arşiv

yazılar buna göre etiketlendi; ‘Anılar’

adın ne?

Perşembe, 05 Kas 2009 Arif yorum yok

Remember_Name_Button_000geçen seneydi galiba.
yine bizim mekanlardan birindeydik.
yine kafam iyiydi. zaten hep öyleydi. yine mutluydum o gece.
gördüm hatunu.
eh işte var gideri.
barda kapattı kapatacak hani.
bir an gözgöze geldik. dedim kendi kendime koş, son viraj.
usulca yaklaştım hani, dedim “selam, adın ne?”.
dedi bana “sana ne?”
ben de “oha güzelmiş” dedim.
sonra da çıktım gittim.
dipnot da var;
manitası da varmış orda.

güzel bi anıydı.
en azından adını hatırlıyorum hatunun baksana.

İyiyiz iyi…

Cuma, 19 Haz 2009 Arif yorum yok

Şu an şirketteyim, mı ettim bizim şirketin içindeki bahçeye doğru bir de çayımı içtim; ımla sabah sabah geyiğimizi yaptık, rutin olanından öyle böyle anlattık. Hatta taa gittik Roma’lara, Toskana bölgesine ımızda.

Şimdi oturdum bir tane yeni program önerdi fabrika tarafından bir iş arkadaşım bulmuş işte bizim şirket networkünde bile çalışıyor, yasaklı değil, ne de güzelmiş diye. Radyo dinliyorum orada lounge tadında, huzur dolu.

Düşünüyorum geçmişimi çok da geriye gitmeye gerek yok zira, çok acılar çekmişim, çektirmişim, kendime de başkalarına da belki sebepli sebepsiz; bilerek, bilmeyerek ama gel gör ki artık önümüze bakmak lazım sanırım.

Şu an birazcık da olsa gülümsüyorsam nedendir diye soruyorum ve aklıma tek cevap geliyor: E, mutluyum da ondan?! Düşünmüyorum bir bir atladığım hendekleri artık, önümdeki engelleri ya da.

Askere mi gitmek? Amaaan, sonuçta Türk evladıyız gider geliriz diyip geçiyorum, yormuyorum nasıl geçecek onca şafak diye… Ne olacak ki, zaman değil mi bak işte geçmiş gitmiş 26 yıl bir çırpıda. Arta kalan sadece mazi.

Sevgi mi aşk mı? Ohoo, diyorum bana uzak – ulaşmak isteyen de yok ki. Olsa kapım açık o farklı. İstediğim biri de yok değil hani. Geçmişe dönüşlerim mevcut belki biraz ama kafa rahat artık. Çok sallamıyorum.

Okul mu? Bitirdin ya ulan işte daha nereye kadar diyorum erteliyorum onunla ilgili ekstra hedefleri – keyfine bak işte.

İş, kariyer mi? Gelir geçer, altyapı sağlam sebat gerek deyip bakıyorum önüme, işime. Olur elbet bizden de birşey.

Sevdiğim kıza bile artık mesaj çekesim gelmiyorsa, benden geçmiş demek değil bu sadece biraz huzuru bulmuşumdur belki o. Yanıma eküri olacaksa gelir o deyip geçiyorum. Aynı ım gibi. Sağolsun hepsi tay gibi benden eksik kalmıyor.

E mutluyum işte, ne güzel değil mi?

Yaz geldi yaz… Eskisi gibi değil bu sefer hem.

Hem bir kardeşimin dediği gibi.  Hayırlısı ya. Rahat olmak lazım.

Helal Olsun

Pazartesi, 06 Nis 2009 Merrt yorum yok

geceler zehir, geceler kara
uçasım gelir kanadım yara
yaralar derin seneler kadar
açılın geri

Unuttum herşeyi, unutmamak için savaşlar kaybettim, unuttum. Mutlu olmaya kara verdim, plastik hayaller, elimde camlara doldurulmuş sıvılar, kağıtlar arasına sarılmış bitkiler… Ah demedim. Evime geldim kafamı yastığıma koydum, bu gece, her gece. Umursamadım. Mutlu uyandım. İlk sigaramı düşündüğüm kadar düşünmedim seni…

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Amaçsız yazılarım ve sen. Sen kendini bilemezken ben nası biliyim sensiz beni. Yazdım ama. Hala.. bile dedim sana. Yalan aslında. Hala’larım bitti sana. Hayatmın tüm sıkıntılarını senle simgeledim belki de. Çok anlam yüklemek aslında anlamsızlaştırmak. Aynı gerçekler aynı bok aynı sen, meraklı insanlar, boktan anneler, değerli sıfatlar altında yaşayan değersiz sefiller.

geceler benim geceler bana
unutun beni …

diyor ya işte. Böyle bişey. Ben üzülmeyi bırakmışım. Sen anlamsızlaşmışın. Bitmiş gitmişi bile geçmiş. Ama bir şekilde girme ıma ki ben nefret etmeye devam edebiliyim senden. Seni, değersizliğini değerlendirmiyim. Gizli mektup çıkmasın kitabımın arasından, ağlama her rüyamda bana. Uzanmasın ellerin bana, senden kalan alışkanlığım varsa kahvemi sütlü bile içerim. Sikiyim basit çok basit.  Tek çözüm bende biliyorum ama ben üzülmeye razıyım ağlayan seni görünce. Affetmiycem kendi içimde bile.

