…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
alkol olarak etiketli yazılar
adın ne?
5 Kas
geçen seneydi galiba.
yine bizim mekanlardan birindeydik.
yine kafam iyiydi. zaten hep öyleydi. yine mutluydum o gece.
gördüm hatunu.
eh işte var gideri.
barda kapattı kapatacak hani.
bir an gözgöze geldik. dedim kendi kendime koş, son viraj.
usulca yaklaştım hani, dedim “selam, adın ne?”.
dedi bana “sana ne?”
ben de “oha güzelmiş” dedim.
sonra da çıktım gittim.
dipnot da var;
manitası da varmış orda.
güzel bi anıydı.
en azından adını hatırlıyorum hatunun baksana.
İlgili yazılar:
Gazza
25 Eyl
Paul Gascoigne… Nam-ı diğer “Gazza”.
İngiliz futbolunun son 20 senede yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biridir fikrimi sorarsanız. 1967 doğumlu olan Gascoigne’i hatırlamak isteyenler için futbol dünyasında “Bad Boys” kategorisinde kolayca bulabileceğini de belirtmek lazım.
Öncelikle futboluyla ilgili birşey söylemeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Kendisini bilmeyenler, pek tanımayanlar, “hadi lan oradan o my iyi adamdı?” diye gaza gelenler şu klibi bence bir izlesinler.
Gazza manyağın tekiydi. Çok net diyorum. Adamın hikayesini, kariyerini anlatarak sıkmayacağım.
Ama dediğim gibi arıza topçular makalesi veya top ten’i yapılsa net girecek adamlardandır. Arızalığına örnek için şu video güzel bir seçmecedir.
Alkolikliği de şu anda onu zor bir duruma sokmuş vaziyettedir. Şu sözü de anlatır zaten bunu herhalde en iyi şekilde:
“But if I wasn’t playing, I would drink Saturdays, then Sunday, then Monday. Then I would try and train and it was no good, then have another drink just to pass the day away.”
(Eğer oynamıyor olsaydım, Cumartesileri, sonra Pazarları, sonra Pazartesileri içerdim. Sonra tekrar dener, antrenman yapardım ve bu çok kötü olurdu. Ben de günü atlatmak için başka bir içki daha alırdım.)
Futbol hırsı da takdire şayandır, zira ’90 Dünya Kupası yarı finalinde ağladığı anı hatırlatırım. Çok etkileyici idi benim açımdan. Videoda 1:20′de görebilirsiniz.
Sonuç olarak bişi diyecek miyim? Yok valla; böyle bir iki video ile Gazza’yı tanıtmaya çalıştığım öylesine bir yazı oldu aslında bu ama ben bu adamı çok severdim, çok severim. Bir an olsun burada da değinmiş olmak istedim.
Related articles by Zemanta
- Sir Bobby Robson: Paul Gascoigne grieves for loss of his ‘second father’ (telegraph.co.uk)
- Gazza Pens Poem To His Saviour Sir Bobby (news.sky.com)

İlgili yazılar:
Parkta içme adabı
14 May
Bu konuda ciddi bir tecrübem olduğu için yazalım dedim. Abigail’imi de görmedim gerçi uzun zamandır… Neyse, kel alaka oldu.
Her içmenin bir adabı olduğu için üstüne üstlük her içki reklamında “adabıyla içiniz”i güzel bir laf ile sonda adamın gözüne gözüne soktukları için (Please drink responsibly) tabii ki bunun da bir adabı var.
Yaz da geliyor hani, havalar ısınıyor akşamları dışarıda oturulur seviyelerde bir hava ısısı mevcut…
Eee, parkta içmek de en güzel aktivitelerden hani…
Burada 3 önemli soru karşımıza çıkar:
- Ne içeceğiz ve yiyeceğiz?
- Nerede içeceğiz?
- Ortam koşulları nasıl?
Ne içeceğiz ve yiyeceğiz?
Bu en önemli soru. Öncelikle uzun sürecek bir seans ise – ki genelde uzun sürer – hemen ısınmayan, ısındığında da bir şekilde içilebilen veya çabuk tüketilebilen içkiler seçilmelidir.
Burada da genel olarak alımıza tabii ki bira, viski, gırtlağı dayanan varsa vodka gelir.
