Merrt

(1 comments, 40 posts)

This user hasn't shared any profile information

Posts by Merrt

Strudeltag – Bubbles – Bira

1

Cumartesi dışarı çıkmışız akşam. Yanımda E. Eve dönmüşüz. Bu sapık uyandırıyor beni sabah 9da. Ayıp. Çıkıyoruz dışarı, Nişantaşı starbucks. Kahve alıyoruz. Parka gidiyoruz. Yaslanıyoruz bir ağaca güneş altı. Biraz kahve biraz Woody Allen biraz sigara, güneşlenme derken muhabbetle geçiriyoruz zamanı. Sözde kitap okuyoruz. Başımıza geleceklerden habersiz başlıyoruz bir pazar gününe.

Arif geliyor öğlene doğru. Kahvesini almış. O da yayılıyor çimlere. Kalkıp biraz yürüyüş. Sonra ki hedef Avusturya Lisesi. Ne işim var orda? Kendi lisemin gününe 2 saat geç kalıp bir bok anlamadan çıkmıştım, şimdi bu acele niye merak ediyorum! Taksiye mi binsek yoksa metro ordan şişhane yaparız, yok kanka tramvay, hayır ben koşarak giderim tartışmaları yaşarken bir bakıyoruz tartışma takside devam etmekte. Gitme dinamiklerimden en büyüğü itaraf ediyorum . İlk başta bunun şuçluluk duygusunu hissetsem de gidince görüyorum ki 7-70 herkes ondan orda!

Ben ve Emre terakkiliyiz geri kalan tayfa ve arifin girişimi ile ordayım tamam ama ilk biranın sonuna kadar anlam veremiyorum orda olmama. Neyseki ikinci biranın ortasında Avusturyalı bir hoca gelip T.’nin hocam bunları hatırlıyor musunuz? sorusuna evet evet haylazlardı biraz cevabıyla ortama bırakıyorum kendimi. Yavaş yavaş bulanıklaşan günden hatırladıklarım aşağıda notlar halindedir çünkü bunların aralarını dolduramıyorum.

- West Ham United’ın şarkısı dolanıyor tüm gün dilimize. Çakma İngiliz Holiganlar gibiyiz. Niye bu kadar dikkat çekmez zorundayız. Altı üstü Avusturya Lisesinde Flying Bubbles in the Air, They fly so high, nearly touch the sky, and like my dreams, they fade and die! diye şarkı söyleyip United tezahüratı yapıyoruz. Evet şaçmalıyoruz!

- Bira bitiyor okulda. T.’yi görüyorum bir tüp almış havaya kaldırmış sallıyor bira gelsin diye. Sonra bir dayı fırlıyor ordan, olm dur o oksijen tüpü diye bağıraraktan.

- Dışardan alımı durmuyor. İçeride tüketim bitmiyor.

- Bir sürü insana bulaşıyoruz, laf atıyoruz. Hiç ses çıkarmıyor kimseler. Kibar insanlar gelmiş mezunlar gününe. Hocalarda korkuyor mu ne!

- Emreye bir teyze gelip kaç mezunusun diye soruyor. Ben 02 ama burdan değil diyorum. Arif 76 diye bağırıyor. Terbiyemiz ayarsız. Teyze kızımın arkadaşına benzettim diyor. Biz kaçıyoruz. Emre konuşuyor toparlıyor terbiyesini grubun.

- Döner çıkıyor okulda ekmek arasında. 4 sefer bir tanesine sahip olma girişimim olsada bir anda ana karnından süt emecek it yavruları gibi yapışıyor herkes dönere. Evet samimiyiz. Bakıyorum racon bu burda alışıyorum bende!

- Bir ara birileri(!) ile ortak olup grupça ses çıkarıp bizden birinin bir kapıyı kırmaya çalışması gibi birşey hatırlıyorum ama kıramıyoruz heralde ki hatırlamıyorum gerisini. Bu tamamen ret edebileceğim bir anı galiba şuçlama altında!

