arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Huzur’

Rüyalarım gerçekten güzel…

Pazartesi, 11 May 2009 Arif yorum yok

balloons-1

Rüyalarım gerçekten güzel artık.
Sıkılmıyorum sabahları ilk saniyede.
Bir umut var içimde.
Gelir dedik ya hep içimizden bu günler.
Ne var; olayım işte huzurlu…
Mümkünse tek başıma.
Gerek yok ikinci bir deliye.
Zaten çıksa da çıkmasa da karşıma
Her gün bayram bana!

Categories: şiir Tags: , ,

Sapanca Günlükleri – 2

Çarşamba, 06 May 2009 Arif yorum yok

img_1996Eveet, Sapanca günlüklerimizin ikinci ayağında Perşembe akşamından başlayıp Pazar akşamına uzanan bir zaman dilimini alacağız bu sefer yazıya.  Geçmeyen bir haftanın son günü olan Perşembe 1 Mayıs’ın tatilinin kesinleşmesiyle Sapanca’ya gidilecek gün olarak belirlenmişti. Herkesin işten eve dönmesiyle hazırlıklar başladı, telefonlaşıldı ve ayarlandı.
20:30 sularında T., C. ile C.’yi alıp KBK’ya geldi. Bu arada iki C olduğunu farkettim, hatta ileride 3 C olacak. Bunları nasıl ayırayım… Tamam biri CD, diğeri Elektro, öbürü de CA olsun.
Neyse, CD önde oturuyordu biz 3 ayı arkaya sıkıştık neyse ki. Elektro tabii ki teçhizat tam takırdı, ’u da taktık teybe o kasetli kablolu acayip bağlantı aletiyle başladık dinlemeye. Ben yne oğullarımızı getirmiştim. Bir Bacardi Apple, bir adet de Martini. Elektro ile CD’den de vakfa yine bir Martini ile bir şişe viskinin yarı kalanı bağışlanmıştı daha yola çıkarken.

Yolda fazla bir aksiyon olmuyor gerçi yemek yemediğimiz için McDonalds’da durduk, hani o üstgeçit gibi olan yerde. Dünyanın en yavaş McDonalds’ı olduğu için tırstık ama bu sefer o kadar da değildi ya da artık biz takmıyorduk. Ama bu konuda baya taşak geçtik. gnctrkcll’li olmak da bir ayrıcalık tabi. Ben değilim ama olanları seviyorum. Neyse, en son Sapanca’da Hayat Tekel’den hayatımızın sürdürülebilirliği için gerekli malzemeleri aldık ve eve yöneldik. Gece iyi içtik bir güzel, genel olarak ve yorgunluk vardı zaten. CD şömineyi yakamadı. Odun ıslakmış ondan. Biz de yedik bu bahaneyi(!)

İkinci günün sabahı, uyanınca hemen güzel bir kahve yaptık. Ben erken uyandığım için bilgisayarımdan 4-4′lük o efsane Liverpool-Arsenal maçını izledim öncesinde. Sucuklu yumurta filan klasik kavaltı menüsü yine alles inklusiv olarak yerindeydi ki öncesinde zaten TSH’le gittik bir alışveriş yaptık. Dönerken de CA’lar TSH’lerde olduğundan onlara gidip önceki haftadan kalan biraları vs. aldık. Bizimdi onlar. Bizim olacaktı hep. Ki oldu. Bahçede demlenip ypatık biraz. Boş boş oturuyorduk ve içiyorduk ki E. geldi. Hem de topla! Obaaaa!

Sonrasında mal bir oturuş oldu aslında fazla bir şey yapmadık. T. o efsane sözü söyleyerek tatile damgasını vurdu: “Çeşke her … MSN’e girse!” Baya faşo bir laftı ama komikti, sansürlemem gerekti pardon. Çeşke kelimesinin Keşke olduğunu sonradan anladık daha da güldük. 3 gün bu lafın üstüne milyonlarca esprinin gelmesi de bekleniliyordu, oldu da. Akşam mangal yapacaktık, CD ile gittik birsürü şey aldık. Mangalı da oturttuk bir köşeye oooh mis gibi yedik yine. Ben baya yedim çok da içemedim üstüne zira. Sonra malak gibi film izledik, dışarıda oturmaya hava elverişli değildi ama yanlış hatırlamıyorsam 4 film filan izlendi. Herkes teker teker sızdığından (bunlardan biri benim) en son filmi CD ile TSH bitirdi galiba.