Şov yapmak isteyenler süt + muz likörü karışımını denemelidir.
Yemek konusuna gelince, aslında parkta içmede yemek söz konusu bile değildir. Tam tersine, yemek park zevki sonrası düşünülmesi gereklidir. Fakat, illa ağzımıza bir tek hacmen %’si 0′dan büyük olan sıvılar harici kuru birşey de girsin derseniz tabii ki kuruyemişler ve cipsler sizin yardımcınız olacaktır.
Burada düşünülmesi gereken konu, iki-üç aç arkadaşınızın cipslere veya kuruyemişe dadanıp muhabbetten uzaklaşıp burnunu karga gibi pakete gömmesi sonucu iletişim bozuklukları olabilir.
Nerede içeceğiz?
E dedik ya parkta. Şimdi park derken, gidip Göztepe Parkı, Özgürlük Parkı, Hyde Park diye ısrar etmiyoruz (Hyde Park ne abi
) zira mahallenizin ücra köşesinde çevresi birazcık açık otlu, ağaçlı bir bank bile olabilir. Mümkün olduğunca oturulabilesi kaldırımlar ve bankların olduğu yerler makbuldür. Çevreyi rahatsız etmenizi engelleyecek bir ortamın oluşması sağlanmalıdır. Sonuçta, insanlar sizin apartmanlar ortası abaza aryanızı dinlemek zorunda değillerdir. Abaza aryası ne derseniz, 2-3 bira çaktıktan sonra sesler yükselir ve tabii ki konu da… Nereye geleceğini siz de biliyorsunuz.
Sahil kenarları da iyidir. Burada mümkünse çakıl taşlarının bulunduğu sahiller seçilirse manyak olur. Böylece dertleşirken akabinde en uzağa atma, en fazla su üstünde taş sektirme tarzı olimpiyatları da aradan çıkarmış olursunuz. Hatta bu şekilde dem sonrası kokoreçi kim ısmarlayacak tartışmasına bile çözüm bulabilirsiniz.
Ortam koşulları nasıl olmalı?
Burada ortamdan kastımız, bir önceki maddedeki gibi coğrafi değil. Kimlerle içilmeli? Şöyle diyeyim. Bir kere sağlam muhabbeti olan adamları seçin. Uyuz uyuz sadece içkiye dalan adamlarla fazla uzun sürmez eğlence, bayarsınız – o sıcakta bile üşürsünüz vallahi. Oturmaya mı geldik?
Bokunu çıkarmayan adamlar olmalı, içip içip kusan veya agres yapan adamlar da bayar. Başınız derde girer vallahi.
Dertli adamları mümkün olduğunca bu seanslara dahil edin. Hem herif temiz bir hava almış olur.
Kız olursa ne ala! Belki iş bile çıkar ama maksat muhabbet olduğunu unutmayın. Burada da avlanmaya gerek yok yani, çüş.
Sonuçta parkta içmek güzeldir.
Severiz.
Daha dün 3 bira çaktık kendimize geldik hatta. Sonra da Şampiyonda midye… Hey yavrum hey…
İlgili yazılar:
ÇOGAB #15 – Kabak ağrısı
7 May
Erzurum’da ailevi sorunları nedeniyle bir süredir aşırı alkol alan S.T.(46), dün akşam yine arkadaşlarıyla birlikte içki içti.
Bir süre sonra içkinin etkisiyle sızan Tozlu, kendine geldikten sonra evine gidince şiddetli sancılar hissetmeye başladı. Ağrılarının artması üzerine Atatürk Üniversitesi Aziziye Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne giden T’nin yapılan kontrollerinde, anüsünde kabak olduğu tespit edildi.
Anüsündeki kabak ameliyatla çıkarılan T., Genel Cerrahi Servisi’ne yatırıldı. Sağlık durumu iyi olan T’nin polise verdiği ilk ifadede olayı kendisinin gerçekleştirdiğini söylediği ve kimseden şikayetçi olmadığı öğrenildi.
Polis saldırı ihtimalini de araştırıyor.