- Asmalıya gidip Parantezde içelim deniyor. Gidiyoruz içiyoruz…

- Engin Abi. Evet onu hatırlıyorum, Sosyalist Komünistim ben tarzı birşey demişti galiba. Ensesi uzun gri şaçları, kırmızı fuları, tezahuratlarımıza verdiği karşılıkları, sarhoşluğu ve enerjisiyle grubumuzda bir santrafor yükü taşıyor. Parantezden kalkıp eve doğru giderken bizi bırakmıyor gençler gelin benle cihangirde oturuyorum, içmeye devam diyor ama biz bitmişiz.

- Flying Bubbles Söyleyerek şişhaneden metroya biniyoruz. Amuda kalkanlar, şarkı söleyenler, koltuklara yatanlar topluluğuyuz. Okumuş cahilleriz, çocuklar gibi şeniz.

- Gün boyunca bizi sokakta gören turistler ve insanlar, Galata’da, Asmalı’da, İstiklal’de falan hep bunlar ya turist ya boş şeklinde bakıyor. O gün için evet, boşuz ama çok hoşuz!

- T., Arif, Ben ve C. ile günümüz Ataşehir Republicte bitiyor. 10 saatlik bira festivalimiz sona eriyor.

P.S : Strudel yemeği unuttum.

Ne Gerekirse?

0

Ne Gerekirse
Onu yaparım.

Delirmek güzel
Yalnızlık iyi
Yalanlar hoş
Küfür bir gerek
Arkadaşlık boş
İçmek

Ne gerekirse
Onu yaparım

Ben yanayım
Mefistoyla yanyana
Ben üzüleyim
Sevdiğimi düşünerek
Ben kahrolayım
Gerekirse yaşamıyım
Amasız boş kurayım
Salak bir sineğim
Işığına Geleyim
Büyüyünce kelebek olmayacağını
Bilen her böcek gibi
Bir nefese biteyim

 

3342086766_1c981a7662

Kafası olayım
17 yıl seni düşünüp
Kafayı kırıp
Rüyalarımı yaşayayım

Dilerim ki ıssız kalayım
Bi Leblon’da ben açayım
Şekil şemal hayatımda
Eksikler arayayım
Tatsız orospuların
Prensi olayım

Ne gerekirse
Ne gerekirse

Unutmak için ne gerekirse…

Joker & The Thief

0

sarah

there must be some way out of here
said the joker to the thief
there’s too much confusion here
i can’t get no relief
businessmen they drink my wine
plowmen dig my earth
none of them know along the line
what any of this is worth

no reason to get excited
the thief, he kindly spoke
there are many here among us
who think that life is but a joke
but you and i, we’ve been through that
and that is not our fate
so let us not talk falsely now
because the hour is getting late…

(dinle)

Benim de Albümüm Çıktı

0

border states

Bu da benim albümümdür. Arifinkinden çok satacağı kesin. Bir Kuzey Avrupa, bir HIM, bir Iced Earth Esintisi olduğu açık. Hayırlı olsun.

(Arifin Aşağıda anlattığı yöntemle yapılmıştır.)

Abbey :) #7 – Bebeğini Yiyorlar Edition

2

Marmaris’ten Endirek İzmir

0

- ALT BAŞLIK : Gittim Demiştim Ya Sana, Geri Bile Geldim! EGE

- Duygusal bir başlık olsun istedim olmadı, alt başlık yaptım. Duygusal bir unsur olsun istedim yazımda. Budur nedeni.

- Haftasonumu pazartesimi dahil ederek egede geçirdim ve tekrar klişe hayal -olum ben bırakıcam buraları egede bi köy bulucam oh mis. Kendi balığımı tutar yerim-’ in ne kadar faydalı ve gerçekten insanın içinden çıkan çok lokum bir hayal olduğunu anladım. Aşağıda yazacaklarım haftasonu notlarımdır, gerçektir, tıraşlanmıştır, gençlerin büyümelerinde rol oynayabilecek unsurlar yazılmamış olup, alkol görmezden gelinmiştir.

