Posts tagged ilişkiler
Bir anlık düşünceler
1Çok farklı dünyaların insanlarıyız biz seninle.
Sen benim küçük sincabımsın, ben de senin minik kedin.
Nereden çıktı deme bunları, geçen gün uydurduğum hikayenin baş kahramanları…
Sen beni bırakıp gidiyorsun ya hani, ona benzettim biraz…
O upuzun bacaklarına hiç değinmedim mesela…
Ya da kapkara gözlerine…
Ah o dudakların…
Bir de incecik bileklerine…
Hiç bir zaman sevişmedik ki biz seninle,
bilmem aslında nasıl bir derdin vardı benimle?
Okuldan kalmış bir resminle
bakıştığım anlardan birinde,
sinirden sadece
seni daha çok sevebilirim diyebilmişim
zamansızca ve sessizce…
Ve şimdi ise sadece öpüşmekten geriye kalan senden, kalbimde çıkmış bir uçuk…
O uçuk kadar zamansız bile olsa bir sincap gibi zıplayarak gelirdin beni görünce,
gülümseyerek hatırlayabildiğim kadarıyla en derinde, o yüzden verdim adını öyle.
Ben ise sen ne zaman çağırsan gelen bir kediydim ya hani şu Himalayan olanlarından, somurtuk…
Eninde sonunda zaman geldi geçti işte,
karanlığa gömüldü Nuh’un gemisi sandığım ilişkimiz.
Oysaki sadece 3-5 mesajlaşmanın direklerini dövmüş,
içkili gecelerin orta açtığı yalan sevgimiz…
Şimdi anladım güzelim,
dedim ya,
çok farklı dünyaların insanlarıyız biz seninle.
Ve sonunda neler olduğu da malum değil mi?
Bir anlık düşünceler için kaybetmişiz,
masumiyetimizi,
onca günahkar yaradan sonra,
teninin kokusundan yoksun,
isimsiz gecelerden birinde…
“O an”lar
0Hayatta “o an”lar var ya hani. Bir saniye, bir nefeslik zaman aralığı… Sevindiğin, üzüldüğün, şaşırdığın, utandığın…
Hatırlarım Matematik dersiydi, Almanca görürdük biz o dersleri, Türkçesini gerçekten şimdi çıkartamadım ama fonksiyon grafiklerinde bir “Wendepunkt” vardı, bir anda grafiğin eğimi artıdan eksiye giderdi…
Hah, yine yaptım mühendisliğimi. Zaten başıma ne geldiyse bu analitik kafadan geldi… Stratejik olamadık… Analitik olduk. Nanik oldu her şey sonunda… Komik olsun diye yazmadım, saçmalama demeyin boşuna. Gerçekten öyle. Eğime geri dönelim işte o dönüş vardır ya hani, hayatta da öyle… O nokta bir zaman aralığıdır, dönüşler ise dönüm noktaları…
İlişkilerde de böyle…
Eski resimlerini hala açıp da baktığın insan için aklına gelen tek zaman da ilk odur farkında mısın?
Ne bir gülüşü, ne ağlayışı ne seni istemediğini söyleyişi, ne başkasıyla elele tutuşması…
O andır…
O andır, herşeyi rezil eden zaten…
O andır, “The End” yazısını rüya filminin sonuna ekleyen…
O andır, sihirli kelime “acaba?” ile başlayan ve biten cümleleri sarfettiren…
Bir mesaj, bir kelime, iki gözyaşı, üç noktalı sessizlikler, yalanlar, sahte öpüşmeler….
Geri almak istesen alamazsın, iyileştirmek için ise öyle derinden yaralamış ki o küçücük, minicik zaman aralığı dediğin bıçak…
Sonunda gelir seni de yaralar…
Ve her yara kabuk sardığında, kaşırsın…
Her kaşıdığında ise unutmak istediklerin kabuğundan sıyrılır, çıkar…
Marifet ise…
Sadece yara izine bakıp bakıp tepkisiz kalmak.
İçin için kanıyor olsa bile…
…
Elbet iyileşecek o yaralar be kanka…
Beklemez
0Dedik sükut altın diye.
Ülfet de manasız bir o kadar.
Ben gülüp eğleniyorsam bil ki senin varlığın değildir, yoktur genelde bir etkin şu hayatıma.
O kanka dediklerinin dörtte üçü var ya
Alayı hava…
Bıktım, yıkıldım, yıldım ama eğmedim başımı baktım hep önüme
karşıma çıkıp da yanıma gelmediğin sürece.
Benden sadece biraz önde iken geride kalırsın böylece.
Mazi derler ya hani geçmişe.
Nemrut simanla nereye kadar gidersin ki sen?
Hep mi suçluymuş ulan seni üzen?
Açıp da bakmaz mısın hiç geçmişine?
