geceler zehir, geceler kara
uçasım gelir kanadım yara
yaralar derin seneler kadar
açılın geri

Unuttum herşeyi, unutmamak için savaşlar kaybettim, unuttum. Mutlu olmaya kara verdim, plastik hayaller, elimde camlara doldurulmuş sıvılar, kağıtlar arasına sarılmış bitkiler… Ah demedim. Evime geldim kafamı yastığıma koydum, bu gece, her gece. Umursamadım. Mutlu uyandım. İlk sigaramı düşündüğüm kadar düşünmedim seni…

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Amaçsız yazılarım ve sen. Sen kendini bilemezken ben nası biliyim sensiz beni. Yazdım ama. Hala.. bile dedim sana. Yalan aslında. Hala’larım bitti sana. Hayatmın tüm sıkıntılarını senle simgeledim belki de. Çok anlam yüklemek aslında anlamsızlaştırmak. Aynı gerçekler aynı bok aynı sen, meraklı insanlar, boktan anneler, değerli sıfatlar altında yaşayan değersiz sefiller.

geceler benim geceler bana
unutun beni …

diyor ya işte. Böyle bişey. Ben üzülmeyi bırakmışım. Sen anlamsızlaşmışın. Bitmiş gitmişi bile geçmiş. Ama bir şekilde girme hayatıma ki ben nefret etmeye devam edebiliyim senden. Seni, değersizliğini değerlendirmiyim. Gizli mektup çıkmasın kitabımın arasından, ağlama her rüyamda bana. Uzanmasın ellerin bana, senden kalan alışkanlığım varsa kahvemi sütlü bile içerim. Sikiyim basit çok basit.  Tek çözüm bende biliyorum ama ben üzülmeye razıyım ağlayan seni görünce. Affetmiycem kendi içimde bile.

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Geriye dönmek değil. Bu hissetmek değil, duygu değil. Klişe biraz. İnanmadığım kader bu, ironiyi sevmemin cezası, hayatın şaşırtması bu. İçinde olmadığım bu türk filmine koyayım. Alacağımı aldım, helal bile olsun…