Posts tagged aşk

aşk…

0

love

“….sevdiğin insanla en eğlenceli anları paylaşırken, ona en yakın yerde durabilmek…”

resim: smudo.org

:)

0

Kedi patileri

0

Hatalar ile başlayıp, yine hatalar ile biten yolculuklardan sonra bile masumiyetimizi sanki kedilerin patileri gibi gerebiliyorsak yumuşak bir halı üstünde, sadece zevkinin tadı kalır acı veren şehvet ısırıklarının…

Onun sonrasında yapıyorsan aynı hataları… O zaman alışmışsındır zevk almaya, kalp kırıklarınının içinde yüzdüğü o yumuşak halıda çırılçıplak bir ayakla dolaşıp durmaya…

Yıllar sonra

1

Olur da yıllar sonra gidersen geçmişe bulacaksın beni hemen o sokağın başında. Görüşeceğiz elbet, kaçamayacaksın o çıkmaz sokaktan. Elinde yıllar öncesinden kalan bir hediye, biraz eskimiş ama yıllandıkça değerlenen, şarap misali hani, bırakacaksın elinden. Yerçekimi bu kanundur, kırılmaz, esnemez… Gözyaşına da acımayacak elbet. Bakacaksın sadece boş ve buğulu gözlerle… Zamanında söylenen her söz geri çarpacak suratına teker teker. Herşeyi yapamazmışım diyeceksin, doğruluğunu kanıtlayarak. Yıllar sonra…

P.S.: Şarkı tam yazacağım şeyin üstüne geldi, bu ara dinliyordum zaten – filmin finali de inanılmazdır, o yüzden onunla da süsleyeyim dedim… İzleyin.

İskele

0

uzansak şöyle o eskiden koşarak denize bombalama atlamaya çalıştığımız iskeleye…
gökyüzüne baksak…
sonra da birbirimize…
fark görmesek…
kavuşsak en masum derinimizde…

Gözlerimi kapıyorum…

0

Gözlerimi kapıyorum…

O güzel yüzünü görüyorum…

Resminden kopyalamışım retinama sanki… O kadar net, o kadar berrak…

Açıyorum gözlerimi. Bir an bir beyazlık görüyorum… Kar kaplı bir alan, soluma bakıyorum, duvar.. Sağıma bakıyorum, duvar…
“Neler oluyor”, diyorum, “neredeyim ben?”

Hemen dikkat kesiliyorum: “Aptal, nöbettesin!”

Sol elim kızarmış, soğuk yanığı denilen bu olsa gerek…
Sorun tamamen metalle ayazda temasta bulunması, aynen kalbimin senin kelimelerinle donduğu gibi… Duruyor öyle, çatlamış derimin daha pembe gözükmesi sadece gelecekte her şeyin daha iyi olacağına dair bir fal aracı…

Isınmam gerektiğini biliyorum, kardeşime bir bakış atıyorum… Sallıyor başını, her yer temiz diyor, bir de bakıyorum karşımdaki dağa, gözlediğim o Nişantaşı’nda gezen orospuların götünü korumaktan naciz bedenimi biraz daha yaşatmak için hani…

Yakıyorum sigaramı.

Alıyorum avuçlarımın içine…

Sigaramın dumanı sen oluyorsun…

Kapatıyorum gözlerimi, hafif bir sıcaklık geliyor ellerime… Dokunuyorsun sanki.

İsteğim o…

Nefesimi veriyorum…

Seni son kez öpercesine… Bitmeyecekmiş gibi geliyor… Dumanın sıcaklığı yanaklarımı öpüyor…

Senin beni son kez öpercesine… Bitmiş herşey gibi geliyor artık…

Açıyorum gözlerimi…

Senin için ağladığım köşeme çekilmemişim bu sefer…

Senden daha soğuk bir gecenin aydınlandığı anda seni benzetmeye çalışıyorum sadece elimdeki tek bir dal sigaraya…

Herşeyin onun dumanıyla yok oluyor…

Senin gibi o da bitiyor gidiyor…

Hissedebildiğim birazcık mutluluk o an… Beni öldüresiye zehirliyor, aynı sen gibi…

istiyorum seni…

0

istiyorum seni…

neden bilmiyorum. hatta kimsin o bile meçhul. kim olacaksın veya?

