arşiv

‘sinema ve diziler’ kategorisi için arşiv

Min Dît

Perşembe, 17 Ara 2009 canga yorum yok

Min DîtMin Dît‘i (Children of Diyarbakır) yönetmeninin ve yapımcılardan birinin (Fatih Akın’da yapımcılar arasında) yanında oturarak izleme fırsatı buldum. Bugünlerde narin konular hakkında konuşmak zor ya; gerçi ne zaman kolay oldu ki?

Hayatımda  ilk defa, ülkem hakkında ülkemde çekilen bir filmi baştan sona altyazı ile izledim. Kürtçeydi çünkü. Film hakkındaki düşüncelerimi yazmayacağım, sadece film sonrasındaki soru-cevap gelişmelerini aktaracağım. Popülizme gerek yok, herkes kendi anladığı kadarıyla.

Miraz Bezar, film öncesinde, sırasında ve sonrasında hareketleri ile ne kadar heyecanlı olduğunu açıkca belli ediyordu. Heyecanı insanlarla beraber izlemesi değil filmi, gösterdiği emeğin memnuniyetindeydi sanki. Filmin ilk saniyesinde geciken sesi hemen farkedip “ses” diye bağırması ile korkulacak birşey olmadığını  anlaması, hemen başlarda birşey söylemek için gelen görevliye sinirlenmesi, çarpıcı sahnelerde koltukta biraz daha dikleşip daha sık su yudumları alması (sanki her an söyleyecek, açıklayacak noktalar varmış gibi)…

Miraz film sonrası söz aldı. Almanya’da yaşadığını ve dört senedir senaryo üzerinde çalıştığını, asıl amacının yörenin çocuklarının gözünden bazı gelişmeleri anlatmak olduğunu daha ilk cümlesinde belirtti (filmin açılışında başlık olarak “From my eyes” da geçiyor).

Seyircilere söz hakkı geçtiğinde, aynı kişi tarafından yapılan ilk yorum ve soru şu şekildedir:
“Çok taraflı bir film olmuş, olayları tek taraflı anlatmışsınız (hadi ya? bakınız yönetmenin ilk cümlesi, ve hatta bakınız filmin ismi). Siz kaç Türk askerinin öldü(rüldü)ğünü biliyor munuz?”.
Bu sırada ön sıraların birinde ayağa kalkan genç şiddetle karşı taarruza geçerek “Siz benim kardeşimi öldürdünüz” der.

Salondaki gerilim ilk soruda belli ediyor kendini. Sonrasında biraz daha insanlaşıyoruz.

Sonra konuşan bir bayan “Bizim hikayemizi anlattığınız için teşekkür ederiz.” diye ekliyor filmi çok beğendiğini belirterek. Ki genelde söz alanlar sorudan çok beğenilerini sunuyorlar, minnettar ve duygusal oldukları çok belli.

Yönetmen, JİTEM hakkında açıklamalarda bulunuyor konuya uzak insanlara. Oldukça enteresan noktalardan biri bence.

Çekim sürecine değiniyor bir soru üzerine; Diyarbakır’daki setteki zorluklardan biri elbetteki denetim. Filmin sahte bir metni devletin ilgili kurumuna incelenmesi için verilmiş. Ve her gün bir sivil polis yer alıyormuş bina dışında yapılan çekimlerde; “Ne yapıyorsunuz? Ne hakkında film çekiyorsunuz?” sorularıyla.

Türkiye’deki ilk gösteriminin Antalya Altın Portakal’da yapıldığını öğreniyoruz; sonrasındaki basın açıklamasında tabi ki tepkiler olmuş, beğeniler de (tartışmak güzel şey, becerebilirsen eğer). Almanya veTürkiye’de vizyona sokabilmek için çalışmaları var ekibin (keşke diyorum).

Benim en çok kafama takılan çevirinin olmadığı tek kısım, sondaki Kürtçe rap şarkısı…

Bir de aklımda Baskın Oran’ın bir yazısından alıntı:
“İnsanoğlunun temel içgüdülerinin başında, “onlar” imajı yaratarak “biz” kimliğini inşa içgüdüsü gelir.”

