Posts tagged 2009 Yaz Notları

Yaz Notları 3 – Opsite vs Gelfix

3

tüm güzellikleri ile beraber, maalesef biraz yaralı bereli geçti. Çok ciddi olmasa da belli bir süre sargılanmam, suyla temas etmemem, yaralarımın kapanmasını beklemem vs gerekti. Tam da bu her gün yaralarıma pansuman yapıldığı ve iyice sıkılmaya başladığım günlerde bu şeffaf pansuman spreylerini keşfettim.

OpSite çocukken düşüp de sağımı solumu kanattığımda, evde sıktığımız ve daha önceden kullanmış olduğum bir spreydi. Gene de tam kullanımından emin olamıyordum. Kullandıktan sonra kesinlikle söyleyebilirim ki, çok ama çok başarılı. Yaranın üzerinde ince bir film oluşturuyor. Adeta ikinci bir deri tabakası oluşuyor böylece yaranın üzerinde ve bu tabaka yaranın mikrop almamasını, suyla temasta zarar görmemesini ama aynı zamanda hava aldırdığı için hızlı iyileşmesini sağlıyor. Spreyi ikinci uygulayışınızda, ilk katmanın üzerine direk sıkabiliyorsunuz ama gene de üst üste çok fazla katman oluşturmamanız tavsiye ediliyormuş. Zaten tek katman, evet tek sıkış yani, sudan koruyor yarayı. Denize girdim, test ettim.

Gelfix’i ise Opsite bittikten sonra, tekrar Opsite’ı bulamadığım için aldım. Gelfix yaranın üstüne sıkılınca sanki pudra gibi yaranın üzerini kapatıyor. Yaranın üzerindeki şeffaf olarak katman yaratan Opsite’a göre çok daha iyi bir görüntü olmasına rağmen, bu pudralı kısım, su ile temasta tamamen yok oluyor. Pudramsının altında çok hafif bir tabaka kalsa da, opsite’ın güven veren tabakası ile karşılaştırılamaz ve ben sadece Gelfix ile denize girmeye cesaret edemedim. Tamam kutunun üzerinde suya dayanıklı yazıyor da, ben denize girip yaralarım tuzlu suda yansa, kime şikayet edeceğim ki bu spreyi…

Sonuçta Gelfix Opsite karşılaştırmasında ben OpSite’ı çok daha başarılı buldum. Evde bulundurmakta fayda var. Düşüp sağını solunu kanatan çocuklarda, el kesmelerinde, ya da daha ciddi düşüp, daha ciddi yaralanmalarda OpSite açık yara üzerine sıkılıp, sargı bezleri ile uğraşılmamasını sağlayan ve sitesinde yazdığına göre sargı bezlerinden çok daha hijyenik olan bir teknoloji. Ben kullandım, memnun kaldım, tavsiye ederim.

Not: İlk sıktığınızda ciddi çok yanıyor, mikropları öldürüyor diye kendinizi kandırmaya bakın…

JAM

Yaz Notları 2 – Nouvelle Vague @ Çeşme Babylon

1

2009 yazı önceden planlamadığım şekilde güzel konserler ile geçti. Nouvelle Vague ise en şuursuz gittiğim ve belki de bu yüzden, en eğlendiğim konserlerden biri oldu.

Yok Fransız grubun şu şarkıları var vs. gibi bir grup tanıtımı yapmayacağım, merak edenler şuradan kısaca bir Türkçe veya şuradan daha detaylı olan bir yabancıca bilgiler edinebilirler.

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Ben ise bu grubu meğerse biliyormuşum. Beni sabahları Radyo Eksen eşliğinde şefkatle uyandıran saatim, meğerse sürekli bu grubu çalmaktaymış ve ben farkında olmadan bazı şarkıları öğrenmişim bile.

