sanatsal&edebi

aa bak ne buldum

0

eskilerden bir buldum da scanledim. bunu bir sergide miydi bir yerde yaptirtiyorlardi, fotokopi makinasında ne çekersen o.

tabi o zamanlar daha cahilmişiz herhalde, ama yine de keyif almak ana konsept. :)

500 Days of Summer #2

4

AUTHOR’S NOTE : The following is a work of fiction. Any resemblance to persons living or dead is purely coincidental.

Especially you Jenny Beckman.

Bitch.

Tüm Jenny Beckman’lar arasında belkide Summer kartlarını en açık oynayandı. Tom ise hala bu filmin yönetmeni olsa bile bu notu yazamayacak kadar aptal.

Min Dît

0

Min DîtMin Dît‘i (Children of Diyarbakır) yönetmeninin ve yapımcılardan birinin (Fatih Akın’da yapımcılar arasında) yanında oturarak izleme fırsatı buldum. Bugünlerde narin konular hakkında konuşmak zor ya; gerçi ne zaman kolay oldu ki?

Hayatımda  ilk defa, ülkem hakkında ülkemde çekilen bir filmi baştan sona altyazı ile izledim. Kürtçeydi çünkü. Film hakkındaki düşüncelerimi yazmayacağım, sadece film sonrasındaki soru-cevap gelişmelerini aktaracağım. Popülizme gerek yok, herkes kendi anladığı kadarıyla.

Miraz Bezar, film öncesinde, sırasında ve sonrasında hareketleri ile ne kadar heyecanlı olduğunu açıkca belli ediyordu. Heyecanı insanlarla beraber izlemesi değil filmi, gösterdiği emeğin memnuniyetindeydi sanki. Filmin ilk saniyesinde geciken sesi hemen farkedip “ses” diye bağırması ile korkulacak birşey olmadığını  anlaması, hemen başlarda birşey söylemek için gelen görevliye sinirlenmesi, çarpıcı sahnelerde koltukta biraz daha dikleşip daha sık su yudumları alması (sanki her an söyleyecek, açıklayacak noktalar varmış gibi)…

Miraz film sonrası söz aldı. Almanya’da yaşadığını ve dört senedir senaryo üzerinde çalıştığını, asıl amacının yörenin çocuklarının gözünden bazı gelişmeleri anlatmak olduğunu daha ilk cümlesinde belirtti (filmin açılışında başlık olarak “From my eyes” da geçiyor).

Seyircilere söz hakkı geçtiğinde, aynı kişi tarafından yapılan ilk yorum ve soru şu şekildedir:
“Çok taraflı bir film olmuş, olayları tek taraflı anlatmışsınız (hadi ya? bakınız yönetmenin ilk cümlesi, ve hatta bakınız filmin ismi). Siz kaç Türk askerinin öldü(rüldü)ğünü biliyor munuz?”.
Bu sırada ön sıraların birinde ayağa kalkan genç şiddetle karşı taarruza geçerek “Siz benim kardeşimi öldürdünüz” der.

Salondaki gerilim ilk soruda belli ediyor kendini. Sonrasında biraz daha insanlaşıyoruz.

Sonra konuşan bir bayan “Bizim hikayemizi anlattığınız için teşekkür ederiz.” diye ekliyor filmi çok beğendiğini belirterek. Ki genelde söz alanlar sorudan çok beğenilerini sunuyorlar, minnettar ve duygusal oldukları çok belli.

Yönetmen, JİTEM hakkında açıklamalarda bulunuyor konuya uzak insanlara. Oldukça enteresan noktalardan biri bence.

Çekim sürecine değiniyor bir soru üzerine; Diyarbakır’daki setteki zorluklardan biri elbetteki denetim. Filmin sahte bir metni devletin ilgili kurumuna incelenmesi için verilmiş. Ve her gün bir sivil polis yer alıyormuş bina dışında yapılan çekimlerde; “Ne yapıyorsunuz? Ne hakkında film çekiyorsunuz?” sorularıyla.

Türkiye’deki ilk gösteriminin Antalya Altın Portakal’da yapıldığını öğreniyoruz; sonrasındaki basın açıklamasında tabi ki tepkiler olmuş, beğeniler de (tartışmak güzel şey, becerebilirsen eğer). Almanya veTürkiye’de vizyona sokabilmek için çalışmaları var ekibin (keşke diyorum).