Sabah yine en erken ben uyandım. Bu sefer de Slumdog Millionare filmini açtım izledim ki o sırada CD uyandı, battaniyelerle ve kahve ile bana eşlik etti. Film bitene kadar herkes uyanmıştı, yine bir kahvaltı patlattık güzelcene. Sonrasında aslında Tabu oynayasımız vardı ama salla dedik, zaten biraz da geç uyanmıştık, göl kenarına gidip içtik.img_2006 Ben hala mangal kokuyordum. Biralarımız içtik, bir iki barfiks ve şınav çektik nedense, geri döndük. Orada bol resmimiz de var. Yine akşam yemeği hazırlıklarına başladık. O sırada şömineler yakıldı, mangal bir kez daha. Çok güzel mızı içtik, oooh mis- yine. Sonra Bir baktık, CA geldi. Daha doğrusu, TSH onu aldı getirdi. Bize de bir sürpriz yaptı, çok sevindik. Bu arada sağlam da içiyorduk hani. Dansettik baya. T. coştu zaten. Sonra ben sızdım. Yerde. Şömine önünde. Uyandığımda hayatımda ilk defa 9 bardak su içtim ve hala belim ağrıyor. Sonra ben, CD ve TSH sabah 07:30′a kadar dünyayı ve ilişkileri kurtardık. Akşam TSH ile CD’nin gidip bulma çabaları da boşa gitti, kapalıymış her yer. En son sabah 07:^0′da yerde yarım kalan biraları CD fırtlıyordu, ben baymıştım artık.

Az biraz uykudan sonra son sabah ne lık almaya gidecek, ne hazırlayacak takat vardı zira öğleden sonra ayrılcaaktık. Güneş açtı, biz de masayı ve sandalyeleri bahçeye attık, oturduk. Abur cubur ile geçiştirdik… Bu arada benim bir önceki günden kalan soğuk kuzu şişi dürüm yapmam sükse yarattı. Çok da güzeldi ne var ki bunda?

Biraz daha top oynadık. img_2087T. ‘nin CA’dan daha az dizinde top sektirmesi ilginç bir anekdottu. Aslında kendisi çok iyi top oynar. Anlamadık, tesadüftü herhalde(!)

Sonra bir saat süren bir temizlik sonrası, yola çıktık ve tekrar yuvalarımıza dağıldık… Yine güzel bir haftasonu, yine , yine eğlenceydi Sapanca… Tekrar gideceğimiz günü iple çekiyoruz! Bakalım günlüğün öbür sayfası nasıl dolacak!..

Sapanca Günlükleri – 1

Pazartesi, 20 Nis 2009 Arif yorum yok

Cuma günü bütün gün “Thank God, it’s Friday” diye ona buna mail atıp artık bitsin diye beklerken komaya girecektim çünkü geçmiyordu gün. Bir hafta öncesinden Mert ile konuşmuştuk A. ve K.’nin de geleceği kesindi. Bir de bizim T.’nin gelmesi lazımdı onu da Cuma öğlenden arayınca ekip tamamlandı. Aslında biz Emir ile C.’nin de gelmesini istiyorduk da yalan oldular onlar. Belliydi zaten, oraya gittin mi bir kerede gitmek lazım abi. Neyse, canları sağolsun sonuçta bu yazının adı boşu boşuna “- 1″ konulmadı. Bunun serisi yıl içinde devam edecektir elbet.

Akşam 20:30 sularında A. ve Mert geldiler beni almaya o sırada T.’yi de yoldan kaptık ve KBK’dan çıktık yola. İzmit’te Yahyakaptan’dan hooop K.’yi alıp, bir de Mert ile K.’nin üniversite okurken kaldıkları evleri görmemiz de güzeldi. Onlar için anı oldu, bizim için bir şey farketmedi. Bu arada biralarımızı da bu adamların mahallesindeki (eski diyelim aslında) Tekel Bayii’nden aldık. Kasanın parasını da geçirdi herif. Çok çakal lan bu esnaf.

Neyse İzmit’ten de çıktık yola. Zaten az birşey kalmıştı, Sapanca/Arifiye’den huop içeri dalar dalmaz önce sola yöneldik ki Küçük Ev’den etlerimizi alalım, zira ben sadece üç kaşık pilav yememe rağmen açtım. Mert, K. ve A. geberiyordu sefil bir şekilde açlıktan. Bu arada Küçük Ev, “Küçük Evim” olmuş. Galiba sahiplerinden biri öbürünün hissesini almış, iyice sahiplenmiş gibi iğrenç bir espri de çıkmadı değil. Evet, ben yaptım bunu da. Neyse etleri filan aldıktan sonra eve yöneldik. Biraz düzeltmece vs. T. mangal yakma uzmanı olduğundan hemen yaktı. Mangalbaşı tabii ki bendim. K. efsane salatasını hazırladı, etler pişti rakılar açıldı. Müzği de açtık mı şöyle “Agora Meyhanesi”.. Ooh değmeyin keyfimize. Bu arada bir ara kafa güzel olunca bir video çektik öbür gün altıma yaptım gülmekten. Berksan – Tıpış Tıpış ile dansettik. Evet, oldu böyle bir hata.

