arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘dünya’

Turkey @ EuroBasket’09

Pazartesi, 21 Eyl 2009 Emir yorum yok

Açıkçası nasıl arkaya arkaya 5 galibiyet alırken tüm basında çok gereksiz pembe bir tablo ortaya konulduysa şu anda da bu şekilde inanılmaz karamsar olmaya gerek yok. Benim de çok bayılmadığım Bogdan Tanjevic turnuvadan önce neyse turnuva sırasında da oydu. Ancak objektif yaklaşarak bazı şeylere özellikle dikkat etmek lazım:

1) İlk turda yendiğimiz takımlar bizi sadece bir üst tura hazırladı, turnuvaya ısınmamızı sağladı. Bulgaristan ile Polonya’yı zaten Türkiye’ye rakip görmeye gerek yok. Ancak ilk maçta bile o meşhur Jasikevicius’undan Siskauskas’ında mahrum Litvanya takımı bizi cezalandırıcak fırsatları eline geçirdi. Fakat klasları yetmedi bir anlamda.

2) Bir başka üzerinde durulması gereken nokta; bizim takım konsantre olduğunda çok iyi savunma yapabiliyor. Son Fransa ve Rusya maçlarını zaten değerlendirmeye almaya gerek yok; hangi sporda bir takımının böyle büyük bir moral çöküntüsünden sonra iyi sonuçlar alabildiğini gördünüz. Ama İspanya’yı ve Sırbistan’ı yenmemizi sağlayan Slovenya ve Yunanistan gibi skorer takımlara karşı maçı son ana kadar kovalamamızı sağlayan yegane faktör de bu savunmaydı zaten. Yoksa turnuva boyunca en kritik hücumları nasıl saçma organizasyonlarla heba ettiğimiz, bu en kritik noktalarda nasıl yanlış oyuncu tercihleri yaptığımız ortada. Tanjevic’in bu hücum noktasında takıma hala pek birşey veremediği maalesef aşikar.

3) Bir de kim ne derse desin en kritik maçımızı Slovenya’ya karşı oynadığımızı düşünüyorum. Tamam; bu maç öncesi bir üst tur garantiydi, takımda önceki maçların yorgunluğu vardı. Fakat bu maçı kaybedersek çeyrek finalde Yunanistan ile de oynayacağımız çoktan belliydi. Bence nasıl futbolda hiçbir şekilde İngiltere’yi yenemiyorsak basketbolda da kronik bir yenememe hastalığımız olan ve bize ters gelen ülkeler var. Yunanistan da bunlardan biri. Oysa ki daha ciddiye alarak başladığımız bir Slovenya maçında aldığımız bir galibiyet hem takımın yenilmezliğine sekte vurmaz (ve böylelikle belki de bizi rakiplerin gözünde “Türkiye de yenilebilirmiş psikolojisine sokmazdı – invincible imajı vermek tartışmasız her zaman rakiplere karşı bir psikolojik üstünlük sağlar) hem de bizi çeyrek finalde Hırvatistan ile eşleştirirdi. Yunanistan’a kıyasla galibiyet şansımız çok daha yüksek olurdu.

4) Rakiplerimizin eksik olup olmamasından ziyade her turnuvaya bir şekilde oyuncu veya antrenör kaprisi ve sakatlık veya dopingli madde kullanımı gibi sebeplerle en önemli oyuncularımızdan yoksun geliyoruz. Gerçekten bir turnuvada madalya hedefliyorsak artık bunun önüne geçmeliyiz. Bence 2010 Şampiyonası öncesi takım olma yönünde çok iyi işaretler verdik. Kendi evimizde oynayacağımız bir turnuvada bu takım oyunumuz seyirci faktörüyle de birleşirse bizi ilk üçe taşıyabilir diye düşünmekteyim.

5) Bundan önce gerek takım bazında Avrupa maçlarında gerekse de milli takımımızın önemli turnuvalardaki maçlarında faul problemimiz bizim sonuca gitmemize sekte vuran faktörlerin başında gelirdi. Ancak bu Avrupa Şampiyonası’nda olay artık çığrından çıktı. Sadece bireysel olarak Ömer Aşık’ı ön plana çıkartmak istemiyorum. Bu zaten kronik hastalıklarımızdan biri. Ama kaçırdığımız fauller tüm o pota altındaki mücadelemizi değersiz kılıyor. Ve madalya hedefleyen bir takımın kesinlikle takım olarak en az 75% civarında faul atışı isabeti sağlaması lazım diye düşünüyorum.

Sadece 15 dakika…

Salı, 04 Ağu 2009 Arif yorum yok

Çok fazla değildi ayrılık tarihinden sonra geçen zaman. Yıllar geçmişti ve ilk defa yalnız kaldığını anlamıştı aslında. İlginç bir şekilde şu ana kadar geçen zaman onun canını acıtmamıştı, tam tersine sevinçliydi bu yeni tarzı için.

Beyaz bir odanın içinde yerde fırlatıp atılmış bir şekilde duran büyük yastıkların üstünde oturup duvarlara bakıyordu, duvarlardaki posterlere. “Muhammed Ali” diye düşündü, posterine bakarak. Bu adamın yumruğu ne kadar ağır olabilir diye kendi kendine bir hesaplama yaptı. O sırada da beyninde Rocky filminden Ivan Drago’nun bir Newtonmetre tarzı makinaya yumruğu vurduğundaki sahne gelip geçiyordu. Bunu neden kafasına takmıştı ki? Muhtemelen yumruk yemiş gibi hissetmeye başlamıştı şimdi.