—-

Düzeltme & Ekleme: Aşağıda Miraz Bezar’ın yukarıdaki yoruma yorumu ve ilgili rap şarkısının sözleri.

Merhaba,

parcayi kürt rapci Serhado söylüyor. Cikardigi ilk albümü Xewna Jiyan albümünden “Nabinim” parcasi. Albüm 2006 da türkiyede piyasaya cikti. Sözlerini altta bulabilirsin.

Facebook da Min Dit sayfasina gönderdigin yaziyi okudum. film hakkinda ne düsündügünü de okumak isterdim acikcasi. Sadece icerik anlaminda degil.

Gösterim esnasinda heyecandan ziyade biraz huzursuzdum. Cünkü film baslamis oldugu halde 25 dakika boyunca insanlar girip cikti. bunu bu yogunlukta ilk kez bir festivalde yasadim.

Ayrica benim yanima gelen kisi festival görevlisi degildi. Disarida kalan arkadaslarini iceri getirmeye calisan bir seyirciydi ve benim festival yetkileriyle konusmami istiyordu.

Selamlar ve saygilar,

miraz bezar


NABİNİM – GÖRMÜYORUM

Her saniye bir insan Tanrı’ya dua eder
Her insanın acıları kendisine ağır gelir
Yürek bir çiçek gibi bir yıldız gibi olmalı
Ekmek bazıları için sadece ekmektir
Oysa bazıları için altın değerindedir

Göz karardı
Gönül yandı
Yürek dünyaya doydu
Ölüme doğru yol aldı
Ama Tanrı korkusu onu durdurdu

Ateş hala sönmedi
Korku hala var onda
Farelerin yaşamı aslanların yaşamı gibi olamaz

Aydınlığı göremiyor
Elleri ve gözleri bağlı
Sevgiyi göremiyor
Gönlü hala kıpırdarken
Görmüyor
Hayır görmüyor

Yaşam bir seferliktir
Yeter
Yapma
Acıdır
Gözlerini aç artık
Kimse ölmüyor
Bu acılardan kimse ölmüyor
Söyle, zor olsa da olmasa da sen benim yaşamımsın
Hatırla, acılar olsa da olmasa da
Bir kapı kapanınca başka bir kapı açılır

Artık bugünün dünyasında yaşayamıyorum
Değerli olanı göremiyorum
İyi olanı göremiyorum
Ben canımı kaybettim
Nasıl oldu bilmiyorum
Elimden kayıp gitti

Min dît

Once

Cuma, 13 Kas 2009 Arif 3 yorum

Dün “Once” isimli filmi izledim. 2006 yapımı bir film. Aslında bunu keşfetmem şöyle oldu, burada takip edenler de farketmiştir, ben ’ı çok severim.

Bir gün last.fm’de dolaşırken ’ın sayfasında benzer sanatçılarda The Frames’i buldum. Güzel grup, bunda bir sorun yok. The Frames’in solistinin de aynı zamanda yine solo çalışmaları olduğunu da öğrendim. The Frames’in solisti de zaten bu filmde başrolde oynayan Glen Hansard.

Glen Hansard & Marketa Irglova

Glen Hansard & Marketa Irglova

Glen Hansard ile filmde kızı oynayan Markéta Irglová‘nın düet yaparak bazı çalışmalar yaptığını da öğrendim. Hepsini indirdim, dinledim ve özellikle “Falling Slowly”, “Lies” ve “When Your Mind’s Made Up” inanılmaz etkiledi. Birkaç şarkı daha var.

once-soundtrack2007

"Once" OST

Bunların hepsinin ayrıca filmin OST’si olduğunu da görünce demek ki filmi de izlemek gerek dedim ve o şekilde filme ulaştım.

Filmin konusu ile ilgili kısa bir bilgi vermeden öncelikle spoiler uyarısı değil “kesinlikle alınmalı” uyarısı yapmalıyım bu soundtrack albümü için.

Film için de izlenmeli diyorum, öncelikle müzik sonrasında konunun saflığı ve filmin çekim anlayışı, son olarak da Dublin için.

Filmin konusu ise, Dublin sokaklarında çalgıcılık yapan ve kız arkadaşı tarafından terkedilmiş bir adam ile annesi ve kızıyla yaşayan bir Çek göçmeninin müzik sayesinde tanışmaları, beraber çalmaya başlamaları ve yakınlaşması olarak anlatılabilir.

