Posts tagged çeşme
Yaz Notları 2 – Nouvelle Vague @ Çeşme Babylon
12009 yazı önceden planlamadığım şekilde güzel konserler ile geçti. Nouvelle Vague ise en şuursuz gittiğim ve belki de bu yüzden, en eğlendiğim konserlerden biri oldu.
Yok Fransız grubun şu şarkıları var vs. gibi bir grup tanıtımı yapmayacağım, merak edenler şuradan kısaca bir Türkçe veya şuradan daha detaylı olan bir yabancıca bilgiler edinebilirler.
Ben ise bu grubu meğerse biliyormuşum. Beni sabahları Radyo Eksen eşliğinde şefkatle uyandıran saatim, meğerse sürekli bu grubu çalmaktaymış ve ben farkında olmadan bazı şarkıları öğrenmişim bile.
Ancak grubu dinlerken şarkıları bilmeniz veya bilmemeniz farketmiyor. Şarkıların güzel olmasının dışında, tüm şarkılar adeta konser şarkısı. Hani şu sözleri tekrar ettiği için, dinleyicinin ilk dinleyişte bile bir noktadan sonra eşlik edebildiği türden. Bunlara bir de vokal hatunların inanılmaz performansları, bir saniye yerlerinde duramayışları ve dinleyici ile muhteşem bir etkileşimde bulunmaları da eklenince, mutlaka izlenesi ve dinlenesi bir grup olarak kafamdaki yerlerini aldılar. Yaşadığım şehirde konserleri olduğunu duyduğumda kaçırmam…
Jam
Çeşme 2009 – 2
0Yarın-öbür gün demiştim ilk yazıda ama biraz sarktı; kusura kalmayın. Biz yazımıza devam edelim.
Paparazzi’nin gece bölümü bambaşka zaten. Biz arkadaşlarla tek bir şekilde anlatabileceğini düşünüyoruz: Roxy Cabrio.
Bildiğiniz üstü açık Roxy abi orası. Şarkılar filan herşeyiyle. Tabi hergün hergün aynı playlist bayıyor, üstüste gitmeyin pek. Gideceksiniz de mümkün olduğunca alkollü olun ki aralarda ulan bu şarkı dün çaldı mı diyebilesiniz. Viskinin 25 tl. olup ağzına kadar dolduruyor olması da nasıl mutlu etti anlatamam.
Bunun dışında takıldığımız diğer bir mekan da zaten İstanbul’dan da alışık olunan, Asmalımescit’in incisi – bayılırım bu lafa lan, kullandım da rahatladım sonunda – Otto’nun Alaçatı’daki şubesiydi. Çok net söylüyorum, şu ana kadar müziğine hasta olduğum tek bir yer vardı, o da Anjelique’dir; ikincisini bulduğum için çok memnunum. Gece 02:30-03:00′den sonra doluyor olması zaten bambaşka bir güzellik, mekan çok şekil bir yere kurulmuş. Dediğim gibi, chillout-lounge tarzı bir müzik ile inanılmaz bir ambians oluşuyor… Kendisine özel bir post ayırdığım içki ile herşey güzelleşiyor zaten… Gelincik Vodka. İstanbul’a döndüğümün gecesi Asmalımescit’e çıkıp Otto’da onu bulunca gözlerimin yaşarmasından ne kadar mükemmel bir şey olduğunu tahmin edebileceğinizi düşünüyorum. Evet, evet, İstanbul’da da bu içkiyi bulmak mümkün! Oley!
Mangal partilerinde hem etin hem de balığın tadını da almış olmamız, rakı masasına oturmuş olmamız da ayrıca tatilin eksik kısımlarını kapatmış oldu. Bu arada Paşalimanı’nda da denize girdik ve ben açıkçası oranın denizini Alaçatı’dan daha çok sevdim ki zaten blogu takip edenler benim aslında bir fahri Datça’lı olduğumdan oraya adaha çok kanım ısınacağını da anlamıştır herhalde.
Yine baştan söylüyorum benim naçizane fikrim, Datça’nın denizi, Çeşme’ninkini net döver!
Bir gecemizi hatta son gecemizi, sabah erkenden yola çıkacağımızdan dolayı sakin geçirelim dedik ve Alaçatı’da takılarak bitirdik. Alaçatı da İstanbullaşmaya yüz tutmuş bir tatil beldesi kıvamına gelmiş ama bizim zamanımızda biraz boşalmış olduğundan -ki yine de bence kalabalıktı- az çok keyfini alabildik. Eski evlerin kapılarının önünde cıvık fotoğraf çektirme muhabbetini de yaptık itiraf ediyorum.
Öyle ya da böyle, bu yazında son uzun tatilini böyle eğlenerek büyük bir grup şeklinde bitirmiş olduk…
Çeşme güzel, Çeşme eğlenceli ama bence sadece arkadaşlarla olduğundan…
Çeşme 2009 – 1
6Evet efendim, Çeşme’den dün akşamüstü sularında dönmüş olmamla birlikte ıvır zıvırı hallettikten sonra buraya bununla ilgili saçma salak şeyleri yazmam gerekiyordu.
