…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
depresif olarak etiketli yazılar
Depresif Playlist’im 2010
22 Tem
Çoooooook önce bir playlist paylaşmıştım, depresif moddakilere özel.
Dinleyin hepsini…
- U2 – In A Little While
- Elliott Smith – Needle in the Hay
- The Decemberists – We Both Go Down Together
- Damien Rice – Delicate
- Massive Attack – Live With Me
- Radiohead – True Love Waits
- Damien Rice – Cheers Darlin’
- Aerosmith – Dream On
- Death Cab For Cutie – Soul Meets Body
- Chris Isaak – Wicked Game
- Blink 182 – I Miss You
- The Cure – Lovesong
- Coldplay – Trouble
- Crowded House – Don’t Dream It’s Over
- Mark Lanegan – Wedding Dress
- Radiohead – Last Flowers to the Hospital
- Damien Rice – I Remember
- Starsailor – Tie Up My Hands
- The Cranberries – Linger
- U2 – One
- Bettie Serveert – Lover I Don’t Have To Love
- Athlete – Best Not To Think About It
- Bon Jovi – Bed of Roses
- Downface – Alone (Acoustic)
- Robbie Williams – Better Man
- Bjork – All Is Full Of Love
- Radiohead – Videotape
- Alanis Morissette – Uninvited
- Alice Cooper – HOW YOU GONNA SEE ME NOW
- Damien Rice – Accidental Babies
- Dido – Here With Me (Roswell Theme)
- Bon Iver – Skinny Love
- Blonde Redhead – Pink Love
- Aerosmith – I Don’t Want To Miss A Thing
- Aaron – Mister K.
- Aaron – U-Turn (Lili)
- Blink 182 – I’m Lost Without You
- The Cardigans – After All…
- Bush – Letting the Cables Sleep
- Beck – Lost Cause
- Pearl Jam – Last Kiss
- The Verve – Sonnet
- Blink 182 – Story Of A Lonely Guy
- Client – Everything Must End
- Modest Mouse – Little Motel
- Black Sabbath – She’s Gone
- Damien Rice – The Blower’s Daughter
- The Verve – Drugs Don’t Work
- Ben Harper – The Drugs Don’t Work
- U2 – With Or Without You
- Michael Andrews feat. Gary Jules – Mad World
- Chris Isaak – Only The Lonely
- Radiohead – Mk 1
- Mark Lanegan – Where Did You Sleep Last Night
- Damien Rice – 9 Crimes
- Damien Rice – Rootless Tree
- The Velvet Underground – Pale Blue Eyes
- Pearl Jam – Black
- Jeff Buckley – Forget Her
- Arctic Monkeys – Do Me A Favour
- Ben Harper – Please Bleed
- Andru Donalds – Michelle
İlgili yazılar:
Herşey zaten anlamsız…
19 Eki
Daralmış bir bünyenin akşamında bunun olacağı belliydi…
Geçmişe dönüş.
Her insanın yaşayacağı anlardan.
Gün gelir mutlusundur, aylar yıllar geçer belki de… Böyle bir günde uyanırsın bir enkaz gibi. Mesajlarına dönen olmaz, telefonlarına kimse çıkmaz herkes seni yalnız bırakmıştır. Seni tek bırakmayan masandaki viski şişen, bir iki tane fıçı bir an bir de depresif playlistindir. Hiçbir zaman silmemişsindir onu, her anıyla, her bağdaşan şarkıyla zenginleşmiş bir liste…
Çok sevdiklerim oldu, arkasından çok ağladıklarım…
Dönüp de bakmadıklarım oldu, peşimden koşturduklarım…
Bu hayatın sikikliği aslında. 4S kuralının geçerliliği. Sevene dönüp bakmazsın, sevmeyenin peşinde kul köle. Nereye kadar peki?
Kaşarlandım diyen bu beyin hala niye resetliyor?
Belki de kafa yormamak gerek.
Herşey zaten anlamsız…
İlgili yazılar:
Viyana Notları: Beatles
2 Mar
Beatles dinlerken neden mutlu oluyorum?
Gerçekten hiçbir fikrim yok. Ama bir kere Facebook’da statüme – çok iyi hatırlıyorum Roxy sonrasıydı -
“Arif thinks that the only cure for this fucking headache is Beatles, not Alka Seltzer.”
yazmıştım.
