arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘hayat’

Hayatım’a

Pazartesi, 28 Ara 2009 canga yorum yok

Seni özlüyorum bebeğim. Aslında bunu, seni ne kadar özlediğimi belirtmek için yazmıyorum, zaten bildiğini zannediyorum. Paylaşmak istediğim dilediklerim, umduklarım.

Yanına geldiğimde ne ile karşılaşacağımı(zı) bilmiyorum bebek, ilişkimizin çeşitli boyutlardaki çıkmazlara girmesine alışığız nasıl olsa, artık gerçekten acı da verse. Ben sadece umut ettiklerimi yazacağım.

Seninle uyanmak istiyorum yarın sabah; seninle merhaba demek güne; seninle sabah sevişmelerim olsun istiyorum evden çıkma telaşlarına sıkıştırılmış; dönüşlerde yemek hazırlamaların tembelliklere yenik düşmesiyle tatlanan ufak atıştırmalıklar; belki sahilde bir yürüyüş sonrasında, her zaman sıcak olmaz ya hava, kafanda kapüşonun koluma girmişsin, denizden esen rüzgara karşı bedenim siper sana. Döndüğümüzde beraber sıcak bir duş alalım ım, çıkınca ben seni kurlarım. Sonra hafif ışıkta alışagelmiş film izlemelerimiz, yan yana, üst üste, uyuyup kalışın göğsümde. Merak etme, ben seni taşırım, yatağım yakın nasıl olsa…

Categories: içimi dökesim geldi Tags: , ,

Bir şey”lik”

Salı, 08 Ara 2009 canga yorum yok

Hani şimdi buradan iki kişi gidiyor ya askere, ortalık biraz boş kalacak. Ben de karar verdim, daha fazla yazayım diye; Arif’in şimdiye kadar göstermiş olduğu emekler gerilemesin (hoş Tosun’un kendine hayrı yok ya zaten).

Çok da sık yazamam ama ha, baştan söyliyeyim. Aslında yüz yıldır falan günlük tutmak isterim de, çok sıkıcı be o da, insan her gün dişini fırçalamaktan sıkılıyor. Anlayacağın günlük olmaz heralde, hani belki haftalık bile olmaz ama söz bir şey”lik” yazacağım… Baymamak için enteresan konulardan bahsetmek üzere.

Gelelim geçen hafta sonuna mesela; alkolün seviyesinin yüksek olduğu ve içmeye  başlanma saatinin horozla yarıştığı mübarek Cuma günü. Sonucunda, eski fak badi şaşırdı tabi. Bana attığı mesaj şuna benzer bak: “Sen ımda gördüğüm en bencil adamsın; zaten seks becerilerini de geliştirmen gerek o ufacık pipinle! (sansürledim)”. Ha hayt diyesi geliyor insanın, hele sebebi şahsı muhteremin üstü açık otobüsün, üstünün açık tarafında oturmayı tercih etmesi, benim de üşüdükten sonra içeri girmem. Ha-hayt…

Neyse, ertesi gün arar özür dilemek için. “Kusura bakma, sana çok kötü davrandım. Her ne kadar kötü bir insan olsan da ortak arkadaşlarımız var, onların hatırına uygun davranmamız gerekiyor. O mesajın seni çok kırdığını biliyorum”. Ha-hayt duble… Sonuç: küfür ederek suratına kapatılır telefon.

Ne mal adamlar/kadınlar var etrafta değil mi Necati abi?

Gotürsem seni gittiğim yere…

Çarşamba, 25 Kas 2009 Arif yorum yok

Yoksun işte. Hiçbir yerde.
Belki ihtiyacım olurdu be şimdi sana.
Oralarda sürterken aklında mıyımdır şimdi?
Ya başkasını düşünüp bunalırken?
ın mıdır beni hakikaten yaşatan şarkıda söylenildiği gibi?
Gidiyorum buralardan.
Yokum belki de 20 gün sonra.
Memleketin bir köşesine atılacağım.
Ya sen ne yapacaksın?
Bensiz misin yada benliksiz mi hala?
Sensiz miyim, sensiz mi olacağım hep?

