arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘ilişkiler’

tenuyumu

Perşembe, 05 Kas 2009 Arif yorum yok

En tilt olduğum ne biliyor musun bebeğim?

Bana iş atman.

Yanında herifler var bebeğim, geleceğimi mi sanıyorsun?

Burası Avrupa değil, bebeğim.

Kırarım kafasını gözünü bir ters bakışlarında o hödüklerin.

Sen gelsene, yemiyor mu bebeğim?

Yer mi be, türk hatunu yerinde ağırdır, değil mi?

Senin evine mi gidelim, benimkine mi bebeğim?

Sonra demesinler gürültü oldu diye.

Emin misin diye bir sor bebeğim?

Evet evet, eminim, seninim.

Hatta bu yatakta daha iyisini yaşamadım bebeğim.

Yalan mı?

Bilmem.

Hadi bas git bebeğim.

Tenimiz uyuşmadı diyelim.

sadece sesli düşündüm bir an.

Pazartesi, 12 Eki 2009 Arif yorum yok

ilovedu

Çok sevmişim seni. İlk defa değil bunu sana söylemem. Yüzüne hiç söyleyemedim belki ama bildiğini biliyorum. Hissetiremedim yeterli ona yanıyorum. Bilmen yetmiyor, değil mi? Belki hala seviyorum. Ondan emin olmam için sana yakın olmam lazım. Gözden uzak, gönülden ırak… derler, öyle mi acaba? Tek sen yoksun ımda belki ama, öyle olmasını istediğim kesin. Duygusal ikilemlerin arasına sıkışmış olmaktan mutlu değilim. Yapacak başka bir şey de yok ama şu an. Yazık zamanlar. Güzel zamanların yerini almış üstelik. Keşke ile başlayan cümlelerle yıpratmaktan korktuğum için sargı bezleri kıvamındalar…
Yok, yok, ben seni seviyormuşum. Anladım. Zor atlatmakla alakası da yok bunun. İstesem yaparım, daha önce de yaptım. Ama olmayacağını ilk elden bilerek buna devam etmem en büyük gösterge değil mi? Herşeyi geçtim, sadece yanımda olmanı istiyorum. Öyle dursan mutlu olacağımı biliyorum. Acı verici. Aşağılayıcı belki de. Kendimi küçük mü düşürüyorum? Bazen gurur zarar vermez mi? Vermedi mi ya da?  Of, zor sorular. Çok…
Bu nasıl bir etkidir… Sadece sesli düşünüyorum artık… Sessiz söylediğim tek şey… Neyse.

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

Bazı sabahlar

Çarşamba, 07 Eki 2009 Arif 1 yorum

Böyle oluyor arada bir…

Bazı sabahlar uyandığımda, farklı bir anının yaralarıyla uyanıyorum. Kanıyor bir süre, pıhtılaşıyor sonra. Unutuyor gidiyorum yine. Ama demek ki hep içeride bir yerde var tetkileyen. Ülser gibi olmuş bunlar.

Hepsinin acısı farklı, anısı farklı, adı farklı, tadı farklı…

geçecek böyle… 
Günlerce mutlu uyanırken bir gün mutsuz uyanacağım ve eski yaram kanayacak.
“Kronik” diye buna diyorlar belki de…
O mutsuz uyandığımda, yanımda yatan yüze baktığımda göreceğim saflık, güzellik ve iyilik belki de ımda istediğim tek şey artık.

Hayırlısı…

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

Alın, Verin, Türk Gençlerine Can Verin!

Perşembe, 01 Eki 2009 Arif yorum yok

Bu aralar Deniz Gökçe’nin başı çektiği ekonomiyi canlandırma adına bir reklam girşimi var.

Şunu alırsan, o kazanır,  bu kazanır filan diye sayıp sayıp 7 ceddini sayıyor 50 kuruşluk şeyden tüm dünya ekonomisini kurtarıyorlar hani… Sonunda alın verin ekonomiye can verin diyorlar.
Mantıken doğru evet. Ekonomi dersinde okumuştuk da bunu da yaaaaeeeni… Neyse.

Ben de buradan yeni bir akım başlatmak istiyorum.

Kızlar!
Alın verin, Türk Gençlerine Can Verin!

Bakın, çocuklar kuruyor. Siz kuruyorsunuz. 25 yaşlında evlilik hayallerine düşüyorsunuz sonra, olmuyor iki tekme yiyorsunuz sonra evde kalıyorsunuz. Ya da cinselliği geç keşfetmiş kocalarınız tarafından aldatılıyorsunuz…

Siz bir verirseniz, çocuk kendini bulur. Kendini bulan çocuk size daha çok bağlanır. Size bağlanan çocuğun götü kalkar, sizi aldatır. Sizi aldattığı kızı tatmin eder. Tatmin olan kız, kendini bulur. Gider sarhoş olur one night stand yapar. Tek gecelik sevgilisi gazı alır Antalya’da Ruslara sataşır filan. Böylece tecrübelenen Türk gençliği daha mutlu yaşar.
Dediğimiz gibi…
Alın, verin, gençliğe can verin!

