Posts tagged Anılar

Prolog

0
Hep bir yerlerde mutlu vardır. Her film de mutlu son ile biter.
Buydu bize gösterilen çocukluğumuzdan beri. Ya da biz böyle bir devrin çocuklarıydık. Sonuçta ne değişiyordu? 3 yaşındayken neysen oydun işte. Her seferinde yine çocuksu bir saflık ile nasıl olur diyorduk.
Daha 9 yaşında ilk aşkını tanımıştın. Sapsarı saçlarıyla senin bundan sonra oluşturacağın güzellik kavramının ana çerçevesini çiziyordu. Çelimsiz bacakları vardı, muhtemelen sonradan güzelleşecekti ama onlarda. Bebek yüzlüydü, bakardı sana yeşil yeşil. İlkokulda annenin özenle kapladığı defterlerin arka sayfalarını gizlice yırtıp ona mesajlar yazardın bir hamle olarak. İlk hamle ondan gelmişti oysa ki. Belki de hayatta her olması gereken derecede saf hareketin büyüdükçe yok olacağına bir kanıttı bu. Ondan sonraki hangi kızdan ilk hamleyi gördün?
Kokulu silgiler vardı, kanser etmesinden korkardık hani koklayınca fazla. Yasak elma gibiydi bizim için. Onun üstünde gelmişti sevgi sözcükleri ilk kez bir kızdan. Almıştın işte yasak elmayı. Bitmişti senin için herşey değil mi? Güya başlıyordu!
Belki de kanserojen etkilerinden biri olarak bunu öngörmüşlerdi. Kanser yapan buydu işte!
Belki sadece elele tutuşmak basitti, belki de herşeyin basit olması daha güzeldi. Zaten o çocuksu ruhu bir daha yakalayamayacaktın. Sana 15 yıl sonra karşına çıktığında diyecekti zaten…
“Hayatımda tek masum kalan sensin, bırak beni gideyim…”
Bu kadardı işte…
O mahalleden taşındığın gün bitmişti aslında senin için aşkın büyüsü. Gerisi bundan sonra sadece seni yormaya, yontmaya ve yaşlandırmaya eğilimli maceralar olarak kalacaktı. Ama sen bunu bilemezdin, uygun değildi bir kere… Ne yaşına, ne başına…
Yıllar geçti öyle…

İçi beni dışı seni yakar

1

Hepsinin farklı özlemi, hepsinin farklı tadı var zaten. Güzellik, iyiliği geç eski fotoğraflarına baktığımda hepsinin yüzündeki o mutluluğu dondurdum ben beynimde. Onları görüyorum. İçimdeki iyi çocuğun yaptığı küçük resimler bunlar, hiçbiri canımı acıtmadı ki, sadece bir parçasını aldı götürdü. Ben ise hepsine onu yaralanmış bir şekilde verip iyileştirmelerini bekledim. Belki de en büyük yanlış buydu. Kendi söküğünü dikmekti gerekli olan. Belki de işte bu hediye korkuttu onları. Hani o çok bekledikleri yüzüğü alınca şaşıranlar var ya, hani bir anda korkanlar… Belki o yüzük bunun yanında bile o kadar değersizdi ki. Basit bir şey değildi bu, hiç bir zaman olmadı. Mutluluğu aramanın peşinde geçirdiğin acı nöbetlerinden de pişman değilim. Hepsini istediğim, izin verdiğim için yaptım.

Ellerimden kayışlarını izledim her seferinde… El salladık ya arkalarından hani… Pişman değiliim ki. Hepsinin yeri ayrı ben de… Acımıyorum… Yakmıyorum gemileri, batırmıyorum…

Tek üzüldüğüm, ne biliyor musunuz? Sadece göremeyecek kadar kör olmuşsa bu millet, benim de elimde verecek bir şey kalmamış işte…

Ben korkuyorum dediğimde, ilgi çekmek için değil ki… Saklayamadığımdan sadece…

Geçmiş izler

0

İzler geçmiş mi diye sordum kendi kendime?

Çok takıldı kafama, neredesin şu an; nasıl bir kafadasın diye sordum.

Kendi kendimi çürüttüm bir onbeş dakika.

Hani o ağlayıp sızlandığın, hani o kalbini büküp büküp koparırcasına daralttığın anılardan bahsediyorum sana.

Geçti mi?

Geçti…

Zor oldu ama, geçti…

İzleri geçti mi?

Hala peşimde. Söyleyemem yalan.

Ben yeni aşkların izindeyken, o izler de benim peşimde.

Zorlaştırıyorlar, yanlış yola saptırtıyorlar bazen ama bir şeyi unutmuşlar.