Evet.

Tek şeyi anladım şimdiye kadar.
Dostlukmuş gerçek.
Aileymiş.
Ana kucağıymış belki de en rahatı.

O seni darlatan, en bayan yermiş…
Rutin buluşmalarmış, abaza muhabbetleriymiş…
Daha şimdiden anladım…

Nasıl olacak böyle bilemiyorum ki…

Elimde tek, ulaşabileceğin bir numaran. .
Bir de resmin.

Hayatta çok değişik şeylere bağlıyorum ikimizi…
Birimiz kaçmış bir otobüs, diğeri parasız bir öğrenci.
Yok ki başka derdi – tek şansı o otobüs…
O otobüs ise, belki de o günkü ekmek parasının kısmeti o çocukta…
Ama ikisi de kaybeden taraf.

Neden böyle?
Nasıl?
Nasıl ben seni hala düşünüyorum?
Neden hala umursamıyorsun?
Bilemiyorum…

Tek bildiğim…

Mümkün olsa da sadece sesin bile olsa, götürsem seni gideceğim yere…

5 şişe ile hayat

Salı, 27 Eki 2009 Arif yorum yok

Demin arkadaşım mail atmış da çok beğendim, siteye koyayım dedim.

İşte hayatımızı anlatan 5 şişe sırasıyla…

screenshot.27-10-2009 09.30.08

Categories: günlük şeyler Tags: ,

Herşey zaten anlamsız…

Pazartesi, 19 Eki 2009 Arif yorum yok

Daralmış bir bünyenin akşamında bunun olacağı belliydi…

Geçmişe dönüş.

Her insanın yaşayacağı anlardan.

Gün gelir mutlusundur, aylar yıllar geçer belki de… Böyle bir günde uyanırsın bir enkaz gibi. Mesajlarına dönen olmaz, telefonlarına kimse çıkmaz herkes seni yalnız bırakmıştır. Seni tek bırakmayan masandaki viski şişen, bir iki tane fıçı bir an bir de playlistindir. Hiçbir zaman silmemişsindir onu, her anıyla, her bağdaşan şarkıyla zenginleşmiş bir liste…

Çok sevdiklerim oldu, arkasından çok ağladıklarım…
Dönüp de bakmadıklarım oldu, peşimden koşturduklarım…

Bu ın sikikliği aslında. 4S kuralının geçerliliği. Sevene dönüp bakmazsın, sevmeyenin peşinde kul köle. Nereye kadar peki?
Kaşarlandım diyen bu beyin hala niye resetliyor?

Belki de kafa yormamak gerek.

Herşey zaten anlamsız…

Categories: içimi dökesim geldi Tags: ,

Trajedi/Komedi

Çarşamba, 07 Eki 2009 Arif yorum yok

Categories: günlük şeyler Tags:

Hepimiz Öleceğiz

Cuma, 02 Eki 2009 canga 1 yorum

Bak bir kere daha söylüyorum, iyi dinle bağırıyorum üstelik: HEPİMİZ Ö-LE-CE-ĞİZ!

Lamı cimi yok ulan işte sen de öleceksin. Mort, pabuçları diktin yani, bitti. dönmeye devam edecek, millet gülecek eğlenecek, çatır çatır sevişecek; ama sen yoksun ulan! Daha ne olsun öyle düşün! Adın bile geçmeyecek; e hadi geçti diyelim neye yarar?!

Peki bu penguencilik, bu ciddiyet niye?

