Posts tagged aşık çocuk

Bahanelerin büyüteceği yaştayım

0

Daha çok gencim aslında lan. Kimse bakmasın ağardığına saçlarımın, kimse bakmasın kırışıklıklara gözlerimin kenarında duran hani. Hiç biri yaşın getirdiği doğal afetler değil, yemin ederim. Hepsinin ayrı bir anısı vardır ama. Kalbi yüzüne vurmuş derler ya adam, ben onlardanım lan.

Hani seviyorsunuz ya siz, seviyorsunuz, diyorsunuz ya hani çok iyi çocuk… Dünya tatlısı hani; o benim işte…. O kadar tatlıyım ki eridim gittim zaten. Bittim ulan, size yalatacak bir şeyim de kalmadı biliyor musunuz? Tüh…

Ben sadece bırakın gideyim, ben sizden başka hiç bir şey istemiyorum. Ben yukarıdakinden de bir şey istemiyorum. “Allah’ım neden bana bunu yapıyorsun” diye de sormak istemiyorum. artık. Ben arkamda kötülük bırakmak istemiyorum ama demek ki öyle bir leş bırakmışım ki arkamda… Öyle büyük bir günah ki benim bu geçmişim silemiyorum sizi, ne seni, ne seni, ne seni, ne de seni…. Gidiyor bunlar… Sıraya giriyorsunuz.

Bahaneleriniz büyütüyor artık beni. Karşımda yazdığınız masallarla rahat uyuyorum ben geceleri. Hepsine inanasım gelen o masallarınız yanına tatlı geliyor iki duble içkimin. Sıonra da “ah ne ayıp” oluyor ben içince. İçince unutuyorum lan sizi… Hareketlerinizi. Dengenizi… Sevginizi, nefretinizi. Bu saatte bu satırları yazamayacak kadar kafam iyiyse, sabahın körü kahretmesin, artık düşünmemek için. Daha fazla beynimin yanmasını engellemek için…

Çünkü o kadar fazla düşünüyorum ki artık daha fazlasına bünyem tepki veremiyor. Sevginize cevap veremiyorum…O olmayan sevginize cevap veremiyorum çünkü….
Çünkü…
Allah kahretsin ki ben yok olamıyorum…
Ben hala çok gencim lan…
Hala bahanelerinizle büyüyecek bir yaştayım işte…

Prolog

0
Hep bir yerlerde mutlu vardır. Her film de mutlu son ile biter.
Buydu bize gösterilen çocukluğumuzdan beri. Ya da biz böyle bir devrin çocuklarıydık. Sonuçta ne değişiyordu? 3 yaşındayken neysen oydun işte. Her seferinde yine çocuksu bir saflık ile nasıl olur diyorduk.
Daha 9 yaşında ilk aşkını tanımıştın. Sapsarı saçlarıyla senin bundan sonra oluşturacağın güzellik kavramının ana çerçevesini çiziyordu. Çelimsiz bacakları vardı, muhtemelen sonradan güzelleşecekti ama onlarda. Bebek yüzlüydü, bakardı sana yeşil yeşil. İlkokulda annenin özenle kapladığı defterlerin arka sayfalarını gizlice yırtıp ona mesajlar yazardın bir hamle olarak. İlk hamle ondan gelmişti oysa ki. Belki de hayatta her olması gereken derecede saf hareketin büyüdükçe yok olacağına bir kanıttı bu. Ondan sonraki hangi kızdan ilk hamleyi gördün?
Kokulu silgiler vardı, kanser etmesinden korkardık hani koklayınca fazla. Yasak elma gibiydi bizim için. Onun üstünde gelmişti sevgi sözcükleri ilk kez bir kızdan. Almıştın işte yasak elmayı. Bitmişti senin için herşey değil mi? Güya başlıyordu!
Belki de kanserojen etkilerinden biri olarak bunu öngörmüşlerdi. Kanser yapan buydu işte!
Belki sadece elele tutuşmak basitti, belki de herşeyin basit olması daha güzeldi. Zaten o çocuksu ruhu bir daha yakalayamayacaktın. Sana 15 yıl sonra karşına çıktığında diyecekti zaten…
“Hayatımda tek masum kalan sensin, bırak beni gideyim…”
Bu kadardı işte…
O mahalleden taşındığın gün bitmişti aslında senin için aşkın büyüsü. Gerisi bundan sonra sadece seni yormaya, yontmaya ve yaşlandırmaya eğilimli maceralar olarak kalacaktı. Ama sen bunu bilemezdin, uygun değildi bir kere… Ne yaşına, ne başına…
Yıllar geçti öyle…

En güzel hikayem bu kadar da kısa işte…

0

Bana böyle dedi:

“Seninle iki tost ekmeği kadar yakın olabilirdik tabii ki; araya kaşarlar girmeseydi.”