Kaynak: haberturk
İlgili yazılar:
Strudeltag – Bubbles – Bira
28 Nis
Cumartesi dışarı çıkmışız akşam. Yanımda E. Eve dönmüşüz. Bu sapık uyandırıyor beni sabah 9da. Ayıp. Çıkıyoruz dışarı, Nişantaşı starbucks. Kahve alıyoruz. Parka gidiyoruz. Yaslanıyoruz bir ağaca güneş altı. Biraz kahve biraz Woody Allen biraz sigara, güneşlenme derken muhabbetle geçiriyoruz zamanı. Sözde kitap okuyoruz. Başımıza geleceklerden habersiz başlıyoruz bir pazar gününe.
Arif geliyor öğlene doğru. Kahvesini almış. O da yayılıyor çimlere. Kalkıp biraz yürüyüş. Sonra ki hedef Avusturya Lisesi. Ne işim var orda? Kendi lisemin gününe 2 saat geç kalıp bir bok anlamadan çıkmıştım, şimdi bu acele niye merak ediyorum! Taksiye mi binsek yoksa metro ordan şişhane yaparız, yok kanka tramvay, hayır ben koşarak giderim tartışmaları yaşarken bir bakıyoruz tartışma takside devam etmekte. Gitme dinamiklerimden en büyüğü itaraf ediyorum bira. İlk başta bunun şuçluluk duygusunu hissetsem de gidince görüyorum ki 7-70 herkes ondan orda!
Ben ve Emre terakkiliyiz geri kalan tayfa ve arifin girişimi ile ordayım tamam ama ilk biranın sonuna kadar anlam veremiyorum orda olmama. Neyseki ikinci biranın ortasında Avusturyalı bir hoca gelip T.’nin hocam bunları hatırlıyor musunuz? sorusuna evet evet haylazlardı biraz cevabıyla ortama bırakıyorum kendimi. Yavaş yavaş bulanıklaşan günden hatırladıklarım aşağıda notlar halindedir çünkü bunların aralarını dolduramıyorum.
- West Ham United’ın şarkısı dolanıyor tüm gün dilimize. Çakma İngiliz Holiganlar gibiyiz. Niye bu kadar dikkat çekmez zorundayız. Altı üstü Avusturya Lisesinde Flying Bubbles in the Air, They fly so high, nearly touch the sky, and like my dreams, they fade and die! diye şarkı söyleyip United tezahüratı yapıyoruz. Evet şaçmalıyoruz!
- Bira bitiyor okulda. T.’yi görüyorum bir tüp almış havaya kaldırmış sallıyor bira gelsin diye. Sonra bir dayı fırlıyor ordan, olm dur o oksijen tüpü diye bağıraraktan.
- Dışardan alkol alımı durmuyor. İçeride tüketim bitmiyor.
- Bir sürü insana bulaşıyoruz, laf atıyoruz. Hiç ses çıkarmıyor kimseler. Kibar insanlar gelmiş mezunlar gününe. Hocalarda korkuyor mu ne!
- Emreye bir teyze gelip kaç mezunusun diye soruyor. Ben 02 ama burdan değil diyorum. Arif 76 diye bağırıyor. Terbiyemiz ayarsız. Teyze kızımın arkadaşına benzettim diyor. Biz kaçıyoruz. Emre konuşuyor toparlıyor terbiyesini grubun.
- Döner çıkıyor okulda ekmek arasında. 4 sefer bir tanesine sahip olma girişimim olsada bir anda ana karnından süt emecek it yavruları gibi yapışıyor herkes dönere. Evet samimiyiz. Bakıyorum racon bu burda alışıyorum bende!
- Bir ara birileri(!) ile ortak olup grupça ses çıkarıp bizden birinin bir kapıyı kırmaya çalışması gibi birşey hatırlıyorum ama kıramıyoruz heralde ki hatırlamıyorum gerisini. Bu tamamen ret edebileceğim bir anı galiba şuçlama altında!
- Asmalıya gidip Parantezde içelim deniyor. Gidiyoruz içiyoruz…
- Engin Abi. Evet onu hatırlıyorum, Sosyalist Komünistim ben tarzı birşey demişti galiba. Ensesi uzun gri şaçları, kırmızı fuları, tezahuratlarımıza verdiği karşılıkları, sarhoşluğu ve enerjisiyle grubumuzda bir santrafor yükü taşıyor. Parantezden kalkıp eve doğru giderken bizi bırakmıyor gençler gelin benle cihangirde oturuyorum, içmeye devam diyor ama biz bitmişiz.
