Off…
İşte sanırım bu yazı biraz uzun olacak… Baştan belirteyim… Sonuna gelince benim şu anki ruh halime bürünmemeniz için uyarmak istedim.
Solumda viski, sağımda kuruyemişlerim, arka fonda yine depresyon çalma listesi loop a alınmış; şu an Özcan Deniz “Geçmiyor günler” diyor… Bazı zamanlar olurdu, ben hep böyle damara girerdim. Ama bu hale geleceğimi nasıl bilebilrdim? Şu an benliğim geçmişimi tarıyor resmen bu kadar dibe vurduğun senelerin oldu mu diye?
Yaşlı amcalar “daha durun ya neler yaşadınız” diyor, kızmıyorum onlara çünkü dedikleri bana umut veriyor değişik bir şekilde. Hayatın heyecanını kaybetmemem en azından güzel birşey… Umut doluyum, tek sahip olduğum oymuş gibi geliyor zati…
Bugün bir yazımı okuduktan sonra bir arkadaşım, “Sen bu halde gözükmüyorsun, demek ki sadece kabuk bağlamışsın” dedi. Çok beğendim bu benzetmesini aslında. Evet, aslında aradığım statü şu an kendim için bu. Kabuk bağladım… Ama kabuk bağlayan yaralar iyileşmeye yakın değil midir? Ya da bu sefer kim gelip kopartacak o kabuğu? Bundan korkuyorum işte. Sıradaki gelsin!
Millet anlamıyor abi, diyorum arkadaşıma. Neden, diyorlar. Anlamıyorlar, diyorum, çünkü yaşayan bilir, diyorum. Yanlış anlaşılmasın, ben bunları kendimi acındırmak için yazmıyorum. O an aklıma geliyor, yazıyorum. Çok da eğlenceliyim aslında bu aralar. En azından eskisinden daha çok ama olay sadece ismini unutmakla kalmıyor. Gözlerini kapadığında, yine de birşeyler geliyorsa aklına onunla ilgili… Canı sıkılıyor işte adamın. E bu bana hala oluyor! Oldukça da sarılıyorum kaleme, klavyeye.
Çok güzel birşey, belki de bir kitap yazarım…
Adı da o senin nefret ettiğin “Godoş Kızlar” olur. İlişkiyi iyice bok eden gereksiz triplerin kaynağı olan isim. Bir geyiği alıp üstüne alınmandan dolayı, buradayız işte. Tek sebebi o mu, değil!
Hiçbir zaman senin beni bu kadar etkileyeceğini düşünemezdim. Bana bir rüya gibi geçen fırtınalı aşkımı geri plana attırmış olmanı düşünemezdim… Onun yerini tutamazsın zaten o bambaşka… Geçemez kimse. Sadece ya onun üstüne çıkar, ya da altında kalır. “Replace”… İngilizce’deki terimi bunun. o zaman devam edeyim. “Replacing is impossible.”
Benim suçum, senin onun üstüne geçebileceğini düşünmekmiş… Nereden bilebilirdim…
Anladın mı?
Bunları yazarken şu an alkollüyüm. Sabah kalktığımda bunları silmeye çalışacağımı bile bile, yazıyorum. Deşarj oluyorum.
Zayıf bir insan mıyım acaba, diye düşünüyorum. Depresif moda girdiğinde hemen neden alkole sarılıyorsun, diyorum. Arkada şu an Orhan Baba çalıyor. “Kör olsun şu aşkın gözü” diyor. Seninle ilk tanıştığımız gün de alkollüydüm hem, sen de öyle…
Benim yüzünden sigara içtiğinde bile utanmıştın… Nasıl da tatlıydın…
Ne kadar da masumdun aslında. Beni bu hale sokacağını nasıl ama nasıl farkedemedim ona yanıyorum. Bilerek yapmadığını da biliyorum…
Bu yazı sana bir mektup gibi oldu… Devam etsin, gitsin… Belki de okuyorsundur… Belki de şimdi anlıyorsundur. Bu sana yalvarmak değil. Bu benim anlatamadıklarım belki de… Ağlayamanın ne kadar zor olduğunu bilen bir insan bunu anlayabilir belki de.
…
Pardon, bu sefer sadece bir an nefes almadım. Kendime bir kadeh daha doldurdum.
Seninle ilk gittiğim yerin kartvizitini buldum geçen gün cüzdanımda. Arkadaşımdan almıştım, ara abi demişti, güzeldir orası, oraya götür. Ne de güzeldi… Ama sen oradayken. Hiçbir şey yaşamamış olmanın bu kadar değerli olacağını nasıl bilebilirdim onu düşünüyorum… Şimdi seninle gittiğim yeri bizim oraya da açtılar. Nefret ediyorum. Göresim gelmiyor. O kartviziti de yırttım attım zaten…
Senin adının geçmesi yasak muhabbetlerde. Resimlerini sildim, telefonunu da… Niye mi? Dayanamıyorum anlamıyor musun?
Aslında… Kendime yediremiyorum… Nasıl oldu da, gidip en büyük aşkımdan ayrıldıktan sonra sana bu kadar saplandım diye…
O’na bile yazamıyorum bu satırları düşün. Ama sonra diyorum ki; O’nu zaten çok sevmişim be, diyorum… Yazmama gerek bile yok, diyorum. Kıyas kabul bile etmiyorsun. Ama sen de farklıydın işte. Kurtarıcımdın ya hani… Sana belli etmeden, o güzel yüzüne her baktığımda bunu hissedebiliyordum… Ama neden? Neden? Neden bana arkadaş gibi takılalım dedin?
