içimi dökesim geldi
iki kelime
0
İki kelimelik bir cümle var Türkçe’de, tercümesi İngilizce’de üç; Fransızca’da iki, Almanca’da yine üç. Sayılara takılmak yok; anlamında onun sihri.
Dolu bir silah gibi o cümle; eline almak kolay değil; heyecan yaratır kullanırken; hem de her seferinde.
Çok kolay da kullanılır aslında ama dikkatsiz ellerde kötü amaçlara da hizmet eder; faydadan çok zararı dokunur öyle durumlarda.
Silah gibi işte; dikkatli olmak gerek; önemsemek gerek anlamını; ayarlamak gerek kullanımını. Bazen havaya sıkarsın hiç bir işe yaramaz; bazen kendi kendini yaralarsın zamansız…
Bazen de tam da istediğini kalbinden vurursun onunla…
İşte demişler ya her erkek öldürür sevdiğini…
Sen benim sevgimden öl bir tek.
Mecazi anlamda yani.
Vapurlara gülümsemek
0Geceden çok yalnızlığının soğuttuğu yatağında yatmaktan korktuğun günleri hatırlayınca bir gülümseme geliyorsa o anlamsız ifadeye bürünmüş yüzüne, bir çok şeyi atlatmışsın demektir bence. Zor olduğunu söyleyecek bir tane adam yokken yanında sen herkesin derdine derman olmaya çalışarak yıktıysan tüm duvarları bence zoru başarmışsındır işte.

Sorun zaten sende değil onlardaydı hep, belki de en büyük sorun sendin yıllardır. Yendiysen kendini, korkularını, kuruntularını, gerginliğini, çıkabilir mi şimdi karşına o kötü canavarlar hani?
Yıksan da köprüleri kim engelleyecek karşıya geçmeni, sorarım sana?
Kim gelip de diyebilir ki artık ayakların donuyor, dolaşma burada diye?
Bırak donsun, bırak yıkılsın her şey?
Dolayınca o naçiz bedenini sevdiceğinin, varsa bir sıcaklık işte koynunda… Hele bir de o minik ayakları yanaşmışsa seninkilerin dibine, kim tutabilir ki sevginin çığ gibi büyümesini?
Geçeceksin işte hepsini…
Bakacaksın keyfine, bakacaksın ileriye…
Bildin mi, olacağı varsa oluyor her daim…
Hayat bundan garip değil mi?
İçimden dedim demin, ben vapurlara bile gülmeye başlamışım…
Yazamıyorsak bir nedeni var!
0Çok da değildir hani, buralara satırları, sayfaları döktürdüğüm günler. Canımın sıkıntısını atmışım, demişim hani zamanında burası mabedimdir diye.
Hala öyle. Hala öyle ama, ben buralara gelip ağlamıyorum artık. Zaten farkettim ki bırakın ağlamayı, ben hep gülüyorum belli bir zamandır.
Bu değişik duyguyu hatırlayınca bir anda… Unuttum belki de dert mabedimi. Kötü müdür diye sorarım size? Bence değil. Çünkü beni mutlu eden şeylere daha çok zaman ayırıyorsam… Değil…
Sen o mutlu edenlerin en başındasın ya hani, bakma geçmişe işte; bırak, devam et, en güzel yazı senin için yazılsın.
Nothing will be alright?
0Ben sana demiştim ya, artık hiç bir şey eskisi gibi değil diye…
Ve sen her sevincinde bir an düşüneceksin “geçti” diyeceksin ya hani, ben sana demedim mi; yok öyle bir şey… Bir gün gelecek döneceksin geri diye… Bir gün, belki sadece bir saniye bile… Olacak işte.
Ama geçiyor siktir et, takma sen kafaya…
İşte öyle bir şey…
Mutluluk ile ilgili bir kaç satır
0O kadar çok şey yazılıp çizilmiştir ve o kadar görecelidir ki hani…
Kim için, ne kadar, nerede, nasıl, ne zaman? İstediğin soruyu sorabilirsin ona.
benim için “avuç içi kadarı” yeter mesela… Bazıları ise hayatını onun üstüne kuruyor.
Bazıları mutlu olmayı seçiyor, bazıları mutsuz olmayı.
Burada her şey ayrılıyor işte.
Seçeceğiniz yol sizi zaten mutlu vea mutsuz yapacak elementleri de sunuyor önünüze.
Siz, göz göre göre mutsuzluğu seçiyorsanız kimse sizi mutlu edemeyecek… Hiç bir şeyden mutluluk duyamayacaksınız.
Hüzün, bunalım vs… Ben ermiş bir insan değilim ama şunu iyi biliyorum. Bu hislerle beraber en dipte yaşamayı gördüm. En dipte…
Bu yüzden Thom Yorke‘a saygımız, sevgimiz sonsuzsa ettiği laflardandır öncelikle…
Bir tanesi de bu dediklerimle ilgili:
“It’s easy to be miserable. Being happy is tougher – and cooler.”
Zavallı olmak kolaydır. Mutlu olmak ise daha zor – ve daha klastır.