Kadınların kıskançlığı

Cuma, 25 Eyl 2009 Arif 2 yorum

Şu an taslakta bir yazı var, en kısa zamanda bitirmeyi düşündüğüm. Zaten ilk paragrafında da yazdım, muhtemelen adına baktığınızda feminist meme uçlarınız dikleşecek, halbuki çok normal bir şekilde bağlayacağım. ı sınıflandırmayla olduğu ipucunu vereyim…

Bu yazı,  hem yukarıda bahsettiğim taslak yazıyla hem de önceki yazılarda Cenap Bey’in dediği sözle alakalı olacak.

ın tümü kıskançtır.
Bazıları abartır, bazıları hiç göstermez ama ın doğalarında vardır bu.
Varsayılan olarak gelir.

İnanılmaz da bir silahtır ayrıca. Eğer akıllı bir erkekseniz, -artık akıllı kelimesi yerine “kaşarlanmış” kelimesini kullanmayı daha doğru buluyorum; zira erkeklerin aklı işin içine östrojen bazlı yapılar girince uçuuup gidiyor- bu özelliklerini inanılmaz bir koza çevirebilirsiniz de. Bu yüzden kadın kıskançlığının altkonusuna değinmeyi daha uygun gördüm.

ın konusunda en büyük kıskançlıklarından birisi, tabii ki başka bir kadındır. Zaten , birbirlerini o kadar çok kıskanır ki, hiçbir zaman iki erkeğin yaşadığı kankalık duygusunu iki kız yaşayamaz. En kötüsünden, herşeyleri uysa bile bir tanesinin memesinin büyük olması bile yeterlidir bunun için.

meme kiskancligi
Hadi bunu geçtik diyelim; iki kız gerçekten kanka diyelim, emin olun çok uzun sürmez. Uzun sürenin bitimi de bu iki hanımefendiden birinin manita yapmasına denk gelir. O andan itibaren, çocuğa dışarıdan sempati, içerden kin, en içerden arzu duyulur. Hadi lan oradan, demeyin, gördük zira çok örnek de konuşuyoruz.

Checkpoint 1: “Ben öyle biri değilim” derler hep, inanmayın.

Neyse, bu çocukla yakınlaştıkça kızlardan biri diğerinin göt yüzü ortaya çıkmaya da başlar yavaştan. Aslında çok iyidir, hep onlarladır – hatta destekler(!) de ilişkiyi. Ama gün gelir bir bakmış manita yapan kız…

Checkpoint 2: “Aaa, hani marjinal bizdik? Siz niye kucak kucağasınız!?” anı gelir. Erkek suçlu mudur, elbet vardır ama kuyruk sallamadıka dişi kedi… Anladınız siz onu.

Çünkü, kızda şu kafa mevcuttur: “Sen benim kankamı aldın, ben de seni ondan alacağım!”

Erkeği kıskanma konusu ise bambaşkadır kadınlarda.
Manitasını hiçbir zaman başka kızla konuşmasını istemez. Yemeyin yani. Çok gördük ben hiç kıskanmam, etmem konuşsun ben ona güveniyorum. İçgüdüsel olarak imkansızdır bu bir kere. Bir kızla samimi bir şekilde konuşan erkeğim salgıladığı testosteron bile sevgilisinin kimyasını asabi moda çevirmeye yeter. Ha bunu gizleyip, gizlememe olayı işte o dedikleri “ben kıskanmam ki” modudur.

Checkpoint 3: Banko eve gidince bir arıza çıkacaktır.

Manitasını diğer erkek kankalarından da uzak tutmak ister bazı zamanlar kızlar. Çünkü bir erkek güruhu her zaman potansiyel abazalığa geri dönüşlere tabidir. Halbuki bu çok basit birşeydir. Sonuçta bir erkek için kadın sadece meme ve kalçadan ibaretse konuşmada onunla ilgili aksiyonlar etrafında döner her zaman. En basite indirgedim, tabii ki bundan çok fazlasınız. Saldırmaya başlamayın.
E adamlar erkek be kadın! Yapacaklar tabi o muhabbetleri! Ne yapsınlar, pembe kazak mı örecekler hep beraber?

Checkpoint 4: Erkek kankalar, Rus çağırmalıdır.

En beteri, eğer varsa ki bu artık kronikleşmiş bir hastalığın son zamanları gibidir, aileyi kıskanmaktır. Hele ki anneyi kıskanma eğilimnde olan kızlardan uzak durulmalıdır, postalanmalıdır. Biliyorsunuz, anneler de bir kadındır – onlar da arıza çıkartır ama kutsaldır. İki kadın arasında kalıyorsanız, bunlardan biri annenize, seçme şansınız yok desem zaten konu kapanmış olur değil mi?