Benim en çok kafama takılan çevirinin olmadığı tek kısım, sondaki Kürtçe rap şarkısı…

Bir de aklımda Baskın Oran’ın bir yazısından alıntı:
“İnsanoğlunun temel içgüdülerinin başında, “onlar” imajı yaratarak “biz” kimliğini inşa içgüdüsü gelir.”

—-

Düzeltme & Ekleme: Aşağıda Miraz Bezar’ın yukarıdaki yoruma yorumu ve ilgili rap şarkısının sözleri.

Merhaba,

parcayi kürt rapci Serhado söylüyor. Cikardigi ilk albümü Xewna Jiyan albümünden “Nabinim” parcasi. Albüm 2006 da türkiyede piyasaya cikti. Sözlerini altta bulabilirsin.

Facebook da Min Dit sayfasina gönderdigin yaziyi okudum. film hakkinda ne düsündügünü de okumak isterdim acikcasi. Sadece icerik anlaminda degil.

Gösterim esnasinda heyecandan ziyade biraz huzursuzdum. Cünkü film baslamis oldugu halde 25 dakika boyunca insanlar girip cikti. bunu bu yogunlukta ilk kez bir festivalde yasadim.

Ayrica benim yanima gelen kisi festival görevlisi degildi. Disarida kalan arkadaslarini iceri getirmeye calisan bir seyirciydi ve benim festival yetkileriyle konusmami istiyordu.

Selamlar ve saygilar,

miraz bezar


NABİNİM – GÖRMÜYORUM

Her saniye bir insan Tanrı’ya dua eder
Her insanın acıları kendisine ağır gelir
Yürek bir çiçek gibi bir yıldız gibi olmalı
Ekmek bazıları için sadece ekmektir
Oysa bazıları için altın değerindedir

Göz karardı
Gönül yandı
Yürek dünyaya doydu
Ölüme doğru yol aldı
Ama Tanrı korkusu onu durdurdu

Ateş hala sönmedi
Korku hala var onda
Farelerin yaşamı aslanların yaşamı gibi olamaz

Aydınlığı göremiyor
Elleri ve gözleri bağlı
Sevgiyi göremiyor
Gönlü hala kıpırdarken
Görmüyor
Hayır görmüyor

Yaşam bir seferliktir
Yeter
Yapma
Acıdır
Gözlerini aç artık
Kimse ölmüyor
Bu acılardan kimse ölmüyor
Söyle, zor olsa da olmasa da sen benim yaşamımsın
Hatırla, acılar olsa da olmasa da
Bir kapı kapanınca başka bir kapı açılır

Artık bugünün dünyasında yaşayamıyorum
Değerli olanı göremiyorum
İyi olanı göremiyorum
Ben canımı kaybettim
Nasıl oldu bilmiyorum
Elimden kayıp gitti

Min dît

An Anatolia, shoulder to shoulder

0

Erdoğan’ın Truva’sından:

“All the people of  Anatolia join forces against an army that was much stronger, just the same place years later, in a similar war in Gallipoli.

They arrived, leaving behind their snowy mountains and their fields thick with ears, they arrived, swearing to a lifelong wait, leaving their mothers behind who shed no tears at all, they arrived leaving behind their virgin brides and newborn babies suckling on the fecund breasts of their women, they arrived saying it is for the homeland we hit the road, towards the golden-coloured Troy, it’s worth dying for the homeland.”

Çok ütopik değil mi?

Leydi ile Çiçekçi kız arasındaki fark

1
Cover of "Pygmalion"
Cover of Pygmalion

Bir önceki yazıya ithafen bir de B. Shaw’un oyunundan bir alıntı vereyim dedim…

the difference between a lady and a flower girl is not how she behaves, but how’s she’s treated…

- from Pygmalion p.98 by B. Shaw

Glow In The Dark

0

Kanye’nin yeni fotoğraf albümü tadında kitabı çıkmış.
Alınsın.

Yaralar

1

“Yara vücudun içinde saklanıp kalabilir ama yarayı kaybeden bir vücut yeni yaralar arar.”

- Ryu Murakami, “Emanet Dolabı Bebekleri” kitabından…

Thom Yorke Sketched!