Yalnız kalmıştı. İlk defa.

Geçen süre içinde kimse onu yalnız bırakmıyordu çünkü, hep birileri yanındaydı öyle ya da böyle. Çok fazla düşünme fırsatı bile bılmamıştı.

Gözleri doldu. Zaten duygularını yoğun yaşardı. Sinirlendiğinde de üzüldüğünde de gözleri kolay yaşarırdı. Çok sevmiyordu bu huyunu, “annemden kaptığım en kötü huy” derdi bunun için hep. O sırada bir damla siyah şortunun üstüne düştü. Arkada çalan seneler önce kalbinin pıt pıt attığı dönemler dinlediği bir şarkıydı, muhtemelen o küçük teybin odaya dağıttığı melodilerdi gözlerinden o damlayı ayıran.

Bazı konuları anlamakta güçlük çekiyordu. Her zaman güçlüyüm imajı veriyordu, keskin ifadeli biri olduğundan da zaten hiçbir zaman bunun tersini de insanlar farkedemezdi. Çok yakınları hariç. Hissetirmek istemezdi de zaten.

Aptal insanları da biraz ezmeyi seviyordu aslında; pek sevmediği bir özelliğiydi bu da ama yapacak bir şey bulamıyordu çünkü büyüdükçe dürüst olmanın vicdani hafifliği hep ağır basmıştı.

“Ne yapacaksın şimdi?”

Bu soru dolanıyordu kafasında.

“Ne yapılır ki tek başına?”

Hayatta ilk defa, çevresinde bu kadar insan varken sanki dünyada tek o kalmış gibi hissediyordu. Normal bir haftasonunda genelde hep sevgilisiyle olurdu. Sabahtan akşama kadar hem de. Kesin bir plan yapılırdı, hepsinden de aynı derecede zevk alırdı.

Artık planlar yoktu. Artık kimse yoktu. Artık diye birşey yoktu…

Acı…

Tek hissedebildiği buydu. Bir anda saplanan göğsünün sol tarafına.

Yerinden aniden kalktı ve lavaboya yöneldi. Yüzüne iki avuç suyu çarptı ve sonra lavabonun yanında duran, parfümlü kokusundan annesinin daha yeni koyduğunu anladığı havluyla kuruladı yüzünü.

Fazla sürmedi ama ıslanması tekrardan…

Dünyadaki uçuş trafiği

Salı, 23 Haz 2009 Arif yorum yok

Demin arkadaşımdan çok güzel bir mail aldım. Buradan ulaşabilirsiniz videoya. Dünyadaki uçuş trafiğini gösteren bir video. ABD ve Avrupa’ya gece ve gündüz olarak dikkat edin. Etkileyici.

Categories: video Tags: ,

Ölmeden önce yapmam gerekenler

Cumartesi, 21 Şub 2009 Arif yorum yok

Mümkün oldukça güncelleyeceğim bir ı sanırım bu… Başlayalaım bakalım bir yerlerden…

Dövme yaptırmak…
Bungee Jumping…
Ortodonti…
Kite Board…
Sokakta uyumak…
Otelde çiğ köfte yapmak…
1300€ verip D&G takım almak…
Mankenle çıkmak…
Ev kurmak…
Terfi olmak…
Doğu Avrupa’da bir cafede otururken karşımda oturan kızla tanışmak…
Barmenlik yapmak…
Kupası maçında olmak…
Avrupa Şampiyonası maçında olmak…
Çocuk sahibi olmak…
Çocuğumun adını kalbimin üstüne yazdırmak…
Abigail ile tanışmak…
Rasta yaptırmak…
Sergi açmak…
Kamyonun arkasında bir ülkeden öbürüne geçmek…
Sushi’yi anavatanında yemek…
Piranha avlamak…
sahibi olmak…
Sicilya’da minik bir Fiat sürmek…
İskoçya’da bir pub’da tanıştığım İskoç bir kıza aşık olmak…
İrlanda’da Guinness fabrikasını ziyaret etmek…
Aston Martin sahibi olmak……
Konsere gitmek yurtdışında…

Ne gerek var?

Çarşamba, 12 Kas 2008 Arif 2 yorum

Burada bugün şunu kanıtlamak istiyorum!

“Bir insan için üzülmeye değmez, dostum” diye başlayan rakı sofralarına bu konu hakkında analitik bir çalışmadan çıkarttığım sonuçlar ve sayılarla yaklaşmak isterim.

Şimdi diyelim ki; 25 yaşında bir er kişisiniz (Bu lafa da hasta olurum :) ) ve biriyle olmak istiyorsunuz ama olamıyorsunuz (ayrıldınız, o sizi istemiyor, bilumum klasik arabesk durumlar yani!). O zaman sizi şu şekilde düşünmeye çağırıyorum. Öncelikle vermek istediğim sayı, tüm dünyada Temmuz 2008 itibariyle yaşayan kadın sayısı: 3330201077. Teorik olarak hepsiyle beraber olabilirsiniz ama bu sadece teoride kalsın, fetişlerin olmadığını var sayıyoruz. :)
Bu yüzden sizi kendinize uygun yaş aralığına davet ediyorum ve 20 ile 29 yaş arası bayanların sayısına dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu aralıkta bulunan toplam kadın sayısı ise: 547043459.

Evet tam tamına 547043458 başka alternatifiniz varken, neden 1′ine takılı kalıyorsunuz ki?..

Kaynak: http://www.census.gov/ipc/www/idb/worldpopinfo.html
Related Posts with Thumbnails