Posts tagged ilişkiler

Keyfimiz

0

Sen ve ben… Eğer sevmişsek birbirimizi, dağılmış anıların ne anlamı var ki keyfimizin yanında?

Lağım kapağı

0

Bir lağım kapağı olamama başarısızlığı bu
Tüm pislikleri kapatmayıp gösterme hatası
Suç benim mi olmalı altımdaki iğrençliklerle dolu lağımın mı?
Asıl soru bu…
Ama insan tecrübelerle büyüyormuş;
zehir, zıkkım gibi lafların hava sıçramaması lazım.
O yüzden;
“Shut the fuck up” dediğinde gavurun teki, susmam gerekmiyor…
Başka anlamlara yoruyorum ben bundan böyle.

bir kalbin parmaklıkları

0

Her daim içinde kalacak acıların asıl yaratıcısı sen isen, neyin peşinde koşarsın? Nedir iyileştirmeye çalıştığın? Demedik mi dertler derya olmuşsa siktir git çık bu denizden usul usul?

Pişmanlığının üstüne fırlatıp attığın sempati kumlarının kayması mı şimdi de karın ağrın?

Kurtulamaz mısın yanlışlarından, ne ile silebilirsin o yara izlerini yahut?

Kapanmayacak yaraları açmayacaktın başta… Delip geçen sözler, ağır yaralayan davranışlar ve öldüren bir iki bakış… Bunları kullanmasaydın bel altına, belki şimdi çıkardın o hüzün koğuşlarından erken afla.

Seçim seninmiş dediklerinde çok da bakma artık geriye… Ve evet, o kadar haklı ki o akılsız başın öne düşmekle, hiç gerilme bence.

Sen seçtin o koğuşları…

Tersini düşündün mü hiç?

O koğuşların yani…

Tek, temiz, apaçık bir kalbin parmaklıkları arkasında kilitli ve saklı olmak…

seçimlerden ibaret…

Mutluluk ile ilgili bir kaç satır

0

O kadar çok şey yazılıp çizilmiştir ve o kadar görecelidir ki hani…

Kim için, ne kadar, nerede, nasıl, ne zaman? İstediğin soruyu sorabilirsin ona.

benim için “avuç içi kadarı” yeter mesela… Bazıları ise hayatını onun üstüne kuruyor.

Bazıları mutlu olmayı seçiyor, bazıları mutsuz olmayı.

Burada her şey ayrılıyor işte.

Seçeceğiniz yol sizi zaten mutlu vea mutsuz yapacak elementleri de sunuyor önünüze.

Siz, göz göre göre mutsuzluğu seçiyorsanız kimse sizi mutlu edemeyecek… Hiç bir şeyden mutluluk duyamayacaksınız.

Hüzün, bunalım vs… Ben ermiş bir insan değilim ama şunu iyi biliyorum. Bu hislerle beraber en dipte yaşamayı gördüm. En dipte…

Bu yüzden Thom Yorke‘a saygımız, sevgimiz sonsuzsa ettiği laflardandır öncelikle…

Bir tanesi de bu dediklerimle ilgili:

“It’s easy to be miserable. Being happy is tougher – and cooler.”

Zavallı olmak kolaydır. Mutlu olmak ise daha zor – ve daha klastır.

Benim mutsuzluğa ayıracak ne zamanım var, ne de takatım. Ne kimsenin mutsuzluğunu paylaşacak durumdayım, ne dekimseyle bunun üstüne kurulacak bir ilişkiye. İlişki derken genel olarak insani bir ilişki, yanlış anlaşılmasın.

Son noktayı bu sabah farkettiğim ve izlememiş olduğum bir film ile ilgili bir ile toparlamak istiyorum.

Çok iyi şeylerin aklınızda ampül gibi yanacağını düşündüğüm için…

Tanışalım mı?

0

Hey, merhaba! Tanışalım mı?

Ben A.

Senin adını biliyorum zaten hiç zorlama.

Sıkmam istemem seni, ah, bu arada… içki alacağım kendime sen de ister misin?

Ne mi? Viski tabii ki.

Sevmez misin?

Gel bak en kötü bir kolayla dene?

Ee, nerede çalışıyorsun?

Aha, şunu tanıyor musun?

Evet bence de!