- Flying Bubbles Söyleyerek şişhaneden metroya biniyoruz. Amuda kalkanlar, şarkı söleyenler, koltuklara yatanlar topluluğuyuz. Okumuş cahilleriz, çocuklar gibi şeniz.
- Gün boyunca bizi sokakta gören turistler ve insanlar, Galata’da, Asmalı’da, İstiklal’de falan hep bunlar ya turist ya boş şeklinde bakıyor. O gün için evet, boşuz ama çok hoşuz!
- T., Arif, Ben ve C. ile günümüz Ataşehir Republicte bitiyor. 10 saatlik bira festivalimiz sona eriyor.
P.S : Strudel yemeği unuttum.
İlgili yazılar:
Kol-Duvar Kilitlemesi
20 Nis
Geçenlerde bunun geyiğini yapıyorduk işyerindeki bizim üstadlarla. Bayağı da koptuk haliyle zaten bu işin taklidini iyi kıvıran biri varsa, bayağı kopuyorsun ya.
Evet, iyi bildiniz. Hepimizin sarhoşken kızlara yaptığı kol-duvar kilitlemesi…
Şimdi bilmeyenleriniz veya terimden çıkartamayanlarınıza bunu izah ediyorum:
Kız duvara yaslanmış veya bir şekilde temas halindeyken ve karşısında siz yüksek alkıolllü bir şekilde ayakta duramazken bir de üstüne hatun kişiye yazasınız var ise oluşan bir hareket oluyor bu. Aynen dediğim durumdayken kız, siz iki kolunuzu kızın kafasının veya omuz hizasının sağından ve solundan duvara yaslayıp -ki avuçiçleri birebir duvarla temas etmelidir- kıza kaçış imkanı vermeme durmundasınızdır bu hareket ile. Burada alkolden ağzınızın dönmemesi veya kafanızın ağırlaşması ihtimaline karşın her iki omzunuz aslında yastık görevi veya salya silme görevi görebilir ama bunlar kızlar tarafından iğrenç bulunmaktadırlar, zira zaten siz onu kıstırdığınız için 3,5 atmaya da başlamışlardır. İşin bir kötü yanı da kızın o sinmiş halinin fotoğrafını sizinle beraber çekemye çalışan başka fotojenik manyak arkadaşlar varsa, bu fotoğraflar öbür gün suç unsuru/utanç delili olacaktır.
Burada yapmanız gerekenler o kollardan en azından birini kaldırmaktır. Eğer kız zaten açılan aralıktan kaçmıyorsa, buyurun güzel yoldasınız kız zaten sizin iki kolunuza otomatikman düşmüş diyebiliriz ki bundan sonrası sadece sarhoşluktan ötürü dengeyi tek kola fazla verip kaybederek düşmemek ve o lahana gibi olmuş ağzınızdan saçma sapan sözler çıkarmamaktır.
Kaçarsa zaten, yalnız kovboy olarak bence ya yeni bir kıza yönelin ya da hani İngiliz’lerin dediği gibi…
“Mrs. Palm and her 5 daughters are waiting for you at home… What a faboulous night for you!”
Hehehe… İyi günler efendim, ben işten çıkıp ders çalışacağım.
İlgili yazılar:
Sapanca Günlükleri – 1
20 Nis
Cuma günü bütün gün “Thank God, it’s Friday” diye ona buna mail atıp artık bitsin diye beklerken komaya girecektim çünkü geçmiyordu gün. Bir hafta öncesinden Mert ile konuşmuştuk A. ve K.’nin de geleceği kesindi. Bir de bizim T.’nin gelmesi lazımdı onu da Cuma öğlenden arayınca ekip tamamlandı. Aslında biz Emir ile C.’nin de gelmesini istiyorduk da yalan oldular onlar. Belliydi zaten, oraya gittin mi bir kerede gitmek lazım abi. Neyse, canları sağolsun sonuçta bu yazının adı boşu boşuna “- 1″ konulmadı. Bunun serisi yıl içinde devam edecektir elbet.
