Posts tagged hayat

Yazamıyorsak bir nedeni var!

0

Çok da değildir hani, buralara satırları, sayfaları döktürdüğüm günler. Canımın sıkıntısını atmışım, demişim hani zamanında burası mabedimdir diye.

Hala öyle. Hala öyle ama, ben buralara gelip ağlamıyorum artık. Zaten farkettim ki bırakın ağlamayı, ben hep gülüyorum belli bir zamandır.

Bu değişik duyguyu hatırlayınca bir anda… Unuttum belki de dert mabedimi. Kötü müdür diye sorarım size? Bence değil. Çünkü beni mutlu eden şeylere daha çok zaman ayırıyorsam… Değil…

Sen o mutlu edenlerin en başındasın ya hani, bakma geçmişe işte; bırak, devam et, en güzel yazı senin için yazılsın.

Mutluluk ile ilgili bir kaç satır

0

O kadar çok şey yazılıp çizilmiştir ve o kadar görecelidir ki hani…

Kim için, ne kadar, nerede, nasıl, ne zaman? İstediğin soruyu sorabilirsin ona.

benim için “avuç içi kadarı” yeter mesela… Bazıları ise hayatını onun üstüne kuruyor.

Bazıları mutlu olmayı seçiyor, bazıları mutsuz olmayı.

Burada her şey ayrılıyor işte.

Seçeceğiniz yol sizi zaten mutlu vea mutsuz yapacak elementleri de sunuyor önünüze.

Siz, göz göre göre mutsuzluğu seçiyorsanız kimse sizi mutlu edemeyecek… Hiç bir şeyden mutluluk duyamayacaksınız.

Hüzün, bunalım vs… Ben ermiş bir insan değilim ama şunu iyi biliyorum. Bu hislerle beraber en dipte yaşamayı gördüm. En dipte…

Bu yüzden Thom Yorke‘a saygımız, sevgimiz sonsuzsa ettiği laflardandır öncelikle…

Bir tanesi de bu dediklerimle ilgili:

“It’s easy to be miserable. Being happy is tougher – and cooler.”

Zavallı olmak kolaydır. Mutlu olmak ise daha zor – ve daha klastır.

Benim mutsuzluğa ayıracak ne zamanım var, ne de takatım. Ne kimsenin mutsuzluğunu paylaşacak durumdayım, ne dekimseyle bunun üstüne kurulacak bir ilişkiye. İlişki derken genel olarak insani bir ilişki, yanlış anlaşılmasın.

Son noktayı bu sabah farkettiğim ve izlememiş olduğum bir film ile ilgili bir video ile toparlamak istiyorum.

Çok iyi şeylerin aklınızda ampül gibi yanacağını düşündüğüm için…

Joy?

0

Öncelikle bir iki gündür medyada ve normal olarak trendde olan bir konuyla ilgili çok kısa bir iki söz yazacağım.

Defne Joy Foster… Gerçekten iyi bir insan, tatlı, şeker biri olarak tanıdık onu, öyle sevdik. Vefatı sonunda ilk duyduğumda çok üzüldüm. Gerçekten ilginç geldi. Öyle bir kaynağının bile gidiyor olması işte hayatın gerçeği dedirtti. Ama sonrasında işin altından çıkanlarla gerçekten nasıl soğuduğumu anlatamam.

Bakın, bu kolay bir şey değil. Ölünün arkasından konuşmak vs. tamam ama ben bunu kabullenemiyorum. Bir insan, küçük çocuğu eşi bırakıp gecenin bir yarısı alkollü bir şekilde o gece tanıştığı bir adamın evine gitmesini kaldıramıyorum. Bunu tamamiyle kabul edilemez bulmuyorum ama onun durumundaki bir insan için kabul edilemez.

Acı tarafı, kendisi vefat etmeseydi, bu olay belki de ortalığa bile çıkamayacaktı. Ne kadar fena…

Peki ya şimdi ne oldu?

Şimdi o ufacık çocuk büyüyünce annesi ile ilgili internette arşivlerde aramalar yağtığında nasıl bir anne bulacak karşısında?

Keşke duygular insanları bu şekilde yanlış yollara saptırmasaydı…

Keşke sevgiler bu kadar ucuza gidebilir olmasaydı…

Keşke bu kadar temiz bir insanı kirletmemiş olsaydı…

İçi beni dışı seni yakar

1

Hepsinin farklı özlemi, hepsinin farklı tadı var zaten. Güzellik, iyiliği geç eski fotoğraflarına baktığımda hepsinin yüzündeki o mutluluğu dondurdum ben beynimde. Onları görüyorum. İçimdeki iyi çocuğun yaptığı küçük resimler bunlar, hiçbiri canımı acıtmadı ki, sadece bir parçasını aldı götürdü. Ben ise hepsine onu yaralanmış bir şekilde verip iyileştirmelerini bekledim. Belki de en büyük yanlış buydu. Kendi söküğünü dikmekti gerekli olan. Belki de işte bu hediye korkuttu onları. Hani o çok bekledikleri yüzüğü alınca şaşıranlar var ya, hani bir anda korkanlar… Belki o yüzük bunun yanında bile o kadar değersizdi ki. Basit bir şey değildi bu, hiç bir zaman olmadı. Mutluluğu aramanın peşinde geçirdiğin acı nöbetlerinden de pişman değilim. Hepsini istediğim, izin verdiğim için yaptım.