- Cuma 24:00 otobüse biniyorum. Uygun saatli ucuz uçak bulamamışım, Varan kalkıyor muavin geliyor bakıyor ki yanlış yere oturmuşuz, diyor ki ben mesuliyet kabul etmem. Sinirleniyorum ulen sen kimsin benim mesuliyeti alıyosun istesen vermem derken otobüslerde standart gelen asabi teyze kayıyor muavine. Feribota yaklaşırken sızıyorum ben. Bir ara uyanıyorum bursa otogardayız ne işimiz var burda diyorum gene sinirleniyorum. Gene uyuyorum, gene uyanıyorum bu sefer Akhisar otogardayız yok artık! Soför inmiş sigara içiyor, tam sinirlenecekken tekrardan ,asabi teyze tekrar kayıyor muavine! Rahatlıyorum, kahvaltıya kadar 1 saat daha uyuyorum. Haftasonu boyunca bir daha sinirlenmeme kararı alıyorum.

- Saat 8:00′de İzmirdeyim. HH. Karşılıyor beni, ritüel haline gelmiş ile karşılamayı saate uygun olarak kahveye uyarlamış. Kahvelerimiz içerken, arabaya biniyoruz biraz benzin, haydi bakalım Marmaris.

- 2 saattir yoldayız ve açız. Söke’de bize göre alakasız bir yerde starbuck görüyoruz. Yuh diyoruz. Ama gene de girmeye çalışıyoruz. Kapalı. Yola devam. İstanbuldan gelmiş biri olarak, yöresine alışamıyorum. Bafa Gölünün yanında mola veriyoruz. Birer tost yer kalkarız diyoruz. 2 porsiyon salata, 1′er de çöp şiş yiyip kalkıyoruz. Birara Küçük Efe bile söylemeyi düşünüyoruz. Zeytinyağını kendileri üretiyormuş. Ben anlarım diyorum yağdan. Adam anlatıyor, geç hasat alıyorlarmış, aroması ondan daha güçlü oluyormuş. Asitte azalıyormuş böylece. 10 numara yağınız var diyorum adama. Gene de 30 lirayı yaslıyor bize. Direksiyona ben geçiyorum. HH. Müziği devralıyor. dinliyoruz, geçen postta yazdığım mixed tape’i yazmışım Cdye onu dinliyoruz. Düşünüyorum neden HH. İle her yola çıkmamız bir road trip havasına bürünüyor diye. Dile getirince bunu HH. Açıyor Red ve Hot Chili Peppers. Road Trippin’.

road trippin’ with my two favorite allies
fully loaded we got snacks and supplies
it’s time to leave this town
it’s time to steal away

- Araba yavaştan dolmaya da başlıyor. Önce kahve bardakları, abur cubur atıkları, bitmiş sigara kutuları, kola şişeleri, Red Bull kutuları. Hava da ısınıyor, sıcak geliyor bize, t-shirtle terlemeyeli uzun zaman olmuş, HH. İle yol yapmayalı uzun zaman olmuş. Kendimi özgür zannetmeyeli uzun zaman olmuş. Bunlar güzel de peki yola çıkalı 3 saat olmuş İzmir’den, neden hala Marmaris tabelası görmüyoruz.

- Önümüzde karla kaplı dağlar görüyoruz, heralde Saklıkent falan olsa gerek diyoruz, sağa bir viraj dönüyoruz. Ah Gökova. Yeşil ve mavi’yi anlatırlardı burda ama bu kadarını düşünmemiştim. Buralara çok gelmeme rağmen Gökovaya gitmemiş olmama çok kızıyorum. Etraf çok güzel. Kite Zone tabelaları görüyoruz. Kite öğrenmek şart artık. Solda da karlı dağları görüyorum bi yandan. 24 trilyona yakışır bir hayal kuruyorum hemen. Diyorum, bir araba alsak büyük ve hızlı ve rahat. Bagaja atsak 2 set snowboard, 2 set Kiteboard, kamp malzemeleri, Avrupa ve Amerika vizeki pasaportlar, arkaya da bir romörk üstünde 1 jetski, 1 snowmobile. Ah dioruz ah. Evsiz geçicek 2 senenin hayali. Sıkıldık mı, hadi kayalım, sıkıldım mı, hadi Gökova kiteboard, sıkıldık mı hadi Antalya, Amsterdam, Londra, Rio. O kadar güzel geliyor ki bu hayal yakıyoruz birer sigara!

