…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
aşık çocuk olarak etiketli yazılar
A short story of a lonely guy
15 Nis
Lost the words,lost my nerve, lost the girl, left a line
I would wish upon a star, but that star, it doesn’t shine
So read my book with a boring ending
A short story of a lonely guy
Who fell behindShe makes me feel like it’s raining outside
And when the storm’s gone i’m all torn up inside
I’m always nervous on, days like this like the prom
I get too scared to move, cause i’m still just a stupid worthless boy
Blink 182 grubundaki elemanları hep sıfatsız zibidi punk gençliği olarak tanımlamışımdır genelde ama bir şarkıları var ki gittikçe anlamlanıyor bende…
O da üstteki.
Ne de güzel demişler…
Kimselere inandıramasam da, belki de doğru, dışarıya bunu yansıtamasam da olaylar böyle yaa…
Ben herkes anlamaz, anlayamaz diyorum; bunu zaten beklemiyorum da.
Sadece herşey bundan ibaret, söylenecek de pek bir şey yok.
Ben herşeyi tekrar edemeyeceğim, zira şarkı bence özet geçiyor herşeyi…

İlgili yazılar:
Zamanla değişiyor herhalde her şey
8 Nis
Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Sana yazılanlar da belki. Sana özeller hep bende. Saklıyorum onları. Sadece sen göresin diye. Peki, neden bunlar burada? diye sorarsın bunun üstüne. Öyle işte, burası benim mabedim. Utandığımdan olsa, burada olmaz. Utandırmak istesem, zaten yapamam. Utangacım ki zaten. Bunlar reklam da değil. Reklam olsa zengin olmuştum ya…
Sana yazılanlar… Evet…
Değişiyor görüyorsun belki. Eskisi gibi yazamıyorum senin için. Heyecan gitti belki de. Ya da artık kabuk bağlarken sen de altında mı kalıyorsun diye soruyorum kendime hemen kandırırcasına… Hayır… Hayır… Yok öyle bir şey… Sadece… Temkinliyim biraz daha. Ya da artık seni kendime daha çok saklıyorum.
Söndürmek için en iyi yol üstüne toprak atmaktır ateşin. Toprak bedenimse, bırak içimde yan sen.
İnanmadığını biliyorum. Buradaki hiç bir kelimeye hem de. Önemli değil ki… Birkaç saat önce yazdığım gibi, bazen yeni bir başlangıç gerek ama şu ana kadarkilerin de doğru olduğunu anlamak vs… Öyle işte… Bunların burada durmayacağını, seni görsem, biliyorum. Hepsi yüzüne yüzüne gelecek. Ondan sonrası da senin. İster al onları geri çal kafama, ister tut sen de içinde büyüt.
Artık sana güzel bir şeyler yazmak gelmiyor içimden. İstemiyorum fazla. Çünkü daha fazlasına ulaşamıyorum. Arada gelirse de işte, bir of çekiyor geçiyorum…
“Ben aptalım!”
Bu şekilde çok başladım seni anlatmaya en yakın arkadaşlarıma. Bunun iç acıtması nasıl bilir misin? Çok değişik… Bir an yanımdasın, bir sonrakinde çok uzakta… Aptal mıyım? Hayır. Boşlukta mıydım? Evet. Şanssız mıydım? İki yönlü. Seni tanıdım, büyük şans; zamanlama ve dengeler, büyük şanssızlık…
Herşeyi bıraktım… Sadece, bir an olsun sana artık eskisi gibi bakamadığımı farkediyorum. Gözden uzaklıkla alakası? Çok… Görsem ne yaparım? Aklıma bile getiresim yok. Seninleyken nasıl eğleniyorsam, bir o kadar eğleniyorum sensiz… Ama her yazıda bir cümle ile geçiştirdiğim “bir şeyler eksik” kalıbını çıkartıp atamıyorum. Nereye gitsem sen oluyorsun bir şekilde.
Sıkılıyorum sonra bundan. Artık sana bir şey yazamıyorum. Boşa satır harcamak olarak bakasım geliyor. Sonra bir bakmışım, bir Moleskine daha alıyorum. Nasıl oluyor? Bilmiyorum.
Kurtarıcı demişim ya. Kelime haznem genişlemedi. Ona daha fazla anlam yüklüyorum artık. Sana o gözle “bakarken”, “birtanem”i göresim var çünkü. Vardı da hep. Ama anlam yükleme sorunlarımdan, kalbim “mavi ekran” çıkartmış o ara hep. Çaktım formatı…
Artık sana birşeyler yazasım gelmiyor. Her yazışımda sana daha yakınlaştığımı zannedip, tam tersini yaşıyorum.
Gelmiyor sana yazasım içimden. Seninle geçirdiğim iki ayı kelimelere döktüm zaten bir not defterine, daha fazlası olmuyor.
Artık sana birşey yazasım gelmiyor. Herkes gibi ben de çekiniyorum düşüncelerden.
