Posts tagged galatasaray
Kewell’dan Galatasaraylı taraftarlara dair…
0
If anyone wants to say their fans are better (than Galatasaray’s), I would bet money that they are not!(Eğer birisi kendi taraftarlarının Galatasaray taraftarından daha iyi olduğunu iddia etmek isterse, onunla olmadığına dair hemen bahse girerim!)- Harry Kewell
Semih’in Özür Yazısı
0Semih Şentürk dün şöyle bir özür açıklaması yapmış:
“Maçın son dakikalarında çıkan olaylarda asıl amacım ortalığı yatıştırmak olmasına rağmen, Arda’yı ayırmak isterken, kontrolsüzce yaptığım sert hareket hem Arda, hem de izleyenler tarafından yanlış algılandı. Sonrasında ise Arda’nın verdiği tepki neticesinde benim de sinirlerim boşaldı ve kimsenin görmek istemediği o tatsız olaylar ortaya çıktı. Arda benim için çok farklı biri. Bir rakip, bir meslektaştan öte, benim için bir kardeş. Avrupa Şampiyonası sırasında yaklaşık 45 gün boyunca Milli Takımda Arda ile yediğim, içtiğim ayrı gitmedi. Birlikte sevindik, birlikte üzüldük. Daha sonraki Milli Takım kamplarında da durum aynı idi. Gerçek bir abi kardeşin ilişkisi ancak bizimki kadar olabilirdi. Böylesi bir ilişkinin, anlık bir sinir ve tepki sonucu bozulmasına ne ben, ne de Arda izin verir. Öncelikle tüm futbolseverlerden onları böylesi olaylara tanıklık ettirdiğimiz için ve bize yakışmayan davranışlarda bulunduğumuz için, özür diliyorum. Sonrada canım kardeşim sevgili Arda’yla birlikte böyle bir olaya karışmış olmaktan duyduğum üzüntüyü belirtmek istiyorum. Ben kendi adıma bir daha böyle bir olaya karışmayacağımın sözünü veriyorum.”
Şimdi öncelikle şunu belirtmek lazım; maçtan sonra başkanı çıkıp bütün bunlar “tezgah” diyen kulüplerin oyuncularından farklı davranmalarını beklememek lazım. Sözüm de bir GSli olarak sırf Adnan Polat’a değil, kendi başarısızlıklarını başka merciileri aslanların önüne atan tüm GS ve FB yöneticilerine…
Bu arada olay yukarıdaki yazıyı Semih’in yazmış olup olmaması değil zaten; maçtan sonra göz göre göre kameralar önünde yalan söyleyen Volkan ve Semih’in inandırıcılıklarını kaybetmiş olmaları…
Hadi Volkan’ı zaten biliyoruz, kameralar önünde söylediği yalanlar ve yaptığı çirkeflikler kadar iyi kaleci olsaydı İspanya’yı da yenerdi Türkiye. Ama pek çok futbolsever gibi beni de esas hayalkırıklığına uğratan Semih’ti. Öyle bir kavga ayırma modeli yok bence, dikkat edin zaten gidip 2 kere vuruyor Arda’ya arkadan…
Keşke çok daha ciddi kavgalar olsaydı ve futbolcular horoz gibi birbirlerine dikleniceklerine delikanlı gibi gerçekten birbirlerini dövselerdi, o zaman belki sahalardaki gerginliğin önüne geçilcek önlemler alınırdı. Şimdi 2 gün sonra futbolcuların aldıkları cezalar ve GS kulübünün aldığı saha kapatma cezasıyla herşey unutulacak. Bir sonraki maçta herşey tekrarlanacak…
Ayrıca şuna da katılıyorum: Fenerbahçe stadında bu denli gerginlikler gerçekten yaşanmıyor. Çünkü her seferinde FB, ruh gibi sahaya çıkan bize 4-5-6 tane atıp Florya’ya geri gönderiyor. GS taraftarı ise kendi takımının, ezeli rakibini bu denli evire çevire yenememesinden kaynaklanan bir eziklik içinde çok da doğal olarak. Bir de sahada her 2 takımda da fitili ateşleyen oyuncular ve bir korkak hakem olunca bunların yaşanması kaçınılmaz oluyor.