Benim mutsuzluğa ayıracak ne zamanım var, ne de takatım. Ne kimsenin mutsuzluğunu paylaşacak durumdayım, ne dekimseyle bunun üstüne kurulacak bir ilişkiye. İlişki derken genel olarak insani bir ilişki, yanlış anlaşılmasın.
Son noktayı bu sabah farkettiğim ve izlememiş olduğum bir film ile ilgili bir video ile toparlamak istiyorum.
Çok iyi şeylerin aklınızda ampül gibi yanacağını düşündüğüm için…
kibritin hiç yanmayan ucu.
0iyi dostlar biriktirdim, hepsi ailem oldu…
küçük bir aşk yetiştirdim…
düzene yenik düştü…
ben….
sigara…
dumanının altında..
yana yana…
en sonunda kül oldum…….
SEN KİBRİTİN HİÇ YANMAYAN UCUNDA…
birinin hayatından geçmiş oldun…
bu da böyle bir şey…
Hankiler’e selam eylemek gerek çok dinlediler…
Bahanelerin büyüteceği yaştayım
0Daha çok gencim aslında lan. Kimse bakmasın ağardığına saçlarımın, kimse bakmasın kırışıklıklara gözlerimin kenarında duran hani. Hiç biri yaşın getirdiği doğal afetler değil, yemin ederim. Hepsinin ayrı bir anısı vardır ama. Kalbi yüzüne vurmuş derler ya adam, ben onlardanım lan.
Hani seviyorsunuz ya siz, seviyorsunuz, diyorsunuz ya hani çok iyi çocuk… Dünya tatlısı hani; o benim işte…. O kadar tatlıyım ki eridim gittim zaten. Bittim ulan, size yalatacak bir şeyim de kalmadı biliyor musunuz? Tüh…
Ben sadece bırakın gideyim, ben sizden başka hiç bir şey istemiyorum. Ben yukarıdakinden de bir şey istemiyorum. “Allah’ım neden bana bunu yapıyorsun” diye de sormak istemiyorum. artık. Ben arkamda kötülük bırakmak istemiyorum ama demek ki öyle bir leş bırakmışım ki arkamda… Öyle büyük bir günah ki benim bu geçmişim silemiyorum sizi, ne seni, ne seni, ne seni, ne de seni…. Gidiyor bunlar… Sıraya giriyorsunuz.
Bahaneleriniz büyütüyor artık beni. Karşımda yazdığınız masallarla rahat uyuyorum ben geceleri. Hepsine inanasım gelen o masallarınız yanına tatlı geliyor iki duble içkimin. Sıonra da “ah ne ayıp” oluyor ben içince. İçince unutuyorum lan sizi… Hareketlerinizi. Dengenizi… Sevginizi, nefretinizi. Bu saatte bu satırları yazamayacak kadar kafam iyiyse, sabahın körü kahretmesin, artık düşünmemek için. Daha fazla beynimin yanmasını engellemek için…
Çünkü o kadar fazla düşünüyorum ki artık daha fazlasına bünyem tepki veremiyor. Sevginize cevap veremiyorum…O olmayan sevginize cevap veremiyorum çünkü….
Çünkü…
Allah kahretsin ki ben yok olamıyorum…
Ben hala çok gencim lan…
Hala bahanelerinizle büyüyecek bir yaştayım işte…
The Smiths – There Is A Light That Never Goes Out
0Filmin girişindeki cümleyi tekrarlayıp duruyorum. Şarkı hep aklımda dolanıp duruyor.
Vursun çarpsın ezsin bir çift katlı hakikaten ya.
Ben eve gidip bu filmi bir daha izleyip daha da sinirleneceğim.
Şarkı da günün ikinci şarkısı olsun bir de.
Dip not: Summer sensin, o 500 gün de sana girsin. Bitch.
Prolog
0Tanışalım mı?
0
Hey, merhaba! Tanışalım mı?
Ben A.
Senin adını biliyorum zaten hiç zorlama.
Sıkmam istemem seni, ah, bu arada… içki alacağım kendime sen de ister misin?
Ne mi? Viski tabii ki.
Sevmez misin?
Gel bak en kötü bir kolayla dene?
Ee, nerede çalışıyorsun?
Aha, şunu tanıyor musun?
Evet bence de!
Üstündekinin sana yakıştığını söylemedim değil mi?
Heh, belki de utandım. Ama öyle. He he.
Kolayla iyiydi değil mi? Gel değiştirelim… Ne dersin, cin tonik?
Gidecek misin konsere?
Ben de onları çok severim zaten.
Teşekkür ederim, arkadaşımın hediyesi. Kopmadı hala.
Ne kadar ortak şeyimiz varmış seninle?
Sen kiminle gelmiştin bu arada?
Hmm, evet onu da severim.
Hey… ne?
Ne?!
Gel buraya…
………………………….
Şey, ben gideyim bari beklerler.
Baksana… Haftaiçi Çarşamba filan bir yemek yesek iş çıkışı?
Belki konserin dedikodusu?
Tabii ki bak telefonum bu.
Konuşuruz zaten yine.
Tamam, kendine iyi bak.
Ben mi ne yapacağım?
Yo, yo, gitmiyorum daha eve, kafam ayık hala, buralarda olucam..
Acaba sen kıçıma tekmeyi nasıl koyacaksın, onu biraz hesaplıycam.