John Lennon ve arkadaşlarının yaptığı müzik, müzik değil ya bence. Bu bir terapi. Bir ilaç. Xanax gibi, Prozac gibi…
TEK YAN ETKİSİ, AŞIK ETMEK!
Saçmalamayın tabii ki, eksik etekli bir kıza değil. Hayata…
En depresif zamanımda bile beni gülümsetebiliyorsa bir müzik, o iyi bir müziktir. Sokmak istediği moda sokabilen müzik, iyi bir müziktir. Bunu yapıyor işte Beatles!
Şimdi bir durdum; camdan yine bir baktım… Biramdan bir yudum aldım.. ve başka birşeyi daha farkettim ki…
TEKRAR AŞIK OLURKEN O AN BEATLES ÇALMASINI İSTİYORUM!
İlgili yazılar:
Bu da sana mektuptur…
14 Şub
Off…
İşte sanırım bu yazı biraz uzun olacak… Baştan belirteyim… Sonuna gelince benim şu anki ruh halime bürünmemeniz için uyarmak istedim.
Solumda viski, sağımda kuruyemişlerim, arka fonda yine depresyon çalma listesi loop a alınmış; şu an Özcan Deniz “Geçmiyor günler” diyor… Bazı zamanlar olurdu, ben hep böyle damara girerdim. Ama bu hale geleceğimi nasıl bilebilrdim? Şu an benliğim geçmişimi tarıyor resmen bu kadar dibe vurduğun senelerin oldu mu diye?
Yaşlı amcalar “daha durun ya neler yaşadınız” diyor, kızmıyorum onlara çünkü dedikleri bana umut veriyor değişik bir şekilde. Hayatın heyecanını kaybetmemem en azından güzel birşey… Umut doluyum, tek sahip olduğum oymuş gibi geliyor zati…
Bugün bir yazımı okuduktan sonra bir arkadaşım, “Sen bu halde gözükmüyorsun, demek ki sadece kabuk bağlamışsın” dedi. Çok beğendim bu benzetmesini aslında. Evet, aslında aradığım statü şu an kendim için bu. Kabuk bağladım… Ama kabuk bağlayan yaralar iyileşmeye yakın değil midir? Ya da bu sefer kim gelip kopartacak o kabuğu? Bundan korkuyorum işte. Sıradaki gelsin!
Millet anlamıyor abi, diyorum arkadaşıma. Neden, diyorlar. Anlamıyorlar, diyorum, çünkü yaşayan bilir, diyorum. Yanlış anlaşılmasın, ben bunları kendimi acındırmak için yazmıyorum. O an aklıma geliyor, yazıyorum. Çok da eğlenceliyim aslında bu aralar. En azından eskisinden daha çok ama olay sadece ismini unutmakla kalmıyor. Gözlerini kapadığında, yine de birşeyler geliyorsa aklına onunla ilgili… Canı sıkılıyor işte adamın. E bu bana hala oluyor! Oldukça da sarılıyorum kaleme, klavyeye.
Çok güzel birşey, belki de bir kitap yazarım…
Adı da o senin nefret ettiğin “Godoş Kızlar” olur. İlişkiyi iyice bok eden gereksiz triplerin kaynağı olan isim. Bir geyiği alıp üstüne alınmandan dolayı, buradayız işte. Tek sebebi o mu, değil!
Hiçbir zaman senin beni bu kadar etkileyeceğini düşünemezdim. Bana bir rüya gibi geçen fırtınalı aşkımı geri plana attırmış olmanı düşünemezdim… Onun yerini tutamazsın zaten o bambaşka… Geçemez kimse. Sadece ya onun üstüne çıkar, ya da altında kalır. “Replace”… İngilizce’deki terimi bunun. o zaman devam edeyim. “Replacing is impossible.”
Benim suçum, senin onun üstüne geçebileceğini düşünmekmiş… Nereden bilebilirdim…
Anladın mı?
Bunları yazarken şu an alkollüyüm. Sabah kalktığımda bunları silmeye çalışacağımı bile bile, yazıyorum. Deşarj oluyorum.