Checkpoint 5: Şutlayın o karıyı.

“Seni kendimden bile kskanıyorum” lafını severler bu arada. Ne demekse o? Dokunma o zaman a.k.

Checkpoint 6: Sevişirken kesinlikle size dokunmamasını sağlayın, saygısızce olsun seks. Böylece gerçekten kıskanıp kıskanmadığını anlasın.

Ya neyse sıkıldım işte daha fazla anlatamayacağım ama sonuçta kıskançtır ve hepsine aynı ve yeterli ayarı vermek gereklidir. Aynen bu abi gibi:

kiskanc ayar

İyi haftasonları efendim…

Gelecekte Flört

Cuma, 04 Eyl 2009 Arif yorum yok

dating in futurebüyük halini görmek için resme tıklayın.

ÇOGAB #18 – Angelina Jolie Sendromu

Çarşamba, 02 Eyl 2009 Arif yorum yok
Angelina Jolie at the premiere of Alexander in...
Image via Wikipedia

Amerika’da bulunan Oklahoma Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, “zor veya elde edilmesi imkansız” erkeklerden daha fazla hoşlanıyor. Uzmanlar buna “Angelina Jolie sendromu” adını verdi.

için ise, bir kadının “evli ya da bekar” olması farketmiyor…

Oklahoma Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya yaklaşık 500 kadın katıldı. İki gruba ayrılan kadınlara aynı erkeklerin fotoğrafları verildi. Bir gruba baktıkları fotoğraflardaki erkeklerin evli olduğu, diğerlerine de bekar olduğu söylendi. Araştırmanın sonucuna göre, ortalama bir erkek “bekar” olduğu söylendiğinde ın yüzde 60′ı tarafından beğenildi. Ancak bu erkeğin evli olduğu açıklandığında, bu kez ın yüzde 90′ı aynı erkeği çekici bulduklarını açıkladı. Uzmanlara göre, ın evli erkeklerin peşinde koşmasının nedeni tamamen evrimsel. Buna göre eğer bir erkek bir kadın tarafından “seçilmişse” diğer , bu erkekte “bir şey” olduğunu düşünüyor. Bir kadının bir erkeği seçmesi, diğer kadınlardan tarafından “Bu erkek bekarlardan daha değerli” hissi yaratıyor.

Kaynak: Vatan

Kimi Sevmiyorum?

Pazartesi, 17 Ağu 2009 Cem yorum yok

Nigel’ı kaybetmekten mi korkuyordum? Sanmıyorum, çünkü bir erkeği kaybetmenin en kolay yolunun tamamen onun dümen suyuna girmek olduğunu genç kızlık dönemlerinde yaşadığım acı deneyimlerle öğrenmiştim. Eğer birlikte olduğun erkek arkadaşın gibi düşünmeye çalışır, onun gibi hissetmeye uğraşır, onun gibi davranmaya çabalarsan hiçbir ilginçliğin kalmaz. Sadece için değil, aynı durum, için de geçerlidir. İnsan, hakkında kafa yormadığı, kaygılanmadığı, çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin, ona niye değer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir?*

*Ahmet Ümit – Bab-ı Esrar -S/50

Hani Marjinal Bizdik?

Çarşamba, 15 Tem 2009 Arif 2 yorum

höh

Categories: günlük şeyler Tags: ,

Senden önce burada yatanlar…

Salı, 16 Haz 2009 Arif 1 yorum

Dün arkadaşımla serviste dönerken geyik yapıyorduk orada konu kızların saçma hareketlerine geldi. Bunlardan birine bugün kafayı taktım yazacağım.

Aha buradan da bu arada hem Cem hem Mert’e taş atıyorum kardeşim, yazın lan, okullar kapandı diye buraya yazmamazlık olmaz. Terbiyesiz herifler! :P

Heh, neyse… Nefreti de döktükten sonra devam edebilirim sanırım yazıma…

aslında kendilerine bile bile yalan söylenmesini severler diyip ortaya bir olta atayım. Sonra buradan devam edeceğim. Neden mi? Çünkü onlar o anda sadece kendilerini mutlu edecek şeyleri duymak isterler. aslında bilirler sizin “gerçekten” öyle düşünmediğinizi ama o sırada onu duymak istedikleri için; belki de ego tatmini bilemiyorum; o yalanı duymak isterler. Ha, bu iş sonra size yalan söylüyorsun, dürüst değilsin diye patlar oralara zaten girmiyorum.

