baby, way too much”

Boş boş baktı bir an.

“Love is strong and you’re so sweet
You make me hard you make me weak
Love is strong and you’re so sweet
And some day, babe we got to meet”

Böyle düşünmüyorsun aslında değil mi, diye sordu, çünkü bana öyle gibi geldi diye de ekledi. “Belki de…” dedim, “duymuyordur, okumuyordur bile… Kimbilir kiminle, nerede?”
Aklımdan soruyordum bu soruları kendime, kapadım gözlerimi…

“It’s three in the afternoon
Then I realize
That she’s really gone for good
Anybody seen my baby
Anybody seen her around
Love has gone and made me blind
I’ve looked but I just can’t find…”

“Ama”, dedim, “az da olsa anılarım var onunla güzel.”

“Under my thumb
A siamese cat of a girl
Under my thumb
She’s the sweetest, hmmm, pet in the world …”

“Bu da güzel bir şey be koçum”, dedi, “ne güzel işte!”
“Evet! Hatta biliyor musun bazen şu sözleri açıp söyleyesim de gelmiyor değil”

“I’ve been holding out so long
I’ve been sleeping all alone
Lord I miss you
I’ve been hanging on the phone
I’ve been sleeping all alone
I want to kiss you”

Yap, dedi. Yok, dedim, korkuyorum üzülmekten daha fazla..

…….

Derken uyandım.
’uma baktım, gülümsedim sana, penceredeki yansımana; istemdışı mırıldanmaya başladım:

“I KNOW IT’S ONLY ROCK’N ROLL, BUT I LIKE IT!”

P.S.: Mert, caz iyidir süperdir ama birşey eklemem lazım… Akıllı adam caz dinler, eyvallah, daha akıllısı biraz da özgür olanıdır, çılgın olanıdır. Onlar da ek olarak Rock’n Roll dinler! Haksız mıyım? :)

Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin

0

Sade çalıyor önce günlerce hayatımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;

and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind

Ve sonra sakinleşiyor , yalnızım artık huzurlu gibi, Pink Floyd ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…

İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. Hayat kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.

Bir buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…

when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…

Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum Ipod’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;

well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year

Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. Tatil gerekiyor diyorum, hayatımın tatiline çıkıyorum. Ama Ipod’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.

Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.

Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum hayatım değişti. Pink Floyd, Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.

Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. çalıyor; Cigarettes & Alcohol…

is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol

Bir de kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?

Biraz radiohead biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın

Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;

“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence
..

Not : Akıllı adam Caz dinler!

Viyana Notları: Bira, Moleskine & iPod

0

İşte bu!
, ve

Uçakta; gün doğmuş ve pencereden içeri süzülen masum bir gün ışığı.
iPod’da Beatles…
“Love, love me do…”
Ah, o sırada şarkı değişti.
Benim de hayatım, hayata bakış açım değişiyor.

Şu bulutlara bak!
Ne zaman uçağa binsem ilkmiş gibi heyecanlanıyorum bu bulutları görünce. Tatlı bir heyecan…

Bana saflığı hatırlatıyorlar. Hem de yoğun bir şekilde…
Bana beni ve seni hatırlatıyorlar…

Ağlardık bazen bulutlar gibi sağanak sağanak… Bazen de gülerdik geçerdik bütün gökyüzünü yarıp. Bazı bazı sinirlenirdik de birbirimize çığırırdık gök gürlercesine.
Ama İstanbul’umun havası gibiydik… Hepsi gelir, geçerdi…
Moralimiz bozuk olurdu ya senin ya benim kafam taktığım birşeyden dolayı; bütün gün boyu parçalı bulutluyduk… ve şimdi…

SONSUZ KARANLIK!

Sabah mırıldanmam ve enerjim

0

Dün gece 01:30′da yatıp sabah her haftaiçi olduğu gibi 06:00′da kalkınca bünye bir sarsılıyor. Niye geç yattın dersen, bilmem ki! :) Bu ara böyle bir uykusuzluk filan…

Sabah klasik olarak yaptığım şey, servise biner binmez ’u açıp uykuya dalmaktır, 3. şarkıda filan zaten sızmış oluyorum. Uyandğımda da apar topar iniyorum çünkü gelmiş oluyoruz işyerine. Her sabah ama o gün dinlemek istediğim artist ve albümünü özenle seçerim. O zaten belli eder o günün nasıl geçeceğini!

Bugün özellikle uykusuzluktan dolayı birinci şarkıda gitmişim. Servis durduğunda demin anlatıığım senaryo tekrarlandı pataküte indim servisten.

Masama oturduğumda ise ’ten Roll With It’i mırıldanıyordum… Belliydi ama, (What’s the story) Morning Glory? albümünü seçmiştim! Amacım alsında uykuya dalmadan Wonderwall’u dinlemekti ama… aklıma gelen bu şarkı olduğuna göre bugünün etkisi de bu şarkıdan dolayısıyla Gallagher kardeşlerden geliyor:

You gotta roll with it
You gotta take your time
You gotta say what you say
Don’t let anybody get in your way
‘Cause it’s all too much for me to take

Don’t ever stand aside
Don’t ever be denied
You wanna be who you’d be
If you’re coming with me

I think I’ve got a feeling I’ve lost inside
I think I’m gonna take me away and hide
I’m thinking of things that I just can’t abide

I know the roads down which your life will drive
I find the key that lets you slip inside
Kiss the girl, she’s not behind the door
But you know I think I recognize your face
But I’ve never seen you before

Go to Top