Daha fazlasını söylemeyeyim, ister müzikal denilsin, ister romantik film…
Kesinlikle bir göz atılmalı.

SGU – Stargate Universe

Cuma, 09 Eki 2009 Cem yorum yok

izlemekten film izleyemez hale geldim” diye her fırsatta şikayet etsem de, yeni dizilere başlamaktan da kendimi alıkoyamıyorum.

Syfy’ın bu sezon başlattığı Stargate Universe geçen hafta yayınlanan iki bölümlük girişten sonra, cumaları yayınlanacak. Askerler, geçiş kapıları, çok şey bilen siviller. Kısaca en sevilen tarzdaki bilimkurgulardan. Ben beğendim; 3. bölümü bekliyorum.

Jam

The Boondock Saints II – All Saints Day

Salı, 06 Eki 2009 Arif yorum yok

boondocksaints2Boondock Saints 2 geliyormuş. Tez izlene.

Gerçi Willem Dafoe’nun bu sefer olmaması büyük kayıp ama İrlandalı kardeşler 10 yıl aradan sonra yine işi çekip çevirmişlerdir kesin…

Trueblood

Cuma, 02 Eki 2009 Arif yorum yok

Bu “Trueblood” denen diziyi izlemek lazım galiba, her yerde duymaya başladım, aşağıdaki afişleri de yıkılıyor…

Tez zamanda indirile, izlene…

 

 

Categories: sinema ve diziler Tags: , ,

The Firm (2009)

Çarşamba, 16 Eyl 2009 Arif yorum yok

Muhtemelen en izlenesi filmlerden biri olacak bu haftasonu UK’de vizyona girecek olan The Firm (2009) adlı film. Türkiye’ye gelmeyebilir ama her şekilde elimize geçeceği kesin. Bir Green Street Hooligans keyfi verse kafi benim için.

En iyi 250 Film

Salı, 08 Eyl 2009 Arif yorum yok

en iyi 250 film metroMetro ağı şeklinde bu filmleri görmek isterseniz, buyurun yandaki ekran görüntüsüne tıklayarak dosyayı indirin, beğeneceksiniz.

Bana da e-mail ile bir arkadaşım yolladı, paylaşmak istedim.

Küçük Deniz Kızı Ponyo

Salı, 04 Ağu 2009 Arif yorum yok
Ponyo on the Cliff by the Sea
Image via Wikipedia

Dün Küçük Deniz Kızı Ponyo adlı filme gittim. Orijinal adı (Gake no Ue no Ponyo) Ponyo on the Cliff by the Sea olan film, Hayao Miyazaki‘nin son filmi. Konusu ise şöyle:

Ponyo küçük bir Japon balığıdır, ve babası ona kötü davrandığı için aslında insan olmak istemektedir. Bunu bir gün denizde evinden kaçıp da bir şekilde sahilde dolanırken Sosuke tarafından yakalanmasıyla daha da çok istemeye başlar. Çünkü ona aşık olmuştur ve bir şekilde olaylar gelişir.

Miyazaki’nin ilk defa bir filmini tam olarak izlediğimi itiraf etmeliyim. Çocukça gelebilir ama gerçekten çok ilgimi çekti ve hoşuma gitti. Zaten bir iki gün önce de merakımdan Howl’s Moving Castle da elime geçti. Aslında bir tavsiyeydi ama daha izlemeye fırsat bulamadım. Bulduğumda da onu da kısa tanıtırım zaten.

Japon Animasyon Film Akademi Ödülü de kazanmış olan Küçük Deniz Kızı Ponyo’nun İngilizce versiyonunda seslendirmeleri yapanb ekipte de Liam Neeson, Matt Damon gibi ünlüler bulunuyor.

Resmi sitesine girip daha fazla bilgi alabilir veya Apple’ın sitesinden trailer‘ı izleyebilirsiniz.

Son olarak, eğer anime filmlere ilgi duyuyorsanız (ki o zaman kesin bekliyorsunuzdur bu filmi) ya da bir şekilde ısınmak istiyorsanız güzel bir seçim olabilir. Benim için oldu.

