Posts tagged alkol

Arif’in hayat ile ilgili 2009 ilk çeyrek raporu

1

Mert sadece Mart ayını yazmış ama benim aklımda çeyrek raporlama vardı, bugün de hazır işte biraz rahatım bari şu işi bitireyim dedim. Bu yazıyı yazmak biraz zor olabilir zira şimdi son üç ayımın “hatırlayabildiğim” :) kısımlarından alıntılar yapmam gerekecek.

1 Ocak’ı hatırlamıyorum. Resimlerimden gördüğüm kadarıyla bir önceki seneki gibi yine C.’lerin teras katında yaptıkları partideydik ki işin ilginci bahrain_king_1ben oraya gitmeden evde yarım şişe viskiyi bitirdiğimden zaten kelleydim. 2009′a girişi hatırlıyorum desem pek doğru olmayabilir. Zaten resimlerde de Arap kıyafetleri ile gözüküyor olmam buna büyük tanıklık edecektir. Kendimi muhtemelen geçen sene bu aralar gittiğim Bahreyn’in kralı gibi hissediyordum herhalde. Günahkar kral. Tövbe de!

Akabinde olan finallerdi vs. zaten bir iki haftamın sıkınıtılı geçmesini sağladı ki, zaten beklenen birşeydi çünkü bütün dönem boyunca “Arif, bugün eğitimin için ne yaptın” diye sorsalar, cehennemde yanmaya tek gidişlik bilet alırdım Business’dan.

Bunun dışında genelde Ocak’ta fazla birşey yapmadım aslında. hugo_rivera_usa_sidetris_by_bill_comstockHem işte vardı, bir de biraz mıymıydım ama o sırada Mert ile konuşuyorduk, “ulan artık bizim de aksiyon yapmamız lazım, spora başlamak gerek, nolucak lan bu belimizdeki simit? vs… Abanalım ıpsss bas bas bassss!“. Ocak sonu yazılmaya karar verdik işte ayın ortalarında. Korkum da bu arada yine Bodrum amelesi olmaktı, hala da öyle.

Ocak’ın son haftasonu Emir’in doğumgünüydü. Zaten kaç haftadır dışarı çıkmamışım, nasıl darlanıyorum, bu büyük fırsattı. Dedik, herkesi çağıralım. Bayağı bir kişi de geldi. Asmalımescit eski Lokal. Tabii ki zıvanadan çıkartan ben oldum. 4 şişe (2′si fındık votka, 2′si Smirnoff North olmak üzere) shot alırasnız 20 kişi toplu pert nasıl olunur, Gastronomi bölümünde “Etik Tüketimi” dersinde case olarak verilir.

smirnoff_northBunu 14 Şubat’ta da yapalım dedik. Bekarlar partisi yapalım dedik. Zaten hepimizin o sırada büyük sıkıntıları olduğundan (hadi ya!?!?) bunu hep beraber aşabilirdik. Zaten birlikten güç doğmaz mıydı? Koy poposuna rahvan gitsin aşkın temalı partimizde yine şişeler açıldı (yine ben :) ) yine millet yerlerde. Gerçekten yerlerde!

Sonra dedim vay nasıl eğleniyoruz, “ iyidir” dedim. Öyle ama. Onlarla güzel vakit geçiyordu fakat hep bir şey eksikti. Bir değişiklik lazımdı çünkü hep kafayı çalışıtıran gizli bir güç vardı arka planda. Bastırmaya çalıştığım. Darlandım.. Darlandım.. Dedim ki ulan dedim ! cigsnboozeO sıralar da feci sarmıştım hani. Ağzımda bir tek “iiiiis it myyy imaginatiooooon…” diye dolanıyordum. Bir baktım o da ne?! Oasis ’da. Ee, dedim bu iş burada biter ben bileti alır basarım. Sağolsun G. de benimle geldi. Orada okuyor ya o. Ona kolay tabi. Çok eğlendim, kafayı dağıttım.

