…hayat kırıntılarını avuçiçinde biriktiren site..
sanatsal&edebi
Flashforward (kitap)
4 Ağu
![]()
Muhtesem baslayip, ortalara dogru sikan ve bitsene dedirten kitaplar kadar sinirlendiren az sey var hayatta…
Normalde cok begendigimi paylasmak disinda, blogda kitap tartismaya pek gerek duymasam da, bu kitabin ilk yarisindaki begenime olan saygidan, 1999′da yazilmis olan kitap 2009 da dizi olarak yayinlandiktan sonra kitabi Türkce’ye cevrildiginden, konuya deginmekte fayda var.
(Spoiler diye bagirdigim noktaya kadar mumkun oldugunca icerikle ilgili vermeye calisacagim. Oradan sonrasinda ise kitabi okumamislarin, okumuslara yer birakmasini israrla istiyorum.)
Simdi öncelikle sunun altini cizmekte fayda var:
Kitabin dizi ile cok yakindan alakasi yok, dizide olayi daha surukleyici kilacak pek cok sey eklemisler, acikcasi kitabin ilk yarisindaki olayin islenisi ve anlatilisi disinda diziyi kitaptan daha basarili buldum.
Kitabin ilk kismini neden begendim: Zaman – mekan degisimi sirasindaki olaylardaki cok basarili örnekler, dizide belki de biraz daha deginilse daha guzel olacak olan, flashforward sonrasi kaza örnekleri, bilimsel acidan cok keyifli ve bilgilendirici bir anlatim.
Kitabin sonuna dogru neden “bitse de gitsek” moduna girdim: Gereksiz uzatilmis son, bitmek bilmeyen bilimsel aciklamalarin kendimi derste hissettirmesi bana yetti.
Spoiler bölümüne gelmeden kitap hakkindaki son söz, eger az da olsa kuantum fizigine ilginiz yoksa, 4. boyut vs gibi olaylar caninizi sikiyorsa, kitaptan uzak durmakta fayda var, cunku kitap tamamen bu eksenin etrafinda donuyor…
SPOILER BASLANGICI
(uyarmadi demeyin, kalin kalin yazdim)
Simdi burada aslinda kitabin Türkce’sini okuyanlara bir sorum var. Kitabin ingilizcesinde Theo’nun ölümü basta boks “ring”i gibi algilanip sonrasinda ise CERN’deki “ring” in icindeymis megerse diye kelime oyunu yapiliyor, o kismin tercümesini benimle paylasan olursa cok sevinirim.
SPOILER BITTI
İlgili yazılar:
aa bak ne buldum
26 Haz
eskilerden bir resim buldum da scanledim. bunu bir sergide miydi bir yerde yaptirtiyorlardi, fotokopi makinasında ne çekersen o.

tabi o zamanlar daha cahilmişiz herhalde, ama yine de keyif almak ana konsept.
İlgili yazılar:
500 Days of Summer #2
21 Haz
AUTHOR’S NOTE : The following is a work of fiction. Any resemblance to persons living or dead is purely coincidental.
Especially you Jenny Beckman.
Bitch.
Tüm Jenny Beckman’lar arasında belkide Summer kartlarını en açık oynayandı. Tom ise hala bu filmin yönetmeni olsa bile bu notu yazamayacak kadar aptal.
İlgili yazılar:
Min Dît
17 Ara
Min Dît‘i (Children of Diyarbakır) yönetmeninin ve yapımcılardan birinin (Fatih Akın’da yapımcılar arasında) yanında oturarak izleme fırsatı buldum. Bugünlerde narin konular hakkında konuşmak zor ya; gerçi ne zaman kolay oldu ki?
Hayatımda ilk defa, ülkem hakkında ülkemde çekilen bir filmi baştan sona altyazı ile izledim. Kürtçeydi çünkü. Film hakkındaki düşüncelerimi yazmayacağım, sadece film sonrasındaki soru-cevap gelişmelerini aktaracağım. Popülizme gerek yok, herkes kendi anladığı kadarıyla.
Miraz Bezar, film öncesinde, sırasında ve sonrasında hareketleri ile ne kadar heyecanlı olduğunu açıkca belli ediyordu. Heyecanı insanlarla beraber izlemesi değil filmi, gösterdiği emeğin memnuniyetindeydi sanki. Filmin ilk saniyesinde geciken sesi hemen farkedip “ses” diye bağırması ile korkulacak birşey olmadığını anlaması, hemen başlarda birşey söylemek için gelen görevliye sinirlenmesi, çarpıcı sahnelerde koltukta biraz daha dikleşip daha sık su yudumları alması (sanki her an söyleyecek, açıklayacak noktalar varmış gibi)…
Miraz film sonrası söz aldı. Almanya’da yaşadığını ve dört senedir senaryo üzerinde çalıştığını, asıl amacının yörenin çocuklarının gözünden bazı gelişmeleri anlatmak olduğunu daha ilk cümlesinde belirtti (filmin açılışında başlık olarak “From my eyes” da geçiyor).