Maalesef biraz umutsuz yazdım; fakat artık Türk futbolundan bu saatten sonra bir hayır gelmeyeceği kanaatindeyim.
Galatasaray – Fenerbahçe maçı sonrası
2
Bu maç için fazla söze gerek yok. İslendiğinde 90 dakika boyunca sadece stres yaratıp, uyutan bir derbiydi bence. Genelde bol gollü geçer Kadıköy’de ise ne yazık ki bunu kabul ediyoruz ama Fenerbahçe’nin bu golleri attığı derbide Sami Yen’de normalde biz yenerdik. Bu maçta da en çok şans tüm internet sitelerindeki anketler olsun, çevremizde olsun hep Galatasaray’a veriliyordu.
Maçın başlamasıyla da zaten Galatasaray ağırlığını koydu maça. Ben ilk yarı Fenerbahçe’yi bizim yarımızda göremedim. Gerçekte aciz kaldılar. İşin ilginç tarafı ben erken gol bulmamak için dua ettim, gol bulmamak için değil. Çünkü bu gazla atılan ilk golden sonra her zaman kazanan Fenerbahçe olmuştu. Yine de ama o ataklardan birinin gol yapılması gerekliydi.
Çok koştuklarından ve bastıklarından (neredeyse Fener’in yarısahasının yarısında prese başlıyordu Galatasaray) çabuk yorulmalarını bekledim ki zaten ikinci yarının orta bölümlerinde Fenerbahçe üstünlüğü bu yüzden buldu. Son 10 dakika yine bir Galatasaray atağı başladı ki bu sırada her iki takım da zaten kondisyon olarak döküldüklerinden orta sahayı her iki takımda 3 saniye içinde geçebiliyorlardı. Orada bence Lincoln’ün alınması doğru fakat zamanlama yanlış. Bir daha oynamasını istemediğim bir adam olmasına rağmen, bal yapmayan bir Galatasaray’da bence yine de iş yapardı o ataklarda.
Ümit Karan bence artık okeye dönüyor. Kewell mükemmel ama sağ kanatta gerçekten istenilen verimi veremediği kesin. Gökhan Gönül’ün erken çıkması ve Yasin’in girmesi bence Fenerbahçe için büyük dezavantajdı ama Yasin utandırmadı diyebilrim sanırım Fenerbahçe’lileri. Selçuk yatsın kalksın dua etsin hakeme. Boğaza tekme atmak yetmemiş olacak ki gidip hala direkleri tekmeliyordu çıkarken. Sabri yine aynı Sabri. Adam olmayacak sanırım. Vazgeçilmeyecek bir oyuncu gibi hala amatörce yanlışlarına devam ediyor. Emre’nin karaktersizliğine ayak uydurması da cabası. Bilerek çirkefliğe doymadı adam Ali Sami Yen’de. Sanki bilerek çıkmış gibiydi provokatör.
Gelelim olaylara… aslında maç için anlatılacak herşey 92. dakikadan sonra başlıyor.
Lugano. Bu adam cidden provokatör. Bu adam futbolcu değil. Bu adam bırakın Türkiye Süper Ligi’ni, dünyadaki futbolcuların, fair play anlayışının yüz karası. Terbiyesiz. Baişka daha ağır konuşurdum ama kendime saklıyorum, dün zatn hepsini saydım ama yetmiyor.
Semih de aklı bşaında derdik, o da Fenerbahçeli olduğunu belli etti. Bir da yalan söylemesi… Arda’yı tuttum ayırmak için diye. Evet tutmuşsun da sonra koyduğun tokatlar ne? Hakettin sen o yumruğu.
Burada şu suçlu, bu suçsuz yapmıyorum. Objektif baktığımda kesinlikle olmaması gereken şeyler var, fakat birazcık sağduyu gerekli. Rakip takımı ve taraftarı gerersin, psikolojik baskı yaparsın ama bir yere kadar. Bu işi “fair” yaparsın. Her iki takımda da çürük elmalar vardı, var ve bunlar olduğu sürece ezeli rekabetin yanına ebedi dostluğu getirmekten ve söylemekten çekinir duruma geliyoruz.