Duymak istedikleri yalanlar içinde en komiklerinden biri de mesela yatak olayıdır. Şimdi mesela kız ile erkek takılıyor bir ara, yemekler onlar bunlar tanışılmış bir elektrik de sağlanmış vs. klasik başlangıçlar işte olay en sonunda libido patlamasına gelmiş ve olanlar oluyor. Nerede mi diye sorarsanız konu itibariyle tabii ki erkeğin yatağında. Çift kişilik veya tek kişilik farketmez. Yatak ulan işte!yuvarlak-beyaz-deri-yatak

… Demesi kolay değil mi? Nah kolay!

Bu kızların kafasında bambaşka birşey doğuruyor. Olay bitmiş gitmiş herşey çok güzel giderken bir anda kızdan o beklenen bomba soru geliyor!

- Ceysın, (ceysın kim lan?! :) ) bu yatakta benden önce başka bir kız yattı mı?

Eee… Ebenin diye başlicam ama siteyi kapatır RTÜK. Şimdi bu soruyu normal olarak bakın 25 bile demiyorum artık bence 20 yaş ve üstü bir erkeğe sormanın ne kadar manasız olduğunu anlatmama gerek yok galiba değil mi?

Yani böyle bir soruya vereceğim cevaplar şunlar olabilir diye düşündüm:

  • Yok. ben Tibet’teydim bu mahalleye yeni taşındım, normalde yerde yatıyordum.
  • Hayır, sadece seninle sevişeceğiz diye IKEA’dan yeni yatak aldım, bak hem de bazalı!
  • Saçmalama bebeğim, ben aslında yastıklarla sevişiyordum sen ıma girene kadar.
  • ım, bu soru sorulur mu, bu yatakta hiç yapmadık, ama mesela masamın üstünde çok can yaktım!
  • vs…

Bu geyik gider ama böyle soruya böyle cevap yani :)

Aslında söylemeniz gereken de bu kadar t**ak geçmeyip, yine de yalan söylemenizdir.

Birtanem, sen biliyorsun benim için teksin ve birtanesin… Bu özel anları paylaştığımız yerde daha önce kimse bu kadar mahremime girmedi, giremedi…

Hadi lan oradan…!

Bırak bildiğin gibi ol

Perşembe, 04 Haz 2009 Arif yorum yok

Farklı dünyaların insanları olmak ile o dünyalara ait olmak için ruhunu satmak arasındaki uçurumu biri bana anlatsın lütfen… Ya da bana anlatmasın, ben ne saçmalıyorum ki? Bunu anlatmayı gerektirecek kafalarda bulunana ucuz insanları görmek gerek bence… Onlara anlatmak gerek… Farklı insanlar, farklı çevreler, farklı statüler… Hepsi boyu, tarih boyu bir şekilde engellemiş nice aşkları… Hepsi tarihin o tozlu sayfalarını renklendiren gerçekler olarak konulmuş birer birer üstüste.

Bir insanı sadece onun parasıyla, giyimiyle, arkadaşlarıyla değerlendiren o kaşar ruhlar… Aradığı ütopik orospu ve puşt topluluğunun arasında kaybolmak için kendi benliğinden, sevdiklerinin gerçek hislerinden vazgeçenler…

Bunlar artık gerçek. Bunlar artık çevremizde. Bunlar hala yaşıyor.

Siktir etmek gerek bazen diye boşuna demiyorum.

Rahmetli Cem Karaca’nın da bunu anlatan çok basit bir şarkısı var ya hani oradan aklıma takıldı geçmişte gördüğüm duyduğum…

Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
Ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
Elleri ak yumuk yumuk ojeli tırnakları
nerelere gizlesin şu avucun nasırları

Otomobili tamire geldi dun bizim tamirhaneye
Görür görmez vurularak başladım sevmeye
Ayağında uzun etek dalga dalga saçları
Ustam seslendı uzaktan oğlum al takımları

Bir romanda okumuştum buna benzer bir seyi
Killi parlak kağıt kaplı pahalı bır kıtaptı
Ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
Yine böyle bir durumda tamirci cırağına

Ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları
Arkası kuşlu aynamda taradım saclarımı
Gelecekti bugün geri arabayı almaya
O romandaki hayali belki gercek yapmaya

Durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan
Öylece bakakaldım gözümü ayırmadan
Arabanın kapısını açtım açtım girsin içeri
Kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri

Çekti gitti arabayla eksozuna boguldum
Göysümde tomurcuk yaşlar agar agar dogruldum
Ustam geldı sırtıma vurdu unut dedı romanları
İşcisin sen işçi kal giy dedi tulumları…

Bırak bildiğin gibi ol… Bırak seni böyle sevsinler…

Sıkıntı

Salı, 02 Haz 2009 canga yorum yok

Tanıyorsun beni, belirsizlikler karşısındaki tepkilerimi biliyorsun.