Ellerimden kayışlarını izledim her seferinde… El salladık ya arkalarından hani… Pişman değiliim ki. Hepsinin yeri ayrı ben de… Acımıyorum… Yakmıyorum gemileri, batırmıyorum…

Tek üzüldüğüm, ne biliyor musunuz? Sadece göremeyecek kadar kör olmuşsa bu millet, benim de elimde verecek bir şey kalmamış işte…

Ben korkuyorum dediğimde, ilgi çekmek için değil ki… Saklayamadığımdan sadece…

yaparlar hacı

0

yaparlar.

utanmadan gelirler, derler adama senden iş çıkmaz diye. sonra çıkarlar bir de seni namussuz yaparlar. üstüne hiçbir şey yetmez alkoliksin diye parmaklar doğrulur sana. sen ise orada hepsini çizmeye çalışırsın sadece. o arada koparırsın olayları kafadan rahatladım dersin. bırakmazlar seni patron. gelirler sana, evire çevire maymun ederler. her yere smiley yazıp çizerken ağlatırlar adamı. aylar sürer gözyaşlarını silmen. bırakmazlar da öyle kaldırırlar vurup yere sererler. olmadı mı? bir daha!.. kaçasın gelir usta. gidesin gelir buralardan. yollarlar. uğurlarlar. bayraklarla sözleriyle. hiç demezsin bunlar mıydı bana sırt çeviren diye. iyi düşünesin gelir kanka. bırakmazlar rahat seni. derler sana iyisin ama sen derler. kötü olma diye durdururlar seni. yaparlar hacı. inanma. sonra bırakır gidersin. çizersin kafayı. ya sabırlarla geçersin üstünden. çıkar gelirler hacı. bırakmazlar, yaparlar hacı. hiçbir şey olmamıştır aslında o sırada. onlar için. herşey normaldir, yaparlar hacı…

sonra sen çıkıp da intikam için tüm kalpleri, tüm vücutları bir potada erittiğinde…

…cellat olursun, şerefsiz olursun, p*ç olursun.

yaparlar hacı…

ne ağzın var kemiği…

ne de sansürü hareketlerin.

Aslında herşey bu kadar basit

0

Kendime Kısa Bir Mektup

0

Bu sefer ne sana ne başkasına bu yazı. Bu sefer direk kendime yazıyorum. Bu bana kısa bir mektuptur…

Bırak artık geçmişi. Bırak kötü anıları. Bırak acıları, kederleri. Keşke’lerle yaşamayı bırak. Sen bu kafayı çoktan aştın, kendin de biliyorsun. Hataların kimse için değil ama sadece senin yararına olacağını biliyorsun. Yapmamak için kastıkça daha da battığının farkındasın. Siktiret diyenlere niye diye soracağına bunu yapmayı hiç düşünmüyorsun. Karşılaştırmaları boşver. Hayatına bak. Eğlenmene. Kazanmana. Sen bu yolda olunca zaten gelecek istediklerin. Yanında duracaklar. Evet farkındasın. Birşeyler hissediyorsun artık. Bunu anladın bir süre önce. Belki de kalbin hala çalışıyor. Perte çıkmamış. Ağır yaralı olsan da nefes alıyorsun hala. Yetmez mi? Kimse öpmez mi o halde? Yaşama döndürmez mi? Döndürür. Döndürecek. Döndürüyor. Biliyorsun diyorum ya sana. Olay böyle drama yaratma değil. Kimselere bakma sen. Kulak asma kimselere. Biliyorsun kendini. Acındırmak değil, üzülmek artık hiç değil… Bu bambaşka, bu iç dökme… Gergin sinirlerin için kemirmesin içini boş kuruntular. Kimin ne yaptığını neden yaptığını boşver. Karşındakinin hareketlerinden anlam çıkartacağına, kendi hareketlerini kontrol et. Öyle bir hareket yap ki herkes sana hayran olsun. Ne olacak ki? Yok mu hiç özgüvenin? Var değil mi? Hayvan gibi var hem de. Biliyorsun. Hatta kötü bile diyorsun buna. Değil. Kötü dediğin bencilliği çıkar ortaya. Farkındasın kimsenin seni üzemeyeceğini, buna izin vermeyeceğini biliyorsun. Herşeyi biliyorsun. Seni kimin sevdiğini biliyorsun. Kimin seni düşündüğünü hissedebiliyorsun…

Daha ne?

