Posts tagged hayat

Bir şey”lik”

1

Hani şimdi buradan iki kişi gidiyor ya askere, ortalık biraz boş kalacak. Ben de karar verdim, daha fazla yazayım diye; Arif’in şimdiye kadar göstermiş olduğu emekler gerilemesin (hoş Tosun’un kendine hayrı yok ya zaten).

Çok da sık yazamam ama ha, baştan söyliyeyim. Aslında yüz yıldır falan günlük tutmak isterim de, çok sıkıcı be o da, insan her gün dişini fırçalamaktan sıkılıyor. Anlayacağın günlük olmaz heralde, hani belki haftalık bile olmaz ama söz bir şey”lik” yazacağım… Baymamak için enteresan konulardan bahsetmek üzere.

Gelelim geçen hafta sonuna mesela; alkolün seviyesinin yüksek olduğu ve içmeye  başlanma saatinin horozla yarıştığı mübarek Cuma günü. Sonucunda, eski fak badi şaşırdı tabi. Bana attığı mesaj şuna benzer bak: “Sen hayatımda gördüğüm en bencil adamsın; zaten seks becerilerini de geliştirmen gerek o ufacık pipinle! (sansürledim)”. Ha hayt diyesi geliyor insanın, hele sebebi şahsı muhteremin üstü açık otobüsün, üstünün açık tarafında oturmayı tercih etmesi, benim de üşüdükten sonra içeri girmem. Ha-hayt…

Neyse, ertesi gün arar özür dilemek için. “Kusura bakma, sana çok kötü davrandım. Her ne kadar kötü bir insan olsan da ortak arkadaşlarımız var, onların hatırına uygun davranmamız gerekiyor. O mesajın seni çok kırdığını biliyorum”. Ha-hayt duble… Sonuç: küfür ederek suratına kapatılır telefon.

Ne mal adamlar/kadınlar var etrafta değil mi Necati abi?

Gotürsem seni gittiğim yere…

0

Yoksun işte. Hiçbir yerde.
Belki ihtiyacım olurdu be şimdi sana.
Oralarda sürterken aklında mıyımdır şimdi?
Ya başkasını düşünüp bunalırken?
Aşkın mıdır beni hakikaten yaşatan şarkıda söylenildiği gibi?
Gidiyorum buralardan.
Yokum belki de 20 gün sonra.
Memleketin bir köşesine atılacağım.
Ya sen ne yapacaksın?
Bensiz misin yada benliksiz mi hala?
Sensiz miyim, sensiz mi olacağım hep?

Evet.

Tek şeyi anladım şimdiye kadar.
Dostlukmuş gerçek.
Aileymiş.
Ana kucağıymış belki de en rahatı.

O seni darlatan, en bayan yermiş…
Rutin buluşmalarmış, abaza muhabbetleriymiş…
Daha şimdiden anladım…

Nasıl olacak böyle bilemiyorum ki…

Elimde tek, ulaşabileceğin bir numaran. .
Bir de resmin.

Hayatta çok değişik şeylere bağlıyorum ikimizi…
Birimiz kaçmış bir otobüs, diğeri parasız bir öğrenci.
Yok ki başka derdi – tek şansı o otobüs…
O otobüs ise, belki de o günkü ekmek parasının kısmeti o çocukta…
Ama ikisi de kaybeden taraf.

Neden böyle?
Nasıl?
Nasıl ben seni hala düşünüyorum?
Neden hala umursamıyorsun?
Bilemiyorum…

Tek bildiğim…

Mümkün olsa da sadece sesin bile olsa, götürsem seni gideceğim yere…

5 şişe ile hayat

0

Demin arkadaşım mail atmış da çok beğendim, siteye koyayım dedim.

İşte hayatımızı anlatan 5 şişe sırasıyla…

screenshot.27-10-2009 09.30.08

Herşey zaten anlamsız…

0

Daralmış bir bünyenin akşamında bunun olacağı belliydi…

Geçmişe dönüş.

Her insanın yaşayacağı anlardan.