Sıkıntılar basıyor yine zaman zaman, duygusal gel-gitlerim, isyanlarım oluyor; kafam bazen patlayacakmışcasına düşünce dolu.

Sabahları yataktan çıkamıyorum hemen; günlerim yarı dalgın geçiyor, geceleri kolay kolay uyku tutmuyor.

Kafamı boşaltmak istediğimde gece yatağımda, seni düşünüyorum; tenini, sesini, sarıldığımı sıkıca, nefesini omzumda.

O zaman sanki biraz daha rahatlıyorum, daha kolay dalıyorum uykuya…

Saf aşk

Pazar, 24 May 2009 Arif yorum yok

Saf bir aşktı.
Ne fazlası vardı, ne eksiği.
Ne husumet vardı, ne kıskançlık.
ın en masum halini tamamlayan anlamı yüklenmişti tek başına minicik ellerin üzerinde. Soğuk bir yanağa konan ılık bir dudaktan başlamıştı bütün bunlar. Buralara gelebileceğini nasıl bilebilirdin ki?

Aylar geçti, yıllar geçti…

Görmezden gelmelerin süregeldiği, kopuşların yaşandığı ilişkilerin sonucu sadece birbiri ile hiç bir yerde düğümlenmeyen yanyana iki ip parçası gibi hayattan ibaretti. Dokundu uçları sonunda birbirine. Bir yerde tekrar sarıldılar birbirine.

Birkaç yağmur damlası ıslattı bu sefer dudakları. Küçücük bile olsa, anlamı seneleri vermekle eşdeğerdi bu dokunuşun.

Hani ilk başta hayata tutunmanın başlangıcı gibi görünen eller hiç bir zaman birleşemezdi ya buydu ondan duyduğun son laf.

Yıllar geçti aradan… Sadece bir gün aklının bir köşesine yazılmış adını ve soyadını kel alaka bir yerde gördün diye alevlendirdin herşeyi.. Geldi yine sana.

Her iki tarafında aldığı yaraların üstündeki cerahati bulaştıramayacakları kadar saf ve temizdi düşünceler. Tek birşey vardı ama.

O vücutlar birbirine dokunmadan göçmeyecekti bu dünyadan. Buna ağızlar vesile oldu bir anda. Bir anda o sözler çıktı yine o taa yıllar önce birbirine değebilmiş dudaklardan.

Belki de saflık bitiyordu…

Olmadı, olamadı. Belki de en iyisi buydu. Onca yaşadığın anıdan sonra elinde kıyaslayacağın temiz sadece bir his kalmalıydı belki de…

Categories: günlük şeyler Tags: ,

Bir Gece

Çarşamba, 13 May 2009 canga yorum yok

Gecelerden bir gece,
Kalabalık bir şehirde.
Yazın son günleri, bol gölgeli bir parkta, 2 kişi, biri erkek biri dişi, aynı anda kucakkucağa, sevgililerini aldatmakta..
Dişinin gözleri Amelie gibi, aynı manayı içermez, fakat iri mi iri ve koyu. Ama sadece gözleri, gerisi onda kalsın; belki de biraz Fransızca altyazı katarsın; sonradan..
Üstüne ekmek tozu ekle bir de dişinin, Ana Pascal gibi, dövmelere gerek yok ama mutfaktaki hali aynı, kendinden emin tavırları, sacları arkadan sıkıca toplu.
Son olarak Sofia Serrano!! İşte ruhu katan bu. Narin ince bilekleri, ufak boyuna uygun hızlı hareketleri; ve dedim ya işte ruhu! Hafif aykırı, bol dobra. Diyaloglarda farklı kelimeler seçmeyi herzaman yeğlemiş, ihtirası dorukta. ı basit, sevgi üzerine kurulu.

Erkeğin çok önemi yok; acısız tatlı olamayacağına inananlardan; eline batan dikeni biraz daha içeri itenlerden; elde etmekten ise edememeyi aşka yakıştıranlardan.

İşte ne olmuşsa o gece, o parkta.. Bu iki kişi birbirini uzun zamandır tanımakta, ama ilk defa bağımsız olduklarına inanmışlar; birbirlerini inandırmışlar.
Daha önce karşılarına çıkan her engeli ve aslında bu engelleri çıkaran kendileri de olsa, o gece yok saymışlar..
Ağacların gölgesinde gece meltemiyle alev almış bedenleri. Göğe doğru yükselmiş onlarca ay gecik(tiril)miş zevkler. Ve yine sadece, yalnızca bir ve tek, gecelerden bir gece, kalabalık bir şehirde, yazın son günlerinde, hafif meltemli gölgeli bir parkta son bulmuş efsaneleri..
Daha önce birbirlerine diledikleri gibi, yine konuşmuş gözleri:
“I’ll see you in another life.. when we are both cats..”