Ben de;

“Kaşarlı veya kaşarsız tost olacağıma, üstüme nutella sürdürüp ısırılmayı tercih ederdim”.

dedim. Sonra üzüldüm gerçekten söylemek istediğimi söyledim; yani,

“Dur; aslında ben seni seviyorum” dedim;

o da bana,

“Teşekkürler”, dedi.

Sonrası mı?

Tabii ki mutlu son… Ne sandın, görmüyor musun, güvercin besliyoruz ya işte…

Evet, bu da benim en güzel hikayem…

Bir anlık düşünceler

1

Çok farklı dünyaların insanlarıyız biz seninle.

Sen benim küçük sincabımsın, ben de senin minik kedin.

Nereden çıktı deme bunları, geçen gün uydurduğum hikayenin baş kahramanları…

Sen beni bırakıp gidiyorsun ya hani, ona benzettim biraz…

O upuzun bacaklarına hiç değinmedim mesela…

Ya da kapkara gözlerine…

Ah o dudakların…

Bir de incecik bileklerine…

Hiç bir zaman sevişmedik ki biz seninle,

bilmem aslında nasıl bir derdin vardı benimle?

Okuldan kalmış bir resminle

bakıştığım anlardan birinde,

sinirden sadece

seni daha çok sevebilirim diyebilmişim

zamansızca ve sessizce…

Ve şimdi ise sadece öpüşmekten geriye kalan senden, kalbimde çıkmış bir uçuk…

O uçuk kadar zamansız bile olsa bir sincap gibi zıplayarak gelirdin beni görünce,

gülümseyerek hatırlayabildiğim kadarıyla en derinde, o yüzden verdim adını öyle.

Ben ise sen ne zaman çağırsan gelen bir kediydim ya hani şu Himalayan olanlarından, somurtuk…

Eninde sonunda zaman geldi geçti işte,

karanlığa gömüldü Nuh’un gemisi sandığım ilişkimiz.

Oysaki sadece 3-5 mesajlaşmanın direklerini dövmüş,

içkili gecelerin orta açtığı yalan sevgimiz…

Şimdi anladım güzelim,

dedim ya,

çok farklı dünyaların insanlarıyız biz seninle.

Ve sonunda neler olduğu da malum değil mi?

Bir anlık düşünceler için kaybetmişiz,

masumiyetimizi,

onca günahkar yaradan sonra,

teninin kokusundan yoksun,

isimsiz gecelerden birinde…

A short story of a lonely guy

0

Lost the words,lost my nerve, lost the girl, left a line
I would wish upon a star, but that star, it doesn’t shine
So read my book with a boring ending
A short story of a lonely guy
Who fell behind

She makes me feel like it’s raining outside
And when the storm’s gone i’m all torn up inside
I’m always nervous on, days like this like the prom
I get too scared to move, cause i’m still just a stupid worthless boy

photo taken: acerbicacad.wordpress.com

Blink 182 grubundaki elemanları hep sıfatsız zibidi punk gençliği olarak tanımlamışımdır genelde ama bir şarkıları var ki gittikçe anlamlanıyor bende…
O da üstteki.

Ne de güzel demişler…

Kimselere inandıramasam da, belki de doğru, dışarıya bunu yansıtamasam da olaylar böyle yaa…

Ben herkes anlamaz, anlayamaz diyorum; bunu zaten beklemiyorum da.

Sadece herşey bundan ibaret, söylenecek de pek bir şey yok.