2. büyük yeşil Efe’de bitince kırılmaya başladık günün yorgunluğu da var tabi, biraz damara girdik sonra ama etkisinden kurtulup haydi göl kenarına dedik. Herkes birer Efes Extra açtı yürümeye başladık. T. düştü ve sonra kolum acıyor demeye başladı. Üstüme zıplamak isterken kaçmam ile onu böylece etkisiz hale getirdim de diyebilirim. Gölde iskelede takılırken çok üşüdüğümüz için dönelim dedik. Hayvan gibi soğuktu ya. Neyse, dönerken arkamı bir baktım T. yok. Nerede ulan bu herif, dedim meğerse yan bahçeye düşmüş. Aradaki çalılıklardan gözükmüyor. Oraya hala nasıl düştü anlamadım ama o sırada komaya girdiğimizden bir iki dakika yardım edemedik. Sonra oradan bir abi çıktı nörrüonuz tarzı bağırdı biz de siktir çektik. Galiba o sırada Mert gidip barış elçiliği yaptı biraz flu oralar. Sonra eve geldik şömineyi yaktık başında Buddha Bar açtık bulalım derken zaten T. direk sızdı. Biz de aynı şekil sızdığımızdan yattık. Sabah Mert ile ben erken kalkıp biraz balkonu temizledik sonra Sapanca’ya alışverişe gittik. Dönüp efsane bir kahvaltı arkasında aslında Mert’in babasının üniversite arkadaşı olan komşular da geldiğinden usluyduk zaten. Komik diyaloglar da iki bahçe arasından uçuşmadı değil.

Amca: Bir isteğiniz var mı gençler?
Mert: Yok herşeyimiz tamam vs.
Amca: Esrar filan? Yoksa verelim?
Mert: Biz artık o kadar hafif takılmıyoruz ya, eroini getirdik ama şırıngaları unutmuşuz! :)
Amca: Ondan verelim o zaman.
Teyze: Neredelermiş?
(Bu aslında Mert’in ebeveynleri için sorulan bir laftı.)
Arif: Şırıngalar mı?
Kopuş…

Her neyse, sonra yaklaşık olarak saat 14:00′dan 19:00′a kadar yere 10 derece eğimle paralel şezlong üstünde bir elimde bira ile yattım. Sadece müzik değiştirmeye veya başka bir bir almak için ayağa kalkmam günü en aktivite dolu(!) anlarıydı benim için. O sırada Mert’ler iki kere İzmit’e gidip geldiler. Sonra bir de üstüne K. ile tenis oynadılar ama biz yine de bira içtik. K’nin motoru bozması onun için büyük sıkıntı yaratsa da bize fazla etkisi olmadı. Allahtan.

Akşam yine mangal yaktık. Bu sefer fazla almayalım abi yeter dediğimizden Cola’ya abandık. Yemek sonrası doluydu. dinlerken (galiba Echoes şarkısında) önce Ahmet’in kafasının üstünden “Martı geçti ulan” demesi -ki bir tarafı duvar, üstü kapalı bir veranda oturuyor olmamız bunu imkansız kılıyor-  ve T.’nin bununla yaklaşık 5 dakika taşak geçmesi komikti. Bununla bitmedi yaklaşık bi 25 dakika sonra ’un Animals albümünden Dogs çalarken, abi o siyah köpek etlerin kokusunu mu duydu? demesi bütün karizmasını çizdirdi T.’nin. Talihsizliği önceki taşak geçmesiydi tabii ki.  Sonra hakikaten baya güldük. Hatta ben bir ara işesem mi diye düşündüm. Ama yoktu. Denemedim değil…

Akşam da sızdık. Gece iğrenç bir ardından uyanır uyanmaz bira açtım. Çok canım sıkılmıştı ama rüyalarımı hatırlamıyorum. Mert uyanıp beni görünce verandada “Kendine yine mi işkence ediyorsun ulan?” dedi. Sonra A. ile Sapanca’ya inip nevale aldık. O sırada 54 plaka C3 içindeki manitaları kovaladık biraz. Kovalarken bir anda RayBan takıp havalara girmemiz çok apaçiydi. Ne amaçlaysa… Sonra DiaSA’dan alışveriş yaparken kasada bir abi girdi. A.da gözlük + şort, bende gözlük + eşofman; adam kasiyere bisikletçi mi bunlar, dedi, biz tip tip baktık adama, bisikletçilerse dövelim mi dedi adam. Ben tam noluyo derken herifin pis pis sırıttığını ve alkollü olduğunu farkettik, boşver siktir et, dedik zaten o sırada adam Tuborg’ların olduğu dolaba gitti. Bu arada Sapanca’da bisiklet sürmek tehlikeliymiş onu da kavradık.