“Şımartma, üstüne gitme, bırak o gelsin, gelmezse zaten seni sallamıyordur, keşke onu yapmsaydın, bunu etmeseydin…” Eeeh! Yeter!
Bunlar seni pohpohlamak mı? Üstüne mi gelmek? Seni korkutmak mı? İrrite mi olunuyor?
Ne derse desinler, ne dersen de…
Bunlar…
Sadece yalan. Birazcık dürüstçe ve safça yaklaşıp, taktiklerden uzak ne hissetiysem onu yansıtmam ise asıl gerçek; ben zaten öyle bir şey istemiyorum.
Şimdi dur düşün…
Bu yazıyı okuyorsan eğer, ben sana nasıl yazamıyorum? Seni nasıl sevmiyorum? Seni nasıl düşünmüyorum? Senden nasıl nefret edebilirim?!
Senden kendimi korumak için nasıl acayip davranışlar gösterip, göstere göstere yalancıktan cümlelerle gerçekleri nasıl inkar ediyorum?
Biraz düşün…
Benim seni her gün düşündüğümün sadece milyonda biri bile yeter…
Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Bendeki “sen” dışında.
Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Ben dahil.
Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Sendeki “ben”… Meçhul.
İlgili yazılar:
Aşık Çocuğun Hikayeleri #4
16 Şub
Aşık çocuk astronot olmayı diledi tanrıdan
Tek hayali fırlatılmaktı bir mekik içinde dünyadan
Anlamıştı artık hayır yoktu o büyük aşkından
Madem dünyevi mutluluklar yalandi ona, kaçacaktı buralardan..
İlgili yazılar:
Aşık Çocuğun Hikayeleri #3
13 Şub
Aşık çocuk daha güzel birini görünce aşkından
Düşündü neydi onu aşkına aşık yapan
Öylece kaldı, bulamadı sağlam bir neden
Yapamadı üçgün üç gece bunu düşünmeden
10 sene sonra oynarken çocuklarıyla aşkından olan
Hala atamamıştı bunu aklından..
İlgili yazılar:
Aşık Çocuğun Hikayeleri #2
12 Şub
Sabah kalktığında bir sıkıntı vardı içinde,
Geçti hepsi tuvalete girince birdenbire..
İlgili yazılar:
Aşık Çocuğun Hikayeleri #1
6 Şub
Sigarasını içti hüzünlü, sanki efkar dağıtırcasına
Aslında kıpır kıpırdı içi kelebekler uçarcasına
Mutluydu O gün, aşkının gerek yoktu aramasına
Onu düşünerekte güzel geçerdi zaman tek başına
Çok iyi bir çocuk olduğu halde
Kıyaslayamazdı kendini aşkının karşısında
Bir çöküntü bir mutluluk hallerinde
Emindi herzaman o günün yaşadığı en güzel gün olduğuna
Kahve, ikinci sigara sonunda
Karar verdi ne yapıp ne yapmayacağına
Bunlar neler yapmayacağıydı aslında
Ve uzun uzun zaman sonra
Görecekti aldığı karara bağlı kaldığına
Şaşırdı gerekli olmadığo halde telefonunun çalmasına
Aşkının onu düşünmüş olup aramasına
Ve hatta onu görmek istiyor olmasına
Genede daha mutlu olmadı, eskiler gelince aklına
Her aşk kendini mucize sanar tamam dedi ama
Ya bu sefer aşka göre de mucize deilse olanlar ona
Gene de yıkandı, giyindi fırladı sokağa
Buluştu başkasına aşık aşkıyla..
Artık unutmayı öğrenmişti yıllar sonrasında
Sır, bir başkasına aşık olmaktı aslında
İmkansız aşklar peşinde koşa koşa
Eser kalmamıştı unutmak istediklerinden aklında
İmkansız aşklar için yaratılmışım dedi mırıldanırcasına
Korktu, aşkı “efendim bişey mi dedin? ” die sorunca
“Yok hayır” dedi Sordu, “Pink Floyd dinledin mi son zamanlarda? ”
“Boşver zaten” dedi Aşık Çocuk, “Dinleyemez kimse mutlu zamanlarında”
Ucuz kurtarmıştı durumu, düşündü napardım ben şarkılar olmasa!
Kendi bile inanmıyordu, bu aralar mutlu olmasına
O an gece olsun istiyordu, düşüncelere dalmak yatağında
Evrelerden birindeydi, dünyaya niye geldiğini hatırlatan insana
Son birkez yemin etti hiçbirşey yapmayacağına..
Gerçekten de gece oldu sonunda
Geçirdi kulaklığı kulağına
Pink Floyd iyi gelirdi şimdi ona
Birden bire farketti o anda
Dinleyemezdi Pink Floyd gerçekten mutlu olsa
Aşığım ama dedi sonra
Gerek yoktu tutarlı olmasına
Ertesi gün yaşadığım en güzel gün olacak neden olsa..
(Aşık Çocuğun iPod’undan: Tom Waits – Dead and Lovely)