Ben herşeyi tekrar edemeyeceğim, zira şarkı bence özet geçiyor herşeyi…

Zamanla değişiyor herhalde her şey

0

Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Sana yazılanlar da belki. Sana özeller hep bende. Saklıyorum onları. Sadece sen göresin diye. Peki, neden bunlar burada? diye sorarsın bunun üstüne. Öyle işte, burası benim mabedim. Utandığımdan olsa, burada olmaz. Utandırmak istesem, zaten yapamam. Utangacım ki zaten. Bunlar da değil. olsa zengin olmuştum ya…

Sana yazılanlar… Evet…
Değişiyor görüyorsun belki. Eskisi gibi yazamıyorum senin için. Heyecan gitti belki de. Ya da artık kabuk bağlarken sen de altında mı kalıyorsun diye soruyorum kendime hemen kandırırcasına… Hayır… Hayır… Yok öyle bir şey… Sadece… Temkinliyim biraz daha. Ya da artık seni kendime daha çok saklıyorum.
Söndürmek için en iyi yol üstüne toprak atmaktır ateşin. Toprak bedenimse, bırak içimde yan sen.

İnanmadığını biliyorum. Buradaki hiç bir kelimeye hem de. Önemli değil ki… Birkaç saat önce yazdığım gibi, bazen yeni bir başlangıç gerek ama şu ana kadarkilerin de doğru olduğunu anlamak vs… Öyle işte… Bunların burada durmayacağını, seni görsem, biliyorum. Hepsi yüzüne yüzüne gelecek. Ondan sonrası da senin. İster al onları geri çal kafama, ister tut sen de içinde büyüt.

Artık sana güzel bir şeyler yazmak gelmiyor içimden. İstemiyorum fazla. Çünkü daha fazlasına ulaşamıyorum. Arada gelirse de işte, bir of çekiyor geçiyorum…

“Ben aptalım!”
Bu şekilde çok başladım seni anlatmaya en yakın arkadaşlarıma. Bunun iç acıtması nasıl bilir misin? Çok değişik… Bir an yanımdasın, bir sonrakinde çok uzakta… Aptal mıyım? Hayır. Boşlukta mıydım? Evet. Şanssız mıydım? İki yönlü. Seni tanıdım, büyük şans; zamanlama ve dengeler, büyük şanssızlık…

Herşeyi bıraktım… Sadece, bir an olsun sana artık eskisi gibi bakamadığımı farkediyorum. Gözden uzaklıkla alakası? Çok… Görsem ne yaparım? Aklıma bile getiresim yok. Seninleyken nasıl eğleniyorsam, bir o kadar eğleniyorum sensiz… Ama her yazıda bir cümle ile geçiştirdiğim “bir şeyler eksik” kalıbını çıkartıp atamıyorum. Nereye gitsem sen oluyorsun bir şekilde.

Sıkılıyorum sonra bundan. Artık sana bir şey yazamıyorum. Boşa satır harcamak olarak bakasım geliyor. Sonra bir bakmışım, bir daha alıyorum. Nasıl oluyor? Bilmiyorum.

Kurtarıcı demişim ya. Kelime haznem genişlemedi. Ona daha fazla anlam yüklüyorum artık. Sana o gözle “bakarken”, “birtanem”i göresim var çünkü. Vardı da hep. Ama anlam yükleme sorunlarımdan, kalbim “mavi ekran” çıkartmış o ara hep. Çaktım formatı…

Artık sana birşeyler yazasım gelmiyor. Her yazışımda sana daha yakınlaştığımı zannedip, tam tersini yaşıyorum.

Gelmiyor sana yazasım içimden. Seninle geçirdiğim iki ayı kelimelere döktüm zaten bir not defterine, daha fazlası olmuyor.

Artık sana birşey yazasım gelmiyor. Herkes gibi ben de çekiniyorum düşüncelerden.
“Şımartma, üstüne gitme, bırak o gelsin, gelmezse zaten seni sallamıyordur, keşke onu yapmsaydın, bunu etmeseydin…” Eeeh! Yeter!

Bunlar seni pohpohlamak mı? Üstüne mi gelmek? Seni korkutmak mı? İrrite mi olunuyor?

Ne derse desinler, ne dersen de…

Bunlar…

Sadece yalan. Birazcık dürüstçe ve safça yaklaşıp, taktiklerden uzak ne hissetiysem onu yansıtmam ise asıl gerçek; ben zaten öyle bir şey istemiyorum.