Üstündekinin sana yakıştığını söylemedim değil mi?

Heh, belki de utandım. Ama öyle. He he.

Kolayla iyiydi değil mi? Gel değiştirelim… Ne dersin, cin tonik?

Gidecek misin konsere?

Ben de onları çok severim zaten.

Teşekkür ederim, arkadaşımın hediyesi. Kopmadı hala.

Ne kadar ortak şeyimiz varmış seninle?

Sen kiminle gelmiştin bu arada?

Hmm, evet onu da severim.

Hey… ne?

Ne?!

Gel buraya…

………………………….

Şey, ben gideyim bari beklerler.

Baksana… Haftaiçi Çarşamba filan bir yemek yesek iş çıkışı?

Belki konserin dedikodusu?

Tabii ki bak telefonum bu.

Konuşuruz zaten yine.

Tamam, kendine iyi bak.

Ben mi ne yapacağım?

Yo, yo, gitmiyorum daha eve, kafam ayık hala, buralarda olucam..

Acaba sen kıçıma tekmeyi nasıl koyacaksın, onu biraz hesaplıycam.

En güzel hikayem bu kadar da kısa işte…

0

Bana böyle dedi:

“Seninle iki tost ekmeği kadar yakın olabilirdik tabii ki; araya kaşarlar girmeseydi.”

Ben de;

“Kaşarlı veya kaşarsız tost olacağıma, üstüme nutella sürdürüp ısırılmayı tercih ederdim”.

dedim. Sonra üzüldüm gerçekten söylemek istediğimi söyledim; yani,

“Dur; aslında ben seni seviyorum” dedim;

o da bana,

“Teşekkürler”, dedi.

Sonrası mı?

Tabii ki mutlu son… Ne sandın, görmüyor musun, güvercin besliyoruz ya işte…

Evet, bu da benim en güzel hikayem…

Bir Zamanlar

0

Bir sonunun olacağını düşünür müydün hiç?
Başka bedenlere yüklediğin anlamların heyecanı için miydi, elinden bıraktığın bu sonsuzluğu?
Sevginin büyüklüğü daha mı çok korkuttu saygısızlığın ilk heyecanından?
Hep elinde olanla yetinmemenin verdiği şımarıklık mıydı, yoksa gerçekten mi vazgeçmiştin o peşinden koştuğun masalın?
Şimdi bir varmış mı bir yokmuş mu bilemediğin hikayeler için miydi sonunu getirememen?
Gözyaşları sana bu kadar mı anlamsızdı, yoksa yalan söylemek mi büyük geliyordu aldatmalarına rağmen?
Güçsüzlüğünle mi sevişiyordun geceleri, sana güç verebilecek biriyle mi?
Küçük sevgileri besleme şevkini geri kazanmaktan mı korkuyordun, intikamın zevkini mi sürüyordun sadece?
Sevgilim demek sonrasında sefilim demekten zor mu geldi?
Uzaklaşmak daha mı kolaydı uzlaşmaktan?

Bunlara cevap bile veremeyecek insanlar mı hayatımda olmalı?
Düşünmek gerek.
Aslında var ya, iyi olabilirmişiz.
Bir zamanlar.

He waits for her to understand
But she won’t understand at all
She waits all night for him to call
But we won’t call
He waits to hear her say
Forgive
But she just drops her pearl-black eyes
And prays to hear him say
I love you
But he tells no more lies

How did we get this far apart?
We used to be so close together
How did we get this far apart?
I thought this love would last forever…

zaman öldürmek.

0

bir lolipop ile bir cipsten ibaret aşkımızından sonra yalvarışlarımıza şahit bir thom olsa da, artık umrumda değilsin. ne sen, ne de sana benzeyen herhangi biri. soğuk akşamlardan girdiğin bünyeme daha da soğuk ayazlarda çıkmanın tek sebebi, artık ne seni ne de senin için bir dakika bile bu hayatımdan kaybetmeyi istemem. bir tutam çiçek zamanında ne ifade ediyorsa senin için, şu an yokluğun da benim için o…

bu arada…

kim misin?

ben bile hatırlamıyorum ki…

zaten artık sadece zaman öldürüyorum…

dinle: http://fizy.com/s/153e8x

Doğumgünlerim

0

Bir tek bir Temmuz ayının ortasına gelmiş bir Arife günü değil benim doğumgünüm.