622

Salı, 04 Ağu 2009 Arif yorum yok
Love in the Time of Cholera Soundtrack album cover
Image via Wikipedia

Love in the Time of Cholera filminden bir diyalog:

Ricardo Lighthouse: Why are you so successful with women?

Florentino Ariza: Um… because they see in me someone… guilty. In need of love. Someone who will not harm them. Hmmph. My heart has more rooms than a whore house, Ricardo.

Ricardo Lighthouse: What number are you on now?

Florentino Ariza: Prepare yourself for a shock. I’m on number 622.

Ricardo Lighthouse: Impossible.

Florentino Ariza: I speak the truth – 622.

Ricardo Lighthouse: Why are you so successful with women?
Florentino Ariza: Um… because they see in me someone… guilty. In need of love. Someone who will not harm them. Hmmph. My heart has more rooms than a whore house, Ricardo.
Ricardo Lighthouse: What number are you on now?
Florentino Ariza: Prepare yourself for a shock. I’m on number 622.
Ricardo Lighthouse: Impossible.
Florentino Ariza: I speak the truth – 622.

Je vais bien, ne t’en fais pas

Pazartesi, 20 Tem 2009 Arif yorum yok

Bugün ufak bir Sapanca tatilinden döndüm ve akşma tekrar haftalık tatilimi kullanmaya çıkacağım. Aslında dün gece izlemeyi kafama koyduğum fakat tabii ki tekrar uyuyakalarak ertelediğim bir filmi demin izlemeyi bitirdim. “Je vais bien, ne t’en fais pas” adlı bir Fransız filmi. 2006 yapımı.
Tavsiye…
Şarkıya da dikkat.

Lili,take another walk out of your fake world
please put all the drugs out of your hand
you’ll see that you can breath without not back up
some much stuff you got to understand

for every step in any walk
any town of any thought
i’ll be your guide

for every street of any scene
any place you’ve never been
i’ll be your guide

lili,you know there’s still a place for people like us
the same blood runs in every hand
you see its not the wings that makes the angel
just have to move the bats out of your head

for every step in any walk
any town of any thought
i’ll be your guide

for every street of any scene
any place you’ve never been
i’ll be your guide

lili,easy as a kiss we’ll find an answer
put all your fears back in the shade
don’t become a ghost without no colour
cause you’re the best paint life ever made

Kader nedir?

Salı, 16 Haz 2009 Arif yorum yok

2001 Kore yapımı olan My Sassy Girl (Yeopgijeogin geunyeo) adlı filmden…

- Eğer kaderimizde görüşmek olsaydı sanırım tesadüfen bir yerlerde karşılaşırdık…

- nedir bilir misin? Sevdiğin kişi için, tesadüflerden bir köprü inşa etmektir…

Entourage?!

Perşembe, 11 Haz 2009 Arif yorum yok

kanye-west-attends-ta25631

’in de bir entourage’ı olduğunu belki dış magazin sitelerini takip edenler bilirler. Paris Moda Haftası vs. oralarda buralarda marjinal bir şekilde görütüleniyorlar paso.

Bu arada dün sonunda Entourage’ın 5. sezonunu da izlemeye başladım. Oradan bir anda aklıma geldi buraya eklemek bu yazıyı.

entourage_600Sorarım size, hangisi daha cool? — Gerçi Kanye’nin Entourage’ının ne halt yediğini de pek bilmiyoruz ya :)

Vinnie Chase denilen herif bütün şehrin üstünden geçti. Yancıları da alası :)

Bu arada Kanye ile manitası Amber Rose ayrılmış. Buradan da son haberi vereyim dedim. Bir de bu Amber denilen hatunun kıçını Madonna’nın ellediği görüntü vardı… Hadi ona da buradan ulaşın.. Bağlantıdaki sitede bir sonraki niye bir Kardashian olmasın demişler. Bu herif onları darmadağın ede rbe :) Ehi ehi ehi… Konu da nereden nereye geldi bir anda yahu.

Scotty doesn’t know

Çarşamba, 27 May 2009 Arif yorum yok

Eurotrip filmini izlemeyen vardır elbet, çok da ünlü bir film değil.