Şimdi dur düşün…

Bu yazıyı okuyorsan eğer, ben sana nasıl yazamıyorum? Seni nasıl sevmiyorum? Seni nasıl düşünmüyorum? Senden nasıl nefret edebilirim?!

Senden kendimi korumak için nasıl acayip davranışlar gösterip, göstere göstere yalancıktan cümlelerle gerçekleri nasıl inkar ediyorum?

Biraz düşün…
Benim seni her gün düşündüğümün sadece milyonda biri bile yeter…

Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Bendeki “sen” dışında.
Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Ben dahil.
Zamanla değişiyor herhalde her şey.
Sendeki “ben”… Meçhul.

Aşık Çocuğun Hikayeleri #4

0

astronot olmayı diledi tanrıdan
Tek hayali fırlatılmaktı bir mekik içinde dünyadan
Anlamıştı artık hayır yoktu o büyük aşkından
Madem dünyevi mutluluklar yalandi ona, kaçacaktı buralardan..

Aşık Çocuğun Hikayeleri #3

0

daha güzel birini görünce aşkından
Düşündü neydi onu aşkına aşık yapan
Öylece kaldı, bulamadı sağlam bir neden
Yapamadı üçgün üç gece bunu düşünmeden
10 sene sonra oynarken çocuklarıyla aşkından olan
Hala atamamıştı bunu aklından..

Aşık Çocuğun Hikayeleri #2

0

Sabah kalktığında bir sıkıntı vardı içinde,
Geçti hepsi tuvalete girince birdenbire..

Aşık Çocuğun Hikayeleri #1

0

Sigarasını içti hüzünlü, sanki efkar dağıtırcasına
Aslında kıpır kıpırdı içi kelebekler uçarcasına
Mutluydu O gün, aşkının gerek yoktu aramasına
Onu düşünerekte güzel geçerdi zaman tek başına

Çok iyi bir çocuk olduğu halde
Kıyaslayamazdı kendini aşkının karşısında
Bir çöküntü bir mutluluk hallerinde
Emindi herzaman o günün yaşadığı en güzel gün olduğuna

Kahve, ikinci sigara sonunda
Karar verdi ne yapıp ne yapmayacağına
Bunlar neler yapmayacağıydı aslında
Ve uzun uzun zaman sonra
Görecekti aldığı karara bağlı kaldığına

Şaşırdı gerekli olmadığo halde telefonunun çalmasına
Aşkının onu düşünmüş olup aramasına
Ve hatta onu görmek istiyor olmasına
Genede daha mutlu olmadı, eskiler gelince aklına

Her kendini mucize sanar tamam dedi ama
Ya bu sefer aşka göre de mucize deilse olanlar ona
Gene de yıkandı, giyindi fırladı sokağa
Buluştu başkasına aşık aşkıyla..

Artık unutmayı öğrenmişti yıllar sonrasında
Sır, bir başkasına aşık olmaktı aslında
İmkansız aşklar peşinde koşa koşa
Eser kalmamıştı unutmak istediklerinden aklında

İmkansız aşklar için yaratılmışım dedi mırıldanırcasına
Korktu, aşkı “efendim bişey mi dedin? ” die sorunca
“Yok hayır” dedi Sordu, “Pink Floyd dinledin mi son zamanlarda? ”
“Boşver zaten” dedi Aşık Çocuk, “Dinleyemez kimse mutlu zamanlarında”
Ucuz kurtarmıştı durumu, düşündü napardım ben şarkılar olmasa!

Kendi bile inanmıyordu, bu aralar mutlu olmasına
O an gece olsun istiyordu, düşüncelere dalmak yatağında
Evrelerden birindeydi, dünyaya niye geldiğini hatırlatan insana
Son birkez yemin etti hiçbirşey yapmayacağına..

Gerçekten de gece oldu sonunda
Geçirdi kulaklığı kulağına
Pink Floyd iyi gelirdi şimdi ona

Birden bire farketti o anda
Dinleyemezdi Pink Floyd gerçekten mutlu olsa
Aşığım ama dedi sonra
Gerek yoktu tutarlı olmasına

Ertesi gün yaşadığım en güzel gün olacak neden olsa..

(Aşık Çocuğun iPod’undan: Tom Waits – Dead and Lovely)

Go to Top