Categories: içimi dökesim geldi Tags: ,

Geçtiyse geçti diye birşey yok…

Pazartesi, 07 Eyl 2009 Arif yorum yok

Çok uzun zaman olmuştu yine onu dinlemeyeli. Yine bir an farenin imleci gitti üstüne, tıkladı iki kere. Biraz boğuk bir sesle, günün getirdiği karamsarlık duvarlarda yankılandı birazcık. İçeriye çok ses gitmesin diye azalttım biraz o yankıları. Sadece beynimde yankılansın istedim belki de. Bu da yeterliydi benim için. Anlattıklarıyla özdeşleşiyordu ımdan kesitler. Kim olduğu önemsiz, adsız bir tınıydı belki de. Sadece anılardan oluşan küllere güçlü bir nefes verip tekrar alevlendirmeye çalışıyordu.

Lanetlerin okunduğu saatleri hatırladım biraz. Gözyaşları dökülmedi mi günlerce? Onları işte. Yaklaşık yirmi dakika önce en iyi dostlarımdan biriyle konuşurken dışarı vurmadığım bir sıkıntıyı resmen kaza kaza içimden çıkarıyordu aslında. Günler geçiyordu, ben ise dibe vurmaya başlamıştım. Hep dediğim ın sinüs eğrisine benzemesinde yine “eksi bir”e ulaşıyordum sanırım y-ekseninde. Y-ekseni ne mi? Belki de yaşamın y’siydi o. işte diyip geçtim üstünden. Öyle mi acaba, geçtim mi?

Mahkum olduğumu hissetmeye başlıyorum bu lekeye. Çıkmayacakmış gibi… Her sıkıntıda bir anda ortaya çıkan lanet olası bir uçuk gibi bu acı. Merhemi ne bunun? Ya da kim? Belirsiz.

Aramak niyeti bile kalmamış… Yorgunluk, bıkkınlık… Sebep gösterebildiğim bu durgun halime, sadece bu iki kavram, bu iki kelime…

Dışarıda var mı düzgün birisi? Düzgün ile neyi arıyorsun? Sen düzeldin mi? var mı? Kime göre gerçek? Sen gerçekten iyi misin? Huzurlu mu olması lazım, ateşli mi? Huzurun içinde olması gerekli değil mi önce… Sorular… Sorular… Sorular…

Ya cevaplar? Boş bıp geçmekten başka yapabildiğim yok kaç aydır.

Cevaplamayı bile bıraktım aslında. Tanıştığım insanların suratına boş bakarak dinlemiş gibi gözükmek; anlattıkları sorunlara kendi içimden gülmek, “bu mu yani derdin senin ya?” demek… Utanıyorum bunları yaparken ama gerçek bu. Kim bilecek, kim görecek bazı şeyleri? Senin içinde herşey, herkese göre kolay herşey. Herkes yaşamış kendine göre, saygım sonsuz. Ama acı benimse, bırak yaşayayım.

sarajevo_fallen_bike_380Geçtiyse geçti diye bir şey yok…

Yıllar önceydi ilk bisikletten düşüşüm, hatırlarım. Dizim kanamıştı. Feci hem de. Neredeyse geçmiş bir yirmi sene, bakıyorum dizime aynı yaranın izi orada…

Dedim işte…

Geçtiyse geçti diye birşey yok…

Herşey iz bır.

Bu da onlardan biri işte…

Belki de hava yağmurlu ya bugün, biraz ağrı yaptı. O kadar.

Öylesine… #2

Çarşamba, 02 Eyl 2009 Arif yorum yok

Geçmişe yönelik hareketlerimi kısıtlamak istiyorum ve bu da ben de sıkıntı yaratıyor. Bir ıya böyle pat diye girilmez ama artık çok fazla beklemek de istemiyorum. Zaten herkesin yaptıkları da batmaya başladı bu ara bana. Patlamaya hazır bomba gibiyim kesin bir yerde yine “agresif” tarafım ön plana çıkacak. Kaybeden yine ben olurum, keskin sirke her zaman küpüne zarardır biliyorum ama olmuyor işte insanın doğasında da sabrın yeri bir yerde sınırlanmış durumda değil mi?