Seyircilere söz hakkı geçtiğinde, aynı kişi tarafından yapılan ilk yorum ve soru şu şekildedir:
“Çok taraflı bir film olmuş, olayları tek taraflı anlatmışsınız (hadi ya? bakınız yönetmenin ilk cümlesi, ve hatta bakınız filmin ismi). Siz kaç Türk askerinin öldü(rüldü)ğünü biliyor munuz?”.
Bu sırada ön sıraların birinde ayağa kalkan genç şiddetle karşı taarruza geçerek “Siz benim kardeşimi öldürdünüz” der.
Salondaki gerilim ilk soruda belli ediyor kendini. Sonrasında biraz daha insanlaşıyoruz.
Sonra konuşan bir bayan “Bizim hikayemizi anlattığınız için teşekkür ederiz.” diye ekliyor filmi çok beğendiğini belirterek. Ki genelde söz alanlar sorudan çok beğenilerini sunuyorlar, minnettar ve duygusal oldukları çok belli.
Yönetmen, JİTEM hakkında açıklamalarda bulunuyor konuya uzak insanlara. Oldukça enteresan noktalardan biri bence.
Çekim sürecine değiniyor bir soru üzerine; Diyarbakır’daki setteki zorluklardan biri elbetteki denetim. Filmin sahte bir metni devletin ilgili kurumuna incelenmesi için verilmiş. Ve her gün bir sivil polis yer alıyormuş bina dışında yapılan çekimlerde; “Ne yapıyorsunuz? Ne hakkında film çekiyorsunuz?” sorularıyla.
Türkiye’deki ilk gösteriminin Antalya Altın Portakal’da yapıldığını öğreniyoruz; sonrasındaki basın açıklamasında tabi ki tepkiler olmuş, beğeniler de (tartışmak güzel şey, becerebilirsen eğer). Almanya veTürkiye’de vizyona sokabilmek için çalışmaları var ekibin (keşke diyorum).
Benim en çok kafama takılan çevirinin olmadığı tek kısım, sondaki Kürtçe rap şarkısı…
Bir de aklımda Baskın Oran’ın bir yazısından alıntı:
“İnsanoğlunun temel içgüdülerinin başında, “onlar” imajı yaratarak “biz” kimliğini inşa içgüdüsü gelir.”
—-
Düzeltme & Ekleme: Aşağıda Miraz Bezar’ın yukarıdaki yoruma yorumu ve ilgili rap şarkısının sözleri.
Merhaba,
parcayi kürt rapci Serhado söylüyor. Cikardigi ilk albümü Xewna Jiyan albümünden “Nabinim” parcasi. Albüm 2006 da türkiyede piyasaya cikti. Sözlerini altta bulabilirsin.
Facebook da Min Dit sayfasina gönderdigin yaziyi okudum. film hakkinda ne düsündügünü de okumak isterdim acikcasi. Sadece icerik anlaminda degil.
Gösterim esnasinda heyecandan ziyade biraz huzursuzdum. Cünkü film baslamis oldugu halde 25 dakika boyunca insanlar girip cikti. bunu bu yogunlukta ilk kez bir festivalde yasadim.
Ayrica benim yanima gelen kisi festival görevlisi degildi. Disarida kalan arkadaslarini iceri getirmeye calisan bir seyirciydi ve benim festival yetkileriyle konusmami istiyordu.
Selamlar ve saygilar,
miraz bezar
—
NABİNİM – GÖRMÜYORUM
Her saniye bir insan Tanrı’ya dua eder
Her insanın acıları kendisine ağır gelir
Yürek bir çiçek gibi bir yıldız gibi olmalı
Ekmek bazıları için sadece ekmektir
Oysa bazıları için altın değerindedir
Göz karardı
Gönül yandı
Yürek dünyaya doydu
Ölüme doğru yol aldı
Ama Tanrı korkusu onu durdurdu
Ateş hala sönmedi
Korku hala var onda
Farelerin yaşamı aslanların yaşamı gibi olamaz
Aydınlığı göremiyor
Elleri ve gözleri bağlı
Sevgiyi göremiyor
Gönlü hala kıpırdarken
Görmüyor
Hayır görmüyor
Yaşam bir seferliktir
Yeter
Yapma
Acıdır
Gözlerini aç artık
Kimse ölmüyor
Bu acılardan kimse ölmüyor
Söyle, zor olsa da olmasa da sen benim yaşamımsın
Hatırla, acılar olsa da olmasa da
Bir kapı kapanınca başka bir kapı açılır
Artık bugünün dünyasında yaşayamıyorum
Değerli olanı göremiyorum
İyi olanı göremiyorum
Ben canımı kaybettim
Nasıl oldu bilmiyorum
Elimden kayıp gitti
Min dît
İlgili yazılar:
An Anatolia, shoulder to shoulder
13 Kas
Erdoğan’ın Truva’sından:
“All the people of Anatolia join forces against an army that was much stronger, just the same place years later, in a similar war in Gallipoli.
