Posts tagged ders

Modanın Gizli Yüzü!

4

Bir erkek olarak modaya karşı gelmeye başladığımı itiraf etmek istiyorum.

Yeter artık bizi kandırdığınız!
Zaten çok önceden küsmüştüm kozmetik sektörüne.
Artık giyim konusunda da şeffaflığın (kelimeyi mecazi anlamda kullandım) kalktığını, yok olduğunu düşünmekteyim.

    • Dar Kot

      Kızlarda dar kota dikkat arkadaşlar! Çok şişko olmayan yarı-tombik + portakal kabuklu bayanlar dar kotla bu kusurlarını dar kotun yaptığı yüzeysel pürüzleme teknolojisi sayesinde kesinlikle saklayabilirler. Tabi darlığın derecesi önemlidir ama genelde zaten bunu saklayabilecek darlığı seçerler hatun kısmısı. Burada dikkat edeceğiniz tek şey, kotun saklayamadığı tek yer olan basenlerdir. Basenlerde hafif bir yanlara taşma varsa bilin ki bayana arkadaş alarm veriyordur.

      • Topuklu Ayakkabı
      Topuklu Ayakkabı Candır.

      Topuklu Ayakkabı Candır.

      Yes it is. Olayın fetiş kısmı zaten bambaşka bir konu başlığıdır, zaten +1 puanla başlar, eğer topuklu seksi bir yükseklikteyse. Burada tabi kızın topuklu ile yürüyebilmesi gereklidir, zaten diğerleri ördek yavrusu gibi yalpalayınca Heidi Klum bile olsa afedersin “hay, yürümene sıçayım senin” cümlesini ne yazık ki ağzımızdan çıkarıyor. Topuklu ayakkabı, amiane bir tabirle “popoyu toparlar” arkadaşlar. Bu tip ayakkabılarla yürürken ister istemez ağırlık kalça tarafından verileceği için, hatun kıvırta kıvırta yürümeye mahkum olur ki libido artışını yaratan dakikalardır. Bacak kasları da aşağı yukarı 8-10 cm. yükseklikte ince bir çubuğun üstünde durma çabasında kasılıp sıkıştığından zaten bacakları sütun durumuna getirir. Gel gör ki, iyice bakıldığında; o göt aşure kazanı gibidir yerinde durduğunda, o bacaklar da boğum sucuk…

      • Ten Rengi Külotlu Çorap

      Ya ulan, sanki biz de daha dünkü velediz; benim kılım yok bacaklarım da aha bu kadar pürüzsüz dercesine bir de bunu giyiyorsunuz. Hadi len!
      Bu tip çorapları giyerken kesinlikle dizin hemen alt ve hemen üst bölgesin dikkat: Gözeneklerden ağda öncesi fırlamış tüyler gözükebilir – Erken kademenizi tutun.

      • Jartiyer ve Seksi İç Çamaşırı

      Eğer Victoria’s Secret, Agent Provacateur, Intimissimi vb. kışkırtıcı markalardan biriyse en tehlikelisi. Bu konuda yorum yapamayacağım. Otomatik pilota sokar, voodoo bebeği gibidir. Yapacağınız hiçbir şey yok. Artık kontrol karanlık gücün. K.O.

      • Göğüs Bölgesinden Dar Gömlek

      Bunların iki türlü iyileştirici özelliği var. Birincisi, iki düğme açtığınızda otomatikman gözleri kendinize çekiyorsunuz; ikincisi – göğüs bölgesinden dar olduğu için içinde kumaş bazlı bir sütyen varsa memişleri sıkıştırabilir. Bu da dolgun olduğu görünümü verir. Halbuki değildir. Valla.

      • Wonderbra
      Wonderbra

      Wonderbra

      Terbiyesizliğin daniskası. Diz bölgesinden topladığın memeleri sanki Pamela Anderson’unkilermiş gibi göstermek erkekliğe sığmaz! Pardon, siz zaten erkek değildiniz ki… Ama ayıp yaaa!!!!

      +++

      Şimdilik bu kadar, eğer başka birşeyler aklımıza gelirse, veya eklemek istedikleriniz ile devamını getiririz.

      Umarım yardımcı olmuşuzdur…

      Kanmayın kandırmayın… ;)

        Turkey @ EuroBasket’09

        0

        Açıkçası nasıl arkaya arkaya 5 galibiyet alırken tüm basında çok gereksiz pembe bir tablo ortaya konulduysa şu anda da bu şekilde inanılmaz karamsar olmaya gerek yok. Benim de çok bayılmadığım Bogdan Tanjevic turnuvadan önce neyse turnuva sırasında da oydu. Ancak objektif yaklaşarak bazı şeylere özellikle dikkat etmek lazım:

        1) İlk turda yendiğimiz takımlar bizi sadece bir üst tura hazırladı, turnuvaya ısınmamızı sağladı. Bulgaristan ile Polonya’yı zaten Türkiye’ye rakip görmeye gerek yok. Ancak ilk maçta bile o meşhur Jasikevicius’undan Siskauskas’ında mahrum Litvanya takımı bizi cezalandırıcak fırsatları eline geçirdi. Fakat klasları yetmedi bir anlamda.