- Hala Marmaris tabelası görmemiş olmamamız, işgillendiriyor bizi. Ulan HH. Yanlış mı getirdin diyorum bizi. Yok olum diyor ne alaka hep geldiğim yol. Giriyoruz benzinliklere soruyoruz. Doğru devam diyorlar hep. Sonunda görüyoruz bir tabela. Marmaris’e giriş kavşağından ayrılıyoruz Aksaza doğru. Asker E.’yi göreceğiz. Esas amaç o. Ama HH. İle yaptığımız her eylemde olduğu gibi bunda da aralarda eğleniyoruz. Artık geldik rahatlaması yaşarken, Aksaz 27Km yazan bir tabelayı hızla geçiyoruz. Diyorum kanka ben yanlış gördüm heralde, O da ya ben 27yi gördüm bitek diyor. Belki dekametre olmadı hektometredir diyor. Gülüyoruz da bu 27Km çekilmez derken Askeri kamp’ın girişinin yakın olduğunu, Aksazın kamp girişinden sonra olduğunu öğreniyoruz.

- 1buçuk saatlik bekleme, 1 çavuş ve 1 uzman çavuşa içerdeki E.nin yanında cebi olduğunu çaktırma, 2şer 30krş’a alınmış kahveden ve bayağı bir sigaradan sonra Marmaris merkeze gidiyoruz. Açız gene. Deniz kenarı bir kafe buluyoruz. Adı Friends. Kalabalık ve güzel gözüküyor. Oturuyoruz. Sonradan anlıyoruz ki gerçekten içerideki herkes gerçekten friends. Sağımızdaki solumuzdaki her tarafımızdaki masalar tanıdık. Çük gibi kalıyoruz ortada. Etraftan kim bu lavuklar bakışı alıyoruz biraz. Biz ise 1 istanbullu 1 izmirli 1 ankaralı marmariste mart ayında ne yapar diye düşünüyoruz. Kankayız üçümüz kısa bir güncellemeden sonra eğlenmeye başlıyoruz. Ama o kısımı yazarsam, üçümüzde hayatımızı normal geçirmekte zorlanırız, ondan yazmıyorum!

- 3 cheeseburger 2 şişede miller, 1 de kahve bardağında miller söylüyoruz. 5:30a kadar içiyoruz, sohbet muhabbet eğleniyoruz. Garsonlar bile kim bu lavuklar kıvamında bakıyor bize. Ulan yiyoruz içiyoruz işte. Avrupa da bu kadar yabancı hissetmedim kendimi, kendi ülkemde bunu bana hissettirmeyi nasıl beceriyorlar diye düşünüyorum. Ah güzel kardeşlerim ah!

- Bırakıyoruz Asker kardeşimizi birliğine sarmaş dolaş olarak. Saat olmuş 6. HH.’nin yakın bir abisi rica ediyor, benim tekne var Marmaris yatch marinada bi gidip kontrol etmeniz diye. Görev adamı ben ve HH yollanıyoruz hemen. Yolda elinde wake board taşıyan turisti görmemiz moralimi biraz bozsada takmıyorum çok. Marina ne manyak bi yermiş, yabancı yerliler bisikletleriyle gelmiş teknelerini zımparalıyorlar falan. Mis gibi hayat. Sinir bozukluğu. Tekne sağlam, ver elini İzmir.