Gün gelir mutlusundur, aylar yıllar geçer belki de… Böyle bir günde uyanırsın bir enkaz gibi. Mesajlarına dönen olmaz, telefonlarına kimse çıkmaz herkes seni yalnız bırakmıştır. Seni tek bırakmayan masandaki viski şişen, bir iki tane fıçı bir an bir de playlistindir. Hiçbir zaman silmemişsindir onu, her anıyla, her bağdaşan şarkıyla zenginleşmiş bir liste…

Çok sevdiklerim oldu, arkasından çok ağladıklarım…
Dönüp de bakmadıklarım oldu, peşimden koşturduklarım…

Bu hayatın sikikliği aslında. 4S kuralının geçerliliği. Sevene dönüp bakmazsın, sevmeyenin peşinde kul köle. Nereye kadar peki?
Kaşarlandım diyen bu beyin hala niye resetliyor?

Belki de kafa yormamak gerek.

Herşey zaten anlamsız…

Trajedi/Komedi

0

Hepimiz Öleceğiz

2

Bak bir kere daha söylüyorum, iyi dinle bağırıyorum üstelik: HEPİMİZ Ö-LE-CE-ĞİZ!

Lamı cimi yok ulan işte sen de öleceksin. Mort, pabuçları diktin yani, bitti. Dünya dönmeye devam edecek, millet gülecek eğlenecek, çatır çatır sevişecek; ama sen yoksun ulan! Daha ne olsun öyle düşün! Adın bile geçmeyecek; e hadi geçti diyelim neye yarar?!

Peki bu penguencilik, bu ciddiyet niye?

Geçtiyse geçti diye birşey yok…

0

Çok uzun zaman olmuştu yine onu dinlemeyeli. Yine bir an farenin imleci gitti üstüne, tıkladı iki kere. Biraz boğuk bir sesle, günün getirdiği karamsarlık duvarlarda yankılandı birazcık. İçeriye çok ses gitmesin diye azalttım biraz o yankıları. Sadece beynimde yankılansın istedim belki de. Bu da yeterliydi benim için. Anlattıklarıyla özdeşleşiyordu hayatımdan kesitler. Kim olduğu önemsiz, adsız bir tınıydı belki de. Sadece anılardan oluşan küllere güçlü bir nefes verip tekrar alevlendirmeye çalışıyordu.

Lanetlerin okunduğu saatleri hatırladım biraz. Gözyaşları dökülmedi mi günlerce? Onları işte. Yaklaşık yirmi dakika önce en iyi dostlarımdan biriyle konuşurken dışarı vurmadığım bir sıkıntıyı resmen kaza kaza içimden çıkarıyordu aslında. Günler geçiyordu, ben ise dibe vurmaya başlamıştım. Hep dediğim hayatın sinüs eğrisine benzemesinde yine “eksi bir”e ulaşıyordum sanırım y-ekseninde. Y-ekseni ne mi? Belki de yaşamın y’siydi o. işte diyip geçtim üstünden. Öyle mi acaba, geçtim mi?

Mahkum olduğumu hissetmeye başlıyorum bu lekeye. Çıkmayacakmış gibi… Her sıkıntıda bir anda ortaya çıkan lanet olası bir uçuk gibi bu acı. Merhemi ne bunun? Ya da kim? Belirsiz.

Aramak niyeti bile kalmamış… Yorgunluk, bıkkınlık… Sebep gösterebildiğim bu durgun halime, sadece bu iki kavram, bu iki kelime…

Dışarıda var mı düzgün birisi? Düzgün ile neyi arıyorsun? Sen düzeldin mi? var mı? Kime göre gerçek? Sen gerçekten iyi misin? Huzurlu mu olması lazım, ateşli mi? Huzurun içinde olması gerekli değil mi önce… Sorular… Sorular… Sorular…

Ya cevaplar? Boş bırakıp geçmekten başka yapabildiğim yok kaç aydır.