kısmet misin, kader mi, şans mı yoksa sadece tutunacak son dal mı?

ağlamakla gülmek arasındaki farkı kapatacak o güzel yol mu olacaksın, yoksa sadece acıdan oluşmuş bir birikintiyi kapatacak bir avuç toprak mı?

ama istiyorum seni. deli gibi.

rüyalarıma giriyorsun o olmayan suretinle.

kötü insanları tanıma devri şimdi. sen de onlardan mısın?

görmem lazım yüzünü. bakmam lazım gözlerinin derinliklerinden… inmem lazım barındıyorsan eğer o pisliği sol göğsünde…

ama istiyorum işte seni deli gibi…

o günahlarınla… bir de yanına kalmasın, sevaplarınla…

tüm benliğimle, bütün yüreğimle…

iyi insanları yaralama devri şimdi. belki de sen onlardan biri olacaksın.

inanıyorum beni iyileştireceğine, hissedebiliyorum, bırakacaksın beni huzurun enginliğine…

geleceksin yanıma, tutacaksın elimi, çekeceksin bir omuz yukarı…

geleceksin…

istiyorum seni…

Hissedebilmek gerek

0

Bazı şeyler için çok zor artık. Hiçbir şey için geri dönüş yok.

Entropinin varolduğu bir dünyada herşeyin en başa dönmesini bile beklemek aptallık belki de basitça düşünürsek. Bu nedenden dolayıdır ki öne bakmak gerek, açmak gerek bazı kapıları zor da olsa, aralamak… İnsanların neye niye neye kısmeti test ettiğine bir göz atmak gerek. Denemek gerek işte, belki zorla güzellik olmaz derken birazcık da kendine o gazı vermek… Sabretmek gerek herşeyden önce, acele etmemek, aceleyle şeytanı işe bulaştırmamak gerek belki de. Heyecan duymak gerek, hayırlısı derken bile…

En kötü başına gelen olay ne diye sorabilmek gerek bazen bir kenara çekilip… Herkesten zaman zaman uzaklaşmak gerek… Düşünmek gerek hataları, hatalarını… Ona göre karşı durmak gerek, tepkisiz kalmak iyi derken aslında en güzel tepkiyi de zamanında verebilmek…

Net olmak gerek, açık olmak gerek… Acısa da canın, acıtsan da birilerini, bunu becerebilmek gerek. Gerçeklerin öldürürken aslında iyileştirdiğini, güçlendirdiğini unutmamak gerek. İnsanları gerçekçi olmadıkları için suçlarken onları Alice gibi Harikalar Diyarı’na bedava tatile yollamamak gerek…

Aslında önemli olan, yapınca da herşeyi güzel gösteren ne biliyor musun, dostum?

Hissedebilmek gerek…

En unutulanı bile.

Geri dönüşlerle ölü sevgilere aşk nakilleri

0

Yıllar geçse de hatıralar silinmez beynin o küçük kıvrımlarından. Hele de dokunmuşsa sol göğsünün derinliklerine, bir o kadar derine iner o kıvrımlarda yarattığı izler işte o anların.

Sen hatırladıkça üstünü kazırsın, hani üniversitedeyken sevgilinle oturduğun banka baş harflern ile ortasına ufak bir kalbi kazırcasına. Ne kadar masum bir zarar verme aslında. Kalasın tekini yontarken bilemezsin aslında aynısı başına gelecek bir zaman diye. Kalas olmak burada en önemsiz sorun; kalbinin parçalanırcasına kazınması ise paha biçilemez. İşte o zaman düşünürsün belki de anneciğinin dediğini; minicik ellerinle ufak karıncaları, börtü, böceği kovalayıp onlara aslında istemeden zarar verirken sana cıyaklamasını: “Evladım, yapma ya sana aynısını yapsalar?!”
Olmaz işte, ama başına gelince anlarsın yıllar sonra.