- Dönüşteyiz artık. Gökova rampasına gelmeden benzin ışığı yanıyor, kankam tutturmuş OPET diye. Ama süper über beyinlerimizle yolda kalırsak ne yapacağımızı buluyoruz. Benzin biterse ters yöne geçeriz, rampa aşağı ineriz, orda bi benzinlik geçmişizdir kesin! Rampa da ben zıttırtma ağzına al şu Shell’den 20 lira, gerisini alırız ilerden diyorum, alıyoruz 20 lira. Kıt benzincinin kıt marketinden light kola ve kalan tek tatlı olan Benim-o diye bir şey alıyoruz. Oha süper bişiy, yutuyoruz 10 saniyede. 2 saat gidiyoruz. Diyorum lan daha Bafa’ya gelmedik ne iş?. Maç yalan ilk yarı! İspanya’ya karşı ne yapar bizim milliler biz izlemeden. HH diyor olm bu yolu gelirken sen kullanmıştın, kaçla geldin olm? Ben diyorum çok basmadım be ya! Sittie çekse de olayın HH’nın katırlığından olduğu anlaşılıyor. Bizi geirken Söke ayrımından otobandan çıkarmış, ondan Marmaris tabelası görmemişiz. Aslında otoban aydına kadar gidiyormuş. Normal Marmaris yolu ordanmış. Muğlayı geçince otobana giriyoruz. Gene bir Oha çekiyoruz, 1 saate izmirdeyiz. Bekle bizi milli maç.

- Bir ara otobana çıkmadan 2 gidiş 2 geliş yolda, kolalarımız sigaralarımız, tam derin muhabbet giderken, yanımızdan hızla bir araba geçiyor. HH yol ne zaman tek şerit oldu az daha çıkıyordum sik gibi diyor. Ben de ne biliyim, güvendik sana yola mı bakalım sürücü adayı öğretmeni kıvamında diyorum. Ama HH haklı yol tek olmamış hiç, dana gidişten kaptırmış abanıyor. Ah güzel kardeşim ah abanma yok demedik mi?

- Bu arada HH bi hayal patlatıyor, sabahki benimdi bu onun. Aynı konsantrasyon takılıyoruz hayale. Hayal şu; Amerika’da kamyon şoförüyüz, çok karizmayız (o standart zaten) aynen böle o eyalet senin bu şehir senin geziyoruz. (kamyon boş heralde ki istediğimiz her yere gidebiliyoruz hayale göre). Sevgili HH ama diyor kızlar bakar mı bizim gibi 2 türke orda, ben rakı masası klişesi patlatıyorum ki içi rahat kursun şu hayali; Olum önemli olan özgüven, özgüven, özgüven. Doğru diyip hak veriyor, rahatlayıp hayaline devam ediyor. Hayalden sonra 15 dakika geçiyor, düşünüyoruz belli. Diyorum ki ya kanka galiba benim sabahki hayal daha iyiydi. Duruyor 10 saniye (ki 10 saniye gerçek hayatta uzun bir süreye karşılık gelir) Evet evet öyle diyor. Koy kötüne bu hayalin.

- Bu arada otobanda bitiyor. Güzel İzmir. Özlemişim. 2 gün daha buradayım ve yapacağımız her şeyi biliyorum. Yürümek, bira içmek, uzun muhabbetler, bayanlar ve açıksa Bios.

- Bitiyor bir değişiklik daha. Kendimi biraz daha iyi hissederek, izmirde bir ara kesin yaşayacağıma emin olarak, HH’yi özleyeceğimi bilerek ve izmirin gittiğim son 10 yılda neden hiç değişmediğini düşünerek İstanbul’uma geliyorum. Sabiha gökçenden çıkıp otobana çıktığım anda Avrupalı havayı kaybediyorum.

- Sıkılıyordum İstanbul’da, martta patlamak üzereydim. Son dakika gölü oldu bu mart için. Rahatladım.

Bu haftasonu organizasyonunda hiçbir canlı zarar görmemiştir (cama vuran sinekler ve arabaya girin HH’nin üstene attığım örümcek hariç). İstabuldan çıkıp Marmarise kadar tüketilenler ise aşağıda halinde belirtilmiştir;

- 6 Bardak kahve.
- 2 Paket Marlboro
- 1 Paket Lucky Strike
- 4 Miller
- 4 Coca Cola Light
- Baya bi su
- Benim-o Adında Bisküvi
- 2 Porsiyon Çöp Şiş
- 4 Kişi kuvvetinde salata.
- 2 Cheeseburger (büyük)
- 130 Liralık Benzin
- 600 km yol
- Stres ve Yaşamdan soğuma!

Cheers!