Ben kendimi korumayı da öğrendim…

Sadece üzüldüğüm;

bir kovalamacadan ibaret derlerken, ben bunu anlamamıştım.

Yıllar sonra

1

Olur da yıllar sonra gidersen geçmişe bulacaksın beni hemen o sokağın başında. Görüşeceğiz elbet, kaçamayacaksın o çıkmaz sokaktan. Elinde yıllar öncesinden kalan bir hediye, biraz eskimiş ama yıllandıkça değerlenen, şarap misali hani, bırakacaksın elinden. Yerçekimi bu kanundur, kırılmaz, esnemez… Gözyaşına da acımayacak elbet. Bakacaksın sadece boş ve buğulu gözlerle… Zamanında söylenen her söz geri çarpacak suratına teker teker. Herşeyi yapamazmışım diyeceksin, doğruluğunu kanıtlayarak. Yıllar sonra…

P.S.: Şarkı tam yazacağım şeyin üstüne geldi, bu ara dinliyordum zaten – filmin finali de inanılmazdır, o yüzden onunla da süsleyeyim dedim… İzleyin.

“O an”lar

0

Hayatta “o an”lar var ya hani. Bir saniye, bir nefeslik zaman aralığı… Sevindiğin, üzüldüğün, şaşırdığın, utandığın…

Hatırlarım Matematik dersiydi, Almanca görürdük biz o dersleri, Türkçesini gerçekten şimdi çıkartamadım ama fonksiyon grafiklerinde bir “Wendepunkt” vardı, bir anda grafiğin eğimi artıdan eksiye giderdi…
Hah, yine yaptım mühendisliğimi. Zaten başıma ne geldiyse bu analitik kafadan geldi… Stratejik olamadık… Analitik olduk. Nanik oldu her şey sonunda… Komik olsun diye yazmadım, saçmalama demeyin boşuna. Gerçekten öyle. Eğime geri dönelim işte o dönüş vardır ya hani, hayatta da öyle… O nokta bir zaman aralığıdır, dönüşler ise dönüm noktaları…

İlişkilerde de böyle…

Eski resimlerini hala açıp da baktığın insan için aklına gelen tek zaman da ilk odur farkında mısın?

Ne bir gülüşü, ne ağlayışı ne seni istemediğini söyleyişi, ne başkasıyla elele tutuşması…

O andır…

O andır, herşeyi rezil eden zaten…

O andır, “The End” yazısını rüya filminin sonuna ekleyen…

O andır, sihirli kelime “acaba?” ile başlayan ve biten cümleleri sarfettiren…

Bir mesaj, bir kelime, iki gözyaşı, üç noktalı sessizlikler, yalanlar, sahte öpüşmeler….

Geri almak istesen alamazsın, iyileştirmek için ise öyle derinden yaralamış ki o küçücük, minicik zaman aralığı dediğin bıçak…

Sonunda gelir seni de yaralar…

Ve her yara kabuk sardığında, kaşırsın…

Her kaşıdığında ise unutmak istediklerin kabuğundan sıyrılır, çıkar…

Marifet ise…

Sadece yara izine bakıp bakıp tepkisiz kalmak.

İçin için kanıyor olsa bile…


Elbet iyileşecek o yaralar be kanka…

adın ne?

0

Remember_Name_Button_000geçen seneydi galiba.
yine bizim mekanlardan birindeydik.
yine kafam iyiydi. zaten hep öyleydi. yine mutluydum o gece.
gördüm hatunu.
eh işte var gideri.
barda kapattı kapatacak hani.
bir an gözgöze geldik. dedim kendi kendime koş, son viraj.
usulca yaklaştım hani, dedim “selam, adın ne?”.
dedi bana “sana ne?”
ben de “oha güzelmiş” dedim.
sonra da çıktım gittim.
dipnot da var;
manitası da varmış orda.

güzel bi anıydı.
en azından adını hatırlıyorum hatunun baksana.

İyiyiz iyi…

0

Şu an şirketteyim, kahvaltımı ettim bizim şirketin içindeki bahçeye doğru bir de çayımı içtim; arkadaşlarımla sabah sabah geyiğimizi yaptık, rutin olanından öyle böyle anlattık. Hatta taa gittik Roma’lara, Toskana bölgesine anılarımızda.

Şimdi oturdum bir tane yeni program önerdi fabrika tarafından bir iş arkadaşım bulmuş işte bizim şirket networkünde bile çalışıyor, yasaklı değil, ne de güzelmiş diye. Radyo dinliyorum orada lounge tadında, huzur dolu.

Düşünüyorum geçmişimi çok da geriye gitmeye gerek yok zira, çok acılar çekmişim, çektirmişim, kendime de başkalarına da belki sebepli sebepsiz; bilerek, bilmeyerek ama gel gör ki artık önümüze bakmak lazım sanırım.