Kahvaltıda bu sefer sucukla yumurtayı ayrı yaptık. K. yumurta yiyemedi çünkü. Kahvaltı sonrası yine biralar açıldı vs… Biraz şöyle dolu oturuş ve güneşlenmeden sonra, evi toparladık, son bir kez daha işedik ve yola çıktık. K. yi yine İzmit otogarına bıraktık, çakma dövmeli kız ile taşak geçtik ve sonra evlerimize döndük…

Sapanca da böyleydi bu haftasonu işte…

Şehitleri Soundtrack’i
  • 25 Efes şişko bira
  • 4 Efes Extra
  • 2 büyük Yeşil Efe Rakı
  • yaklaşık 6 kg. bilumum et
  • 1,5 torba kömür
  • 7 Halley
  • 5 Kinder süt dilimi
  • 1 paket Eti Cin
  • toplamda 10 paket Marlboro, Marlboro Light ve Parliament
  • yaklaşık 7 lt. su
  • 20 yumurta
  • 1 kangal sucuk
  • 4 ekmek
  • 5 simit
  • 1 tane mug (kırıldı)
  • yellemek için olan plastik salak aletin de kulbu (o da kırıldı)
  • ve hatırlayamadığım bir iki küçük detay…
Tatilin soundtracki de aşağıdaki gibiydi:

  1. Berksan – Tıpış Tıpış
  2. Berksan – Zaaf
  3. Pamela Spence – İstanbul
  4. Berdan Mardini – Senden Çocuğum Olsun
  5. Sezen Aksu – Vazgeçtim
  6. Amr Diab – Il Alem Allah
  7. – Echoes
  8. – Dogs
  9. Bloodhound Gang – Bad Touch
  10. İbrahim Tatlıses – Mutlu Ol Yeter

Bonus CD:

  1. Buddha Bar IV

Mallorca’da 2 El Turco

Cuma, 10 Nis 2009 Arif yorum yok

2008. Haziran sonu. Dellenmişim yine. Emir’e söylüyorum, “oğlum birşeyler yapmak gerek”. Tatile çıkalım kararı alıyoruz. Nereye gitsek?

Ibiza! İlk fikir. bakıyoruz önce kendimiz nasıl gideriz? Sonra gazete bir ilan! Emir açıyor şirketten heyecanlı bir şekilde oğlum bak tur varmış lan Mallorca’ya!

Destur diyorum. Bir bakalım nedir, ne değildir. Google’a giriyorum, yazıyorum “mallorca +nightlife +club”. Inkh, diye bir ses çıkıyor önce. Yazılara dalıyorum, okudukça okuyorum yorumları, gümbür gümbür geliyor içimden gitme isteği.

Sonra Emir’e mail atıyorum tamamdır ulan gidelim!

Neyse, gidip bir koşu tur şirketine ödemelerimiz yapıp kaydoluyoruz. Zaten nasıl daralmışım o aralar, en görmek istemediğim duymak istemediğim, yapmak istemediğim şeyler tepemde, diyorum ulan burası benim yeniden doğuşum olsun!

Gün geliyor, biz çıkıp gidiyoruz havaalanına. O sırada da amcamdan almışım DVD recorder, yanımda fotoğraf makinası vs. her türlü kayıt cihazım Cevat Kelle misali yanımda. Daha havaalanından çekmeye başlıyoruz tatili. Çekerken de demleniyoruz. Bu arada havalanına gidişte heyecan tabii ki had safhada, Bostancı – Bakırköy deniz otobüsünden kıpır kıpır duramıyoruz yerimizde. Neyse havalanında ne yapsak diyoruz, önce check-in vs. sonra hooop hadi baba bir çakalım. Neyse çakıyoruz biraları o sırada arka tarafta bir aile var ailenin bir güzel büyük kızı var gözler ona takılıyor. Farkediyoruz ki o da bakıyor. “Oğlum, kız güzelmiş lan” diyoruz ve kesiyorum kızı net bir şekilde. Kız gülümsüyor. Sonra ama tabii ki sosyal baskılarımızdan dolayı -babası orada lan!- bir bok yapamdan kalkıyoruz. Emir, “abi gel HSBC lounge’a gidelim” diyor. Önce “Shop&miles’ınkine gidelim” diyorum, “yok gel orası da güzel” diyor, peki diyorum gidiyoruz. Bir bakıyrouz ikimiz de kelle olmuşuz o sırada “boarding” yazıyor IST-PMI uçağı.

egb0102_grasovka_2Uçağa giderken eski dost Grasovka alıyoruz birer tane, biner binmez ikişer shot koyuyoruz, sonra ben Mallorca’da uyanıyorum. Neyse, iniyoruz abi otele yerleşiyoruz. Gaza gel! Daha iner inmez başlıyoruz kafayı resetlemeye. “Ulan nereye geldik diyoruz” o sırada bir kız banktan düşüyor öbürü de kusmaya başlıyor. Emir “Hasiktir lan, harbiden ne olm bu?!” diyor.