Zayıf bir insan mıyım acaba, diye düşünüyorum. Depresif moda girdiğinde hemen neden alkole sarılıyorsun, diyorum. Arkada şu an Orhan Baba çalıyor. “Kör olsun şu aşkın gözü” diyor. Seninle ilk tanıştığımız gün de alkollüydüm hem, sen de öyle…
Benim yüzünden sigara içtiğinde bile utanmıştın… Nasıl da tatlıydın…
Ne kadar da masumdun aslında. Beni bu hale sokacağını nasıl ama nasıl farkedemedim ona yanıyorum. Bilerek yapmadığını da biliyorum…
Bu yazı sana bir mektup gibi oldu… Devam etsin, gitsin… Belki de okuyorsundur… Belki de şimdi anlıyorsundur. Bu sana yalvarmak değil. Bu benim anlatamadıklarım belki de… Ağlayamanın ne kadar zor olduğunu bilen bir insan bunu anlayabilir belki de.
…
Pardon, bu sefer sadece bir an nefes almadım. Kendime bir kadeh daha doldurdum.
Seninle ilk gittiğim yerin kartvizitini buldum geçen gün cüzdanımda. Arkadaşımdan almıştım, ara abi demişti, güzeldir orası, oraya götür. Ne de güzeldi… Ama sen oradayken. Hiçbir şey yaşamamış olmanın bu kadar değerli olacağını nasıl bilebilirdim onu düşünüyorum… Şimdi seninle gittiğim yeri bizim oraya da açtılar. Nefret ediyorum. Göresim gelmiyor. O kartviziti de yırttım attım zaten…
Senin adının geçmesi yasak muhabbetlerde. Resimlerini sildim, telefonunu da… Niye mi? Dayanamıyorum anlamıyor musun?
Aslında… Kendime yediremiyorum… Nasıl oldu da, gidip en büyük aşkımdan ayrıldıktan sonra sana bu kadar saplandım diye…
O’na bile yazamıyorum bu satırları düşün. Ama sonra diyorum ki; O’nu zaten çok sevmişim be, diyorum… Yazmama gerek bile yok, diyorum. Kıyas kabul bile etmiyorsun. Ama sen de farklıydın işte. Kurtarıcımdın ya hani… Sana belli etmeden, o güzel yüzüne her baktığımda bunu hissedebiliyordum… Ama neden? Neden? Neden bana arkadaş gibi takılalım dedin?
Gerçi onu duyduğumda… Çok rahatlamıştım biliyor musun… Ah, dedim, yavaştan alalım sağlam olsun, demiştim… Peki neden öptün beni? Bir kız ilk defa beni öptüğünde böyle saçmaladım… Bittim. Mahvoldum. Çünkü sen planlarımı bozdun…
Aşkın planı olur mu? Olmaz evet, ama ben deniyordum işte. Yine, yeniden.. Öğrendim… Olmuyormuş…
Orhan Baba hala döktürüyor arkada…. “Dil Yarası” diyor, “en büyük yaraymış” diyor… Belki de doğru…
Sana yazdığım bu satırları yine birileri çok beğenecek. Yine telefonlar açılacak, yine mailler atılacak, yine mesajlar gelecek.
“Döktürmüşsün yine hayvan herif!” diyecekler.
Sokayım döktürmeye… Reklam değil bunlar… Sen ellerdeyken ben neden sana takıldığımı düşünmekten yoruldum. Şakaklarıma beyaz düşerken yavaş yavaş, babam da soruyor ya bunu, sen Allah bilir neler yapıyorsun?
Merak da etmiyorum ya…
Gelip gidiyor işte…
Hep bir kıyas…
Seninle neden tanıştım ben ya!?!?!?! Neden gördüm seni ilk orada? Neden konuştum? Neden dansettik? Neden? Neden? Neden?
Allah kahretsin…
İşin ilginci ne biliyor musun?
Bunların hiçbiri bir daha tekrarlanmayacak… Sen sadece hayatıma belki de en kısa ve hızlı giren kızlardan biri olup, orada da kalacaksın. Ama bu satırları haketmen bile yeterli… Gün gelecek, senden nefret edeceğim, gün gelecek işte böyle satır satır, sayfa sayfa yazacağım…
Kendime yediremiyorum… Sana bağlanmamam gerekiyordu… Beni o gün o mekanda gördüğünde yanımdaki kızın kendi yerine geçebileceğini düşündün mü bilmiyorum ama olabilir mi… Çok zor… İmkansız mı?… Değil..