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

Mazideki Yalanlar

Perşembe, 07 May 2009 canga yorum yok

Söylemeden edemeyeceğim saat gecenin 5′i, ben eve dönüyorum ve tüm yol boyunca bir an önce eve varıp sana mail atmak vardı aklımda.
Ne diyeceğimi düşündüm , aklımdan birçok şey de geçti, açıkca söylemek gerekirse kafam çok da güzel ama sana değer veriyorum demeyeceğim çünkü bu benim söylediğim tipik bir yalandır seni seviyorum diyemediğim için. Sana seni ne kadar çok sevmek istediğimi söyleyeceğim ve seni ne kadar çok istediğimi.
Sen bana dün hatta artık geçen gece en güzel duyguları yaşattın ve sana bundan dolayı binlerce kez teşekkür ederim.
Kendine lütfen iyi bak çünkü sen benim biriciğimsin, sen istesen de istemesen de.

Her konuştuğumda daha çok alışıyorum sana ve daha özler oluyorum seni.
Bu gelişenin ne olduğunu bilmiyorum aramızdaki ama gerçekten aklıma sürekli gelir oldun.
En son 1-2 saat önce konuştuk, arayıp aramayacağını bilmiyorum, açıkcası pek tahmin etmiyorum arayacağını çünkü biliyorum ki hazır hissetmiyorsun beni de kendini de.

Bugün öğrendim gerçekten bu mailleri sevdiğini, kendin söyledin daha doğrusu.
Neden mi yazmıyorum artık? Çünkü senin sesini duymayı yazmaktan daha kolay görüyorum ve daha güzel hissettiriyor kendimi.
Artık eminim seni sevdiğime daha önce sevmek istiyorum dememe rağmen. Bunu her gördüğüm insanı sana benzetmemden anladım, seni görmesem de.
Her seni arayışım bir mutluluk hele senin beni her arayışın; işte ozaman canım dorukta hissediyorum kendimi en uçta göğe ve sana en yakın noktada. Mutluluk değil yani bu tamamen bir nirvana.

Sana dedim ya hani en son nezaman “seni seviyorum” dedim birine hatırlamıyorum diye, işte simdi açıklayacağım niye bukadar üstünde durduğumu bu konunun. Gerçekten demedim bunu uzun zamandır cunku gerçekten hevesli, istekli ve mutlu olmadım uzun zamandır.
Kısa keseceğim canım, sıkılmasın canın diye.
Ve yine söyleyeceğim 100 kere seni ne kadar cok ve en ama en cok sevdiğimi.
Öpüyorum seni birtanem her saniye.

Yattığını anladım ama bir şanstır diye aradım. Evet yatmışsın…
Ha bunun ne mi önemi var?
Önemi şu ım; senin sesini duymadan yatacağım yatağa; bu kadar özlemişken, senin sesini duymadan uyumaya çalışacağım keşke yanımda olsan diye dua ederken gecemi, rüya görme şansım olan benliğimi sensiz bırakacağım.
…Son kez yatarken yanımda olmanı isteyeceğim yine, uyurken bile senin kokunu almayı, senin gözlerine bakmayı, gülümseyişinle beni uyutmanı.
Seni çok ve çok ve çok, çokların yetmeyeceği kadar cok seviyorum AŞKIM…..

Categories: içimi dökesim geldi Tags:

Robbie Williams

Perşembe, 07 May 2009 Arif 1 yorum
Robbie Williams performs at a concert in Hambu...
Image via Wikipedia

Geçen gün işten bir arkadaşım serviste KBK’ya varırken tam ayıldığımız anda kulaklıklarını çıkardı ve şöyle dedi:

“Oğlum, bu Robbie Williams hakikaten büyük adam. Herifin her şarkısı beni anlatıyor!”

Ben o sırada tek göz açık öbürü Thom Yorke tarzı hangi elimin sağ veya sol olduğunu kavramaya çalışarak kulaklıklarımı çıkarmaya uğraşıyordum. Bir iki “haae, hööyy?” dedikten sonra anladım ne dediğinive direkman “niye lan?” sorusunu yapıştırdım.

“Abi”, dedi, “herif ona buna giydiriyor bence tam bizim konsept erkekleri anlatıyor – aşık olunca, ayrlmak isteyince, sabah kalkışımızdan partide kopuşa kadar…”

Düşününce hakiakten kendi kendime onayladım. Kendisini hakikaten çok severim, zira bunu çok önceleri attığım bir iki postta (burada ve burada) görmüş de olabilirsiniz.

Nereden geldik bu konuya? Hmm, evet.