Akşam 20:30 sularında A. ve Mert geldiler beni almaya o sırada T.’yi de yoldan kaptık ve KBK’dan çıktık yola. İzmit’te Yahyakaptan’dan hooop K.’yi alıp, bir de Mert ile K.’nin üniversite okurken kaldıkları evleri görmemiz de güzeldi. Onlar için anı oldu, bizim için bir şey farketmedi. Bu arada biralarımızı da bu adamların mahallesindeki (eski diyelim aslında) Tekel Bayii’nden aldık. Kasanın parasını da geçirdi herif. Çok çakal lan bu esnaf.
Neyse İzmit’ten de çıktık yola. Zaten az birşey kalmıştı, Sapanca/Arifiye’den huop içeri dalar dalmaz önce sola yöneldik ki Küçük Ev’den etlerimizi alalım, zira ben sadece üç kaşık pilav yememe rağmen açtım. Mert, K. ve A. geberiyordu sefil bir şekilde açlıktan. Bu arada Küçük Ev, “Küçük Evim” olmuş. Galiba sahiplerinden biri öbürünün hissesini almış, iyice sahiplenmiş gibi iğrenç bir espri de çıkmadı değil. Evet, ben yaptım bunu da. Neyse etleri filan aldıktan sonra eve yöneldik. Biraz düzeltmece vs. T. mangal yakma uzmanı olduğundan hemen yaktı. Mangalbaşı tabii ki bendim. K. efsane salatasını hazırladı, etler pişti rakılar açıldı. Müzği de açtık mı şöyle “Agora Meyhanesi”.. Ooh değmeyin keyfimize. Bu arada bir ara kafa güzel olunca bir video çektik öbür gün altıma yaptım gülmekten. Berksan – Tıpış Tıpış ile dansettik. Evet, oldu böyle bir hata.
2. büyük yeşil Efe’de bitince kırılmaya başladık günün yorgunluğu da var tabi, biraz damara girdik sonra ama etkisinden kurtulup haydi göl kenarına dedik. Herkes birer Efes Extra açtı yürümeye başladık. T. düştü ve sonra kolum acıyor demeye başladı. Üstüme zıplamak isterken kaçmam ile onu böylece etkisiz hale getirdim de diyebilirim. Gölde iskelede takılırken çok üşüdüğümüz için dönelim dedik. Hayvan gibi soğuktu ya. Neyse, dönerken arkamı bir baktım T. yok. Nerede ulan bu herif, dedim meğerse yan bahçeye düşmüş. Aradaki çalılıklardan gözükmüyor. Oraya hala nasıl düştü anlamadım ama o sırada komaya girdiğimizden bir iki dakika yardım edemedik. Sonra oradan bir abi çıktı nörrüonuz tarzı bağırdı biz de siktir çektik. Galiba o sırada Mert gidip barış elçiliği yaptı biraz flu oralar. Sonra eve geldik şömineyi yaktık başında Buddha Bar açtık huzur bulalım derken zaten T. direk sızdı. Biz de aynı şekil sızdığımızdan yattık. Sabah Mert ile ben erken kalkıp biraz balkonu temizledik sonra Sapanca’ya alışverişe gittik. Dönüp efsane bir kahvaltı arkasında aslında Mert’in babasının üniversite arkadaşı olan komşular da geldiğinden usluyduk zaten. Komik diyaloglar da iki bahçe arasından uçuşmadı değil.
Amca: Bir isteğiniz var mı gençler?
Mert: Yok herşeyimiz tamam alkol vs.
Amca: Esrar filan? Yoksa verelim?
Mert: Biz artık o kadar hafif takılmıyoruz ya, eroini getirdik ama şırıngaları unutmuşuz! ![]()
Amca: Ondan verelim o zaman.
Teyze: Neredelermiş?
(Bu aslında Mert’in ebeveynleri için sorulan bir laftı.)
Arif: Şırıngalar mı?
Kopuş…
Her neyse, sonra yaklaşık olarak saat 14:00′dan 19:00′a kadar yere 10 derece eğimle paralel şezlong üstünde bir elimde bira ile yattım. Sadece müzik değiştirmeye veya başka bir bir almak için ayağa kalkmam günü en aktivite dolu(!) anlarıydı benim için. O sırada Mert’ler iki kere İzmit’e gidip geldiler. Sonra bir de üstüne K. ile tenis oynadılar ama biz yine de bira içtik. K’nin motoru bozması onun için büyük sıkıntı yaratsa da bize fazla etkisi olmadı. Allahtan.