Şu an birazcık da olsa gülümsüyorsam nedendir diye soruyorum ve aklıma tek cevap geliyor: E, mutluyum da ondan?! Düşünmüyorum bir bir atladığım hendekleri artık, önümdeki engelleri ya da.

Askere mi gitmek? Amaaan, sonuçta Türk evladıyız gider geliriz diyip geçiyorum, yormuyorum nasıl geçecek onca şafak diye… Ne olacak ki, zaman değil mi bak işte geçmiş gitmiş 26 yıl bir çırpıda. Arta kalan sadece mazi.

Sevgi mi mı? Ohoo, diyorum bana uzak – ulaşmak isteyen de yok ki. Olsa kapım açık o farklı. İstediğim biri de yok değil hani. Geçmişe dönüşlerim mevcut belki biraz ama kafa rahat artık. Çok sallamıyorum.

Okul mu? Bitirdin ya ulan işte daha nereye kadar diyorum erteliyorum onunla ilgili ekstra hedefleri – keyfine bak işte.

İş, kariyer mi? Gelir geçer, altyapı sağlam sebat gerek deyip bakıyorum önüme, işime. Olur elbet bizden de birşey.

Sevdiğim kıza bile artık mesaj çekesim gelmiyorsa, benden geçmiş demek değil bu sadece biraz huzuru bulmuşumdur belki o. Yanıma eküri olacaksa gelir o deyip geçiyorum. Aynı arkadaşlarım gibi. Sağolsun hepsi tay gibi benden eksik kalmıyor.

E mutluyum işte, ne güzel değil mi?

Yaz geldi yaz… Eskisi gibi değil bu sefer hem.

Hem bir kardeşimin dediği gibi.  Hayırlısı ya. Rahat olmak lazım.

Helal Olsun

0

geceler zehir, geceler kara
uçasım gelir kanadım yara
yaralar derin seneler kadar
açılın geri

Unuttum herşeyi, unutmamak için savaşlar kaybettim, unuttum. Mutlu olmaya kara verdim, plastik hayaller, elimde camlara doldurulmuş sıvılar, kağıtlar arasına sarılmış bitkiler… Ah demedim. Evime geldim kafamı yastığıma koydum, bu gece, her gece. Umursamadım. Mutlu uyandım. İlk sigaramı düşündüğüm kadar düşünmedim seni…

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Amaçsız yazılarım ve sen. Sen kendini bilemezken ben nası biliyim sensiz beni. Yazdım ama. Hala.. bile dedim sana. Yalan aslında. Hala’larım bitti sana. Hayatmın tüm sıkıntılarını senle simgeledim belki de. Çok anlam yüklemek aslında anlamsızlaştırmak. Aynı gerçekler aynı bok aynı sen, meraklı insanlar, boktan anneler, değerli sıfatlar altında yaşayan değersiz sefiller.

geceler benim geceler bana
unutun beni …

diyor ya işte. Böyle bişey. Ben üzülmeyi bırakmışım. Sen anlamsızlaşmışın. Bitmiş gitmişi bile geçmiş. Ama bir şekilde girme hayatıma ki ben nefret etmeye devam edebiliyim senden. Seni, değersizliğini değerlendirmiyim. Gizli mektup çıkmasın kitabımın arasından, ağlama her rüyamda bana. Uzanmasın ellerin bana, senden kalan alışkanlığım varsa kahvemi sütlü bile içerim. Sikiyim basit çok basit.  Tek çözüm bende biliyorum ama ben üzülmeye razıyım ağlayan seni görünce. Affetmiycem kendi içimde bile.

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Geriye dönmek değil. Bu hissetmek değil, duygu değil. Klişe biraz. İnanmadığım kader bu, ironiyi sevmemin cezası, hayatın şaşırtması bu. İçinde olmadığım bu türk filmine koyayım. Alacağımı aldım, helal bile olsun…

Ben ve Mick

2

Eve dönüş yolum uzun. Düşünmek için, yazmak için, dinlemek için bolca zaman demek.

Açtım bugün Rolling Stones’u. “Mick Baba neşelendir!” dedim. Bak, dedim, derdim çok, derman ol… Az bir dinle, dedim; anlattım da herşeyi, burada yazdığım tüm hadiseleri…
Dedim “ağladım da..”
O dedi:

“Are you fool to cry?… It makes me wonder why…”

Aptallıksa aptalım, dedim. “En azından ona dürüsttüm, açtım ona kendimi” dedim. Onu istedim, dedim. O da dedi, boşver evlat…

“You can’t get always what you want..
But if you try sometimes you get what you need…”

İyi de, dedim, ihtiyacım belki oydu. Kesti sözümü. Ne yani, dedi, hiç sana:

“I come to your emotional rescue!”

dedi mi diye dordu çat diye. Bir an sustum. Abi, dedim, senden birşey rica edebilir miyim?
“Buyur” dedi.