Kısaca filmi tanıtayım konuyu bağlama adına, iki eleman lise mezuniyetinden sonra e-mail arkadaşını görmek için Almanya’ya gitmeye karar verir fakat bunların ikiz olan diğer iki arkadaşı da sanat gezisi için Paris’e gideceklerdir ve bir şekilde onları Avrupa’da buluşturur ve bir anda olaylar eşliğinde Avrupa’yı dolaşırken bulurlar kendilerini.
İnanılmaz eğlenceli bir filmdir.

Neyse, asıl değineceğim konu, aşifte karılar yüzünden neler yapıldığına dair bir olay:

Filmde dediğim gibi lise mezuniyetinde lisenin en tatlı kızlarından biriyle çıkar bizim eleman fakat mezuniyet günü kız gelip bunu terkeder. Akşamında ise mezuniyet partisinde filmde Matt Damon’un söylediği şarkı bir anda patlayıverir… Scotty doesn’t know (Scotty bilmiyor).

İğrenç bir durum. Acıklı yani ya. Şimdi aşağıda sözleri şarkının yazıyor zaten. Bunları bütün lisenin duyup bu şarkıyla coştuğunu farzedin. O sırada sizin eski güya kız arkadaşınız o rock grubunun solisti ile seksi bir şekilde sahnede dansediyor feci canım feci yani…

Film senaryosu tabi, bu kadarı da olmaz diyebilirsiniz ama bence o kadar da imkansız değil :) Ama Allah düşmanımın başına vermesin! :)

Şarkının orijinali Lustra – Scotty Doesn’t Know… Sözler ve dediğim gibi aşağıda… Sonunda bardağı sallayan çocuk da Scotty :)

Hey!!!!!!

Scotty doesn’t know,
That Fionna and me,
Do it in my van every Sunday.

She tells him shes in church,
But she doesn’t go,
Still shes on her knees, and…

Scotty doens’t know, oh.
Scotty doesn’t know-oh.
So don’t tell Scotty!
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know.
SO DON’T TELL SCOTTY!

Fionna says shes out shopping,
But shes under me and I’m not stopping.

Cuz Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know.
So don’t tell Scotty.
Scotty doesn’t knoooooow….
DON’T TELL SCOTTY!

I can’t believe he’s so trusting,
While I’m right behind you thrusting.

Fionna’s got him on the phone,
and she’s trying not to moan.
It’s a three way call,
and he knows nothing.
NOTHING!!!

Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Don’t tell Scotty.
Cuz Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t knoooooow….
SO DON’T TELL SCOTTY!

We’ll put on a show, everyone will go.
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t knoooooow….

The, parking lot, why not?
It’s so cool when you’re on top.
His front lawn, in the snow.
Laughing so hard, cuz…

Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know.

I did her on his birthday.

Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Scotty doesn’t know,
Don’t tell Scotty.
Scotty doesn’t knoooooow….

Scotty will know,
Scotty has to know,
Scotty’s gotta know,
Gonna tell Scotty,
Gonna tell him myself.

Scotty has to know,
Scotty has to know,
Scotty has to,
Scotty has to,
Scotty has to go!

Scotty doesn’t know,
(Don’t tell Scotty)
Scotty doesn’t know,
(Don’t tell Scotty)
Scotty doesn’t know…
Scotty’s gotta go!

Barney Stinson – 200′e ulaşması hakkında

Salı, 12 May 2009 Cem yorum yok

I recently reached an important personal goal: 200 women. That’s like 100 women, twice…but you know, with 100 totally different women. Since it’s clearly just a numbers game, I think it’s safe to say I’m in the lead.

Barney Stinson Barney’s Blog‘da (4 Mayıs 2009) belirtmiş.

Looking for Eric

Çarşamba, 29 Nis 2009 Arif 2 yorum

O kadar dedik değil mi bizim için fenomendir. Onun sevgisiyle başladık biz hırçınlığa, sahada canımızı dişimize takmaya. İlk yabancı formamız Man. United’ındı ondan dolayı. dedik işte, yeter!

Şimdi de onun da filmi geliyor…

Aceto’da ilk okudum haberi hemen atladım tabii. Yönetmeni Ken Loach olan filmin konusu da filmin kahramın postacı Eric’in kendine bir kahraman araması böylece boktan hayatına biraz daha bağlanması.