Akşam yine mangal yaktık. Bu sefer alkol fazla almayalım abi yeter dediğimizden Cola’ya abandık. Yemek sonrası huzur doluydu. Pink Floyd dinlerken (galiba Echoes şarkısında) önce Ahmet’in kafasının üstünden “Martı geçti ulan” demesi -ki bir tarafı duvar, üstü kapalı bir veranda oturuyor olmamız bunu imkansız kılıyor- ve T.’nin bununla yaklaşık 5 dakika taşak geçmesi komikti. Bununla bitmedi yaklaşık bi 25 dakika sonra Pink Floyd’un Animals albümünden Dogs çalarken, abi o siyah köpek etlerin kokusunu mu duydu? demesi bütün karizmasını çizdirdi T.’nin. Talihsizliği önceki taşak geçmesiydi tabii ki. Sonra hakikaten baya güldük. Hatta ben bir ara işesem mi diye düşündüm. Ama yoktu. Denemedim değil…
Akşam da sızdık. Gece iğrenç bir rüya ardından uyanır uyanmaz bira açtım. Çok canım sıkılmıştı ama rüyalarımı hatırlamıyorum. Mert uyanıp beni görünce verandada “Kendine yine mi işkence ediyorsun ulan?” dedi. Sonra A. ile Sapanca’ya inip nevale aldık. O sırada 54 plaka C3 içindeki manitaları kovaladık biraz. Kovalarken bir anda RayBan takıp havalara girmemiz çok apaçiydi. Ne amaçlaysa… Sonra DiaSA’dan alışveriş yaparken kasada bir abi girdi. A.da gözlük + şort, bende gözlük + eşofman; adam kasiyere bisikletçi mi bunlar, dedi, biz tip tip baktık adama, bisikletçilerse dövelim mi dedi adam. Ben tam noluyo derken herifin pis pis sırıttığını ve alkollü olduğunu farkettik, boşver siktir et, dedik zaten o sırada adam Tuborg’ların olduğu dolaba gitti. Bu arada Sapanca’da bisiklet sürmek tehlikeliymiş onu da kavradık.
Kahvaltıda bu sefer sucukla yumurtayı ayrı yaptık. K. yumurta yiyemedi çünkü. Kahvaltı sonrası yine biralar açıldı vs… Biraz şöyle huzur dolu oturuş ve güneşlenmeden sonra, evi toparladık, son bir kez daha işedik ve yola çıktık. K. yi yine İzmit otogarına bıraktık, çakma dövmeli kız ile taşak geçtik ve sonra evlerimize döndük…
Sapanca da böyleydi bu haftasonu işte…
| Tatil Şehitleri | Tatil Soundtrack’i |
|
Tatilin soundtracki de aşağıdaki gibiydi:
Bonus CD:
|

İlgili yazılar:
Arif’in hayat ile ilgili 2009 ilk çeyrek raporu
2 Nis
Mert sadece Mart ayını yazmış ama benim aklımda çeyrek raporlama vardı, bugün de hazır işte biraz rahatım bari şu işi bitireyim dedim. Bu yazıyı yazmak biraz zor olabilir zira şimdi son üç ayımın “hatırlayabildiğim”
kısımlarından alıntılar yapmam gerekecek.
1 Ocak’ı hatırlamıyorum. Resimlerimden gördüğüm kadarıyla bir önceki seneki gibi yine C.’lerin teras katında yaptıkları partideydik ki işin ilginci
ben oraya gitmeden evde yarım şişe viskiyi bitirdiğimden zaten kelleydim. 2009′a girişi hatırlıyorum desem pek doğru olmayabilir. Zaten resimlerde de Arap kıyafetleri ile gözüküyor olmam buna büyük tanıklık edecektir. Kendimi muhtemelen geçen sene bu aralar gittiğim Bahreyn’in kralı gibi hissediyordum herhalde. Günahkar kral. Tövbe de!