Cevaplamayı bile bıraktım aslında. Tanıştığım insanların suratına boş bakarak dinlemiş gibi gözükmek; anlattıkları sorunlara kendi içimden gülmek, “bu mu yani derdin senin ya?” demek… Utanıyorum bunları yaparken ama gerçek bu. Kim bilecek, kim görecek bazı şeyleri? Senin içinde herşey, herkese göre kolay herşey. Herkes yaşamış kendine göre, saygım sonsuz. Ama acı benimse, bırak yaşayayım.

sarajevo_fallen_bike_380Geçtiyse geçti diye bir şey yok…

Yıllar önceydi ilk bisikletten düşüşüm, hatırlarım. Dizim kanamıştı. Feci hem de. Neredeyse geçmiş bir yirmi sene, bakıyorum dizime aynı yaranın izi orada…

Dedim işte…

Geçtiyse geçti diye birşey yok…

Herşey iz bırakır.

Bu da onlardan biri işte…

Belki de hava yağmurlu ya bugün, biraz ağrı yaptı. O kadar.

Öylesine… #2

0

Geçmişe yönelik hareketlerimi kısıtlamak istiyorum ve bu da ben de yaratıyor. Bir yazıya böyle pat diye girilmez ama artık çok fazla beklemek de istemiyorum. Zaten herkesin yaptıkları da batmaya başladı bu ara bana. Patlamaya hazır bomba gibiyim kesin bir yerde yine “agresif” tarafım ön plana çıkacak. Kaybeden yine ben olurum, keskin sirke her zaman küpüne zarardır biliyorum ama olmuyor işte insanın doğasında da sabrın yeri bir yerde sınırlanmış durumda değil mi?

Her konuda bu böyle. Dedim ya geçmişe yönelik hareketlerimi kısıtlamak istiyorum diye. Zaten bu yazıda şimdiye kadar iki kere tekrarladığımdan farketmişsinizdir, kafamı çok kurcalıyor bunlar. Geçmiş gitmiş ilişkiler ile kafamı yormama gerek yok galiba. Hep önüne bak dediler. Önüne bakmayı mı yanlış anladık acaba? Önümüze baka baka çevreyi görmekten mi aciz olduk bilemiyorum. Geriye dönüp baktığımda yanlışlarımın da bini bir para ama olmuş işte. Kaybedeceğimizi kaybettik, ne kaldı geriye?

“Me, Myself and Irene” tarzı bir cevapla gelmek istedim bak bu soruya ama bir “Irene” bile yok hayatımda. Aman olmasın. Oldu da ne oldu, olmasını istedik de ne oldu… Tamam tamam, biliyorum. Evet, istiyorum. Öyle biri olsun. Ama hakkını versin yani. Dün evlenir misin diye sordular, yok dedim. 30 dan önce olmaz dedim. Tek bir şartla ama dedim. Şimdi bulsam hayatımın kadınını yarını beklemem dedim.

Var mı öyle biri? Var mı bir insanın hayatı olacak başka bir insan? Bu tip soruları boş bırakıyorum artık. Zamanı efektif kullanmam lazım. Zaman kalırsa döner bakarım… Belki…

, kısmet, , kısmet… Bu iki laf arasında kısır döngüye bağladı kelime dağarcığım.

Bir an içim daraldı da dertleşeyim dedim…

Görüşürüz.

Cam Tavan Sendromu

0

Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.

Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.

Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar!
Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cmden fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacakları nı nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına cam tavan sendromu denir.
Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

-Anonim

2009 Yaz Notları

0

Epeydir blog ortamlarından uzak kaldıktan sonra, tatili ile ilgili yazılarla dönüşümü uygun buldum.

Bu yaz biraz da hayatımdaki gelişmelerin etkisi ile uzun yıllardır fırsat bulamadığım şekilde bir yaz tatili yapmaktayım. Arada bazı sıkıntılarım da oldu beni sevindiren gelişmeler de. Yaz başındaki hayatımdaki bilinmezlik ve soru işaretleri gün geçtikçe azalmakta. Biraz klasik olacak ama herşeyden önemlisinin sağlık olduğunu anladım bu yaz.

ile seri şeklinde gözüme çarpanları, başımdan geçenleri, geçmesini istediklerimi ve geçemeyenleri, kısaca bu yazı tekrar hatırlamaya ve yazmaya çalışacağım.

Go to Top