Belki de aşağıdaki resim de bu konuda dünya ile farkımızı ortaya koyuyor.

Son olarak sözümüz aşağıdaki habere de dayanarakdan Volkan’a:
“Herkesin tuttuğu kendine!”
VOLKAN’IN HAREKETİ TARAFTARLARI ÇILDIRTTI
Galatasaray yarı alanında olaylar sürerken, Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel, Galatasaray taraftarlarına hareketler yaptı. Volkan’ın kapalı tribündeki taraftarlara dönerek edep yerini tutup göstermesi, sarı-kırmızılı tribünleri adeta çıldırttı. Öfkeli taraftarlar bu sırada sahaya yabancı maddeler attılar.
Resimler ve Kaynak: hurriyet.com
Bir Rüyadan Uyanış
0Dün gece yaşadığı üzüntüyü ve hayal kırıklığını kelimelerle ifade etmek her Galatasaraylı için imkansızdır muhtemelen. Ben, bu faciayı; maçın gidişatı ve sonunda ulaşılamayacak olan hedef göz önüne alındığında Fenerbahçe’nin meşhur Denizlispor maçına benzetiyorum ve heralde Fenerbahçe taraftarları da o gün bu kadar çok üzülmüşlerdir diyorum.
Maçın gidişatı demiştim. Gerçekten Galatasaray’ın karşısında hatırı sayılır bir Avrupa devi olsaydı ve aham şaham bir futbolla GS’yi evire çevire eleseydi bu kadar çok üzülmeyecektik. “Adamlar çok iyiydi.” veya “Napalım, gücümüz yetmedi.” diyecektik. Fakat Hamburg tam da GS’nin dişine göre bir takımdı ve bu sene UEFA Kupası’nda yendiğimiz takımlardan daha güçlü değildi. Ayrıca her türlü eksiğe rağmen GS, Guerrero’nun o enfes şutunu çektiği atağın başlangıcına kadar oynaması gerektiği gibi oynuyordu; Kewell, Arda ve Baros’un liderliğinde oyunu istediği gibi kontrol ediyordu ve 2-0 da öne geçmiştik. Evet, dün akşam böyle bir maçı kaybettiği için Galatasaray bugün bu kadar üzüntülüyüz.
Fakat maçtan sonra uyuduğum dakikaya kadar ve bugün şu dakikaya kadar kafamı kurcalayan sebep başka. GS’nin bu sezonki kadrosu son 7-8 yıldır (Lucescu’nun takımı çalıştırdığı ilk sezon olan 2000/01 sezonundan beri) kurulan en iddialı ve en pahalı kadro olmasına rağmen 2000 yılının efsane, UEFA ve Süper Kupa’yı kazanan kadrosunun yanına bile yaklaşamaz. Bunda herkes hemfikirdir sanırım. Fakat turnuvada son 16′ya kalan diğer takımlara baktığımız zaman kesinlikle kupanın en büyük favorilerinden biri de Galatasaray’dı. Hem de finalin Kadıköy Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda oynanacağı bir UEFA Kupası’nda, ezeli rakibimizin mabedinde… 17 Mayıs 2000 akşamı yaşadığım sevinci hatırladığımda -ki o gün pek çok GSli gibi benim de hayatımın en mutlu günlerinden biriydi- tekrar Avrupa şampiyonu olabilme hem de Fenerbahçe’nin stadında bu kupayı kaldırma ihtimali o kadar güzel ve heyecanlı bir rüyaydı biz GSliler için. İşte dün gece böyle bir hedefe ulaşamayacağımızı anladığımız için bu kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadık.