Gerçi onu duyduğumda… Çok rahatlamıştım biliyor musun… Ah, dedim, yavaştan alalım sağlam olsun, demiştim… Peki neden öptün beni? Bir kız ilk defa beni öptüğünde böyle saçmaladım… Bittim. Mahvoldum. Çünkü sen planlarımı bozdun…
Aşkın planı olur mu? Olmaz evet, ama ben deniyordum işte. Yine, yeniden.. Öğrendim… Olmuyormuş…
Orhan Baba hala döktürüyor arkada…. “Dil Yarası” diyor, “en büyük yaraymış” diyor… Belki de doğru…
Sana yazdığım bu satırları yine birileri çok beğenecek. Yine telefonlar açılacak, yine mailler atılacak, yine mesajlar gelecek.
“Döktürmüşsün yine hayvan herif!” diyecekler.
Sokayım döktürmeye… Reklam değil bunlar… Sen ellerdeyken ben neden sana takıldığımı düşünmekten yoruldum. Şakaklarıma beyaz düşerken yavaş yavaş, babam da soruyor ya bunu, sen Allah bilir neler yapıyorsun?
Merak da etmiyorum ya…
Gelip gidiyor işte…
Hep bir kıyas…
Seninle neden tanıştım ben ya!?!?!?! Neden gördüm seni ilk orada? Neden konuştum? Neden dansettik? Neden? Neden? Neden?
Allah kahretsin…
İşin ilginci ne biliyor musun?
Bunların hiçbiri bir daha tekrarlanmayacak… Sen sadece hayatıma belki de en kısa ve hızlı giren kızlardan biri olup, orada da kalacaksın. Ama bu satırları haketmen bile yeterli… Gün gelecek, senden nefret edeceğim, gün gelecek işte böyle satır satır, sayfa sayfa yazacağım…
Kendime yediremiyorum… Sana bağlanmamam gerekiyordu… Beni o gün o mekanda gördüğünde yanımdaki kızın kendi yerine geçebileceğini düşündün mü bilmiyorum ama olabilir mi… Çok zor… İmkansız mı?… Değil..
Bir dakika, bir kadeh daha koyacağım…
…
Bana gıpta edenlar var… “Ne güzel, şükret” diyorlar… Yo, yo, gerçekten şükrediyorum. Beterin tabii ki beteri vardır. Ama olmuyor be… Artık anam babam bile bırakmışsa beni, bu konuda; ne olsun be. Kalbimin dert denizinde boğuluyorum işte…
Senin yüzünden ABBA bile dinleyemiyorum. Kazanan herşeyi alır diyorlar… Öyleymiş…
Hah, bak ne aklıma geldi…
Beni aç da bırakmıştın… Sonra da üzülüp sosisli almıştın orada. Beraber yemiştik… Zaten başka birşey de alamazdın ki… Hatıralar… Az da olsa… Var işte bir şeyler bak geliyor aklıma… Geliyor mudur senin de acaba? Zannetmiyorum, demiştim ya… Şaşırırım…
Herkes uyarmıştı, oğlum bırak aman uzak dur yakar seni diye, dinlemedim ya ona yanıyorum… Yaktın be… Yaktın yani… Kül ettin… Ben masumca sadece kalbimin sesini dinledim, seni benim yapmak istedim, senin olmak istedim. Çok mu ağırdı bu ya? Buna değer miydi?
Evet kabul ediyorum işte… Senin yüzünden ulan bütün herşey. Yanlış anlama, sana bir suçlamam yok. Sakın yanlış anlama… Sana ne dediysem doğrudur. Ama çıkışı senin yüzünden anla işte…
Komik geliyor değil mi? Ufak bir lise çocuğu gibi aşık olmuşum ulan sana…
Komedi ya… Gülümsedim şu an… Belki de kaç saattir ilk defa… Ama ironi. Okumasan da yazıyorum bunları…
Saatlerdir aklımdan geçenleri yazıyorum… Durmuyor işte bu kafa. Neden alkol aldığımı neden tütün çektiğimi neden uyuşturduğumu zannediyosun ulan bu kelleyi!?!?!?!?! Bundan işte…
Bitiriyorum galiba ya…
Sana söyleyecek birşeyim kalmadı… Aslında bitmez, elbet vardır ama ben üzülmekten ve yazmaktan yoruldum, belki -eğer okursan tabii- sen okurken yarısında çoktan kapatmış bile olacaksın. Buraya geldiysen ne ala…
Çünkü ne diyeceğim biliyor musun?
Ne kadar “siktir” ile başlayan cümle kursam da… Seninle geçirdğim zamanları özlüyorum… Aptal esprilerini özlüyorum… Güzel yüzünü özlüyorum… Seni… Özlüyorum…
Bitiriyorum… Bitiyorum…
Yarın…
Uyandığımda…
Bunları hissetmeyeceğimi biliyorum…
Ama içeride bir yerde…
iç kanamam dururken… Nereye kadar ki?
Sadece…
belki bir gün bir hemşirem(!) geldiğinde…
Ama dedim ya,
ben seninle bırak 40 saniyelik bir kırmızı ışığı değil bir ömrü beklemeyi göze almışken, sen “yeni hayatın” için hala seni bu hale getirenlerin resmini koyuyorsan, sana sadece yine, yine ama yine!
Lanet olsun demek yerine;
“Seni özlüyorum, biliyor musun?”
demek kalıyor bana….
Son Yorumlar