Bu yazıyı yazmak da pek kolay olmayacak. Birazcık canım sıkıldı bugün, zaten bir iki gündür stresliyim. Uzun zamandır bu tarz bir yazı da yazmamıştım. Yazmak istememiştim belki de. Bazı şeyleri hep içime atıp geçmiştim. Var elbet sorunlar. Var ki zaten bu hayatı yaşıyoruz aynı yollar gibi… İniş çıkış dolu yollar.
Yazıyorum arada bir. Saklıyorum hepsini. Biri elimden çıktı sadece. O da gitmesi gerekli yere gitti. Onun dışındakiler bende. Ben de kalacak. Belki sonsuza kadar, belki de hakettiği yere. Yazdıkça farkediyorum, hayatımın geçtiği kavşakların sıkışıklığını belki de. Onları düşünüyorum. Hayatıma anlam katanları. Eşi, dostu, akrabayı, sevgiliyi, düşmanı… Herkesi. Bilinmeyene yol alıyorum. Heyecan yaratan da bu değil midir? Bir sonraki an ne olacağını bilememek? Öbür gün uyandığında nasıl bir yirmidört saat geçireceğin hakkında hiçbir fikrinin olmaması? Gidiyorum işte karanlığın içine. Ya batar ya çıkarız… Hayırlısı…
Her şeyde bir hayır olup olmamasını sorgulamayı bırakmak ve onu sadece tek bir kelimeyle geçiştirmek… Hayırlısı demek. Kadere bırakmak yaşayacaklarını. Tesadüflere inanmamak… Bunlara bırakıyorum aynı bir uçağı otomatik pilota bırakırcasına. Yapmıyorum artık oyunlar, taktikler… Sözlerimi yutuyorum. Daha önce dediklerimi. Kendimi kandırışımı izliyorum geri dönüp. O kadar da kötü niyetli bakmamak gerek diyorum, bırakın ne istiyorsa o göğsünüzün sol tarafındaki meret yapsın diyorum.
Biliyorum çünkü… Sanki bambaşka, ufak, kendine ait bir beyni var diyorum onun. Adına kalp denilen meretin. Ve işin ilginç yanı; o beyin yalanı kabullenemiyor eskiyen bir insan beyni gibi. Yapmıyor, yapamıyor. Gerçeği kovalıyor hep ve bunu yavaş yavaş, sıkılmadan yapıyor. Aşkın da gerçeğini arıyor hep…
Gerçek aşk nedir? Bunu cevaplayabilen var mıdır? Bu soruları soruyorum biraz da kendime. Okuduğum kitaplardan, izlediğim filmlerden, dinlediğim müziklerden bunları çıkarmaya çalışıyorum. Komik geliyor sonra bırakıyorum ama diyorum ya hep kovalıyorum ister istemez yine. Bunun tek bir cevabı olmadığını anlıyorum artık.
Sonra sorumu düzeltiyorum işte… Gerçek aşk SENİN İÇİN nedir, diyorum.
Herşeyiyle kabullenmektir diyorum, rüyanda onu görünce iyisiyle kötüsüyle pırpır atan bir kalp ile uyanmaktır diyorum, dünyanın en güzel insanı gibi görmektir diyorum… Onun iyiliğini onun sana getireceği mutluluktan daha fazla düşünmektir diyorum. Bunu anlasa da anlamasa da… Farketmez diyorum… Gerçek aşk… Onunla en ufak, en manasız belki de, en çocukca, en şımarık, hatta ağzı bozarak, en salakça hareketleri bile dünyayı değiştirecek kadar önemliymiş gibi görerek ve onları dünyada daha önce hiçbir zevk tatmamış birinin ilk coşkusuymuş gibi tat alarak yapmak diyorum…
Onun ne düşündüğünü bilmeden hem de… Karşılıksız…
Belki seni aklından bile geçirmediği anlarda bile onun çin akıttığın gözyaşının değerini bilebilir misin diyorum? Bundan daha fazla saygı duyulacak birşey var mı dünyada ya da? Kimilerinin seni bu şekilde davrandığın için ezmeye, silmeye çalıştığı bu ruhsuz dünyada o gözyaşlarının sahibi olarak ne kadar değerli olduğunun farkında mısın?
Kalp dedim ya… Herşeyin üstesinden gelse de, gerçek aşkı yenemez diyorum…
Karşılıksız sevgi ise onu görebilene kar kalan…
Karşılıksız veya değil, gerçekse seneler de sayılı zaman değil mi?
Yıllarca beklemek zorunda bile kalacaksam, ben hazırım bu acıya…
Belki de çok kısa değil mi bu eşitlik?
İkisi de üç harf… Aşk… Acı…
Yine de…
Yaşamaya değer…
Son Yorumlar