Şimdi maçtan önce takımına methiyeler düzen, Facebook accountlarını UEFA şampiyonluğu videolarıyla dolduran GSliler gelecek sezon bu takımın büyük bölümünün dağıtılması gerektiğinden bahsediyorlar. Bir kere bence kesinlikle bu kadar acımasız yorumlar yapmaya gerek yok. Dünkü başarısızlığın sebebinin bireysel oyuncu hatalarından çok teknik direktör yetersizliğinden kaynaklandığını düşünmekteyim; aynı sezon başında Şampiyonlar Ligi Ön Elemesi’nde Steaua Bükreş’e elenmemizde olduğu gibi… Tabii bu kadar iddialı bir takımın başına bu derece tecrübesiz ve kabiliyetsiz teknik direktörler getirilmesi de bir yönetim yetersizliği, bunu da atlamayalım…
Gereksiz olmasının dışında da, şu anda GS’nin içinde bulunduğu ekonomik durum zaten sil baştan bir takım yaratılmasını imkansız hale getiriyor. Akıllıca olan gerekli 2-3 bölgeye gerekli transferlerin yapılmasıdır. Kale de transfer yapılmasını gerekli gördüğüm bölgelerden biridir. Ne Aykut sezon başındaki performansıyla ne de De Sanctis sezonun kalanındaki performansıyla GS kalesinin ağırlığını kaldıramadılar. Özellikle De Sanctis Meira’dan sonra 2. büyük hayal kırıklığı yaratan isim oldu. Ancak GS defansının sezon boyunca sergilediği performansla De Sanctis’in performansı doğru orantılı, netice de De Sanctis sadece yenmemesi gereken golleri yemeyen bir kaleci. Çok ekstra işler yapan bir adam değil.
Fakat dünkü facia artık bazı şeyleri çok net görmemizi sağladı. Bu kadar sevilen, ilgi gösterilen, bir dediği iki edilmeyen ve takımımızın yıldızıdır denilen bir adamın böyle kritik bir maçta takımını sahada satması kabul edilebilir birşey değil… Çok yetenekli bir futbolcu olduğu ve O günündeyse takımı bir maestro gibi yönettiği su götürmez bir gerçek. Oynatılmadığı her maç da Lincoln’e değil tüm GS takımına verilen bir ceza. Ancak GS çapında bir takımın yıldızı ve lideri olmak için yetenekle beraber ve hatta daha çok kişilikli olmak, takımı için kanının son damlasına kadar savaşmak gerekir. Bizim eskiden çok sevdiğimiz Lincolnümüz’de bu yok. Ve O dün ilk Hamburg maçında da yaptığı gibi oyundan alındığı dakikada soyunma odasının yolunu tuttu. Gerçi o dakikaya kadar da Baros’un golünde rakibe perdeleme yapması dışında adeta kasten oynamıyorum havasındaydı. Bir futbolcu hocasının kararını beğenmeyebilir; ancak kesinlikle ve kesinlikle siz beni geçen maç cezalandırdınız ben de bugün sahadayım ama oynamıyorum diyerek kapris yapamaz, takım arkadaşlarına ve taraftarına ihanet edemez. Dün GS’de Lincoln devri son bulmuştur. Bu adam ilk fırsatta çıkan talibine satılmalıdır. Daha da önemli olan öyle çok uzaklarda bir 10 numara aramaya gerek yoktur. Arda Turan, -yeteneğini konuşmaya bile gerek yok- kişiliği, sahip olduğu liderlik vasıfları, kazanma hırsı ve Galatasaray sevgisiyle bu takımın 10 numarası olmalıdır.
Ayrıca Baros ve Kewell’a da çok teşekkür etmeliyiz. Profesyonelliklerinin yanında bu kadar hırsla arzuyla mücadele eden bu kalitede yabancı bulmak çok zor. Onların değerini bilmeliyiz… Her ikisi de çoktan en unutmayacağımız futbolcular arasına adlarını yazdırdılar…
Maziden Sabri
0
Fiorentina, Sabri’yi takibe aldı
ANKARA (A.A)
İtalyan futbol ligi Serie A takımlarından Fiorentina’nın, Galatasaray’da forma giyen Sabri Sarıoğlu ile ilgilendiği bildirildi. Fiorentina yetkililerinden Mauro Pedersoli’nin, Sabri hakkında fikir sahibi olmak için Türkiye’ye gelerek hafta arasında Gençlerbirliği ile Galatasaray arasında oynanan kupa maçını seyrettiği belirtildi. Pedersoli’nin, maçta, Sabri’nin menajeri Ali Güven ile yan yana oturduğu kaydedildi.