Bir dakika, bir kadeh daha koyacağım…
…
Bana gıpta edenlar var… “Ne güzel, şükret” diyorlar… Yo, yo, gerçekten şükrediyorum. Beterin tabii ki beteri vardır. Ama olmuyor be… Artık anam babam bile bırakmışsa beni, bu konuda; ne olsun be. Kalbimin dert denizinde boğuluyorum işte…
Senin yüzünden ABBA bile dinleyemiyorum. Kazanan herşeyi alır diyorlar… Öyleymiş…
Hah, bak ne aklıma geldi…
Beni aç da bırakmıştın… Sonra da üzülüp sosisli almıştın orada. Beraber yemiştik… Zaten başka birşey de alamazdın ki… Hatıralar… Az da olsa… Var işte bir şeyler bak geliyor aklıma… Geliyor mudur senin de acaba? Zannetmiyorum, demiştim ya… Şaşırırım…
Herkes uyarmıştı, oğlum bırak aman uzak dur yakar seni diye, dinlemedim ya ona yanıyorum… Yaktın be… Yaktın yani… Kül ettin… Ben masumca sadece kalbimin sesini dinledim, seni benim yapmak istedim, senin olmak istedim. Çok mu ağırdı bu ya? Buna değer miydi?
Evet kabul ediyorum işte… Senin yüzünden ulan bütün herşey. Yanlış anlama, sana bir suçlamam yok. Sakın yanlış anlama… Sana ne dediysem doğrudur. Ama çıkışı senin yüzünden anla işte…
Komik geliyor değil mi? Ufak bir lise çocuğu gibi aşık olmuşum ulan sana…
Komedi ya… Gülümsedim şu an… Belki de kaç saattir ilk defa… Ama ironi. Okumasan da yazıyorum bunları…
Saatlerdir aklımdan geçenleri yazıyorum… Durmuyor işte bu kafa. Neden alkol aldığımı neden tütün çektiğimi neden uyuşturduğumu zannediyosun ulan bu kelleyi!?!?!?!?! Bundan işte…
Bitiriyorum galiba ya…
Sana söyleyecek birşeyim kalmadı… Aslında bitmez, elbet vardır ama ben üzülmekten ve yazmaktan yoruldum, belki -eğer okursan tabii- sen okurken yarısında çoktan kapatmış bile olacaksın. Buraya geldiysen ne ala…
Çünkü ne diyeceğim biliyor musun?
Ne kadar “siktir” ile başlayan cümle kursam da… Seninle geçirdğim zamanları özlüyorum… Aptal esprilerini özlüyorum… Güzel yüzünü özlüyorum… Seni… Özlüyorum…
Bitiriyorum… Bitiyorum…
Yarın…
Uyandığımda…
Bunları hissetmeyeceğimi biliyorum…
Ama içeride bir yerde…
iç kanamam dururken… Nereye kadar ki?
Sadece…
belki bir gün bir hemşirem(!) geldiğinde…
Ama dedim ya,
ben seninle bırak 40 saniyelik bir kırmızı ışığı değil bir ömrü beklemeyi göze almışken, sen “yeni hayatın” için hala seni bu hale getirenlerin resmini koyuyorsan, sana sadece yine, yine ama yine!
Lanet olsun demek yerine;
“Seni özlüyorum, biliyor musun?”
demek kalıyor bana….
İlgili yazılar:
Why
6 Kas
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
Why Does My Heart Feel So Bad?
Why Does My Soul Feel So Bad?
………………..
İlgili yazılar:
Uzaklaşmak
12 Eki
Uzaklaşmak kelimesinin TDK’daki anlamı:
| 1 . Bir şeyden, bir yerden veya kimseden ayrılıp uzağa gitmek: “Yürüyüp gittiğini görmemek için uzaklaştı.”- R. H. Karay. |
| 2 . mecaz Yabancılaşmak, ilgisi azalmak: “Bu genç kız yaşasaydı, sevdiği adamın günden güne kendisinden uzaklaştığını görecekti.”- R. N. Güntekin. |
Konu hakkındaki düşüncelerimin hangi seçim olduğunu anlamamış olabilirsiniz, cevap veriyorum. Her ikisi için de… Kararımı vermiş bulunmaktayım, mümkün olduğu ilk anda uzaklaşmak istiyorum buralardan, şu anki çevremden.
En önemlisi belki de mecaz anlamda kullanılmış olanı; insanlardan uzaklaşasım var… Geri alamadığım bazı şeyler var ve bu beni üzüyor. Bir insanın da önce kendini koruması şart değil midir?
Keşke herşey farklı gelişse diyorum kendi kendime ama son 1-2 senede öğrendiğim bir şey varsa eğer o da herşeyin hayırlısının olması gerektiği.