        2) Bir başka üzerinde durulması gereken nokta; bizim takım konsantre olduğunda çok iyi savunma yapabiliyor. Son Fransa ve Rusya maçlarını zaten değerlendirmeye almaya gerek yok; hangi sporda bir takımının böyle büyük bir moral çöküntüsünden sonra iyi sonuçlar alabildiğini gördünüz. Ama İspanya’yı ve Sırbistan’ı yenmemizi sağlayan Slovenya ve Yunanistan gibi skorer takımlara karşı maçı son ana kadar kovalamamızı sağlayan yegane faktör de bu savunmaydı zaten. Yoksa turnuva boyunca en kritik hücumları nasıl saçma organizasyonlarla heba ettiğimiz, bu en kritik noktalarda nasıl yanlış oyuncu tercihleri yaptığımız ortada. Tanjevic’in bu hücum noktasında takıma hala pek birşey veremediği maalesef aşikar.

        3) Bir de kim ne derse desin en kritik maçımızı Slovenya’ya karşı oynadığımızı düşünüyorum. Tamam; bu maç öncesi bir üst tur garantiydi, takımda önceki maçların yorgunluğu vardı. Fakat bu maçı kaybedersek çeyrek finalde Yunanistan ile de oynayacağımız çoktan belliydi. Bence nasıl futbolda hiçbir şekilde İngiltere’yi yenemiyorsak basketbolda da kronik bir yenememe hastalığımız olan ve bize ters gelen ülkeler var. Yunanistan da bunlardan biri. Oysa ki daha ciddiye alarak başladığımız bir Slovenya maçında aldığımız bir galibiyet hem takımın yenilmezliğine sekte vurmaz (ve böylelikle belki de bizi rakiplerin gözünde “Türkiye de yenilebilirmiş psikolojisine sokmazdı – invincible imajı vermek tartışmasız her zaman rakiplere karşı bir psikolojik üstünlük sağlar) hem de bizi çeyrek finalde Hırvatistan ile eşleştirirdi. Yunanistan’a kıyasla galibiyet şansımız çok daha yüksek olurdu.

        4) Rakiplerimizin eksik olup olmamasından ziyade her turnuvaya bir şekilde oyuncu veya antrenör kaprisi ve sakatlık veya dopingli madde kullanımı gibi sebeplerle en önemli oyuncularımızdan yoksun geliyoruz. Gerçekten bir turnuvada madalya hedefliyorsak artık bunun önüne geçmeliyiz. Bence 2010 Şampiyonası öncesi takım olma yönünde çok iyi işaretler verdik. Kendi evimizde oynayacağımız bir turnuvada bu takım oyunumuz seyirci faktörüyle de birleşirse bizi ilk üçe taşıyabilir diye düşünmekteyim.

        5) Bundan önce gerek takım bazında Avrupa maçlarında gerekse de milli takımımızın önemli turnuvalardaki maçlarında faul problemimiz bizim sonuca gitmemize sekte vuran faktörlerin başında gelirdi. Ancak bu Avrupa Şampiyonası’nda olay artık çığrından çıktı. Sadece bireysel olarak Ömer Aşık’ı ön plana çıkartmak istemiyorum. Bu zaten kronik hastalıklarımızdan biri. Ama kaçırdığımız fauller tüm o pota altındaki mücadelemizi değersiz kılıyor. Ve madalya hedefleyen bir takımın kesinlikle takım olarak en az 75% civarında faul atışı isabeti sağlaması lazım diye düşünüyorum.

        Cam Tavan Sendromu

        0

        Bir şeyin imkânsız olduğuna inanırsanız, aklınız bunun neden imkânsız olduğunu size ispatlamak üzere çalışmaya başlar.

        Ama bir şeyi yapabileceğinize inandığınızda, gerçekten inandığınızda, aklınız yapmak üzere çözümler bulma konusunda size yardım etmek için çalışmaya başlar.
        Dr. David J. Schwartz

        Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler.

        Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıpla(ya)mamayı öğrenirler.

        Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar!
        Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.

        Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel (cam) kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel (burada 30cmden fazla zıplanamaz inancı) varlığını sürdürmektedir.

        Bu deney canlıların neyi başaramayacakları nı nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına cam tavan sendromu denir.
        Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır.

        Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.

        -Anonim

        Ders çalışırken ara verdik

        1

        Şu anda E. ile sınava çalışıyoruz güya. Benim mandalığımı saat 11′de ayılıp bir koşuyla ter attıktan sonra D.’yi arayınca farkettiğimden:

        - Abi naber?
        - İyidir senden?
        - İyi yaa.. oğlum sınav nereden nereye?
        - Chapter 5,6,7.
        - Haa iyiymiş… Dur bi bakiyim notlara. Notlar? Hassss… Oğlum benim notlar sende kaldı yaa!?
        - Aa evet bende!
        - A.K.

        Tabii ki bütün gün bana sadece internette sörf ve müzik dinleyip gebeş gebeş yatma olarak geri döndü. E.’yi arayıp akşam sende çalışalım dedim. 20:30′dan beri de -güya- çalışıyoruz.
        Akşam bir kaşık nohut-pilavdan sonra sadece açgözlülük için çin yemeği söylemem ile zaten bugünkü bu çalışmanın bok olacağının tohumları atılmıştı ki geldğimde zaten E. Mehmet Ali Erbil ile 50 Sarışın’ı izliyordu. Belki birini kaparım bakışlarıyla kapadık televizyonu. Yani konsept süper.
        Saat 2 olmuş, yarın saat 2′de sınav var ve arif oğlum business-level strategy nedir desen kaçıncı level? derim.

        Amaan, salla gitsin.
        Durun ben bütün gün yaptığım gibi açayım… Nasıl olsa Waters, Gilmour abilerim de bir zamanlar öğrenciydi onlar bilir.

        “We don’t need no education…”

        Go to Top