Helal Olsun

0

geceler zehir, geceler kara
uçasım gelir kanadım yara
yaralar derin seneler kadar
açılın geri

Unuttum herşeyi, unutmamak için savaşlar kaybettim, unuttum. Mutlu olmaya kara verdim, plastik , elimde camlara doldurulmuş sıvılar, kağıtlar arasına sarılmış bitkiler… Ah demedim. Evime geldim kafamı yastığıma koydum, bu gece, her gece. Umursamadım. Mutlu uyandım. İlk sigaramı düşündüğüm kadar düşünmedim seni…

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Amaçsız yazılarım ve sen. Sen kendini bilemezken ben nası biliyim sensiz beni. Yazdım ama. Hala.. bile dedim sana. Yalan aslında. Hala’larım bitti sana. Hayatmın tüm sıkıntılarını senle simgeledim belki de. Çok anlam yüklemek aslında anlamsızlaştırmak. Aynı gerçekler aynı bok aynı sen, meraklı insanlar, boktan anneler, değerli sıfatlar altında yaşayan değersiz sefiller.

geceler benim geceler bana
unutun beni …

diyor ya işte. Böyle bişey. Ben üzülmeyi bırakmışım. Sen anlamsızlaşmışın. Bitmiş gitmişi bile geçmiş. Ama bir şekilde girme hayatıma ki ben nefret etmeye devam edebiliyim senden. Seni, değersizliğini değerlendirmiyim. Gizli çıkmasın kitabımın arasından, ağlama her rüyamda bana. Uzanmasın ellerin bana, senden kalan alışkanlığım varsa kahvemi sütlü bile içerim. Sikiyim basit çok basit.  Tek çözüm bende biliyorum ama ben üzülmeye razıyım ağlayan seni görünce. Affetmiycem kendi içimde bile.

sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş deliye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye

Geriye dönmek değil. Bu hissetmek değil, duygu değil. Klişe biraz. İnanmadığım kader bu, ironiyi sevmemin cezası, hayatın şaşırtması bu. İçinde olmadığım bu türk filmine koyayım. Alacağımı aldım, helal bile olsun…

Mart Ayında Hayat

1

- Özeniyorum arkadaşım. Yapım bu. Bu özenme beni bir yerlere götürmüyor o ayrı. Lisede sigara içen özenip sigara başlama özentisi değil bu. Bu özenme benim yaratıcılığımı köreltiyor. Gelmiyor içinden ne yazı yazmak ne şaçmalamak. Okuyorum yazıları diyorum bak ne güzel yazılmışları var burda sen yazma otur öyle mal gibi! Ama Artık zaman esinlenme zamanı. Arifin Abigail serisi ile ilgili çok fena planlarım olduğu gibi çok yakında benim de bir serim olucak çok yakında. İşte ipucu; Tori!

tori
- Ders çalışmak geçmiş benden. Son defterimi lise2 de son kalemimi son finallerde ünide asistandan aldıysam geçmiş benden. Artık emekli olmak istiyorum. Şurda 40 sene var emekliliğime ama ben jübilemi istiyorum okuldan, işten… Hoca, kalem, scientific makina, excell,  kalite belgeleri, çizim projeleri olmayan bir hayat hayal ediyorum. İçinde Sienna Miller, Tori Praver, kahve, , sallanan sandalye, Amsterdam, 57′Corvette olan hayaller kuruyorum. Sonra emeklilikle bunları bağdaştıramayıp, beynimin buharlaşmayan kısmıyla işten çıkıp okula gidiyorum.

- Sevgilim olmadan Mixed Tape’ler yapıyorum. Net olarak şaçmalıyorum. Onca yıl sevgilim varken yapmadığım şeyi şimdi neden kendime yapıyorum bilmiyorum. İşin Kötüsü bu Cdler bi halta da yaramıyor, Arabada Cd yok, discman’ım emekliye 2005 aralıkta ayrıldı. ’daki playlistler Mixed Tape havası yakalamıyor bende şarkıları yazıp yazıp alt alta tutuyorum öyle. Bilmiyorum ki belkide beynim artık yeni bir sevgili bulsan mı diyor yoksa kendi kendi hazırlıklara mı başladı bilmiyorum.sienna
-Küçük bir moleskinim var, yazıyorum ona. Yapmam gerekenleri. Sonra yapınca üstünü karalıyorum onların. Çok keyifli. Bazı sayfalar simsiyah oluyor. Bazılarında karalama yok daha. Hakkında yazmam gereken konuları da yazıyorum. Onları eleyemedim daha ama kanıtlamak istercesine listesini yazıyorum gelecekte yazmak istediğim başlıkların;
+ Interrail Günlükleri
+ Bansky
+ Kafası
+ Darjeeling Limited Hakkında
+ Orospular Para İsteyin benden
+ Plastiklere Dolan Bebekler
+ Effect Of Suicide Scenes
Boş değil kafam anlayacağınız. Aşırı yükleme söz konusu. Ah bir boşaltabilsem şu beynimi.