1

(büyütmek için resme tıklayın)

Ryu Murakami

0
Ryu Murakami(村上龍), Japanese novelist and filmm...
Image via Wikipedia

Türkçeye tercüme edilmiş 3. kitabını okumaya bu sabah başladım. Diğer iki kitabı toplam 4 günde bitirmiş olmam, zaten bir kıstas olsa gerek. Murakaminin kalemi o kadar akıcı ki gerçekten gözlerinizi ayıramıyorsunuz satırlardan.

Gerçekten yalın bir dil kullanırken, bir o kadar da derinlemesine ve vurucu bir şekilde olayları anlatabiliyor. Zaten Japon Edebiyatı’nın “Maradona”sı olarak tanımlanmasından da bu belli. Çok farklı temaları işleyen Murakami, genel olarak aslında dejenere/extrem hayatları bu kültürden çekip çıkarıp, iyice eleştiriyor.

Teker teker kitaplar için yazı yazmaya üşendim ama hepsine de kısaca sitede değinmek istiyordum; o yüzden kitapların üstünden hızlıca geçmek istiyorum.

İlk okuduğum kitabını idefixde öylesine bakarken alışveriş sepetime ekledim. D&R’da gezinirken de gözüme çarpınca e, hadi bir alayım bakayım nasılmış? kafasıyla satın aldım Yok Yere adlı kitabını. Orijinal adı In the Miso Soup olan kitabı 2 günde bitirdim. İnanılmaz bir akıcılığa sahip olduğundandı belki de. Sonra da bir koşu diğer ikisini aldım. Konusu Japonya’ya gelen turistlere illegal gece hayatı rehberliği yapan genç bir Japon genci ile bir Amerikalı turistin ilginç hikayesi ile ilgili.

Şeffaf Mavi aslında yazarın en büyük hiti yaptığı kitap. Daha Sanat Akademisi’nde öğrenci iken yazdığı bu kitap ile  Japon gençliğinin kayıp hayatkarının biraz Trainspotting yansımasıyla aydınlatılışına tanık olabiliyorsunuz. Uyuşturucu, seks vb. en kışkırtıcı öğeleri tüm açıklığıyla yazmış Murakami bu kitapta. Akutagava Edebiyat Ödülü’nü de bu kitapla kazandı.

Emanet Dolabı Bebekleri’ni ise şimdi yeni yeni okuyorum. Yine mükemmel bir başlangıçla başladı ve inanılmaz gidiyor.

Yazardan bahsedelim biraz. 1952 Nagasaki doğumlu yazar Japonlar tarafından Japon edebiyatının Maradona’sı olarak tanımlanıyor. Genel olarak

Yazarın eserlerinin listesi de aşağıda:

1976   Almost Transparent Blue
1977   War Begins Beyond the Sea
1980   Coin Locker Babies
1986   Run! Takahashi
1987   69
1989   Raffles Hotel
1993   Ecstasy
1994   The World in Five Minutes From Now
1994   Piercing
1995   Kyoko
1997   In the Miso Soup
1997   Strange Days
1998   Lines
2000   Parasites
2000   Melancholia
2005   I am a Novelist
2005   Hanto Wo Deyo
2006   Dialogue: Ryu Murakami X Joichi Ito

I’vRead

0

Twitter API’sinin böyle hayırlı işlere kullanılacağını bilmek de güzel. Birsürü örneği var aslında ama herhalde en ilgimi çeken bu oldu: Okuduğun kitapların bir listesini internette tutmak.

Bunun için farklı siteler mevcut. weRead, Goodreads vs…

weRead, Facebook kullanıcıları için tanıdık bir yüz olsa gerek, eğer uygulamalarla çok oynuyorlarsa – weRead’in bir Facebook application‘u mevcut.

Kendisini ben Facebook’da kullanıyorum ama aynı zamanda bana bu çok kolay geldiği için ve de halihazırda ’ı da sık kullandığım için ben I’vRead‘i seçmiş bulunmaktayım.

Kullanımı çok basit: Twitter’da kitabın adını yazıyor ve ivread adlı kullanıcıya “reply” yapıyorsunuz.

“The Overlook” @ivread

İsterseniz yorum da ekleyebiliyorsunuz.

“The Overlook” @ivread güzel

Bunun dışında kullanım için sitesinden yardım alabilirsiniz.

Kitaplarınızı listelemek için de aşağıdaki sayfaya girmeniz yeterli:

http://ivread.com/user/twitterdaki kullanıcı adınız

Twitter kullanıcısı ve sıkı bir kitap kurduysanız, tavsiye ediyorum.

Go to Top