Posts tagged grasovka

Mallorca’da 2 El Turco

0

2008. Haziran sonu. Dellenmişim yine. Emir’e söylüyorum, “oğlum birşeyler yapmak gerek”. Tatile çıkalım kararı alıyoruz. Nereye gitsek?

Ibiza! İlk fikir. bakıyoruz önce kendimiz nasıl gideriz? Sonra gazete bir ilan! Emir açıyor şirketten heyecanlı bir şekilde oğlum bak tur varmış lan Mallorca’ya!

Destur diyorum. Bir bakalım nedir, ne değildir. Google’a giriyorum, yazıyorum “mallorca +nightlife +club”. Inkh, diye bir ses çıkıyor önce. Yazılara dalıyorum, okudukça okuyorum yorumları, gümbür gümbür geliyor içimden gitme isteği.

Sonra Emir’e mail atıyorum tamamdır ulan gidelim!

Neyse, gidip bir koşu tur şirketine ödemelerimiz yapıp kaydoluyoruz. Zaten nasıl daralmışım o aralar, en görmek istemediğim duymak istemediğim, yapmak istemediğim şeyler tepemde, diyorum ulan burası benim yeniden doğuşum olsun!

Gün geliyor, biz çıkıp gidiyoruz havaalanına. O sırada da amcamdan almışım DVD recorder, yanımda fotoğraf makinası vs. her türlü kayıt cihazım Cevat Kelle misali yanımda. Daha havaalanından çekmeye başlıyoruz tatili. Çekerken de demleniyoruz. Bu arada havalanına gidişte heyecan tabii ki had safhada, Bostancı – Bakırköy deniz otobüsünden kıpır kıpır duramıyoruz yerimizde. Neyse havalanında ne yapsak diyoruz, önce check-in vs. sonra hooop hadi baba bir çakalım. Neyse çakıyoruz biraları o sırada arka tarafta bir aile var ailenin bir güzel büyük kızı var gözler ona takılıyor. Farkediyoruz ki o da bakıyor. “Oğlum, kız güzelmiş lan” diyoruz ve kesiyorum kızı net bir şekilde. Kız gülümsüyor. Sonra ama tabii ki sosyal baskılarımızdan dolayı -babası orada lan!- bir bok yapamdan kalkıyoruz. Emir, “abi gel HSBC lounge’a gidelim” diyor. Önce “Shop&miles’ınkine gidelim” diyorum, “yok gel orası da güzel” diyor, peki diyorum gidiyoruz. Bir bakıyrouz ikimiz de kelle olmuşuz o sırada “boarding” yazıyor IST-PMI uçağı.

egb0102_grasovka_2Uçağa giderken eski dost alıyoruz birer tane, biner binmez ikişer shot koyuyoruz, sonra ben Mallorca’da uyanıyorum. Neyse, iniyoruz abi otele yerleşiyoruz. Gaza gel! Daha iner inmez başlıyoruz kafayı resetlemeye. “Ulan nereye geldik diyoruz” o sırada bir kız banktan düşüyor öbürü de kusmaya başlıyor. Emir “Hasiktir lan, harbiden ne olm bu?!” diyor.

Öbür gün bir gaz başlıyoruz asıl tatile, çok da mis sabah uyanıyoruz,sıkı bir litrelik sularımızla plajda uyuyoruz yanıyoruz, sonra Galler’den kankilerle plaj futbolu oynuyoruz. Vay amına k0yim ne güzel lan herkes eğleniyor oluyor ki o sırada artık topless hatunlar bize çok normal geliyor. Hatta bikinililere “ıyyy, anti modern insanlar” diye bakıyoruz. Emir o sırada amele yanığı oluyor.

judgejules1

Judge Jules

Famous BCM Planet Dance in Magaluf

BCM Planet Dance

Ulan bir bakıyoruz yukarı bir tane küçük uçak arkasında birbez pankart bu akşam Judge Jules var BCM’de diyor. “Hasiktir oğlum, bu herif büyük adamdır gidelim!” diyorum. Neyse otele dönüp yine bol deniz mahsüllü sağlam bir yemek yiyoruz bir-iki saat kestirip sonra çıkıyoruz. Direk içmeye bşalıyoruz o sırada Avrupa Şampiyonası da olduğundan içerken maç + bira + İngiliz barda çalışan kız trio’su ile warm-up oluyor. Böyle geçiyor günler. Judge Jules yıkıyor bu arada. Gün geliyor, Türkiye – Almanya maçı ben pertim. İngilizler ile beraber izliyoruz. Ben son golden sonra sarmaş dolaş İngiliz’lerle üzülüyorum. Herkes beni tebrik ediyor. Ben sarhoş oluyorum. Bütün kızlar üstüme bir imza çakıyor. Formayı hala yıkamadım. Öbür gün; Emir otelde balkondan balkona kur yapıyor, ben o sırada klip çekmeye çalışıyorum.