Hatta ve hatta…

Ulan ya herşeyi geç de…

Herşeye rağmen….
Bu satırları yazarken hiç mi yok aklında kimse?

Var diyebiliyorsan buna.

Konu kapanmıştır…

Kumlar

0

Kumlar…

İnsanın büyüdüğünü gösteren minik kımıl kımıl şeyler.

Ama aslında kumlarla oynarken büyüdüğünü göremiyor insan işte.

Ufakken kumlara dokunmak yeterdi. Avucunun içine alırken akmasını görmek – hayatının da öyle akacağını belki de ilk orada sezinliyordun içten içe.
Sonra kaleler yaptın kendini güvende hissetmek için. Hatta hendekler kazdın dalgalar gelip de hemencecik yıkmasın diye… Korumaktı kendini o zor dünyadan aslında tümünün amacı.
Ergenliğe girince kocaman memeli kadınları yükselttin kumlarda. Ne istediğin belliydi, doğayı bile kandıramadın. O yaratmaya çalıştığın şeyden çok bulacaktın sonrasında ama hiçbiri senin ellerinle yaptığın gibi sana ait olamayacaktı da aslında.
Şimdi şimdi ise sadece bir kalp çizmek istiyorsun küçük bi sopayla. Sadece bir izin olsun istiyorsun dünyada, sadece saf bir duygudan ufalanmış o kumların üstünde.
Yaşlanınca da biliyorsun, suya ıslak ayakla basıp yürüdüğünde o kumlarda çıkan ayak izlerinin hala hayatta olduğunu ispatlaması bile mutlu edecek…

Ama işin ilginci ne biliyor musun?

O kumlar hayatının her döneminde kıçının arasına ya iyi halde saçlarının dibine kaçacak ve sen gidip duşakabinde teker teker ayıklamaya çalışacaksın.

Yasadığına inanıyor musun?

0

İskelede, yazlıkta, kıçına batan çivi 6 sene önce kız arkadaşını öperken kıçına batan çivinin aynısı olabilir mi? Şuç kimindir? Çivinin mi? Kızın mı? Senin mi?

Çivi olmasa o anı gelir miydi aklına? Kız olmasa çivi iki değil bir kez mi batardı sana? Umrunda olur muydu?

O anıyı yaşadığına inanıyor musun? Değeri var mı? 6 sene önceki mal çocukla, şimdiki mal adam arasında ne kadar ortak yanın var? 7 senede insan  bedeni bile kendisini tamamen son hücresine kadar yenileyebiliyorken, sen neden ruhunu yenileyemiyorsun?

Yoksa suç yok mu? bu diyip kesip atmak mı gerekir?

Cevaplar mı?

Yok tabii ki.

Belki ”bi büyük” ‘e sorulur, belki sigara paketinin 19. sigarasından çıkar cevaplar. Çok da önemli değildir bu cevaplar zaten, önemli olan çividir, o çivi öyle sivri olmalıdır ki, ikinci batışında da hala sivri olsun, ilkini getirmesin aklına, yeni olan taze olsun, kanatsa bile seni, seni bugüne dair kanatsın.

Kim demiş o çivi sana ikinci kez batarken yalnız olacaksın diye..

Hayatım’a

0

Seni özlüyorum bebeğim. Aslında bunu, seni ne kadar özlediğimi belirtmek için yazmıyorum, zaten bildiğini zannediyorum. Paylaşmak istediğim dilediklerim, umduklarım.

Yanına geldiğimde ne ile karşılaşacağımı(zı) bilmiyorum bebek, ilişkimizin çeşitli boyutlardaki çıkmazlara girmesine alışığız nasıl olsa, artık gerçekten acı da verse. Ben sadece umut ettiklerimi yazacağım.

Seninle uyanmak istiyorum yarın sabah; seninle merhaba demek güne; seninle sabah sevişmelerim olsun istiyorum evden çıkma telaşlarına sıkıştırılmış; dönüşlerde yemek hazırlamaların tembelliklere yenik düşmesiyle tatlanan ufak atıştırmalıklar; belki sahilde bir yürüyüş sonrasında, her zaman sıcak olmaz ya hava, kafanda kapüşonun koluma girmişsin, denizden esen rüzgara karşı bedenim siper sana. Döndüğümüzde beraber sıcak bir duş alalım hayatım, çıkınca ben seni kurlarım. Sonra hafif ışıkta alışagelmiş film izlemelerimiz, yan yana, üst üste, uyuyup kalışın göğsümde. Merak etme, ben seni taşırım, yatağım yakın nasıl olsa…

Go to Top