Her konuda bu böyle. Dedim ya geçmişe yönelik hareketlerimi kısıtlamak istiyorum diye. Zaten bu ıda şimdiye kadar iki kere tekrarladığımdan farketmişsinizdir, kafamı çok kurcalıyor bunlar. Geçmiş gitmiş ilişkiler ile kafamı yormama gerek yok galiba. Hep önüne bak dediler. Önüne bakmayı mı yanlış anladık acaba? Önümüze baka baka çevreyi görmekten mi aciz olduk bilemiyorum. Geriye dönüp baktığımda yanlışlarımın da bini bir para ama olmuş işte. Kaybedeceğimizi kaybettik, ne kaldı geriye?

“Me, Myself and Irene” tarzı bir cevapla gelmek istedim bak bu soruya ama bir “Irene” bile yok ımda. Aman olmasın. Oldu da ne oldu, olmasını istedik de ne oldu… Tamam tamam, biliyorum. Evet, istiyorum. Öyle biri olsun. Ama hakkını versin yani. Dün evlenir misin diye sordular, yok dedim. 30 dan önce olmaz dedim. Tek bir şartla ama dedim. Şimdi bulsam ımın kadınını yarını beklemem dedim.

Var mı öyle biri? Var mı bir insanın ı olacak başka bir insan? Bu tip soruları boş bıyorum artık. Zamanı efektif kullanmam lazım. Zaman kalırsa döner bakarım… Belki…

, kısmet, , kısmet… Bu iki laf arasında kısır döngüye bağladı kelime dağarcığım.

Bir an içim daraldı da dertleşeyim dedim…

Görüşürüz.

Categories: içimi dökesim geldi Tags: ,

Cam Tavan Sendromu

Çarşamba, 02 Eyl 2009 Arif yorum yok

Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.

Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.
Dr. David J. Schwartz

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.

Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar!
Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cmden fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.

Bu deney canlıların neyi başaramayacakları nı nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına cam tavan sendromu denir.
Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

-Anonim

Categories: günlük şeyler Tags: , , ,

2009 Yaz Notları

Pazar, 16 Ağu 2009 Cem yorum yok

Epeydir blog ortamlarından uzak kaldıktan sonra, tatili ile ilgili ılarla dönüşümü uygun buldum.

Bu biraz da ımdaki gelişmelerin etkisi ile uzun yıllardır fırsat bulamadığım şekilde bir tatili yapmaktayım. Arada bazı sıkıntılarım da oldu beni sevindiren gelişmeler de. başındaki ımdaki bilinmezlik ve soru işaretleri gün geçtikçe azalmakta. Biraz klasik olacak ama herşeyden önemlisinin sağlık olduğunu anladım bu .

2009 Notları ile seri şeklinde gözüme çarpanları, başımdan geçenleri, geçmesini istediklerimi ve geçemeyenleri, kısaca bu ı tekrar hatırlamaya ve yazmaya çalışacağım.

Welcome to my good life…

Cuma, 14 Ağu 2009 Arif yorum yok
Categories: müzik, video Tags: , ,

Sadece 15 dakika…

Salı, 04 Ağu 2009 Arif yorum yok

Çok fazla değildi ayrılık tarihinden sonra geçen zaman. Yıllar geçmişti ve ilk defa yalnız kaldığını anlamıştı aslında. İlginç bir şekilde şu ana kadar geçen zaman onun canını acıtmamıştı, tam tersine sevinçliydi bu yeni tarzı için.

Beyaz bir odanın içinde yerde fırlatıp atılmış bir şekilde duran büyük yastıkların üstünde oturup duvarlara bakıyordu, duvarlardaki posterlere. “Muhammed Ali” diye düşündü, posterine bakarak. Bu adamın yumruğu ne kadar ağır olabilir diye kendi kendine bir hesaplama yaptı. O sırada da beyninde Rocky filminden Ivan Drago’nun bir Newtonmetre tarzı makinaya yumruğu vurduğundaki sahne gelip geçiyordu. Bunu neden kafasına takmıştı ki? Muhtemelen yumruk yemiş gibi hissetmeye başlamıştı şimdi.