Nedir sorun bir bakayım diye?
Herkesin koştuğu gibi arkandan…
Bu çocuk bir dakika beklemez
Siktir olur gider kapından.
Hissedebilmek gerek
0Bazı şeyler için çok zor artık. Hiçbir şey için geri dönüş yok.
Entropinin varolduğu bir dünyada herşeyin en başa dönmesini bile beklemek aptallık belki de basitça düşünürsek. Bu nedenden dolayıdır ki öne bakmak gerek, açmak gerek bazı kapıları zor da olsa, aralamak… İnsanların neye niye neye kısmeti test ettiğine bir göz atmak gerek. Denemek gerek işte, belki zorla güzellik olmaz derken birazcık da kendine o gazı vermek… Sabretmek gerek herşeyden önce, acele etmemek, aceleyle şeytanı işe bulaştırmamak gerek belki de. Heyecan duymak gerek, hayırlısı derken bile…
En kötü başına gelen olay ne diye sorabilmek gerek bazen bir kenara çekilip… Herkesten zaman zaman uzaklaşmak gerek… Düşünmek gerek hataları, hatalarını… Ona göre karşı durmak gerek, tepkisiz kalmak iyi derken aslında en güzel tepkiyi de zamanında verebilmek…
Net olmak gerek, açık olmak gerek… Acısa da canın, acıtsan da birilerini, bunu becerebilmek gerek. Gerçeklerin öldürürken aslında iyileştirdiğini, güçlendirdiğini unutmamak gerek. İnsanları gerçekçi olmadıkları için suçlarken onları Alice gibi Harikalar Diyarı’na bedava tatile yollamamak gerek…
Aslında önemli olan, yapınca da herşeyi güzel gösteren ne biliyor musun, dostum?
Hissedebilmek gerek…
En unutulanı bile.
Geri dönüşlerle ölü sevgilere aşk nakilleri
0Yıllar geçse de hatıralar silinmez beynin o küçük kıvrımlarından. Hele de dokunmuşsa sol göğsünün derinliklerine, bir o kadar derine iner o kıvrımlarda yarattığı izler işte o anların.
Sen hatırladıkça üstünü kazırsın, hani üniversitedeyken sevgilinle oturduğun banka baş harflern ile ortasına ufak bir kalbi kazırcasına. Ne kadar masum bir zarar verme aslında. Kalasın tekini yontarken bilemezsin aslında aynısı başına gelecek bir zaman diye. Kalas olmak burada en önemsiz sorun; kalbinin parçalanırcasına kazınması ise paha biçilemez. İşte o zaman düşünürsün belki de anneciğinin dediğini; minicik ellerinle ufak karıncaları, börtü, böceği kovalayıp onlara aslında istemeden zarar verirken sana cıyaklamasını: “Evladım, yapma ya sana aynısını yapsalar?!”
Olmaz işte, ama başına gelince anlarsın yıllar sonra.
Yıllar sonra…
U-turn dedikleri hani gavur milletin, o dönüşler olmasa. U-dönüşleri anidir; polisten kaçarcasına bir anda yapılır. Suç olduğunu bile bile büyük bir heyecanla yapılır. Anlamsız olduğunu, tehlikenin ne kadar büyük olacağını hesaplasan da o heyecan vardır içinde. “U(mutsuz)-dönüş” lerdir aslında.
Bir an çıkarsın karşısına. Dönersin geri. Susar, bakarsın sadece. Geriye külü kalmış bir aleve bakarken ki hüzünle.
İşte o zaman ne dönüşü kalır, ne başka bir harfi… Geriye parantezler kalır her yerde. (mutsuz) olursun işte. Söyleyemediğin, parantez içinde bıraktığın sözler dudaklarının arasında çıkmamak için direnirken parantezlerin arasına sıkışırsın işte… (mutsuz)…
Düşüncelerinin bir anlık yansımasını görürsün karşında biterken günün.
Bir tarafında kalbin… Kırık, korkak, bir umutla onarılmayı bekleyen.
Bir tarafında mantığın… Olmayacağını bile bile duaya amin demeyen, zararına satışlarda listelerden seni geri çeken…
Bir tarafında ise bacak aran… Sadece anlık şehvetlerin için onu hem kalbin hem mantığına bir şekilde itip kakarak sokmaya çalışan.
Böyle ayrılır bütün bünyen parçalarına… Organ donörü gibiyizdir bu yüzden hayatta… Özellikle ilişkilerde.
Ve zaman geçtikçe, daralır süren; beklentin ise birinin sana aşk naklini bir an önce yapması…
Nakil sırasında olduğun farkeder mi, yoksa bunun için herşeyi yapmaya hazır mısındır?
Ya da gerçekten boş verir misin herşeyi?
