içimi dökesim geldi
Biz daha yeni başladık…
0Soğuk bir günde kapını çaldım.
Bağırıp çağırışlarımız olmasa,
şimdi biribirlerine çay ve şeker gibi karışan kahkahalarımız da olmayacaktı.
Önceden gelen hasretle büyüdük gitgide…
Ayrı kalmalarımız birleştirdi bizi bir süre.
İkimiz diyebilmek çarpanıydı bağlılığımızın…
Teselli aradığında ilk duyduğun ses olmam nafile,
bir otobüsün peşinden bakarken hüznüm yeterdi…
Yarattığı özlem ile aşkımı büyüttüm bazı haftalar;
bir telefonunla aklım başımdan uçtu…
Ufak bir sürprizle kızgınlığını almaya uğraşırken yoruldum,
filmlerin sonunu hep rüyalarımda seninle bitirdim…
Böyle böyle bir yılı geçirdik işte güzelliğim;
Güldük, dertleştik, ağladık…
Ama birtanem… Derim ya sana hep…
Biz daha yeni başladık…
Mutluluktan havaya sıçramak
0mutluluktan havaya sıçrama isteğinizi sevdikleriniz sizin için halletti mi hayatınızda?
fezaya çıkartır işte onu görmek…
Lağım kapağı
0
Bir lağım kapağı olamama başarısızlığı bu
Tüm pislikleri kapatmayıp gösterme hatası
Suç benim mi olmalı altımdaki iğrençliklerle dolu lağımın mı?
Asıl soru bu…
Ama insan tecrübelerle büyüyormuş;
zehir, zıkkım gibi lafların hava sıçramaması lazım.
O yüzden;
“Shut the fuck up” dediğinde gavurun teki, susmam gerekmiyor…
Başka anlamlara yoruyorum ben bundan böyle.
Rüya
1Karanlık bir oda. Çoğu şey neredeyse belli olurken tam karşımda bir amca oturmakta. Göz göze geliyoruz. Bir an duraksarken:
¨Gel otur şöyle yanıma genç¨ dedi o ak sakallı amca, ¨ben bir şey gördüm senin gözlerinde!¨
Merak ederek yaklaştım yanına, eğildim; o ufak taburelerden birine oturdum. İlginç bir şekilde bana bakıyordu, tam gözlerimin içine; biraz korkutuculuğa kaçaraktan. ¨Buyur amca¨ dedim, ¨neymiş o gördüğün?¨
¨Ben¨, dedi, ¨mutluluğu kilometrelerce uzaktan koklar, görürüm. Hiç bir zaman yanılmadım bunca yıldır… Şimdi görüyorum ki sen çok eskimiş bir kalp ile yeniden mutluluğu yaşıyorsun…¨
Saçmalıyor düşüncesiyle gidip gelirken, bu kadar kararlı bir konuşma beklemiyordum; bu yüzden sözünü kesmedim. Nereden anladığını sormadan da edemedim tabii ki.
¨Senin dedi o kalbinin tozları yansıyor mutluluk parıltılarına gözünün içindeki¨ dedi ve devam etti, ¨ve dedi buna o kadar inanmışsın ki gözlerini alıyor resmen karşındaki sevdiğinin, o kadar inandıracak bir ışığı var ki, o kadar güçlü ki saflığı, karşındaki de bir o kadar inanıyor buna.¨
Boğazım düğümlenir gibi oldu, sadece şaşkınlıkla bakıyordum.
¨Devam et¨ dedi, ¨buna inanmaya, inandırmaya; hepsi için çabalamaya devam et… Böylece o yetiştirdiğin aşklar büyüyecek, büyütecek seni… Unutma ilk dediğimi; bir pencereyi açtığında tozların olması parıltıyı hiç bir zaman engelleyemez. Tozları silip atmak kolay ama o parlaklığı bulmak için kimler astı kendini bu dört duvarlar arasında?¨
…
Uyandım.
Belki bir mahzende yaşlı bir amcayla beraber değilim, belki de hiç bir şekilde bu rüyanın inandırıcılığı yok ama yine de karşımdakinin gözlerinin parlaklığını görüyorum; ona aynen karşılık veriyorum ve bu bile beni mutlu etmeye yetiyor.