Öbür gün bir gaz başlıyoruz asıl tatile, çok da mis sabah uyanıyoruz,sıkı bir kahvaltı litrelik sularımızla plajda uyuyoruz yanıyoruz, sonra Galler’den kankilerle plaj futbolu oynuyoruz. Vay amına k0yim ne güzel lan herkes eğleniyor oluyor ki o sırada artık topless hatunlar bize çok normal geliyor. Hatta bikinililere “ıyyy, anti modern insanlar” diye bakıyoruz. Emir o sırada amele yanığı oluyor.

judgejules1

Judge Jules

Famous BCM Planet Dance in Magaluf

BCM Planet Dance

Ulan bir bakıyoruz yukarı bir tane küçük uçak arkasında birbez pankart bu akşam Judge Jules var BCM’de diyor. “Hasiktir oğlum, bu herif büyük adamdır gidelim!” diyorum. Neyse otele dönüp yine bol deniz mahsüllü sağlam bir yemek yiyoruz bir-iki saat kestirip sonra çıkıyoruz. Direk içmeye bşalıyoruz o sırada Avrupa Şampiyonası da olduğundan içerken maç + + İngiliz barda çalışan kız trio’su ile warm-up oluyor. Böyle geçiyor günler. Judge Jules yıkıyor bu arada. Gün geliyor, Türkiye – Almanya maçı ben pertim. İngilizler ile beraber izliyoruz. Ben son golden sonra sarmaş dolaş İngiliz’lerle üzülüyorum. Herkes beni tebrik ediyor. Ben sarhoş oluyorum. Bütün kızlar üstüme bir imza çakıyor. Formayı hala yıkamadım. Öbür gün; Emir otelde balkondan balkona kur yapıyor, ben o sırada klip çekmeye çalışıyorum.

2 tane “el turco” ortalığı yıkıyor, kankilerle hep sahilde görüşüyoruz. Bir gün de araba kiralayalım diyoruz. Gidip kiralıyoruz Mallorca’nın çevryolunda lastiğimiz patlıyor. Arabaya “Pablo” ismini vemrştik. O da puşt çıkıyor yani.

Camp de Mar

Camp de Mar

Ama mükemmel bir plaja da götürüyor hani bizi. Camp de Mar. Denizin ortasında restoranda paella yiyoruz, sangria içiyoruz, “ bu!” diye bağırıyoruz sonra cup diye denize atlayıp. Andtrax’dan da geçiyoruz bu arada. Almanlar basmış orayı da.

Port d'Andratx

Port d'Andratx

Hadi bu sefer de Palma de Mallorca (adanın başkenti gibi bir şey) ypaallım diyoruz biniyoruz otobüse. Otobüste önümdeki adamın keli parlıyor, gözlük takıyorum. Emir otobüs şöförüne kilitleniyor herife bak herkes bilet almadan duraktan kalkmıyor diyor, ben ise o mavi elbiseli ehliyet kursuna giden melek gibi güzel kızdan gözlerimi alamıyorum. Zaten kelden kamaşmış gözlerim iyice kör oluyor. Emir’e İspanyol mu İngiliz mi diye soruyorum. Kararsız kalıyoruz.

Palma da bayağı geziyoruz ve en sonunda hadi Tapas yiyelim diyoruz. Sokak arasında yine kenara atılmış masalardan birine oturuyoruz. Yorulmuşuz da. 2 Stella diyoruz, 3-5 tapas söylüyoruz, Allahım o da ne ya!? Bu nasıl bir keyif. Garson kız da yine bir Penelope Cruz havası, zaten yeni başlamış onunla ufak bir muhabbet yapıyoruz. Ayrılasımız gelmiyor ama geceyi de kaçırmak istemiyoruz. Atlıyoruz yine dönüyoruz Magalluf denilen güzel beldemize.

Magalluf Beach

Magalluf Beach

Böyle geçiyor 8 gün. Ayrılmadan son akşam Magalluf Beach’de oturuyoruz, baba son bir tek atalım diyorum, alıyoruz 2 cider, güneş de yeni batmış, herkes çekilmiş odalarına, boş sahil, batmış güneş de denize doğru yudumluyoruz…

- İyiydi be, yeniden doğduk resmen, çok eğlendik…
- Evet, kanka bu bir rönesans. Sence ispanyolca rönesans ne demek?
- Bilmem, abi çok güzeldi ya..
- Cheers kanka.
- Cheers…

(Dip not: Rönesans: renacimiento)

Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin

Pazar, 08 Mar 2009 Merrt yorum yok

Sade çalıyor önce günlerce hayatımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;

and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind

Ve sonra sakinleşiyor hayat, yalnızım artık huzurlu gibi, ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…

İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. Hayat kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.