abbey-clancy2Viyana ile birlikte Şubat’ı bitirirken biraz mali açıdan da yamulduk diyebilirim. Ondandır, biraz kıstım Mart ayında harcamaları. Bayağı da darlandım, evde içtim. Mart ayı hep sıkıntıdır zaten. Sevmiyorum. Yine öyle oldu. Yine bir darlama. Spora deli gibi devam ettik. Bu arada paso FHM aldım. ile başladı çünkü herşey. önce bir sayısında sace 2-3 sayfa ayırmışlardı ondan almıştım, öbür sayıda kapak yaptılar bebeğimi. :) Bendeki de tam çocuk salaklığı belki bir sonrakinde de olur diye her ay almaya başladım. Bu arada tabii ki 2 aydır Mert ile spora gidiyoruz. Ama deişik bir konsept, carrefour-011 çıkışı alttaki Carrefour Express’ten iki Miller ile bitiriyoruz. Sauna seanslarımızdaki muhabbet de güzel, paso kritik. , , futbol, yazın ne yapacağımız, vs…

Eee, Nisan’a adım attık…
Artık hayatın ne getireceğini planlamayı bıraktığımdan, acele etmemeyi, sabretmeyi öğrendiğimden olsa gerek; bu ay için sadece umutlarımla ve eğlenme isteğimle beraber ikinci çeyreğe başlıyorum.

Ve artık hep dediğim gibi…
Hayat; şaşırt beni!

Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin

0

Sade çalıyor önce günlerce hayatımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;

and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind

Ve sonra sakinleşiyor , yalnızım artık huzurlu gibi, Pink Floyd ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…

İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. Hayat kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.

Bir buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…

when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…

Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum ’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;

well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year

Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. gerekiyor diyorum, hayatımın tatiline çıkıyorum. Ama Ipod’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.

Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.

Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum hayatım değişti. Pink Floyd, Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.

Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. çalıyor; Cigarettes & Alcohol…

is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol

Bir de kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?

Biraz radiohead biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın

Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;

“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence
..

Not : Akıllı adam Caz dinler!

olmuyor…

1

Olmuyor.. Olmuyor… Olmuyor….

Yok işte…

Ne saklamam mümkün, ne başka birşey. Birazcık kafayı dağıtınca, birazcık sınırları boş bırakınca bitiyor orada bütün oyunlar. Sana karşı yapmamam gereken, ettiğim yeminleri döndüren hareketlerden birini yine yapmış bulunmaktayım. Demin bitirip, köküne kadar getirdiğim bir dal sigaramın başlangıcından bitişine kadar olan dakikalar içerisinde sadece sen vardın. Neden hiçbir şekilde “yok” olamıyorsun bilemiyorum. Anlayamıyorum. Kendimi anlayamıyorum. Mini minnacık bir zaman aralığını işgal etmiş olmana rağmen kalbimin koskocaman bir yerini rezerve etmişsin ve ben kendimce burayı iptal edemediğimi anladım bugün de. Herkesin bana manyakçasına taptığı, mükemmelsin gibi methiyeler yazdığı anların arka planında birazcık birazcık tütün ile beraber benliğimin en alt bölgelerinden tırmana tırmana çıkıp gelmeni hala çözemiyorum. Sonra yine olan bana oluyor.

Ne olur bu mektubu okuma.

İstemiyorum.

Seni görmek bana acı vermesine rağmen senden kurtulamıyorum çünkü rüyalarıma giriyorsun. Sabahleyin mutsuz kalkmamın sebebi sensin ve seninle ilişkimi kestiğim günden beri her gün için bana büyük bir borcun var bence.

Bıktım seni kafamda reddetmekten. Bıktım senin için saatlerimi vermekten. Bıktım… Bıktım…

Bunları okumaman bile bir yazık değil mi? Herkesin söylediği gibi; “Ben bunları okuyor olsam koşa koşa sana gelirdim” olayını yapar mısın? Nerde… Sen ki, saplanmışsın bir kötü yola, yanlış anlama, kötü yol ile kastım senin de belki de benim sana olduğum gibi bambaşka birisine olan gidişatın… Ben ise, orada burada içki içip kafamı uyuşturup sana bu mektupları yazmaktayım. Çok düşündüm bunu direkman sana yazmayı, özel olmasını.

Ama hakedip edemediğini kestiremedim. Ah keşke, bunu bana 5 ay önce sorsalardı… Sana hissetiremediğim duygularımın esiri bir şekilde bu hareketlerin hepsinin sana, bu duyguların hepsinin sana olduğunu söyleyebilirdim.

Aptalca bir şekilde birbirimizi uzaklaştırmamız ne kadar komik değil mi?.. Hala gülsem mi ağlasam bilemiyorum. Belki de biliyorum, çünkü bu satırları yazarken gözlerim doluyor.