O kadar çok var ki doğduğum günler, hangisini kutlamak gerekli bilmiyorum, gözyaşlarımla kutladım çoğunu zaten.

Evet, doğumgünlerim var benim. Hepsinden önce sürünerek öldüğümden, içten içe seviniyorum her doğumgünümde, kendi kendime…
Kimselerle paylaşmadığım doğumgünlerim…
Ölümümü paylaşmışım her katilimle, bir günün mü önemi var…
Onları hep kendime sakladım.

Bir tek yaz ortası değil doğumgünüm.
Kalbinin ortasına sapladıkları hançerlerle doğru orantılı hepsi. Evet, her umutla, her mutlu bir kalp çarpıntısıyla başladığın küçük hayatlarının son anlarından bir sonraki günlerin toplamı onlar.
Şişenin dibini ağlamaktan kusarak gördükten sonra, ilk açtığın biradaki o ilk yudumun mutluluğudur benim doğumgünlerim.
Verdiğin değerleri sıfırladıkları anlardır hepsi. Yapmadığın taktikleri yüzüne bir tokat gibi vurdukları zaman duyarsın alkışları. Her üflediğin mum, o güzel sandığın anları söndürür beyninde.

Bir tek annemin bana pasta yaptığı, üstünde “Canım Oğlum” yazan değillerdir; hepsi üstüne hacmen alkol yüzdesi yazan bir şişeyi, “Neden?” sorularıyla boşaltıp, doldurduğun günlere eşittir.

Bir tane yok benim doğumgünüm.
Çünkü o kadar üzüldüm ki, bundan sonra ne zaman doğdun diye sorduklarında, dudaklarımın arasına hep aynı yalan gelmekte; sen beni sevince diyorum…
İşin kötüsü ise, bu yalanla beraber yine ölmeye başlıyorum…

O kadar çok öldüm ki; artık ne ölmekten korkuyorum, ne de yeniden doğmak bir anlam ifade ediyor.
O kadar çok öldüm ki; artık sadece ölümden önceki anlarımda gözümün önünden bir tek film şeridi gibi geçirdiğim anılarımdan mutlu olmayı tercih ediyorum.
Ve o kadar çok öldüm ki; artık ölümüne seviyorum demek bile; acı ama gerçek; yalan geliyor…

Bir anlık düşünceler

1

Çok farklı dünyaların insanlarıyız biz seninle.

Sen benim küçük sincabımsın, ben de senin minik kedin.

Nereden çıktı deme bunları, geçen gün uydurduğum hikayenin baş kahramanları…

Sen beni bırakıp gidiyorsun ya hani, ona benzettim biraz…

O upuzun bacaklarına hiç değinmedim mesela…

Ya da kapkara gözlerine…

Ah o dudakların…

Bir de incecik bileklerine…

Hiç bir zaman sevişmedik ki biz seninle,

bilmem aslında nasıl bir derdin vardı benimle?

Okuldan kalmış bir resminle

bakıştığım anlardan birinde,

sinirden sadece

seni daha çok sevebilirim diyebilmişim

zamansızca ve sessizce…

Ve şimdi ise sadece öpüşmekten geriye kalan senden, kalbimde çıkmış bir uçuk…

O uçuk kadar zamansız bile olsa bir sincap gibi zıplayarak gelirdin beni görünce,

gülümseyerek hatırlayabildiğim kadarıyla en derinde, o yüzden verdim adını öyle.

Ben ise sen ne zaman çağırsan gelen bir kediydim ya hani şu Himalayan olanlarından, somurtuk…

Eninde sonunda zaman geldi geçti işte,

karanlığa gömüldü Nuh’un gemisi sandığım ilişkimiz.

Oysaki sadece 3-5 mesajlaşmanın direklerini dövmüş,

içkili gecelerin orta açtığı yalan sevgimiz…

Şimdi anladım güzelim,

dedim ya,

çok farklı dünyaların insanlarıyız biz seninle.

Ve sonunda neler olduğu da malum değil mi?

Bir anlık düşünceler için kaybetmişiz,

masumiyetimizi,

onca günahkar yaradan sonra,

teninin kokusundan yoksun,

isimsiz gecelerden birinde…

Go to Top