Akabinde olan finallerdi vs. zaten bir iki haftamın sıkınıtılı geçmesini sağladı ki, zaten beklenen birşeydi çünkü bütün dönem boyunca “Arif, bugün eğitimin için ne yaptın” diye sorsalar, cehennemde yanmaya tek gidişlik bilet alırdım Business’dan.
Bunun dışında genelde Ocak’ta fazla birşey yapmadım aslında.
Hem işte okul vardı, bir de biraz mıymıydım ama o sırada Mert ile konuşuyorduk, “ulan artık bizim de aksiyon yapmamız lazım, spora başlamak gerek, nolucak lan bu belimizdeki simit? vs… Abanalım ıpsss bas bas bassss!“. Ocak sonu yazılmaya karar verdik işte ayın ortalarında. Korkum da bu arada yine Bodrum amelesi olmaktı, hala da öyle.
Ocak’ın son haftasonu Emir’in doğumgünüydü. Zaten kaç haftadır dışarı çıkmamışım, nasıl darlanıyorum, bu büyük fırsattı. Dedik, herkesi çağıralım. Bayağı bir kişi de geldi. Asmalımescit eski Lokal. Tabii ki zıvanadan çıkartan ben oldum. 4 şişe (2′si fındık votka, 2′si Smirnoff North olmak üzere) shot alırasnız 20 kişi toplu pert nasıl olunur, Gastronomi bölümünde “Etik Alkol Tüketimi” dersinde case olarak verilir.
Bunu 14 Şubat’ta da yapalım dedik. Bekarlar partisi yapalım dedik. Zaten hepimizin o sırada büyük sıkıntıları olduğundan (hadi ya!?!?) bunu hep beraber aşabilirdik. Zaten birlikten güç doğmaz mıydı? Koy poposuna rahvan gitsin aşkın temalı partimizde yine şişeler açıldı (yine ben
) yine millet yerlerde. Gerçekten yerlerde!
Sonra dedim vay nasıl eğleniyoruz, “arkadaşlar iyidir” dedim. Öyle ama. Onlarla güzel vakit geçiyordu fakat hep bir şey eksikti. Bir değişiklik lazımdı çünkü hep kafayı çalışıtıran gizli bir güç vardı arka planda. Bastırmaya çalıştığım. Darlandım.. Darlandım.. Dedim ki ulan dedim Oasis!
O sıralar da feci sarmıştım hani. Ağzımda bir tek “iiiiis it myyy imaginatiooooon…” diye dolanıyordum. Bir baktım o da ne?! Oasis Viyana’da. Ee, dedim bu iş burada biter ben bileti alır basarım. Sağolsun G. de benimle geldi. Orada okuyor ya o. Ona kolay tabi. Çok eğlendim, kafayı dağıttım.
Viyana ile birlikte Şubat’ı bitirirken biraz mali açıdan da yamulduk diyebilirim. Ondandır, biraz kıstım Mart ayında harcamaları. Bayağı da darlandım, evde içtim. Mart ayı hep sıkıntıdır zaten. Sevmiyorum. Yine öyle oldu. Yine bir darlama. Spora deli gibi devam ettik. Bu arada paso FHM aldım. Abbey ile başladı çünkü herşey. önce bir sayısında sace 2-3 sayfa ayırmışlardı ondan almıştım, öbür sayıda kapak yaptılar bebeğimi.
Bendeki de tam çocuk salaklığı belki bir sonrakinde de olur diye her ay almaya başladım. Bu arada tabii ki 2 aydır Mert ile spora gidiyoruz. Ama deişik bir konsept,
spor çıkışı alttaki Carrefour Express’ten iki Miller ile bitiriyoruz. Sauna seanslarımızdaki muhabbet de güzel, paso kritik. Hayat, ilişkiler, futbol, yazın ne yapacağımız, vs…
Eee, Nisan’a adım attık…
Artık hayatın ne getireceğini planlamayı bıraktığımdan, acele etmemeyi, sabretmeyi öğrendiğimden olsa gerek; bu ay için sadece umutlarımla ve eğlenme isteğimle beraber ikinci çeyreğe başlıyorum.
Ve artık hep dediğim gibi…
Hayat; şaşırt beni!