Aptal bir çocuk gibi sana kesinlike bu kadar bağlanmış olmamı kabullenemiyorum. Sonra da ama yine de az da olsa, öz olacak bir şekilde seninle yaşadıklarımız geliyor aklıma… gülümsüyorum… Hayattaki belki de en acı gülümseme…

Seninle bir ömrü geöirebilecek gücü en zayıf anımda bulabiliyorken, şimdi hiçbir insana bir gramını bile verememek nasıl bir duygu bilebilir misin?

Sana aşık olduğum anı hatırladım. Arabama bindiğin gün. Kahverengi elbisen ve zaten kendinle yıldızlar gibi parlıyordun… Koskocaman bir yıldız… O kadar parlak, o kadar temiz ve saf…

Nefret ettiğim insan değildin. Hala edemiyorum ya…

Neden bu hale soktuğunu anlayamasam da boşver ben iyiyim, eğer merak ediyorsan…

Ben hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum ve fırsatlar gelip geçiyor…

Benim tek ümidim o kadar acımdan sonra senin mükemmel fırsat olmandı…

Cigs & Booze!!!

0
Is it my imagination
Or have I finally found something worth living for?
I was looking for some action
But all I found was cigarettes and alcohol…

Mutluluk…

0

…sabah uyandığında beynin sıkılmış bir limon gibi olsa da alkolden;
dilinde ve setinde avaz avaz ’ten “Don’t Look Back in Anger” ile birlikte pencereyi dünden kalan sarhoş danslarına devam ederek açıp, bu güzel şehrin havasını umutlu bir şekilde içine çekmektir…

Bu da sana mektuptur…

0

Off…
İşte sanırım bu yazı biraz uzun olacak… Baştan belirteyim… Sonuna gelince benim şu anki ruh halime bürünmemeniz için uyarmak istedim.

Solumda viski, sağımda kuruyemişlerim, arka fonda yine depresyon çalma listesi loop a alınmış; şu an Özcan Deniz “Geçmiyor günler” diyor… Bazı zamanlar olurdu, ben hep böyle damara girerdim. Ama bu hale geleceğimi nasıl bilebilrdim? Şu an benliğim geçmişimi tarıyor resmen bu kadar dibe vurduğun senelerin oldu mu diye?

Yaşlı amcalar “daha durun ya neler yaşadınız” diyor, kızmıyorum onlara çünkü dedikleri bana umut veriyor değişik bir şekilde. Hayatın heyecanını kaybetmemem en azından güzel birşey… Umut doluyum, tek sahip olduğum oymuş gibi geliyor zati…

Bugün bir yazımı okuduktan sonra bir arkadaşım, “Sen bu halde gözükmüyorsun, demek ki sadece kabuk bağlamışsın” dedi. Çok beğendim bu benzetmesini aslında. Evet, aslında aradığım statü şu an kendim için bu. Kabuk bağladım… Ama kabuk bağlayan yaralar iyileşmeye yakın değil midir? Ya da bu sefer kim gelip kopartacak o kabuğu? Bundan korkuyorum işte. Sıradaki gelsin!

Millet anlamıyor abi, diyorum arkadaşıma. Neden, diyorlar. Anlamıyorlar, diyorum, çünkü yaşayan bilir, diyorum. Yanlış anlaşılmasın, ben bunları kendimi acındırmak için yazmıyorum. O an aklıma geliyor, yazıyorum. Çok da eğlenceliyim aslında bu aralar. En azından eskisinden daha çok ama olay sadece ismini unutmakla kalmıyor. Gözlerini kapadığında, yine de birşeyler geliyorsa aklına onunla ilgili… Canı sıkılıyor işte adamın. E bu bana hala oluyor! Oldukça da sarılıyorum kaleme, klavyeye.
Çok güzel birşey, belki de bir yazarım…

Adı da o senin nefret ettiğin “Godoş Kızlar” olur. İlişkiyi iyice bok eden gereksiz triplerin kaynağı olan isim. Bir geyiği alıp üstüne alınmandan dolayı, buradayız işte. Tek sebebi o mu, değil!