Yalnız kalmıştı. İlk defa.

Geçen süre içinde kimse onu yalnız bırakmıyordu çünkü, hep birileri yanındaydı öyle ya da böyle. Çok fazla düşünme fırsatı bile bılmamıştı.

Gözleri doldu. Zaten duygularını yoğun yaşardı. Sinirlendiğinde de üzüldüğünde de gözleri kolay yaşarırdı. Çok sevmiyordu bu huyunu, “annemden kaptığım en kötü huy” derdi bunun için hep. O sırada bir damla siyah şortunun üstüne düştü. Arkada çalan seneler önce kalbinin pıt pıt attığı dönemler dinlediği bir şarkıydı, muhtemelen o küçük teybin odaya dağıttığı melodilerdi gözlerinden o damlayı ayıran.

Bazı konuları anlamakta güçlük çekiyordu. Her zaman güçlüyüm imajı veriyordu, keskin ifadeli biri olduğundan da zaten hiçbir zaman bunun tersini de insanlar farkedemezdi. Çok yakınları hariç. Hissetirmek istemezdi de zaten.

Aptal insanları da biraz ezmeyi seviyordu aslında; pek sevmediği bir özelliğiydi bu da ama yapacak bir şey bulamıyordu çünkü büyüdükçe dürüst olmanın vicdani hafifliği hep ağır basmıştı.

“Ne yapacaksın şimdi?”

Bu soru dolanıyordu kafasında.

“Ne yapılır ki tek başına?”

Hayatta ilk defa, çevresinde bu kadar insan varken sanki dünyada tek o kalmış gibi hissediyordu. Normal bir haftasonunda genelde hep sevgilisiyle olurdu. Sabahtan akşama kadar hem de. Kesin bir plan yapılırdı, hepsinden de aynı derecede zevk alırdı.

Artık planlar yoktu. Artık kimse yoktu. Artık sevgi diye birşey yoktu…

Acı…

Tek hissedebildiği buydu. Bir anda saplanan göğsünün sol tarafına.

Yerinden aniden kalktı ve lavaboya yöneldi. Yüzüne iki avuç suyu çarptı ve sonra lavabonun yanında duran, parfümlü kokusundan annesinin daha yeni koyduğunu anladığı havluyla kuruladı yüzünü.

Fazla sürmedi ama ıslanması tekrardan…

Hatırlıyorum

Çarşamba, 29 Tem 2009 Arif yorum yok

Hatırlıyorum. 17 yıl önce…

Balığım vardı benim. Japonlardan hani. Turuncudan kırmızıya çalardı.

Hergün bakardım ona.

Bir gün öldü. Başkası yüzünden.

Hatırlıyorum. 15 yıl önce…

Köpeğim vardı benim. Safkan… Bir bakışı yeterdi bana olan sevgisini görmem için. Sadakati için.

Hergün severdim onu.

Birgün onu vermek zorunda kaldım. Başkası yüzünden.

Hatırlıyorum. 27 sene boyunca…

Aşklarım vardı benim.

Saf…

Herbirini ayrı sevmişim dedim.

Bir anıları yeterdi beni gülümsetmeye, başka biri ise ağlatmaya…

Birgün hepsinden vazgeçmek zorunda kaldım. Başkaları yüzünden.

Hatırlayacağım. Bir ömür boyunca…

Sen vardın ya…

Muhtemelen kayacaksın ellerimden…

Başka nedenlerden.

Hatırlayamadığım tek şey ise…

…galiba kendim.