Bir mektup buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…

when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…

Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum Ipod’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;

well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year

Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. gerekiyor diyorum, hayatımın tatiline çıkıyorum. Ama Ipod’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.

Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.

Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum hayatım değişti. , Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.

Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. çalıyor; Cigarettes & Alcohol…

is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol

Bir de şiir kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?

Biraz radiohead biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın

Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;

“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence
..

Not : Akıllı adam Caz dinler!

Come Undone on a Sunday!

Salı, 03 Mar 2009 Merrt yorum yok

Sabah uyanıyorum, Şuan da dinlediğim listemde Merrt’in en sevdiği Şarkı olarak kayıtlı olan parça çalıyor kulaklarımda. Gülümsüyorum, geçen yaz interrail de alışkanlık edindiğim üzere. Kalkıyorum saat 11. G.’lere gidicektik saat kaç olmuş diyorum. E.’yi arıyorum, nerdesin lan diyorum! daha var gelmeme diyor, kızıyorum gel lan diyorum, Adam gibi konuş diyor o bana, konuşmazssam noolur diyorum, küfrediyor bana, bende ok faşo diyorum, o da öptüm yarım saate ordayım faşo diyor. Çıkıyoruz yoldayız artık, kalabalığız 9 kişi gibi, 3 araba g.’nin dağ evine gidiyoruz, yanımızda şarap--votka üçlüsüyle…

Bir kitap okumuştum, Irwin Yalom’un orda yazıyordu, atmıyorsam insanın yalnızlığı, kaygıları ve ölümden bahsediyordu orda. Başedemediğimiz dertlerimiz olarak. Atıyorda olabilirim hatta kitap çok başka şeylerden de bahsediyor da olabilir ama ben anti-sanatsal, yüzeysel bakış açımla bunu anladığıma bile çok mutluyum.Neyse, orda adam diyorki; İnsanoğlu ın anlamsızlığı karşısında savunmasızdır çünkü hiçbir zaman anlayamayacağız ı. Ölümü de anlayamayacağız çünkü bir kere yaşıyoruz ölümü.Yalnız kalmak ise insanın en büyük kaygısıdır diyor. Düşünüyorum kitaptan araklar yaparak, varmışız artık dağ evimize, mangal yanmış, şaraplar açılıp kadehlere dolmuş, sigara içmeyenler bile tüttürecek aranıyor. Burda içinde bir bütün hissederken kendimi, havaya giriyorum biraz da, ben iyiyim diyorum ya! Ölümün insanları korkutmasının en büyük temeli yalnız ölüceğimiz gerçeği ise ben bunu kaldırabilirim diyorum, Hayatta anlam aramak kaygılandırıyorsa insanları ben çoktan bıraktım bunu yapmayı. Ve yalnızlık bir kaygı olmaya çok uzak bir olgu gibi hissediyorum, bu kaygının 1 sene önce beni delip geçmesinden mi yoksa umursamazlığımdan mı bilmiyorum. Belki de köreldim duygusuzlaştım iyice ama iyi ya böyle diye geçiyorum içimden. Terse geliceğim ilerde biliyorum ama şimdi atıp tutmak keyifli gözüküyor.Bıyorum Irwin’i takılsın diyorum, masa tenisi oynayayım biraz…

G. geliyor mangaldan sonra masaya elinde 5 puro. Erkekler yakıyor puroları, zannedersiniz arkadaşın annesi babası yurtdışında, biz boğazda yalı da eğlenen gençler. Güneş gözlüğüm, purom, berem, şarabım ile anlam karmaşası mozaiği şeklinde sohbet ediyoruz topyekün, biraz rodondo, biraz iş-güç-para, sonra artık bir klasikleşmiş egede unutulmuş sahil kasabasında erken emeklilik hayallerine geliyor sıra. Biri balık tutup onu yerim bana yeter, biri rüzgar lazım abi kiteboard yapıcam abi diyor. Gülüyoruz aralarda. Güneş güzel hava soğuk ve bana kalırsa huzuru yaşıyoruz. Mutlak değer içine alınmış bir huzuru.

İçeri geçelim lafı geçiyor, dışarıyı kimin toplayacağını G. ile bana karşı B. ve E.’nin masa tenisi maçı belirliyor. Eziyoruz rakibi, onlar topluyor biz içeri geçiyoruz sobamıza söminemize kavuşuyoruz. Ateşin karşısında sohbet daha da güzel, en eski insanoğlu alışkanlığı olduğudan heralde. Şarap bitmek bilmiyor. Bazı kendini bilmezler içiyor.