Şimdi de bunu yapmak için oturdum bilgisayarın önüne!
Bir haftalık bir Çeşme tatili mekanlardan öte arkadaş grubunun büyük etkisiyle bayağı başarılı geçti. Eğlenmek isteği ile yanıp tutuşuyorduk, kül olduk
Öncelikle geçen hafta Cuma akşamı saat 21:45 sularında başlaması gereken otobüs seyahatimizin otobüsün Esenler Otogarı’ndan çıkmasından sonra yolda kalması sebebiyle bir saat geç başladı. O bir saatte tabii ki önceden aldığımız ufak Chivas Regal şişesini yarıladık gibi birşey oldu. Çoğunu Tolga içti, itiraf etmeliyim – zaten bunu inkar da etmez! Ben galiba bundan önce sadece bir kez Kamil Koç ile seyahat etmiştim ama bir Datça çocuğu olduğumuz için otobüs şirketleri ile ilgili tüm geyikleri bildiğimiz ve sıkılmadan yaptığımız için bu bir saat içinde de dejavulandık. “Katil Koç” filan işte anlayın… Komik mi? hehe bence evet ya. Bu arada tebrik edemdeen geçemeyeceğim biri de otobüsün delikanlı muavini. Herif maksimum despotlukta bir seyahati tamamladı.
Öyle ya da böyle sabahın köründe Ilıca otogarında indik. Arkadaş tarafından alındıktan ve soyunup döküldükten sonra direkman sahile indik. Güzeldi, Boyalık tatil sitesinin oralar hani. Gece çıkışımızda biraz yorgunluğun etkisiyle baya geç çıkabildik ama sorun değil. Teoman konserine gitmediğimizden de tabi biraz olay. Evde içelim filan dedik. Otto’ya direk uzadık ama ben böyle bir kalabalık görmedim. Açıkçası pek eğlendiğimi söyleyemem ilk gün. Ama hayatımda içtiğim en güze içkilerden birini orada arkadaşım sayesinde tanıdım. Hastasıyım. Reklamını sonra yapacağım. Ona özel bir post olmalı bu!
Bu arada herkes bize şu kumrucu bu kumrucu diyordu ama biz arkadaşların takıldığı ve Ilıca’da daha içlere doğru (vallahi sokakların adlarını filan hiç bilmiyorum boşuna sormayın zaten kıç kadar yer yani) bulunan Kumrucu Aykut ile yaptık seçimimizi. Cheeseburger de enfes direk tavsiye. Eker ayran da var zaten, daha ne olsun.
Yemeklerden açtık devam edelim bari. Yine birgün de ev arkası bahçede ikiye iki futbol maçı yapıp Emir ile Tolga’yı ezici üstünlükle yendikten sonra G., ben, Emir ve tolga hep beraber Apo’nun yeri denilen yere gidip çöp şiş yedik. Orası da fena değildi. Altınkapı’nın tam karşısı (Yanlız galiba adı başka bişi de onu da belki Emir düzeltir beni) Bir gün sonra da Altınkapı’yı şereflendirmemiz vardı tabii. Döner kebap ve içli köfte tercihimin doğru olduğunu varsaymaktayım ama sonuçta iskender için yazının devamında çok daha başarılı bir mekanı belirteceğim.
Ha bu arada ezilerek yenilen Emir ve Tolga ikinci maçta da 5-0 galibiyetten maçı 12-10 vererek bizim bir alt seviyemizde kaldıklarını gösterdiler. Sonuçta futbol dedik, spor dedik, kardeşlik dedik ama
Kakao yağını sevdiğimi farkettim bu arada. Deli gibi yakıyor lan bu alet. Ama sonuçta burada beni en fazla rahatlatan anneden kalma olan o kahverengi yuvarlak kutusundan öte fısfıslısını bulmuş olmam oldu. Oh be! Orada parmaklaya parmaklaya almak çok zor oluyor kardeşim!!!
Beach olarak iki yere gitmeyi uygun gördük. Biri haftasonu için gelmiş olan arkadaşların gazıyla Alaçatı’da Alaçatı 11′in beachiydi. Miller fabrikası açtık birazcık tabi normal olarak ama fena değil, relax bir yer. Sonuçta kasıntı beachler beni pek açmıyor. Ama soğuk su ve rüzgar ikilisinin üst solunum yollarında açtığı hasar da iş değil be kardeşim!
İkinci yer neredeyse her gece gittiğimiz Paparazzi idi. Gece gündüz ordaydık lafını gerçekleştirdik. Orada bence Margarita pizzayı denemelisiniz bu arada. En sade pizza ama çok güzel yapmışlardı.
Gece hayatı ve geri kalanı için ikinci bölümü de yarın veya öbür gün yazacağım şimdilik bu kadar!