Bunu bana dediğim gibi 2 sene önce sorsanız X-Files’daki Scully gibi hayır böyle birşey yoktur deyip atardım ama artık buna inanıyorum. Eğer biriyle olmamanız gerekiyorsa, olmayacaksınızdır. Eğer birinin hayatınızda o an olması gerekiyorsa, o orada olacaktır…
Ama üzülmek? Artık ben istemiyorum… Beni seven benimle gelsin…
İlgili yazılar:
Depresif Playlist’im
5 Eki
Iste gorebileceginiz en baba depresif sarki playlisti…
| Blower’s Daughter | Damien Rice |
| Tie Up My Hands | Starsailor |
| Goodbye My Lover | James Blunt |
| One | U2 |
| Sonnet | The Verve |
| Losing My Religion | REM |
| Drugs Don’t Work | The Verve |
| Babe I’m Gonna Leave You | Led Zeppelin |
| Black | Pearl Jam |
| Without You I’m Nothing | Placebo |
| Letting the Cables Sleep | Bush |
| Creep | Radiohead |
| Wasted Time | Skid Row |
| Four To The Floor | Starsailor |
| Poor Misguided Fool | Starsailor |
| Wonderwall | Oasis |
| Lovesong | The Cure |
| Sometimes It Hurts | Stabbing Westward |
| Tears In Heaven | Eric Clapton |
| Everybody Hurts | R.E.M. |
| Again | Lenny Kravitz |
| Believe In Me | Lenny Kravitz |
| Wish You Were Here | Pink Floyd |
| Forever | Ben Harper |
| One Day | The Verve |
| Somebody | Depeche Mode |
| Michelle | Andru Donalds |
| Forever Blue (Acoustic Version) | Chris Isaak |
| Only The Lonely | Chris Isaak |
| Wicked Game | Chris Isaak |
| Linger | The Cranberries |
| Last Goodbye | Jeff Buckley |
| How’s It Going To Be (1997) | Third Eye Blind |
| Last Kiss | Pearl Jam |
| Behind Blue Eyes | Limp Bizkit |
| Always | Bon Jovi |
| Hello | Lionel Richie |
| Only Time | Enya |
| Truly Madly Deeply | Savage Garden |
| Shape Of My Heart | Sting |
| Pale Blue Eyes | The Velvet Underground |
| Foolish Games | Jewel |
| Angie | The Rolling Stones |
| Don’t Cry (Original) | Guns N’ Roses |
| Still Loving You | Scorpions |
| Paint It Black | The Rolling Stones |
İlgili yazılar:
Trajikomik
21 Eyl
Image via WikipediaYanlış hatırlamıyorsam 2000 yılının yazıydı ve ben o sene deli gibi Savage Garden‘ın ilk albümüne sarmıştım (Yaklaşık 3 yıl gecikmeli olsa da). Bu yazıya da aslında bu şekilde başlamayacaktım ama şu an arka fonda çalan şarkı tamamen buraya çekti yazmak istediklerimi. Hangi şarkı olduğunu belki de çoktan anlamışsınızdır. Truly, Madly, Deeply.
Bugün sabah yazdığım yazı ile şu an arasında saatler geçmesine rağmen depresiflik oranım hala aynı durumda ve bu şarkıyı dinledikçe klibi aklıma geliyor. Yanlış hatırlamıyorsam klip Prag sokaklarında çekilmişti ve bir sonbahar gününde geçiyordu. Şu an ki ruh halimle orada olmak isterdim. Tam benlik…
Her neyse…
Bütün gün kafamı kurcalayan tek şey, benim şu an hayatımda nelerden korktuğum, neleri yapmamam gerektiğiydi…
Hayatım boyunca – ki bunu ben tam bir Yengeç burcu erkeği olmaya bağlıyorum – insanlara güçlü göründüm, zayıf anlarımda kaçıp kendimle kaldım, sorunları büyütüp dert ettim ama kimseye bunları hissettirmedim.
Neden? Neden bunları kabuğuma çekilircesine yaptığımı sorguluyorum son zamanlarda. Neden insanların beni üzgün görmesini istemiyorum bilmiyorum. Halbuki o gösterdiğim sahte yüz yüzünden ben mutsuz oluyorum. Bunu yapmamam lazım ama belki de tek oto-savunmam bu. Gardımın düşebilecek durumda olması beni çok rahatsız ediyor. İki ucu boklu değnek yani…
O içerideki yüzü gösterdiğim çok az insan var, beni ne kadar anlıyorlar bilemiyorum…
İşin daha komiği ne biliyor musunuz? Bu yazıyı yazdıktan sonra çıkıp parkta tek başıma oturacağım ve bunları yeniden ve yeniden kafamda dolaştırıp duracağım. Sonuçta da yine yapmamam gereken birşeyi yapıp hayatımın tekrar dibe vurmasını izleyeceğim.