Son zamanlardaki başka bir alışkanlık olarak, kayboluyorum bi ara kalabalık içinde. Sadece espri yapabiliyorum, ciddiyetsizleşiyorum. Bireysellik falan değil düz terbiyesizlik oluyor bu. Cezası gecikmiyor, başağrısı geliyor, ilacı olan var mı diyorum,  H. bişey fort diyor, ben fort olsunda ne olursa olsun diyorum. 2 apranax fortla toparlıyor beni.

Tabu oynuyoruz bi ara, T. vinç anlatıyor, Merrt büyüğünce ne olacak? Soruyor, Makinacıyım ya ordan yakalayacak, S. ya da C. greyder olacak diyor. 10 dakka gülüyorum. Daha ne büyüğüceğim, nasıl greyder olacağım diye! Yanımda B. var çok eğleniyoruz aramızda. G. soruyor, vahşice, sapık gibi bişey diyor, “B.” diye bağırıyorum, B. gülüyor bitek.

Arada H. ile yeteneğimiz olan telepatiyi kullanıyoruz, zaman zaman. Anlıyorum onu, o da beni. Belki bu nedenle hiç konuşmuyoruz. Anlıyor beni biliyorum. Aslında o olağanüstü huzurlu, sakin, hiçbirşey yapmadığım ama anlatmaya doyamayacağım pazar gününde bile aklıma ara sıra gelenin farkında H.. Umursamıyorum dedikçe o da benim bu halimi umursamıyor ve süper anlaşıyoruz. Ben biliyorum, o biliyor.Hatta aklımda o an ki şarkıyı bile mırıldanıyor bir ara;

Who do you need, Who do you love
When you come undone

diye duran duran tınısında.

Ve ben o pazar günü en Undone, en arınmış halimle biraz daha büyüyorum, kararlar almayı birakıyorum. güzel lafını tekrarlıyorum, hissediyorum değişiyorum…

Merrt Kafası 2002

Çarşamba, 04 Şub 2009 Merrt yorum yok

Boşluk kapladığından her yanımızı sanki bildiğimiz onca şeyde uçup gider gibi gelir. O boşlukla adeta kendimizide o hale getiririz.tipki çok yoğun ortamdan az yoğun ortama hareket gibi.. Demekki bir meşkale bulmalı insan kendini oyalamak için.insanın doymak bilmez çocuk gibi tutturan açgözlülüğü bunu zorlaştırsada birşeylerden sıkılmamayı öğrenmeli insan. Herşeye alışmamalı insan.üzüntüye sevince zenginliğe alışmamalı insan. Tepkisiz olmalı heyecanını kaybetmeden. Durağan ve olağan bir onu bu kadar sıkıştırmamalı illede eğlence diye. Gözü doymalı insanın karnından önce. Yalan bulanımlarla özel hisetmemeli kendini. Kendinin bu banksy-rat-crop1dünyanın merkezinde olmadığını anlamalı. Özel olmadığını farkedip rahat rahat bu ı yaşamaya bakmalı. Bu kadar özel hissetmekle kendini, herşeyin sonunda en fazla bir figüran olabilceğini kavramalı. Görselliği bu kadar umursadıkça gerçekleri öğrenince ne kadar üzüleceğini bilmeli. Dişi yada erkek eşşiz bir varlık olduğu inancına sonverip, herkesin ilgisinin onda olmadığının farkına varmalı. Üzüntüler içinde bütün üzüntüsünün , sevinirkende tüm sevincinin aslında kendisinin olduğunu bilip başkaları için üzülüp/seviniyorum havalarında iyilik timsali gibi ortalıkta gezmemeyi ögrenmeli.ölümü kabullenmeli artık insanoğlu. Doğuma olan sevincin yanında bir ölümde kendini bu dünyanın en kedersiz insanın zannetmemeli. Bu sistemi kabul etsin etmesin kaç bin yıldır bunun böle gelip böle gittiğini anlayıpta küçük hesaplar yapmamalı insanlık.. İllada kendilerini düşüneceklerse insanlar o zaman zaten en fazla bir yardımcı oyuncu olabilecekleri bu filmde figüranlığın aslında kötü birşey olmadığını anlayıp eğlencelerine bakmalılar. Çünkü belkide herkesin oynadığı bu filmde rolü olmayanlar ve bu derece özgür olanlar onlar…!!

Hala..