2 tane “el turco” ortalığı yıkıyor, kankilerle hep sahilde görüşüyoruz. Bir gün de araba kiralayalım diyoruz. Gidip kiralıyoruz Mallorca’nın çevryolunda lastiğimiz patlıyor. Arabaya “Pablo” ismini vemrştik. O da puşt çıkıyor yani.

Camp de Mar

Camp de Mar

Ama mükemmel bir plaja da götürüyor hani bizi. Camp de Mar. Denizin ortasında restoranda paella yiyoruz, sangria içiyoruz, “ bu!” diye bağırıyoruz sonra cup diye denize atlayıp. Andtrax’dan da geçiyoruz bu arada. Almanlar basmış orayı da.

Port d'Andratx

Port d'Andratx

Hadi bu sefer de Palma de Mallorca (adanın başkenti gibi bir şey) ypaallım diyoruz biniyoruz otobüse. Otobüste önümdeki adamın keli parlıyor, gözlük takıyorum. Emir otobüs şöförüne kilitleniyor herife bak herkes bilet almadan duraktan kalkmıyor diyor, ben ise o mavi elbiseli ehliyet kursuna giden melek gibi güzel kızdan gözlerimi alamıyorum. Zaten kelden kamaşmış gözlerim iyice kör oluyor. Emir’e İspanyol mu İngiliz mi diye soruyorum. Kararsız kalıyoruz.

Palma da bayağı geziyoruz ve en sonunda hadi Tapas yiyelim diyoruz. Sokak arasında yine kenara atılmış masalardan birine oturuyoruz. Yorulmuşuz da. 2 Stella diyoruz, 3-5 tapas söylüyoruz, Allahım o da ne ya!? Bu nasıl bir keyif. Garson kız da yine bir havası, zaten yeni başlamış onunla ufak bir muhabbet yapıyoruz. Ayrılasımız gelmiyor ama geceyi de kaçırmak istemiyoruz. Atlıyoruz yine dönüyoruz Magalluf denilen güzel beldemize.

Magalluf Beach

Magalluf Beach

Böyle geçiyor 8 gün. Ayrılmadan son akşam Magalluf Beach’de oturuyoruz, baba son bir tek atalım diyorum, alıyoruz 2 cider, güneş de yeni batmış, herkes çekilmiş odalarına, boş sahil, batmış güneş de denize doğru yudumluyoruz…

- İyiydi be, yeniden doğduk resmen, çok eğlendik…
- Evet, kanka bu bir rönesans. Sence ispanyolca rönesans ne demek?
- Bilmem, abi çok güzeldi ya..
- Cheers kanka.
- Cheers…

(Dip not: Rönesans: renacimiento)

Viyana Notları: TK1883

0

Şu top sakallı adam kesin Avusturyalı. “Avustur” derdik arkadaşlarla biz onlara, hala de kullanırım gerçi.
İnsanlar bana bön bön bakara “o ne ya?” dercesine. Akabinde sormalarına lüzum kalmadan açıklarım ama.

15F… Acil çıkışın bir arkası. Neden artık online check-in de acil çıkışları vermiyorlar ki? Şimdi kanat üstünde 19E Yenidoğan otobüsündeymişiz gibi gideceğiz. Amaaan, dert mi?

Çakmışım bir shot !

Allahım… Hostes ne güzel?!
Bana yastık da verdi. Ben o tek yastığa onunla başımı koyarım vallahi…
Neyse biraz gülümseyeyim ona.

Solumda oturan beyefendi ben nasıl bunları harıl harıl yazıyorsam aynı şekilde deli gibi bulmaca çözüyor. Gözünü bile ayırmıyor. Aşık galiba o kutulara. Ben de bir zamanlar gözlerimi aşık olduklarımdan ayırmazdım.
Şimdi bakamıyorum. (+)’dan (-)’ye bir anda dönüş. “-1″ ile çarpmak.
Allah’tan 0 ile çarpmıyoruz. O zaman herhalde perişandı halimiz…
Yine aritmetik felsefe yapmaya başladım.
’nin aslında çok alaturka olan ama bir yandan da takdir ettiğim bir hadisesi de uçaklarda çok güzel müziği ezgileri çalmaları kalkış önceleri. Belirtmeden geçemeyeceğim.