- Mart olmuş, ne zaman 2009a girdik onu hatırlamıyorum daha. Bu sene kadar karambol bir sene görmedim ben. Süper ama. Hatırlamaya çalışıyorum yılbaşından beri aklımda kalanları, sahne sahne geliyor aklıma. Yılbaşında Kuzenle aile yemeğinden kalkıyoruz birer şişe içilmiş, arkaşların ev partisine gidiyoruz, başka birer şişe açılmış yolda, 5te herkes gidiyor, sarhoşuz arabaya binmeyelim diyip, boş evde üstümüze palto mont çekip o halde uyuyoruz, sabah uyanıp direk arabaya biniyoruz ve 2009un ilk şarkısı çalıyor bize, Dont Worry Be Happy! Daha önce de hakkında yazdığım dağ evine gidiyoruz 1-2 hafta sonra. 4 kişi. Her yer kar. Snowboardlar yanımızda. Kuzen fotoğrafçı. Bir şişe Kanyak bir şişe Absolut oh mis. Sonbaharda gittiğimizde yaptığımız rampamızda var. Atlayıp atlayıp içiyoruz. Acıkınca olan tavuklara oluyor 4 tavuk yiyoruz. Bir ara tarih veremiycem, Tünele gidiyoruz, pardon tarih veriyorum 14 Şubat! Otomatik ayarlanmış duygusal olarak ağlatan, iç parçalıyıcı yazılarımız blogta yayınlanırken biz arifle ‘I dont wanna work today’ die paralanıyoruz. Yüksek promil kurbanı oluyoruz. Köpek gibi eğleniyoruz. İzmirden Kankam H. geliyor zırt ve pırt. Çok derin muhabbetler yapıp, içiyoruz. Kahve içiyoruz sigara içiyoruz, rakı içiyoruz, bira içiyoruz. Sonra mart geliyor yazı yazamıyorum bunu farkediyorum. Çok eğlenmiyorum bunu da farkediyorum. Sıkılıyorum.

- O kadar sıkılıyorum ki, geçen iş yerinde işim bitince google earth’e dalıyorum. Önce 07 de gittiğim, kaldığım kardeşimin yurdunu buluyorum amsterdam da. Sonra StreetView açıyorum, bakıyorum çok zevkli. Sonra 08 de K. ve E. ile kiraladığımız evi arıyorum. Hala street view ama. Bir nevi amsterdam da yürüyüş yapıyorum. Ev ‘abi orda merkez camii var onun ordaki büyük ağacın sağından devam et kime sorsan gösterir’ kıvamında olduğundan buluyorum hemen. Bakıyorum binaya, K. ile cama oturup dışarıdan bağıraşarak muhabbet ettiğimiz yerdeki sineklik hala yırtık. Duygusallaşıyorum hemen. Nostalji kaplıyor her yerimi. Acilen İstanbul – Amsterdam bileti bakıyorum yaza.amsterdam

lamborghini-murcielago-lp-670-4- K. ile konuşuyoruz, Lamborgihini Murcielago LP670-4 çokmış diyorum. Neyime yarayacaksa. O diyor karbon fiber, ben diyorum karbon elyaf karşılıklı sıralıyoruz. LP640′tan 29 beygir güçlüakbilymüş, Arka spoyler değiştirilebilirmiş. Koltuklar deriden alkantraya değiştirince ağırlıkta çok etkisi olmuş, 100kg hafifletmek çok kolay değilmiş o makinayı falan. Bu araba sevdamın kime ne faydası var anlamadım gitti. Okuma bilmiyorken Otohaber diye ağlarmışım anneme. Şimdi ne oldu peki ne kaldı bana bu sevdadan geri? Anca sınırsız Akbil!