Ancak grubu dinlerken şarkıları bilmeniz veya bilmemeniz farketmiyor. Şarkıların güzel olmasının dışında, tüm şarkılar adeta şarkısı. Hani şu sözleri tekrar ettiği için, dinleyicinin ilk dinleyişte bile bir noktadan sonra eşlik edebildiği türden. Bunlara bir de vokal hatunların inanılmaz performansları, bir saniye yerlerinde duramayışları ve dinleyici ile muhteşem bir etkileşimde bulunmaları da eklenince, mutlaka izlenesi ve dinlenesi bir grup olarak kafamdaki yerlerini aldılar. Yaşadığım şehirde konserleri olduğunu duyduğumda kaçırmam…

Jam

Yaz Notları 1 – Maria’nın Bahçesi

1

2009 Yaz Notları dizisine biraz Haşmet Babaoğlu’nun etkisi ile, biraz mekanın bende (bizde) bıraktığı etkiler ile biraz da sırf mekan gerçekten hak ettiğinden Maria’nın Bahçesi ile başlıyorum.

Maria’nın Bahçesi ilk olarak İstanbul’da daha sonra da 2009 yılı itibari ile Çeşme-Alaçatı’da faaliyet gösteren, Yunan Restoran-ımsı bir mekan. Mezeler, balıklar, garson ve tavsiyeleri, mekan, mekan sahibi… kısaca herşeyi ile başarılı denebilecek bir mekan. (Belki de bizim ortamımız ve keyfimiz muhteşemdi o gece ve aslında çok kötü yemeklerle ve çok kötü bir mekanda çok iyi vakit geçirdik? Ama yok ya, hastaydım ve ara ara titreme nöbeti geliyordu. Hakkaten iyi olmasalar beni kandıramazlardı…)

Maria’nın Bahçesi’ne gitmek için Alaçatı’da yokuşlu girişten sonra sağa dönmeniz gerekiyor. Evet ben de farkındayım heryerin sola dönünce olduğunu ve yanılmıyorum. Sağa dönünüz efendim ve biraz sabır ile 15 – 20 adım attıktan sonra solunuzda mekanı kaçırmanız imkansız.

Tam bu noktada, mekana girmeden hatırlatmakta fayda var, haftaiçi de olsa özellikle akşam yemeği için gidiyorsanız, rezervasyonsuz yer bulma ihtimaliniz çok düşük.

Rezervasyonunuzu yaptırmış olduğunuz için dekorun ve içine girmekte olduğunuz atmosferin keyfini çıkartarak içeri giriyor ve size ayırılmış çok güzel dekore edilmiş bahçedeki masanıza geçiyorsunuz.

Mekanın menüsü çok başarılı hazırlanmış ve çok farklı tatlara sizi davet ediyor. menüsü başlı başına bir güzellik ve seçmeyi çok kolaylaştırıyor. Biz her ne kadar içmemiş olsak da insanın canı çekiyor açıkçası.

Bizimle ilgilenen garsonun ismini hatırlayamıyorum. Kendisi İstanbul şubesinde çalışmakta imiş ve için buraya gelmiş. Mesafeli duruş ile yılışık olmanın arasındaki zor çizgiyi tutturması ve menüye hakimiyeti takdir edilesiydi. Verdiği öneriler ile gecemizi güzelleştirdi.

Yemeklerden özellikle beğenilenler dülger balığı ile ahtapot bacağı idi. Kalamar da mekanın spesyalitelerinden ama gene de ahtapot gene de ahtapot!.

Maria’nın Bahçesi kahvaltı menüsüne de güvenmekte. Deneyemedim, en kısa zamanda deneme arzusundayım.

Kısaca Maria’nın Bahçesi Alaçatı’nın başarılı restoranlarından ve kaçırılmaması gerekli. Fiyatları Şifne bölgesindeki balıkçılardan daha yüksek olsa da, lezzet açısından çok üstün. Tekrar gidilir.

JAM

2009 Yaz Notları

0

Epeydir blog ortamlarından uzak kaldıktan sonra, tatili ile ilgili yazılarla dönüşümü uygun buldum.

Bu yaz biraz da hayatımdaki gelişmelerin etkisi ile uzun yıllardır fırsat bulamadığım şekilde bir yaz tatili yapmaktayım. Arada bazı sıkıntılarım da oldu beni sevindiren gelişmeler de. Yaz başındaki hayatımdaki bilinmezlik ve soru işaretleri gün geçtikçe azalmakta. Biraz klasik olacak ama herşeyden önemlisinin sağlık olduğunu anladım bu yaz.

ile seri şeklinde gözüme çarpanları, başımdan geçenleri, geçmesini istediklerimi ve geçemeyenleri, kısaca bu yazı tekrar hatırlamaya ve yazmaya çalışacağım.

Go to Top