Hiçbir zaman senin beni bu kadar etkileyeceğini düşünemezdim. Bana bir rüya gibi geçen fırtınalı aşkımı geri plana attırmış olmanı düşünemezdim… Onun yerini tutamazsın zaten o bambaşka… Geçemez kimse. Sadece ya onun üstüne çıkar, ya da altında kalır. “Replace”… İngilizce’deki terimi bunun. o zaman devam edeyim. “Replacing is impossible.”
Benim suçum, senin onun üstüne geçebileceğini düşünmekmiş… Nereden bilebilirdim…
Anladın mı?

Bunları yazarken şu an alkollüyüm. Sabah kalktığımda bunları silmeye çalışacağımı bile bile, yazıyorum. Deşarj oluyorum.
Zayıf bir insan mıyım acaba, diye düşünüyorum. moda girdiğinde hemen neden alkole sarılıyorsun, diyorum. Arkada şu an Orhan Baba çalıyor. “Kör olsun şu aşkın gözü” diyor. Seninle ilk tanıştığımız gün de alkollüydüm hem, sen de öyle…
Benim yüzünden sigara içtiğinde bile utanmıştın… Nasıl da tatlıydın…

Ne kadar da masumdun aslında. Beni bu hale sokacağını nasıl ama nasıl farkedemedim ona yanıyorum. Bilerek yapmadığını da biliyorum…
Bu yazı sana bir gibi oldu… Devam etsin, gitsin… Belki de okuyorsundur… Belki de şimdi anlıyorsundur. Bu sana yalvarmak değil. Bu benim anlatamadıklarım belki de… Ağlayamanın ne kadar zor olduğunu bilen bir insan bunu anlayabilir belki de.

Pardon, bu sefer sadece bir an nefes almadım. Kendime bir kadeh daha doldurdum.
Seninle ilk gittiğim yerin kartvizitini buldum geçen gün cüzdanımda. Arkadaşımdan almıştım, ara abi demişti, güzeldir orası, oraya götür. Ne de güzeldi… Ama sen oradayken. Hiçbir şey yaşamamış olmanın bu kadar değerli olacağını nasıl bilebilirdim onu düşünüyorum… Şimdi seninle gittiğim yeri bizim oraya da açtılar. Nefret ediyorum. Göresim gelmiyor. O kartviziti de yırttım attım zaten…

Senin adının geçmesi yasak muhabbetlerde. Resimlerini sildim, telefonunu da… Niye mi? Dayanamıyorum anlamıyor musun?
Aslında… Kendime yediremiyorum… Nasıl oldu da, gidip en büyük aşkımdan ayrıldıktan sonra sana bu kadar saplandım diye…
O’na bile yazamıyorum bu satırları düşün. Ama sonra diyorum ki; O’nu zaten çok sevmişim be, diyorum… Yazmama gerek bile yok, diyorum. Kıyas kabul bile etmiyorsun. Ama sen de farklıydın işte. Kurtarıcımdın ya hani… Sana belli etmeden, o güzel yüzüne her baktığımda bunu hissedebiliyordum… Ama neden? Neden? Neden bana arkadaş gibi takılalım dedin?
Gerçi onu duyduğumda… Çok rahatlamıştım biliyor musun… Ah, dedim, yavaştan alalım sağlam olsun, demiştim… Peki neden öptün beni? Bir kız ilk defa beni öptüğünde böyle saçmaladım… Bittim. Mahvoldum. Çünkü sen planlarımı bozdun…
Aşkın planı olur mu? Olmaz evet, ama ben deniyordum işte. Yine, yeniden.. Öğrendim… Olmuyormuş…

Orhan Baba hala döktürüyor arkada…. “Dil Yarası” diyor, “en büyük yaraymış” diyor… Belki de doğru…
Sana yazdığım bu satırları yine birileri çok beğenecek. Yine telefonlar açılacak, yine mailler atılacak, yine mesajlar gelecek.
“Döktürmüşsün yine hayvan herif!” diyecekler.
Sokayım döktürmeye… Reklam değil bunlar… Sen ellerdeyken ben neden sana takıldığımı düşünmekten yoruldum. Şakaklarıma beyaz düşerken yavaş yavaş, babam da soruyor ya bunu, sen Allah bilir neler yapıyorsun?
Merak da etmiyorum ya…
Gelip gidiyor işte…
Hep bir kıyas…
Seninle neden tanıştım  ben ya!?!?!?! Neden gördüm seni ilk orada? Neden konuştum? Neden dansettik? Neden? Neden? Neden?
Allah kahretsin…