Dünkü uçak kazası beni korkutmuyor. İnsanların da yüzünde o endişeyi okuyamadım. Ben ki insan sarrafı… Demek ki herkes umudunu yitirmiş. “Ölsem de kalsam da bir…” mi diyor acaba? Bunu mu çıkarmak lazım?
İnsan kendi düşündüğünün, herkesin düşüncesi olduğunu varsayar hep.

Can yeleği koltuğumun altındaymış. Geçen sene de yazsaydınız ya bunu önüme? O zaman belki o yeleğe sarılı bir can kırılmazdı böyle.
Daha komiği şu olurdu aslında: “Emniyet Talimatı!”
Ben de böyle bir şey mi hazırlasam?
“For your safety, please fasten your seat heartbelt!”

Birazdan kaptan konuşur. Efsane konuşuyor bu adamlar. Bu ayrı bir yazı konusu bile olur.
Artık kalksak ya.. Çok sıkıldım. Bir Grasovka daha mı çaksam? Lokasyon olarak sana biraz daha yaklaşıyorum.

Ah Türkan… Hostesin adı Türkan’mış. Çok tatlı.
Daha geçen gün konuşuyorduk arkadaşlarla. Hostesler de baya mantar olmaya başladı, diyordu arkadaş. Resim çekip gösteresim var.

Demin biraz gözlerimi kapadım. Uykum da var aslında ama nedensi istemiyorum uyumak; yazmak istiyorum. Aklımdan milyonlarca şey geçiyor, parmaklarım da ona uyuyor.

Sağımdaki pencereden baktığımda, dünya çok küçük gözükür hep gözüme. Pencerenin minikliğinden olsa gerek. Bu da güzel bir benzetme olabilir aslında. İnsanın vizyonuyla alakalı. İnsanın vizyonu ne kadar darsa, hayatta o kadar az zevk alacak şey bulur.. Bunun gibi…

Veeee kalkıyoruz!

BEKLE BENI !!! :)

Shop&Miles Zone Lounge

0

Herhalde bu havaalanından birşeyler yazmadan ayrılmayacaktım. Yapmadım da. Aslında ilham gelir diye düşünmüştüm, yine coşardım akardı burada satırlar fakat dünkü rakı-meze keyfinden sonra (bunu istiyorsa Mert yazsın!) beynim pirinç lapası gibi kafatasımın içinde bir oraya bir buraya oynadığından şu an benim yerimde Hemingway olsa “Lanet olsun böyle işe” der götünü döner yatardı.

Ama ben hayallerimden birini yapmaya gidiyorum.
No pain No gain!

4 gün kafamdaki her türlü sorunu unutuyorum. Sadece ama sadece keyfini çıkartacağım güzel minik bir şehir beni bekliyor… (Ulan bu kaçıncı gidişin derler adama!)

Gerzek gerzek konuşmayı bırakıp sanırım bu yazıyı başlığına bağlamalıyım.

Şu an Garanti’nin, Shop&Miles’ın Zone Lounge denilen mekanındayım Atatürk Havaalanı’nda. Burayı çok seviyorum. Her uçuşumdan önce kesin geliyorum buraya. Aslında adamlardan istemeye gelmiştim ama herifler bile bu kadarını beklemiyor olacaklar ki barda bekleyen birini bulamadığımdan peynir-zeytin aldım.
Eee … Neredeeeeen nereye :)

Ha unutmadan; buradan Emir’e selam söylüyorum, Free Shop’a gelmiş!

Alsam mı diye düşündüm de en kötü dönüşte alırım, ceplik yaparız.

Ha ne diyordum; bu Zone Lounge’a Shop&Miles’ınız varsa çat diye giriyor içeride mis gibi şekil şemal bomba koltuklarda TV izleyebiliyor, PS oynayabiliyor ve de güzel güzel “snack” dediğimiz tarzda şeyler yiyip içebiliyorsunuz. Alles inkusiv!

Hatta şu an bunu yazdığım bilgisayara (ve diğer 3 tanesine de) oturup güzel, cici, bitane iMac’lerle takılabiliyorsunuz da…

Eğer Shop&Miles varsa, buyurun gelin bence. Gerçi her kartın da lounge’u var burada ya. ama olsun ben burayı seviyorum.

Neyse, last call’a kaldın Arif yine…

Ben kaçar…

Bir önceki yazımda dediğim gibi…

Wiederseh’n! :)

Go to Top