Zor kararlar… Zor işler bunlar…
Merak etme, iyiyim…
0Çok farklı olduğumuzu düşünmüyorum aslında seninle. Hep öyleydik.
Biraz sen, biraz ben gelcektik. İlk ayağa kim basacaksa önemli olmamalıydı.
Daha oyun başlamadan biz kazanma hırsındaydık ama.
Üstünden silmiş süpürmüş herşeyi zaman, ne farkeder dersen eğer; çok şey. Sen ki bana son ulaşmaya çalışan… Ben ki seni hep kazanmaya uğraşan.
Bunlar gereksiz artık farkındayım, yazmaya değmez derler. Yazmaya değmez, birine anlatmak için ise çok değerli. Bunlar kimseyi ırgalamaz, belki şu an istediğim kişiler de farklı ama bunlara yolu açan da sensin. Belki gün gelecek, o insanlar beni ne kadar sevdiklerini söylediklerinde bir tek lafa bakacak içimdeki altyazı…
“O’na teşekkür edin. O’dur beni bu hale getiren. İyisiyle, kötüsüyle. Bir insanın hayatına balıklama dalıp, kaçarak çıkan – sallayıp çalkalayan insana. Bir teşekkürü belki fazla gören, sonrasında kaybolup giden insana. Hatalarımı suratıma vururken bile beni peşinden koşturan ama sonunda yolun ortasında annesinin elini arayan bir çocuk gibi tek bırakana. Beni size bu şekilde hazırlayan o.”

Seninle geçirdiğim hangi dakika için pişman oldum diye sorarsan, bir tane bile gelmiyor aklıma…
Seninle geçirebileceğim hangi dakika için biraz daha doğru hareketler yapabilirdim diye sorarsan…. Hepsi.
Bir de ne biliyor musun; arada tek tük; yan koltuğumda bana bakışındaki o hüzünlü gülümsemen. Can yakan. Küçük, ufak bir sızısı var onun. Kimse bilmez onu.
Ama…
Farkeder mi artık? Senin için? Benim için?
Ne yaparsın, ne edersin bilmiyorum, bunun için uğraşmıyorum, çünkü hiçbir şey düşünmüyorum.
Yine ne senin için, ne başka herhangi biri için.
Ben hayatıma geri döndüm, bunu bil…
…bilince mutlu olacağını biliyorum.
Sen öğrettin bana dibe nasıl vurulur, sen öğrettin nasıl çıkılır, sen öğrettin aşık nasıl olunur, sen öğrettin aslında… nasıl bir adam olunur?…
O yüzden yoktur derdim, tasam, pişmanlığım…
Aslında bunları bile konuşmak anlamsız be güzelim…
Kısaca, 2 sene sonra sonunda sana bunu gerçekten söyleyebiliyorum:
Merak etme, iyiyim ben.
Bu yazı sonunda lütfen bu şarkıyı dinleyin: http://fizy.com/#s/1mgeqj
ben / biz
0“ben”i “biz”e çeviremediğimden beri “sen”inle;
“onlar”la vakit kaybediyorum tepkisizce.

can sıkar hayaller
0olmadığından mıdır bilinmez, kimse için beklemez gönül önceleri gibi sabırla.
bir hata arar, günlerce gecelerce sanki doğrular yok olmuşçasına.
görmez bazen önünde duran güzelliği, hala vahadaki suyun peşindedir susuz bir şekilde.
bilmez belki de onu dibe yolluyor bu arayış. devam eder gitgide…
bakar hep arkaya, bir de önüne. karşılaştırır her parçasını görüntülerin.
hepsi aynı bile olsa ki, bulamaz öyle, çünkü kafada eşitleyemez yükseklik değerini…
sonra başlar keşke ile cümleler kurmaya, tekrar ve tekrar, sarar en başa ve en acınası lafa gelir ağzı.
ondan iyisi yok der kendince, bilir yalan olduğunu ama gönül bu laf mı dinler.
sonra unuturcasına bulur kendini yine başka bir dünyevi güzelliğin yatağında.
sol tarafına doğru dönmüş bir şekilde görüntüleri tazeler, hiç bir zaman ondan tatmadığı.
can sıkar bu rüyalar, hayaller…
dönmek istemesen de geriye, dönüyormuşsun işte bir yerlerde herhalde…
Mükemmel İnsan?
0
Gerçek aşk mükemmel insanı bulmakla değil öyle olmayan bir insanı mükemmel olarak görmeyi öğrenerek gelirmiş…
Gözlerin doğuyor gecelerime…
0Özlemez mi ulan adam?
İstemez mi ulan bir duymak sesini?
Hissetmeye aç değil midir eller tenini?
Aramaz mı ulan gözler gözlerini?
Yapar… Yapar… Herşeyi yapar bu gönül…
O yüzden bu saatte açar dinlerim işte bu şarkıyı…