Kaynak: Yeni Şafak
“Sabri”den derviş muradına ermiş
0
Gerçekten Sabri’ye karşı bir gıcığımız yok ki zaten bilen bilir biz (ben, Mert ve Emir. Cem Fenerbahçeli dışlamıyoruz ki bu yazıdaki fikirleri o da kabul ediyordur bence
) hasta Galatasaraylıyız. Ama kardeşim, yani bak yine cümleye başladım, cümle bitmeden herif sinirimden bana noktaya ulaşmamı engelleyecek arızayı yaptırttı.
Ya neyse, ben susayım Sabri konuşsun.
“Şut çekmeyi çok seviyorum, imkân bulduğum her yerden vurmayı severim. Altyapıdaki hocam Ahmet Genç toplara çok iyi vururdu. Onunla bir sezon boyunca özel şut antrenmanı yaptık. Antrenmana 2.5-3 saat önce geliyordum. Bir saat teke tek şut çalışıyorduk. Ahmet Hoca bana topun neresine vurmam gerektiğini, ayağımı hangi açıda sallayacağımı, hangi açıda kasacağımı gösteriyordu. Bugün topa iyi vuruyorsam bunu Ahmet Hocama borçluyum. Mondragon da şutlarımı çok beğenir. Bazen idmanlardan sonra kaleye geçer, “Gel şut çalışalım” der. Hem o çalışır, hem ben çalışırım.”
Ah, durun durun. Burada lafını kesmek durumundayım. Abi peki ben niye göremiyorum ya bu şutları, kör müyüm yoksa? Ya da antranmandaki kaleler hakikaten 7 metre yükseklikte.
Neyse devam…
“Galatasaray’a Hagi’den sonra frikikçi gelmedi. Frikikleri zaman zaman sen kullanıyorsun ama isabet sağlayamamakla eleştiriliyorsun. Frikik kullanmak farklı bir yetenek istiyor. Bu konuda çok iyi değilim ama yine de fena kullanmadığımı düşünüyorum. Gerets de bana güveniyor ve “Frikikleri sen kullan” diyor. Başarılı olmak için sürekli çalışıyorum. Ama maç içinde frikik kullanmak antrenmandaki benzemiyor.”
Doğru söze ne hacet? Hoop, yine devam…
“Öncelikle bu 3 yıl içerisinde futbolum değişti. Çünkü A takımda oynadıkça özgüven kazanıyorsunuz. Aynı yerde oturup oturmadığıma gelince, evet hâlâ doğduğum yerde ve ailemle birlikte oturuyorum, evlenene kadar da ayrılmayı düşünmüyorum. Çünkü beni ben yapan oralar. Oturduğum mahalledeki komşularımız, büyüklerim, arkadaşlarım, beni ben yapan, beni bugünlere getiren onlar. Aldığım terbiye de oradan geliyor zaten. Benim için çok huzur verici bir yer orası.”
Terbiye ve huzur? Ben saha içinde pek göremedim ama olsun.
Yine de Galatasaray’lıdır, yine de kardeşimiz, evladımızdır. Biz seni böyle de seviyoruz Sabri!

Galatasaray – Trabzonspor
0Bu kadar kolay olacağını beklemiyordum.
Anadolu fırtınası buysa, eyvahlar olsun.
Demoralize olmuşlar, Gökhan Ünal’a göre. Önünde 70 dakika varken demoralize olup oyunu bırakıyorsan profesyonel değilsin. Bu iş ruh işidir. Bu konuya başka bir yazıda değineceğim.
Lincoln oynarsa, olay bitiyor – çok belli. Kendi vicdanı sızladı da kırmızı kart gördü sanki…
Maçın en güzel anı Domino’s Pizza’dan ısmarladığımız dublex meatzza’dan aldığım ilk ısırıktı…