Yıllar sonra…

U-turn dedikleri hani gavur milletin, o dönüşler olmasa. U-dönüşleri anidir; polisten kaçarcasına bir anda yapılır. Suç olduğunu bile bile büyük bir heyecanla yapılır. Anlamsız olduğunu, tehlikenin ne kadar büyük olacağını hesaplasan da o heyecan vardır içinde. “U(mutsuz)-dönüş” lerdir aslında.
Bir an çıkarsın karşısına. Dönersin geri. Susar, bakarsın sadece. Geriye külü kalmış bir aleve bakarken ki hüzünle.
İşte o zaman ne dönüşü kalır, ne başka bir harfi… Geriye parantezler kalır her yerde. (mutsuz) olursun işte. Söyleyemediğin, parantez içinde bıraktığın sözler dudaklarının arasında çıkmamak için direnirken parantezlerin arasına sıkışırsın işte… (mutsuz)…

Düşüncelerinin bir anlık yansımasını görürsün karşında biterken günün.
Bir tarafında kalbin… Kırık, korkak, bir umutla onarılmayı bekleyen.
Bir tarafında mantığın… Olmayacağını bile bile duaya amin demeyen, zararına satışlarda listelerden seni geri çeken…
Bir tarafında ise bacak aran… Sadece anlık şehvetlerin için onu hem kalbin hem mantığına bir şekilde itip kakarak sokmaya çalışan.

Böyle ayrılır bütün bünyen parçalarına… Organ donörü gibiyizdir bu yüzden hayatta… Özellikle ilişkilerde.

Ve zaman geçtikçe, daralır süren; beklentin ise birinin sana naklini bir an önce yapması…

Nakil sırasında olduğun farkeder mi, yoksa bunun için herşeyi yapmaya hazır mısındır?

Ya da gerçekten boş verir misin herşeyi?

Zor kararlar… Zor işler bunlar…

Merak etme, iyiyim…

0

Çok farklı olduğumuzu düşünmüyorum aslında seninle. Hep öyleydik.
Biraz sen, biraz ben gelcektik. İlk ayağa kim basacaksa önemli olmamalıydı.
Daha oyun başlamadan biz kazanma hırsındaydık ama.

Üstünden silmiş süpürmüş herşeyi zaman, ne farkeder dersen eğer; çok şey. Sen ki bana son ulaşmaya çalışan… Ben ki seni hep kazanmaya uğraşan.
Bunlar gereksiz artık farkındayım, yazmaya değmez derler. Yazmaya değmez, birine anlatmak için ise çok değerli. Bunlar kimseyi ırgalamaz, belki şu an istediğim kişiler de farklı ama bunlara yolu açan da sensin. Belki gün gelecek, o insanlar beni ne kadar sevdiklerini söylediklerinde bir tek lafa bakacak içimdeki altyazı…

“O’na teşekkür edin. O’dur beni bu hale getiren. İyisiyle, kötüsüyle. Bir insanın hayatına balıklama dalıp, kaçarak çıkan – sallayıp çalkalayan insana. Bir teşekkürü belki fazla gören, sonrasında kaybolup giden insana. Hatalarımı suratıma vururken bile beni peşinden koşturan ama sonunda yolun ortasında annesinin elini arayan bir çocuk gibi tek bırakana. Beni size bu şekilde hazırlayan o.”

Seninle geçirdiğim hangi dakika için pişman oldum diye sorarsan, bir tane bile gelmiyor aklıma…

Seninle geçirebileceğim hangi dakika için biraz daha doğru hareketler yapabilirdim diye sorarsan…. Hepsi.

Bir de ne biliyor musun; arada tek tük; yan koltuğumda bana bakışındaki o hüzünlü gülümsemen. Can yakan. Küçük, ufak bir sızısı var onun. Kimse bilmez onu.

Ama…

Farkeder mi artık? Senin için? Benim için?

Ne yaparsın, ne edersin bilmiyorum, bunun için uğraşmıyorum, çünkü hiçbir şey düşünmüyorum.

Yine ne senin için, ne başka herhangi biri için.

Ben hayatıma geri döndüm, bunu bil…

…bilince mutlu olacağını biliyorum.

Sen öğrettin bana dibe nasıl vurulur, sen öğrettin nasıl çıkılır, sen öğrettin aşık nasıl olunur, sen öğrettin aslında… nasıl bir adam olunur?…

O yüzden yoktur derdim, tasam, pişmanlığım…

Aslında bunları bile konuşmak anlamsız be güzelim…

Kısaca, 2 sene sonra sonunda sana bunu gerçekten söyleyebiliyorum:

Merak etme, iyiyim ben.

Bu yazı sonunda lütfen bu şarkıyı dinleyin: http://fizy.com/#s/1mgeqj

Go to Top