“I got the keys to your love”

diyerekten mırıldansa dedim…
“Ooo!” dedi, “sen abayı yakmışsın!”
Mırıldandı biraz; kendiliğinden değiştirdi daha sonrasında:

“Well I told you once and I told you twice
You never listen to my advice…
…Well this could be the last time
This could be the last time”

Doğrudur dedim, eşlik ettim:

“…It’s too much pain and too much sorrow
How good, I’ll feel the same tomorrow…”

“Yorulmuşum” dedim. “Herşey üstüme geliyor, herşey karanlık…”

Çıldırdı herif, bğaırmaya başladı!

“I see a red door and I want it painted black
No colors anymore I want them to turn black
I see the girls walk by dressed in their summer clothes
I have to turn my head until my darkness goes”

“Çok severim, dayanamadım” dedi.
“Abi, damardan girdin sen de ama yaa!” dedim, “Tam üstüne bastın, bak bariz bitmişim işte ben!”

“Ain’t it funny how things happen
Just as we think we’ve got it all straight
Everything seems to be moving forward
But instead we just sit around and wait

I’m losing my touch, yeah
Losing my touch
Losing my touch baby, way too much”

Boş boş baktı bir an.

“Love is strong and you’re so sweet
You make me hard you make me weak
Love is strong and you’re so sweet
And some day, babe we got to meet”

Böyle düşünmüyorsun aslında değil mi, diye sordu, çünkü bana öyle gibi geldi diye de ekledi. “Belki de…” dedim, “duymuyordur, okumuyordur bile… Kimbilir kiminle, nerede?”
Aklımdan soruyordum bu soruları kendime, kapadım gözlerimi…

“It’s three in the afternoon
Then I realize
That she’s really gone for good
Anybody seen my baby
Anybody seen her around
Love has gone and made me blind
I’ve looked but I just can’t find…”

“Ama”, dedim, “az da olsa anılarım var onunla güzel.”

“Under my thumb
A siamese cat of a girl
Under my thumb
She’s the sweetest, hmmm, pet in the world …”

“Bu da güzel bir şey be koçum”, dedi, “ne güzel işte!”
“Evet! Hatta biliyor musun bazen şu sözleri açıp söyleyesim de gelmiyor değil”

“I’ve been holding out so long
I’ve been sleeping all alone
Lord I miss you
I’ve been hanging on the phone
I’ve been sleeping all alone
I want to kiss you”

Yap, dedi. Yok, dedim, korkuyorum üzülmekten daha fazla..

…….

Derken uyandım.
’uma baktım, gülümsedim sana, penceredeki yansımana; istemdışı mırıldanmaya başladım:

“I KNOW IT’S ONLY ROCK’N ROLL, BUT I LIKE IT!”

P.S.: Mert, caz iyidir süperdir ama birşey eklemem lazım… Akıllı adam caz dinler, eyvallah, daha akıllısı biraz da özgür olanıdır, çılgın olanıdır. Onlar da ek olarak Rock’n Roll dinler! Haksız mıyım? :)

Eskici

0

Annem ve babam çalıştığından ötürü küçüklüğümün büyük bir bölümü anneannemin yanında geçti. Feriköy’deki o küçük sokakta büyüdüm diyebilirim aslında. İlk hayvan sevgisini orada tattım (ki bu bir başka yazı konusu olacak) ama bugün aklıma çok farklı bir şey geldi mazide kalan…

Her sabah gelen sütçüden sonra sokakta yanık bir bağırış duyardım. Geçen amca, yüzü muhtemelen o önündeki tahta arabayı itmekle sağladığı hayatın derdinden, tasasından kırışmış; sesi az çok bir keyfi olan sigaradan hafif çatallaşmış bir eskiciydi.

Çok dert ederdim, neden benim ona verecek bir eşyam yok diye. Hep olurdu arabasında 3-4 eski eşya..

Şimdi dönüp bakıyorum da, insan da kendi kendisinin eskicisi gibi.

Bir zamanlar umutla, mutlulukla, şevkle yaşadığınız anlar ve şimdi eskimişse ve değerini yitirmişse; tek yapılacak şey onu arabanın önüne atmak olur… Bazılarını belki tutarsınız ama bazıları dökümhaneye gitmelidir artık…

Artık benim de eskiciye verecek birşeylerim var sanırım…

Go to Top