Biraz önce işte MS Excel’in başına oturmuşum, takmışım ’umu, arkadan Sexed Up çalıp duruyor. Ben de taa 19 Kasım’da yazdığım şarkıyı hala tekrarlıyorum…

You said we’re fatally flopped
When I’m easily bored
Is that okay?
Strike me off your list
Made this the last kiss
I’ll walk away

Why don’t we talk about it
I’m only here Don’t shout it
Given time we’ll forget
Let’s pretend we’ve never met

Evlensek diyeceğim ama…

Perşembe, 30 Nis 2009 Arif yorum yok

Bugün Türkiye İstatistik Kurumu yine işime yaradı. Belki 3 sene öncekinin araştırmaları (araştırma sonuçları 2006 yılına aitmiş) diye ciddiye almayabilirsiniz ama bence bu tip konularda bunlar genel geçerdir çok aşırı büyük değişikliğe de uğramaz. Zaten benim düşüncelerimi de haklı çıkarmaları beni daha da mutlu etti.

Konumuz başlıktan da anlaşılabileceği gibi evlenmek ve evlenirken ve arasındaki düşünce ve bakış açısı farklılıkları.
Bu konuda elimizde üç veri olacak. Birincisi, kadınların ve erkeklerin evlenecekleri kişide aradıkları özellikler, ikincisi evlenme ve boşanma istatistikleri sonuçları raporu, üçüncüsü ise -sadece biraz destek olabilecek bir veri olsa da- boşanma sebepleri.

Evet, başlayalım.

Öncelikle benim tam evlenecek yaşta olduğumu öğrendim ve kendimden en az 3 yaş küçük bir bayanla evlenmem Türkiye ortalamasına göre uygunmuş. Çünkü, erkeklerde 26.1, için 22.8. Şimdi anlıyorum neden çevremdeki kızlar patur kütür evlenme hayaliyle yanıp tutuşuyor diyorum. Desenize, yaşları çoktan alıp geçmiiiiş, gitmiş. Ben tam zamanımdayım, altın çağımdayım. Hahaha, nah evlenirim! :)

Neyse kişisel sebeplerimizi bırakıp, analizimize devam edelim. İşin ilginci en geç evlenme konusunda İstanbul ile Kuzeydoğu Anadolu’nun yarışıyor olması. Neredeyse erkeklerde 27′e geliyor, kadınlarda da 23′ün üstü… Fakat iş boşanmaya gelince değişiyor.

En fazla boşanma İstanbul ve Ege’de gözüküyor ve bu da Doğu Anadolu’da en düşük seviyeye ulaşıyor. Yani Anadolu’da insanlar erken, geç farketmeden evlendiği zaman boşanmayı çok uygun bulmuyor. Zira zaten bu da gelenek ve göreneklerimze sadık bir toplum olduğumuz bir göstergesi bence. Ayrıca benim gibi insanların da bu konuya eklendiğini düşünürsek, yani insan ında evlenirse bir kere evlenmeli felsefesi de bu duruma uyar ama bunun gözle görülür bir etkisinin olduğunu pek çıkartamadığım için dip not belirttim.

Ciddi bir sayısal sonuç ise, boşanmaların %42,6’sının ilk 5 yıl içinde gerçekleşmesi. Buna ek olarak da, %22,7’sinin 16 yıl ve daha sonrasında gerçekleşmesi.
Burada da şu fikre sahibim:

  • İlk 5 yıl içindeki boşanmalarda en büyük etkenleri aşağıdakiler olarak görüyorum:
    • “Haydi evlenelim, çok aşığım!” felsefesi
    • Görücü usulü, zorla evlilikler
    • En başlarda düzeltilemeyen ekonomik düzen
  • 16 yıl ve sonrası boşanmalarda ise…
    • Andropoz
    • “Lanet olsun bari huzurlu öleyim” felsefesi
    • Bozulan ekonomik durumlarda kadının çekip gitmesi
    • İletişim bozukluğundan dolayı birikip patlayan sorunlar sonucu büyük kavgalar

Elbet bunlar beside indirgenmiş olabilir. Psikolojik, sosyolojik ve her türlü -ojik açıdan benden daha yetkin ve bilgili kişilerin konu hakkındaki yorumlarına saygım var ama ben bunlara indirgemeyi doğru buluyorum.

Şimdi, boşanmalara takmış vaziyetteyim ben. Burada genel olarak bir iki şeye dikkat çekmek istiyorum. Boşanma sebepleri istatistiklerine bakarsak eğer: (büyüğü için tıklayın resme)

bosanmasebepleri2006Gördüğünüz gibi her iki cinsiyet için de aldatma/aldatılma ve ilgisizlik ilk iki sırada. Burada çok ince bir detay var o da, erkeklerde ekstra olarak “eşlerin ailelerine saygısız davranması”. Burada demek istediğim, herkesin beklediği gibi biz sizden sizin düşündüğünüz gibi güzel olun, yemek yapın, bok püsür istemiyoruz! Saygı ve masumiyet ve dürüstlük!!! Aşağıda zaten aranılan özellikler ile ilgili bir sonuç da mevcut (yine üstüne tıklayıp büyütebilirsiniz)

Burada ben erkekleri savunmak için yazmadım bunu evet, sizin de alkol/kumar veya dayak gibi çok önemli bir derdiniz (%17!) var ki bunu kesinlikle kınıyorum.