E biz de öyleydik küçükken, belki de hala Eric’e ihtiyacımız var.

Filmin teaser’ı burada, resmi sitesinde de teaser’ı gerçi görebiliyorsunuz.

bu, bu işi de kıvırır! Kesin gideceğim, göreceğim!

Alman Filmlerine Devam – Die Welle

Cuma, 24 Nis 2009 Cem 2 yorum

Testdaf geçmiş olmasına rağmen Alman yapımı filmleri izlemeye devam etmekteyim ve her izlediğim filmde de neler kaçırmışım diye hayıflanmaktayım. Das Experiment‘in yarattığı etkiden sonra bugün de, aslında geçen seneden beri izlemek istediğim Die Welle‘yi izleyebildim.

Die Welle Morton Rhue’nun aynı isimli kitabının film uyarlamasıymış. Almanya’da bir lise sınıfındaki faşist düşüncenin tekrar geri gelemeyeceği ile ilgili olan tartışmanın sonucunda başlanan bir deneyden bahsediyor film. Film ile ilgili yapılan yorumlardan birinde de denmiş olduğu gibi, aynı bir dalga gibi yavaş başlayıp sonradan hızlanan ve insanı saran bir film Die Welle (alm. dalga).

Film Tehlikeli Oyun ismi ile 2008 yılında Türkiye’de de gösterilmiş.

Die Welle bir düşüncenin nasıl bir anda yayılabileceğini de gösteren farklı bir film ve tavsiye ederim.

Jam

Das Experiment – çok başarılı bir gerilim

Cuma, 17 Nis 2009 Cem 2 yorum

Biraz da haftaya Testdaf‘a girecek olmanın gazı ile Almanca filmler izlemekteyim. Dün bir tavsiye üzerine 2001 tarihli Das Experiment‘i edindim ve Küp‘ten sonraki en gerilerek ve hayran kalarak izlediğim gerilim filmlerinden biri çıktı Das Experiment. Experiment (ki kelime anlamı da deney zaten) aslında 1971 yılında yapılmış olan Stanford Prison Experiment‘in sinemaya uyarlanması. Yani filmin çoğu gerçek olayla aynı. Deneyin sonlandırılışında bazı farklar olsa da, kesinlikle gerçekçilikten kaçılmamış ve deneyi yapan Phil Zimbardo da deneyin olası devamının filmdeki gibi gelişebileceğini belirtmiş. (bilgi wikipedia’dan; doğruluğu tartışmaya açık yani)

Konuya ve deneye değinecek olursak, insan davranışları için yapılan bir deneyde deneye katılanların bir kısmı gardiyan bir kısmı tutuklu olacak şekilde gruplara ayrılıyorlar. İnsanların kendilerinden beklenen göreve göre nasıl değiştikleri ve neler yapabilecekleri inceleniyor.

Oliver Hirschbiegel‘in filmi çok başarılı ve nefes tutularak izleniyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Ama film sonunda kendinizi garip hissedebileceğinizi tekrar uyarırım.

Not: ( Spoiler sayılabilir, filmi izleyecekler okumasa da bu son kısmı olur, filmden bir espri: )

Filmde duyduğum ve çok başarılı bulduğum bir fıkramsı:

Kadınlar neden porno filmleri sonuna kadar izler?
Sonunda evlilik olacağını düşündüklerinden…

[Warum schauen Frauen Pornos immer bis zum Ende?
Weil sie denken, dass am Ende geheiratet wird!]

=)
Jam

Kath Bloom – Come Here

Çarşamba, 04 Mar 2009 Arif yorum yok
Cover of "Before Sunrise"
Cover of Before Sunrise

Ben sadece Before Sunrise‘ı izleyin derim…
Şarkının videosu da burada.

Kath Bloom – Come Here

There’s wind that blows in from the north.
And it says that loving takes this course.
Come here. Come here.
No I’m not impossible to touch I have never wanted you so much.
Come here. Come here.
Have I never laid down by your side.
Baby, let’s forget about this pride.
Come here. Come here.
Well I’m in no hurry. Don’t have to run away this time.
I know you’re timid.
But it’s gonna be all right this time.

Related Posts with Thumbnails