İşte bu tip durumlara “trajikomik” diyorlar…
İlgili yazılar:
Yağmurlu havalarda ben.
21 Eyl
Saçma bir başlık oldu, daha iyisini de bulamadım.
Öncelikle yağmurun mükemmel birşey olduğunu düşünmeyenler kafadan bu yazıyı okuyamayabilirler. Diğerleri de istediği zaman back tuşuna bassın çok zor birşey değil. Evet, agresifim biraz bugün. Kafa karışık kafa..
Yağmurda yürümeyi o kadar seviyorum ki… Dün fırsat bu fırsat, en sonunda elime geçti uzuuuun bir kurak bahar ve yaz döneminden sonra – O an o kadar mutlu oldum ki… Caddebostan sahilden ayrılasım gelmedi ama zorundaydım. Arkadaşlarımla buluştuktan sonra gözüm hep camdaydı. Camın saydam olmasından faydalanarak dışarıya bakıyordum bütün gece ama aslında baktığım yer tamamen beynimin içiydi. O kadar dalmışım ki, dürtülerek dünyaya geri döndürüldüm. Hala kolum acıyor!
Her yağmur damlası hayatımın bir anı gibi ve en büyükleri genelde birilerinin yüzüne düşüyor, onlarda elinin tersiye silip atıyor. Hep bu böyle. En rahatsız edicileri zaten genelde başkaları için bu büyük anlar oluyor.
Arkadaşlarımdan zor bela ayrılmadan önce bir bira içtim ve arabama binip o yarattığım mükemmel depresif ortama uyan CD’mi koydum… Closer’ın soundtrackinden “Can’t take my eyes off of you” ve ardından Oasis’den “Wonderwall” çalarken ben hala dışarıdaki yağmurla beraber geçen anlarımı ve salakça bir şekilde onların hangilerinin yanlış hangilerinin doğru olduğunu ve bunları nasıl düzeltebileceğimi düşünüyordum… Ne kadar saçma geliyor beynim mantıklı çalışmaya başladığında ama olmuyor işte. Yapamıyorsun.
Caddebostan’da bıraktığım yağmur hasretimi 3-4 saat sonra otoparktan yukarı çıkınca geri aldım. 15 dakika damlaların altında oturdum tek başıma. Hiçbir şey yapmadan. Elimdeki cep telefonunda açtım “Mesaj yaz” kısmını. Boş bıraktım. Aklımda doldurdum sadece, zihnimde bastım gönder için tuşa…
Pardon, niye tek başına olayım ki.. Düşüncelerimdeki insanlar ve bütün anlarım vardı “yüzüme yüzüme düşen”… Eve girmeden önce silmek istedim hepsini, özellikle o büyük olanları… Silemedim… Eve girdiğimde onlar yine vardı ekranımın karşısında…
Diyorum işte, kafam karışık.
İlgili yazılar:
Starsailor – Tie Up My Hands
20 Eyl

Starsailor – Tie Up My Hands
Wipe the make-up from your face
Tie your hair and gently fall from grace
Until I come again
Take the disaffected life
Men who ran the company ran your life
You could have been his wife
I wanna love you but my hands are tied
I wanna stay here but I’ve been denied
Lets watch the clock until the morning sun does rise
Wipe the sweat from off your brow
All that you believe is here and now
You could have had more doubt
Wipe the shadow from your eyes
Rest your daughter while your mother cries
You could have let him fly
I wanna hold you but my hands are tied
I wanna stay here but I’ve been denied
I wanna lie here ’til we’ve killed this bitter doubt
I wanna hold you but my hands are tied
I wanna stay here but I’ve been denied
Lets watch the clock until the morning sun does rise
I wanna hold you but my hands are tied
I wanna sleep here but I’ve been denied
I wanna stay here ’til we’ve killed this bitter doubt
I wanna hold you but my hands are tied
I wanna sleep here but I’ve been denied
Lets watch the clock until the morning sun comes out
![Reblog this post [with Zemanta]](http://img.zemanta.com/reblog_c.png?x-id=99abaec5-268d-4c2d-9fc1-8083195a2e33)