Categories: içimi dökesim geldi Tags: ,

Gitgellerdeyim

Pazartesi, 27 Tem 2009 Arif yorum yok

Fazladan bir can almışım hayat denen oyunun en zor bölümünde. Bırakmışım geçmişi sadece geleceğe odaklanmışım. Aylar geçmiş yanıbaşımda parfümünü hissetmeyeli, o ilk anı beklemişim seni inkar ederken kendime içten içe. Şimdi yine geldin karşımdasın yanımdasın belki de yine o güzel sesini duyuyorum, doya doya bakıyorum güzel yüzüne…

En büyük olay; hataları ders etmişim kendime tekrarlamaktan korkuyorum şimdi de. Belki de çekingenliğim, belki de uzak duruşum bundan. Belki seni ararken 20 kere düşünmem; ya da arayamam; aramanı beklemeyi engellemek için onla bunla uğraşmam bundan.

Bir adım attığımda yaşadığım pişmanlığı iki adım geri çekilmekle siliyorum. Geri çekilince seni kaybetmek korkusu ağır basıyor 3 adım ileri geliyor ve bu böyle gidip geliyor. Dansediyorum duygularımla sayende. Seni istemek bu kadar oynak olmamalı…

Aramayınca sarıyorum başklarına sadece belki biraz ego tatmini, belki biraz kafa dağıtma. Yapbozlarla oynuyorum belki de. Belki de senin için başka kalpler kırıyorum zamanla. Tek bir kalbimi düzeltmek için ki onun da sonu karanlık. Işık tutan yok ki işte…

Söylemiyorum artık kimseye hislerimi; 3-5 kişi hariç; onlar anlıyor beni bir tek. Kendime saklıyorum seni.

Zamana bağlıyorum bazı şeyleri, belki bu sefer de doğru kafalardayız ama zaman yanlış diyorum.

Fazla yaymıyorum buradan hislerimi. Burada beliriyorsa da o sadece iceberg’in sadece ama sadece görünen ufacık yüzü…

Haykırmak istiyorum düşüncelerimi, anlar mısın bilmiyorum ki? Yoksa bakıp gülümser misin masum masum yine?

Seninle olmak ya bana haram, ya da buna değecek kadar masalsı… Bu da bu kadar karanlık olmamalı… Bu dans pisti bu kadar karanlık olmamalı…

Ya bu dans pistinde daha da hızlanıp yere düşmek var, ya da çekilmek bir kenara…

Hala diyorum ya… Zaman… Sabır… Kader… Kısmet…

Aslında ne biliyor musun olay?
Sezen’in bir lafı sadece: “Bir kıvılcım yeter…”

Categories: içimi dökesim geldi Tags: , , ,

Bir bekar gence ev bırakılırsa…

Pazartesi, 13 Tem 2009 Arif yorum yok
  • Maksimum düzen süresi 2 hafta olur.
  • Mutfakta ekşi bir kokunun hakimiyeti 12. gün başlar.
  • Yerleri Viledalamak içni 20. gün beklenir.
  • Bunlardan önce eğer biraz akıllıysa temizlikçi çağırılır.
  • Ütü sadece temizlikçi teyseyi fazla aratmamak için ele alınıp hemen görürünür bir yere konulur.
  • Yemek yapabilme kapasitesi ile değişkenlik gösterse de, yine de bir anda buzlukta hazır yiyeceklerde gözle görülür bir artış vardır.
  • şişelerinde dramatik bir artış.
  • Çöp odası veya kapı önünde boş şarap şişelerinden geçit yapılabilir.
  • Bozulan yiyeceklerin imhası konusunda başarısızlık olmasına rağmen bu tip yiyeceklerin üstüste eklenmesi, çoğu zaman tembellikten buzdolabında kendi kaderine bılması.
  • Çamaşır yıkamak içni haftasonunun beklenilmesi ve çamaşırları ayırmak için mühendis kafasının gerçekten çok fazla kullanılmamasını öğrenmek için 5 saat uğraşılır.
  • Benzin harcamasında artış.
  • Uyku düzeninin tamamen tersine dönmesi.
  • Anneye özlem.