İşin ilginci ne biliyor musun?
Bunların hiçbiri bir daha tekrarlanmayacak… Sen sadece hayatıma belki de en kısa ve hızlı giren kızlardan biri olup, orada da kalacaksın. Ama bu satırları haketmen bile yeterli… Gün gelecek, senden nefret edeceğim, gün gelecek işte böyle satır satır, sayfa sayfa yazacağım…
Kendime yediremiyorum… Sana bağlanmamam gerekiyordu… Beni o gün o mekanda gördüğünde yanımdaki kızın kendi yerine geçebileceğini düşündün mü bilmiyorum ama olabilir mi… Çok zor… İmkansız mı?… Değil..
Bir dakika, bir kadeh daha koyacağım…

Bana gıpta edenlar var… “Ne güzel, şükret” diyorlar… Yo, yo, gerçekten şükrediyorum. Beterin tabii ki beteri vardır. Ama olmuyor be… Artık anam babam bile bırakmışsa beni, bu konuda; ne olsun be. Kalbimin dert denizinde boğuluyorum işte…
Senin yüzünden ABBA bile dinleyemiyorum. Kazanan herşeyi alır diyorlar… Öyleymiş…

Hah, bak ne aklıma geldi…
Beni aç da bırakmıştın… Sonra da üzülüp sosisli almıştın orada. Beraber yemiştik… Zaten başka birşey de alamazdın ki… Hatıralar… Az da olsa… Var işte bir şeyler bak geliyor aklıma… Geliyor mudur senin de acaba? Zannetmiyorum, demiştim ya… Şaşırırım…

Herkes uyarmıştı, oğlum bırak aman uzak dur yakar seni diye, dinlemedim ya ona yanıyorum… Yaktın be… Yaktın yani… Kül ettin… Ben masumca sadece kalbimin sesini dinledim, seni benim yapmak istedim, senin olmak istedim. Çok mu ağırdı bu ya? Buna değer miydi?
Evet kabul ediyorum işte… Senin yüzünden ulan bütün herşey. Yanlış anlama, sana bir suçlamam yok. Sakın yanlış anlama… Sana ne dediysem doğrudur. Ama çıkışı senin yüzünden anla işte…
Komik geliyor değil mi? Ufak bir lise çocuğu gibi aşık olmuşum ulan sana…
Komedi ya… Gülümsedim şu an… Belki de kaç saattir ilk defa… Ama ironi. Okumasan da yazıyorum bunları…
Saatlerdir aklımdan geçenleri yazıyorum… Durmuyor işte bu kafa. Neden aldığımı neden tütün çektiğimi neden uyuşturduğumu zannediyosun ulan bu kelleyi!?!?!?!?! Bundan işte…

Bitiriyorum galiba ya…
Sana söyleyecek birşeyim kalmadı… Aslında bitmez, elbet vardır ama ben üzülmekten ve yazmaktan yoruldum, belki -eğer okursan tabii- sen okurken yarısında çoktan kapatmış bile olacaksın. Buraya geldiysen ne ala…
Çünkü ne diyeceğim biliyor musun?
Ne kadar “siktir” ile başlayan cümle kursam da… Seninle geçirdğim zamanları özlüyorum… Aptal esprilerini özlüyorum… Güzel yüzünü özlüyorum… Seni… Özlüyorum…

Bitiriyorum… Bitiyorum…
Yarın…
Uyandığımda…
Bunları hissetmeyeceğimi biliyorum…
Ama içeride bir  yerde…
iç kanamam dururken… Nereye kadar ki?
Sadece…
belki bir gün bir hemşirem(!)  geldiğinde…

Ama dedim ya,
ben seninle bırak 40 saniyelik bir kırmızı ışığı değil bir ömrü beklemeyi göze almışken, sen “yeni hayatın” için hala seni bu hale getirenlerin resmini koyuyorsan, sana sadece yine, yine ama yine!
Lanet olsun demek yerine;
“Seni özlüyorum, biliyor musun?”
demek kalıyor bana….

Çiftler ve Oturma şekilleri

4

Dün Mert, ben ve diğer arkadaşlarla otururken ben klasik olarak yine çevreyi kafadan ezberime aldım. Bunu yapmayı seviyorum ve artık ister istemez yapıyorum. Girdiğim ortam da kim, ne varsa manyak gibi inceliyorum.

Casusların yaptığı gibi ama cidden özentilik değil. Obsesif bir manyaklık işte.