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Geriye dönmek değil. Bu hissetmek değil, duygu değil. Klişe biraz. İnanmadığım kader bu, ironiyi sevmemin cezası, ın şaşırtması bu. İçinde olmadığım bu türk filmine koyayım. Alacağımı aldım, helal bile olsun…

Ben ve Mick

Cuma, 27 Mar 2009 Arif yorum yok

Eve dönüş yolum uzun. Düşünmek için, yazmak için, dinlemek için bolca zaman demek.

Açtım bugün Rolling Stones’u. “Mick Baba neşelendir!” dedim. Bak, dedim, derdim çok, derman ol… Az bir dinle, dedim; anlattım da herşeyi, burada yazdığım tüm hadiseleri…
Dedim “ağladım da..”
O dedi:

“Are you fool to cry?… It makes me wonder why…”

Aptallıksa aptalım, dedim. “En azından ona dürüsttüm, açtım ona kendimi” dedim. Onu istedim, dedim. O da dedi, boşver evlat…

“You can’t get always what you want..
But if you try sometimes you get what you need…”

İyi de, dedim, ihtiyacım belki oydu. Kesti sözümü. Ne yani, dedi, hiç sana:

“I come to your emotional rescue!”

dedi mi diye dordu çat diye. Bir an sustum. Abi, dedim, senden birşey rica edebilir miyim?
“Buyur” dedi.

“I got the keys to your love”

diyerekten mırıldansa dedim…
“Ooo!” dedi, “sen abayı yakmışsın!”
Mırıldandı biraz; kendiliğinden değiştirdi daha sonrasında:

“Well I told you once and I told you twice
You never listen to my advice…
…Well this could be the last time
This could be the last time”

Doğrudur dedim, eşlik ettim:

“…It’s too much pain and too much sorrow
How good, I’ll feel the same tomorrow…”

“Yorulmuşum” dedim. “Herşey üstüme geliyor, herşey karanlık…”

Çıldırdı herif, bğaırmaya başladı!

“I see a red door and I want it painted black
No colors anymore I want them to turn black
I see the girls walk by dressed in their summer clothes
I have to turn my head until my darkness goes”

“Çok severim, dayanamadım” dedi.
“Abi, damardan girdin sen de ama yaa!” dedim, “Tam üstüne bastın, bak bariz bitmişim işte ben!”

“Ain’t it funny how things happen
Just as we think we’ve got it all straight
Everything seems to be moving forward
But instead we just sit around and wait

I’m losing my touch, yeah
Losing my touch
Losing my touch baby, way too much”

Boş boş baktı bir an.

“Love is strong and you’re so sweet
You make me hard you make me weak
Love is strong and you’re so sweet
And some day, babe we got to meet”

Böyle düşünmüyorsun aslında değil mi, diye sordu, çünkü bana öyle gibi geldi diye de ekledi. “Belki de…” dedim, “duymuyordur, okumuyordur bile… Kimbilir kiminle, nerede?”
Aklımdan soruyordum bu soruları kendime, kapadım gözlerimi…

“It’s three in the afternoon
Then I realize
That she’s really gone for good
Anybody seen my baby
Anybody seen her around
Love has gone and made me blind
I’ve looked but I just can’t find…”

“Ama”, dedim, “az da olsa ım var onunla güzel.”

“Under my thumb
A siamese cat of a girl
Under my thumb
She’s the sweetest, hmmm, pet in the world …”

“Bu da güzel bir şey be koçum”, dedi, “ne güzel işte!”
“Evet! Hatta biliyor musun bazen şu sözleri açıp söyleyesim de gelmiyor değil”

“I’ve been holding out so long
I’ve been sleeping all alone
Lord I miss you
I’ve been hanging on the phone
I’ve been sleeping all alone
I want to kiss you”

Yap, dedi. Yok, dedim, korkuyorum üzülmekten daha fazla..

…….

Derken uyandım.
’uma baktım, gülümsedim sana, penceredeki yansımana; istemdışı mırıldanmaya başladım:

“I KNOW IT’S ONLY ROCK’N ROLL, BUT I LIKE IT!”

P.S.: Mert, caz iyidir süperdir ama birşey eklemem lazım… Akıllı adam caz dinler, eyvallah, daha akıllısı biraz da özgür olanıdır, çılgın olanıdır. Onlar da ek olarak Rock’n Roll dinler! Haksız mıyım? :)

Eskici

Cuma, 07 Kas 2008 Arif yorum yok

Annem ve babam çalıştığından ötürü küçüklüğümün büyük bir bölümü anneannemin yanında geçti. Feriköy’deki o küçük sokakta büyüdüm diyebilirim aslında. İlk hayvan sevgisini orada tattım (ki bu bir başka yazı konusu olacak) ama bugün aklıma çok farklı bir şey geldi mazide kalan…

Her sabah gelen sütçüden sonra sokakta yanık bir bağırış duyardım. Geçen amca, yüzü muhtemelen o önündeki tahta arabayı itmekle sağladığı ın derdinden, tasasından kırışmış; sesi az çok bir keyfi olan sigaradan hafif çatallaşmış bir eskiciydi.

Çok dert ederdim, neden benim ona verecek bir eşyam yok diye. Hep olurdu arabasında 3-4 eski eşya..

Şimdi dönüp bakıyorum da, insan da kendi kendisinin eskicisi gibi.

Bir zamanlar umutla, mutlulukla, şevkle yaşadığınız anlar ve şimdi eskimişse ve değerini yitirmişse; tek yapılacak şey onu arabanın önüne atmak olur… Bazılarını belki tutarsınız ama bazıları dökümhaneye gitmelidir artık…

Artık benim de eskiciye verecek birşeylerim var sanırım…

Related Posts with Thumbnails