Bunlar gözle görülebilir ana başlıklar… Yaşandı, yaşanmakta :) Bu böyle :)

Categories: günlük şeyler Tags: ,

Arif’in Hayat ile ilgili 2009 2. Çeyrek Raporu

Perşembe, 09 Tem 2009 Arif yorum yok

Eveeet, bir önceki ıyı yazdıktan sonra sağ alt köşede tarihi görünce bu ının zamanı gelmiş onu farkettim. Başladım yazmaya. Bundan önce ilk üç ayın küçük bir analizini yapmıştık, 1. çeyreği nasıl kapattık anlatımştık kısa bir şekilde. Bu kez de aynen devam diyelim dedim.

Neler oldu bakalım bu üç ay içinde? Nisan ayı aslında biraz banal geçti. Tamamıyle spora adanmışlık vardı gönüllerde, gece ı baya azdı.

Saçmalamalarımız yoktu, genel olarak spor sonrası iki çakma muhabbetimiz devam etti. Sonra baktık biz bu şekilde fazla ilerleyemiyoruz, bari bunu Ice Tea’ye döndürelim dedik.

Mayıs ayı ise yine bayıktı zira çok fazla sınav stresiyle boğuştuk başlarında vize dönemleri… Ama bunun dışında Çocuk Bayramı ile Gençlik ve Spor Bayramı’nı iyi kullandık Bu ara boyunca 3 kere Sapanca’ya tatile gitmemiz zaten bu çeyreğin belki de en göz alıcı anlarıydı sanırsam. Sapanca ile ilgili de daha önce yazmıştık zira. (burda ve burda)

Sapanca’dan da biraz bay gelmesiyle beraber – ki ben hala bunun niye olduğunu düşünüyorum tam da oradaki havuzu site yönetimi hazır hale getiriyordu; (Site yönetimi: bkz. T.’nin babası) biz yine finallerle boğuştuk 1-2 hafta. O sıralarda herkesin mezun olma telaşı da yok değildi hani. Bir de bir şekilde spora yine devam eder gibi yaptık. Dever eder gibi yaptık diyorum çünkü aslında eskisi gibi gitmedik çünkü genelde baba gel ya bahçede çakalım, baba gel ya pub’a gidelim… şeklinde bitiyordu günlerimiz.

Haziran’da da mutlu haberler alınınca biraz rahatlamalar geldi.Açıkçası dönüp bakınca çok da manyak şeyler yaşamamışız ya bu ikinci çeyrek de gaiba meşgalemiz fazlaydı istemdışı olarak :)

Şu anki tek sıkıntım – kişisel olarak – nerede ve nasıl yapacağım…

Categories: günlük şeyler Tags: , ,

Öz Otopsi

Cuma, 03 Tem 2009 canga yorum yok

Ara sıra kendini otopsi masasına yatırman lazım. Eline neşteri alıp açman lazım göğüs kafesini; karıştırman lazım içindekileri. Alt üst et, dağıt, araştır biraz. Kalbini eline alıp yoklamalısın ki anlayasın özünü; kimsin, nesin bilesin. Nefretin neden; üzüntünün gerçek kaynağı ne; kim nasıl mutlu etmiş seni? Fiziğinden girip kimyandan çıkman lazım. Tüm özelliklerini toplayıp çarpmadan, bölüp çıkarman lazım ki göresin elekten geçince geriye kalanları. Bir bir sıralamalısın gerçekleşmemiş beklentilerini; hani geceleri yatağında kurduğun o pürüzsüz düşler? Öz eleştiri değil bu, öz katliam. Daha acımasız; “ama”lar olmadan “keşke”leri soruşturarak. Sonra çıplak ve göğsün açık aynanın karşısına geçip, karşılaştırman lazım aynadaki ve beynindekini.

Kim bu aynadaki, tanıyabildin mi? Clark Kent misin Superman mi?

Related Posts with Thumbnails