They arrived, leaving behind their snowy mountains and their fields thick with ears, they arrived, swearing to a lifelong wait, leaving their mothers behind who shed no tears at all, they arrived leaving behind their virgin brides and newborn babies suckling on the fecund breasts of their women, they arrived saying it is for the homeland we hit the road, towards the golden-coloured Troy, it’s worth dying for the homeland.”
Çok ütopik değil mi?
İlgili yazılar:
Leydi ile Çiçekçi kız arasındaki fark
11 Kas

- Cover of Pygmalion
Bir önceki yazıya ithafen bir de B. Shaw’un oyunundan bir alıntı vereyim dedim…
the difference between a lady and a flower girl is not how she behaves, but how’s she’s treated…
- from Pygmalion p.98 by B. Shaw

İlgili yazılar:
Glow In The Dark
21 Eki
Yaralar
28 Eyl
Ryu Murakami
23 Eyl

- Image via Wikipedia
Türkçeye tercüme edilmiş 3. kitabını okumaya bu sabah başladım. Diğer iki kitabı toplam 4 günde bitirmiş olmam, zaten bir kıstas olsa gerek. Murakaminin kalemi o kadar akıcı ki gerçekten gözlerinizi ayıramıyorsunuz satırlardan.
Gerçekten yalın bir dil kullanırken, bir o kadar da derinlemesine ve vurucu bir şekilde olayları anlatabiliyor. Zaten Japon Edebiyatı’nın “Maradona”sı olarak tanımlanmasından da bu belli. Çok farklı temaları işleyen Murakami, genel olarak aslında dejenere/extrem hayatları bu kültürden çekip çıkarıp, iyice eleştiriyor.
Teker teker kitaplar için yazı yazmaya üşendim ama hepsine de kısaca sitede değinmek istiyordum; o yüzden kitapların üstünden hızlıca geçmek istiyorum.
İlk okuduğum kitabını idefixde öylesine kitap bakarken alışveriş sepetime ekledim. D&R’da gezinirken de gözüme çarpınca e, hadi bir alayım bakayım nasılmış? kafasıyla satın aldım Yok Yere adlı kitabını. Orijinal adı In the Miso Soup olan kitabı 2 günde bitirdim. İnanılmaz bir akıcılığa sahip olduğundandı belki de. Sonra da bir koşu diğer ikisini aldım. Konusu Japonya’ya gelen turistlere illegal gece hayatı rehberliği yapan genç bir Japon genci ile bir Amerikalı turistin ilginç hikayesi ile ilgili.
Şeffaf Mavi aslında yazarın en büyük hiti yaptığı kitap. Daha Sanat Akademisi’nde öğrenci iken yazdığı bu kitap ile Japon gençliğinin kayıp hayatkarının biraz Trainspotting yansımasıyla aydınlatılışına tanık olabiliyorsunuz. Uyuşturucu, seks vb. en kışkırtıcı öğeleri tüm açıklığıyla yazmış Murakami bu kitapta. Akutagava Edebiyat Ödülü’nü de bu kitapla kazandı.
Emanet Dolabı Bebekleri’ni ise şimdi yeni yeni okuyorum. Yine mükemmel bir başlangıçla başladı ve inanılmaz gidiyor.
Yazardan bahsedelim biraz. 1952 Nagasaki doğumlu yazar Japonlar tarafından Japon edebiyatının Maradona’sı olarak tanımlanıyor. Genel olarak
Yazarın eserlerinin listesi de aşağıda:
1976 Almost Transparent Blue
1977 War Begins Beyond the Sea
1980 Coin Locker Babies
1986 Run! Takahashi
1987 69
1989 Raffles Hotel
1993 Ecstasy
1994 The World in Five Minutes From Now
1994 Piercing
1995 Kyoko
1997 In the Miso Soup
1997 Strange Days
1998 Lines
2000 Parasites
2000 Melancholia
2005 I am a Novelist
2005 Hanto Wo Deyo
2006 Dialogue: Ryu Murakami X Joichi Ito