Neyse, dikkatimi çok ilginç bir şekilde arkamızda oturan 5 masa çekti. 4 diyelim, birinde erkek erkeğe oturuyorlardı; o bizim için şu an kapsamdışı bir konu.
Diğer 4 masada ise çiftler vardı. Bu çiftlerden birinde hatun kısmı biraz kafa kıyaktı ve yanyana oturuyorlardı ve baya da ateşlilerdi ki kadın soyuna soyuna (enginar gibi) bitiremedi.

Diğer bir masada yine susan ve tek tük konuşan ama yine yanyana oturan çift vardı. Öbür iki masada ise karşı karşıya oturan ve inanılmaz derecede göz kontağında olan, elele olan ve bıdı bıdı konuşan çiftler duruyordu.

Bu verilere göre çıkardığım hipotezler de şu şekilde oldu:

  • Yeni sevgililer daha çok konuşmak ister ve birbirlerini en iyi inceleyebilecekleri şekilde karşı karşıya oturmak ister.
  • yeni eski farkettirmez, her şekilde yakınlaştırır.
  • İlişkinin olgunlaşma döneminde “yanındayım” mesajı verme nedeniyle yanyana oturulur ama artık ilişkide çok heyecanla paylaşılacak birşey kalmamıştır, bir dokunmak çok şey anlatır.
  • Yeni de fiziksel temas fazladır ama bunun UHU gibi yapıştığı zaman parmaklardan çıkmayacak bir şekilde olacağı için içinde kendini durdurmak namına karşı karşıya oturulmak yeğlenir.

Çıkardığım hipotezler bunlar.
Doğru mu yanlış mı yorumlarınızı bekliyorum.

Alkol alımına bağlı bozukluklar, nedenleri ve çözümleri

0

Belirti: Ayağınız ıslak ve soğuk.
Sebep: Kadeh yanlış açıyla tutuluyor.
Çözüm: Kadehin ağzını yukarıya gelinceye kadar çevirin.

Belirti: Önünüzdeki duvarda avizeler var.
Sebep: Zeminde yatıyorsunuz.
Çözüm: Vücudunuzu zemine 90 derece açı yapacak şekilde konumlandırın.

Belirti: Zemin bulanık görünüyor.
Sebep: Boş bir kadehe bakıyorsunuz.
Çözüm: Hemen kadehi sevdiğiniz bir içecekle doldurun.

Belirti: Zemin hareket ediyor.
Sebep: Sürükleniyorsunuz.
Çözüm: En azından sizi nereye götürdüklerini sorun.

Belirti: Ne zaman birisi konuşsa kulağınız yankı yapıyor.
Sebep: Kulağınızı kadehe sokmuşsunuz.
Çözüm: Kendinizi maskara yapmayı bırakın!

Belirti: Oda sallanıyor, herkes beyaz giyinmiş ve sanki tekrar edip duruyor.
Sebep: Ambulanstasınız.
Çözüm: Hareket etmeyin. Uzmanlar gereğini yapar.

Belirti: Babanız ve kardeşleriniz yabancı gibi bakıyor.
Sebep: Yanlış evdesiniz.
Çözüm: Evinizin yolunu sorun.

Sağlığınıza! :)

Alkol bir ifade şeklidir…

0

alkolhayatinanlami

Buffalo Teorisi

0

Bir bufalo sürüsü en yavaş bufalonun hızında hareket eder. Sürü saldırıya uğradında ilk olarak en arkadaki zayıf ve yavaş olanlar öldürülür.
Bu doğal seleksiyon sürünün tümü için yararlıdır.Çünkü sürünün genel hızı ve sağlığı bu zayıf üyelerin ölümü sayesinde korunur. Aynı şekilde insan beyni de en yavaş beyin hücrelerinin hızında çalışır. Bugün bildiğimiz gibi alkolün aşırı tüketimi beyin hücrelerini öldürmektedir. Ancak doğal olarak en yavaş ve zayıf beyin hücrelerine saldırmaktadır. Bu yolla rakının veya şarabın düzenli tüketimi zayıf beyin hücrelerini öldürerek beynin daha hızlı ve etkili bir makine olmasını sağlamaktadır.
İşte bu nedenle bir kaç kadehten sonra her zaman kendinizi daha  zeki hissedersiniz.

Bundan dolayı tüketimi önemli bir hadisesdir! İçelim akıllanalım! :)

Go to Top