Aldatma, aldatılma konusunda ise yine şöyle bir yargıya varabiliriz; erkeklerin zaten bu konuda çok çabuk raydan çıkabilme yetisi olduğundan, bir önceki paragrafta sizden gördüğü hareketlerin sonucu olarak ın sütununda aldatmanın yüzdesini bir şekilde arttırıyor olabilirler bununla.

evlenemdearanilanozellikler

Gördüğünüz gibi burada işler değişiyor ve hep dediğimize yine geliyoruz. ın aradıkları özelliklerdeki ilk sırada “Bir işinin olması” ezici üstünlükle geliyor. Yani para! Daha farklısını beklemiyorduk ya zaten. İkinci olarak ve aile yapıları geliyor.

Erkeklere gelirsek de: önce kadının erkeğe aşık olması, ilk kez evlenecek olması (bence masumiyete bir metafor), aile yapıları ve bunlardan sonra -ki %59 bence düşük bir miktar- güzel olması geliyor sırasıyla. İşte burada da kimin ne kadar fesat ve yüzeysel olduğu sonucuna varıyoruz bence.

Bizi suçladığınız neredeyse her dava düşerken, bizim sessiz kaldığımız her sorun sizin başlıca sebebiniz…

Şimdi evlensek diyeceğim ama… (Sessizlik…)

Erkekleri gıcık etmenin yolları

Perşembe, 30 Nis 2009 Arif yorum yok

Aşağıdaki haberi okuyunca evet güldüm, eğlenceli bir haber… Ammaaaaa….
Yapın yapın da, görün e… neyse. Aferin, devam. Gerçi çoğunu zaten içgüdüsel yapıyorsunuz.

***

Bu hareketlere gerçekten çok gıcık oluyor! Bunları yaparsanız, sizden, arkasından aslan kovalıyormuşçasına koşarak kaçacağına emin olabilirsiniz. Tabii tam tersine bunların içinden yaptıklarınız varsa, farkına varıp kendinizi düzelterek onun kalbini de kazanabilirsiniz…

Dikkat! uygulaması tehlikeli olabilir, bizden söylemesi :)

  1. İlk önce ınızı ilan edin; onu da kendinize aşık edin; sonra bir yanlışlık olduğunu söyleyip geri çekilin.
  2. İlk önce, “ömrümün sonuna dek seninim” deyip kendinize bağlayın. Daha sonra “, sürdüğü müddetçe ebedidir” deyin. Bu, onu cin çarpmışa çevirecektir.
  3. Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Zamanı ’ını okumasını coşkuyla salık verin ve romandaki kahramanın 51 yıl ını beklemesi gibi bir davranış sergilemesini ondan da umduğunuzu ima edin.
  4. Kontrolün kimde olduğunu göstermek için, onun telefonlarına ve e-posta mesajlarına (verecekseniz bile) hep geç cevap verin.
  5. Telefon ettiğinizde de, kendinizi odadaki kişiyle konuşmayı kesmek zorunda hissetmeyin. Bırakın, telefondaki erkek arkadaşınız beklesin ve konuşmanızın yalnızca sizin tarafını dinlemek zorunda kalsın.
  6. ‘Yanlışlıkla’ özel notlarını okuyun, sonra hesap sorun.
  7. Eski erkek arkadaşınıza iletmeniz gereken bir mesajı yanlışlıkla onun telesekreterine bırakın.
  8. Evini ziyaret ettiğinizde telefon çalarsa, suçlar bir biçimde “Hmm, bu da kim olabilir?” diye dudak bükün.
  9. Randevulara 15 dakika geç gitmeyi adet haline getirin. Bir gün, haklı sebepten de olsa geç kaldığında küplere binin.
  10. Hatta randevulara hiç gitmeyin. Sözlerinizin hiç birini tutmayın.
  11. Sizi kentin en pahalı restoranlarından birine götürmesini sağlayın; yemek gelince de yüksek sesle porsiyonların küçüklüğünden yakının. Ya da kıtlıktan çıkmış gibi yiyin.
  12. Evinizin en göze çarpan köşesine eski erkek arkadaşınızın çerçeveli resmini asın.
  13. Yatak yapmayı, ütülemeyi, yemek pişirmeyi, temizlik yapmayı bilmemezlikten gelin.
  14. İlk öpüştüğünüzde dilinizi boğazına kadar sokun.
  15. İzinizi bırakın: boynunun görülebilecek bir yerini ısırın.

Kaynak: hurriyet.com

Related Posts with Thumbnails