Cumartesi, 31 Oca 2009 Merrt yorum yok
Hala hissediyorum
Çok çok geç olduktan sonra bile
Hala,

Ara ara, durmadan,
Unuttuğumda gerçeği
İyi niyetin sınırında
Hala,
Hissediyorum

ettiğimi,
Sevmediğimi,
İstemediğimi
Herşeyi
Görmeyebilirim,

Vedam olmadı, yok
Herşey yerli yerinde
Herşey benle ilgili

Kapatıyım gözlerimi
Ağlayayım 6 yıl
Sahte sahte güleyim
Yada unutayım

Ama hala,

Açtığımda gözlerimi
Geceden,
Sakinlik eziyor beni
Sensizlik gülümsetiyor
Ama çektiğimde kendimi düşünceden,
bulamıyor beni..

Bilmiyorum tamam hiçbirşeyi
İnandırıcı deilim tamam..
Ama sikiyim,

Hiçbişey senle alakalı değil,
Hiçbişey onla alakalı deil,

Sadece,
Hala,
Anlam karmaşası herşey..

Ve ben melek gibi çocuktum eskiden,
Şimdi değiştim..

04.05.08 bugün ve istanbulda ben
tek bir şey hissediyorum gerisi için

Sakinim

Hala,….

Bitmesi lazım ama durmuyor,

İyi günlerde yazılmış acı
Kötü gündeki sevinçle içiçe
Bunlar güzel günler..
Yaşanacak günler…

Aslında yaşayasım olmazdı,
Tek cezbeden merak

Ben kimim?

Cennetim olmadı benim,
Şeytana kozum yok,
Tüm bunları videokasedime kaydetsem bile
İlgilenen olmıycak
İzleyen olmıycak
O son geldiğinde
Anlamsız olacak kayıtlarım
Hatırladıklarım
Sevaplarım

Ya günahlarım?

Thom hesabları karıştırıyor
İkiyle ikiyi toplayıp 5 bulurken
Ölmeye razı kaybedince, 4 e razı olamıyınca
Ama günahtan korkmazki insan..

Ölmeye razı olmakla, son vermek farklı mı?

Hala
Genede
Mefisto yada tanrı
Beni unutmuş yada unutmamış olsada,
Gözlerim kapalı görüyor,
Kalbim ritimsiz atıyor
Ellerim artık titremiyor
Heyecan eski bir alışkanlık oluyor

Huzursuz sakinliğim ve ben,
Geri kalan, geriye kalan
Anlam aramayan
Varlığımın absürdlüğüne sığınınan

Hoşçakal yada gülegüle diyemeyen bir ben
Farkediyorum “güzel günlerim bunlar benim”

Eskiden yazdığım gibi
Ölüyoduk biz,
Uzun sürdü
Sonunda oldu

Benim yarattığım kızla,
Ben olmayan bi ben arasında
olduğunun şüphesi
Herhangibir zamanda
Tükenmişliğimin hayalleri
Bana neyin hükmedeceğini
Bu kadar ii bilirken
Yalanların yanlışların şiiri
Sevgimle aşkımın yanılsaması..
Ve

Uzaklaşırken herşeyden
Merkezimsen eğer,
Yaklaştığım ne olabilir ki!

Öyle yada böyle
Yaşanmışlık içinde
Yeni bişey yaşanamaz
Tek soru:
Anlatılacak hikayem mi olsun?
Yada
Anlatılcak hikaye mi olayım?

Klişe kalp kırığımın içinde
Kendimi özel hissetmek
Ağlayamayacak kadar
Durumu kavrayamamam
Hepsi benzer

Ve biliyo musun yüzünü hatırlamadığım kız,
Sana değmezmiş, konu başlığı ben
Yüzünü unutamadığım biri olmanı tercih ederdim
Yada daha az basit olmanı
Hiç tanışmamış olmayı,
Olmamış olmanı!

Videokasetimde yerin olmasa
Kaydım olmasa,
Ben olmasam
Gerçekler olmasa,
Hayal kuramasam
Çok anlamlı olucak herşey

Gitmeden önce ama,
Biraz daha videotape,
Biraz daha true love waits dinliycem
Biraz daha koşucam,
Bi kere daha aşık olucam
Bi daha pink floyd dinlemiycem
Radiohead.i lanetliycem..

Hepsinden sonra,
En sevdiğim şey,
İçinde sen olmaması olucak
Tüm bunların..
Ama ben bilemiycem

Sonra gidicem, yok olucam tamamen,
İşte tüm bunlardan sonra ölücem
Ölmeden önce belki 1 saniye seni düşünücem
O zmanki huzurumla;
sadece tek bir söz
Tek bir laf
Tek bir düşünce
Yeticek, hatta bunu yazmamın bile yerine geçicek..
Tek bir laf
Tek bir düşünce

“Sen kimsin?”

Belkide benim vedam bu..

Aslında
Belkide
Sadece yoruldum…

Related Posts with Thumbnails