Klasik bir son ama cidden gerisi hayal, hikaye…
aç gözlerini
0aç gözlerini, korkma; yanında artık ben varım.
bütün şımarıklıkların, nazın bir tek bana geçsin, hazırım.
gerçekten bakma öyle ürkek ürkek, rahatça söyle sevdiğini, çünkü ben de seni…
ayrıca üstündeki sana çok yakışıyor…
bir kalbin parmaklıkları
0Her daim içinde kalacak acıların asıl yaratıcısı sen isen, neyin peşinde koşarsın? Nedir iyileştirmeye çalıştığın? Demedik mi dertler derya olmuşsa siktir git çık bu denizden usul usul?
Pişmanlığının üstüne fırlatıp attığın sempati kumlarının kayması mı şimdi de karın ağrın?
Kurtulamaz mısın yanlışlarından, ne ile silebilirsin o yara izlerini yahut?

Kapanmayacak yaraları açmayacaktın başta… Delip geçen sözler, ağır yaralayan davranışlar ve öldüren bir iki bakış… Bunları kullanmasaydın bel altına, belki şimdi çıkardın o hüzün koğuşlarından erken afla.
Seçim seninmiş dediklerinde çok da bakma artık geriye… Ve evet, o kadar haklı ki o akılsız başın öne düşmekle, hiç gerilme bence.
Sen seçtin o koğuşları…
Tersini düşündün mü hiç?
O koğuşların yani…
Tek, temiz, apaçık bir kalbin parmaklıkları arkasında kilitli ve saklı olmak…
Hayat seçimlerden ibaret…
iki kelime
0
İki kelimelik bir cümle var Türkçe’de, tercümesi İngilizce’de üç; Fransızca’da iki, Almanca’da yine üç. Sayılara takılmak yok; anlamında onun sihri.
Dolu bir silah gibi o cümle; eline almak kolay değil; heyecan yaratır kullanırken; hem de her seferinde.
Çok kolay da kullanılır aslında ama dikkatsiz ellerde kötü amaçlara da hizmet eder; faydadan çok zararı dokunur öyle durumlarda.
Silah gibi işte; dikkatli olmak gerek; önemsemek gerek anlamını; ayarlamak gerek kullanımını. Bazen havaya sıkarsın hiç bir işe yaramaz; bazen kendi kendini yaralarsın zamansız…
Bazen de tam da istediğini kalbinden vurursun onunla…
İşte demişler ya her erkek öldürür sevdiğini…
Sen benim sevgimden öl bir tek.
Mecazi anlamda yani.
Vapurlara gülümsemek
0Geceden çok yalnızlığının soğuttuğu yatağında yatmaktan korktuğun günleri hatırlayınca bir gülümseme geliyorsa o anlamsız ifadeye bürünmüş yüzüne, bir çok şeyi atlatmışsın demektir bence. Zor olduğunu söyleyecek bir tane adam yokken yanında sen herkesin derdine derman olmaya çalışarak yıktıysan tüm duvarları bence zoru başarmışsındır işte.

Sorun zaten sende değil onlardaydı hep, belki de en büyük sorun sendin yıllardır. Yendiysen kendini, korkularını, kuruntularını, gerginliğini, çıkabilir mi şimdi karşına o kötü canavarlar hani?
Yıksan da köprüleri kim engelleyecek karşıya geçmeni, sorarım sana?
Kim gelip de diyebilir ki artık ayakların donuyor, dolaşma burada diye?
Bırak donsun, bırak yıkılsın her şey?
Dolayınca o naçiz bedenini sevdiceğinin, varsa bir sıcaklık işte koynunda… Hele bir de o minik ayakları yanaşmışsa seninkilerin dibine, kim tutabilir ki sevginin çığ gibi büyümesini?
Geçeceksin işte hepsini…
Bakacaksın keyfine, bakacaksın ileriye…
Bildin mi, olacağı varsa oluyor her daim…
Hayat bundan garip değil mi?
İçimden dedim demin, ben vapurlara bile gülmeye başlamışım…
Yazamıyorsak bir nedeni var!
0Çok da değildir hani, buralara satırları, sayfaları döktürdüğüm günler. Canımın sıkıntısını atmışım, demişim hani zamanında burası mabedimdir diye.
Hala öyle. Hala öyle ama, ben buralara gelip ağlamıyorum artık. Zaten farkettim ki bırakın ağlamayı, ben hep gülüyorum belli bir zamandır.
Bu değişik duyguyu hatırlayınca bir anda… Unuttum belki de dert mabedimi. Kötü müdür diye sorarım size? Bence değil. Çünkü beni mutlu eden şeylere daha çok zaman ayırıyorsam… Değil…
Sen o mutlu edenlerin en başındasın ya hani, bakma geçmişe işte; bırak, devam et, en güzel yazı senin için yazılsın.