3100570785_1d43af718e
- Burton Snowboardların yeni modelleri gözükmüş bi fuarda, aç gibi onlara bakıyorum sonra G. ve S. ve E. ile muhabbetini yapıyoruz bunların. Son 3 senede çok havaya girmişiz. Beğenmiyoruz hiçbir haltı. İyi isabet oluyor zaten olmayan bütçelerimize.
- Asgari ücrete Brad Pitt, Cristiano Ronaldo hayatı yaşıyorum haftasonları sanki. Nasıl oluyor anlamış değilim ama biraz dostlar saolsun gibi. H. ile konuşurken ki lafımız ki eskiden küçükken giren çıkan pedereydi, şimdi CardFinansa 6 taksit eğleniyoruz diye. Geçiyor hayat bir şekilde.

- En son ne zaman yazdım bilmiyorum ’a ama farkedilebileceği gibi özlemişim. Durdurmak istemiyorum bu yazıyı.

- Geçen Cem, Arif ve ben  genel yayın politikası ana konu olmak üzere bir toplantı yaptık barnies’de. Emirin sadece 1 yazısı olduğu için fasulye saydık çağırmadık onu. Toplantı çok etkiliydi, çok fazla iyileştirici karar aldık, kalite politikamızı belirledik, İSO 9001-14001-18001′e başvuruyoruz demek isterdim ama biz ’un bu haliyle kalması gerektiğine karar verip az biraz beyin fırtınası yapıp, geri kalan zamanda bira içip muhabbet ettik. Seviyoruz sitemizi.

- Son olarak işte yaptığım Mixed Tape’lerimden biri;

01 – Peter Sarstedt – Where Do You Go To (My Lovely)
02 – The Kinks – This Time Tomorrow
03 – The Kinks – Strangers
04 – Elliot Smith – Needle In the Hay
05 – Tom Waits – Dead and Lovely
06- Jimi Hendrix – All Along The Watchtower
07 – Bob Dylan – The Times They Are A-Changin’
08 –
Simon & Garfunkel – The Sound Of Silence
09 – Duran Duran – Come Undone
10 – Datarock - Fa Fa Fa
11 – – Cigarettes and Alcohol
12 – Pearl Jam – Last Kiss
13 – Duman – Ellerin Ellerime
14 – Duman – Helal Olsun
15 – Grass Roots – Lets live for Today

- Bitmeyen bir mart ayının içinden bildirdim hayatımı sizlere. Ben gidiyorum, dedim ya sıkıldım! Cheers..!

Biraz Radiohead Biraz Led Zeppelin’sin

0

Sade çalıyor önce günlerce hayatımın gerisinde, No Ordinary Love diye sakin sakin. Üzülüyorum kafam karşıyor inanmıyorum olanlara. Sonra Arctic Monkeys giriyor devreye yavaş yavaş. Do me a favour dinliyorum durmadan istesemde istemesemde son kısım tekrara alınmış durmadan;

and to tear apart the ties that bind
perhaps fuck off might be too kind

Ve sonra sakinleşiyor hayat, yalnızım artık huzurlu gibi, Pink Floyd ele geçiriyor beynimi. Sabah erken kalkıyorum servise biniyorum, işe gidiyorum bedensel olarak ama kafam çok uzaklara gidiyor. Marooned yada High Hopes oluyor heran kafamda dönen.Atom Heart Mother yiyiyor beynimi için için. Taksiye binipte KralFm’e maruz kalarak görülebilecek bir işkence türü bu aslında. Kaldırmıyor bünye doğal olarak. İsyan ediyor o da. Sonra yavaş yavaş Led Zeppelin geliyor, bende anlamıyorum nasıl yerleşiyor arka plana. Artık o çalıyor hep. Achilles last stand, All my love oluyor gerçeklik. Aslında hep kafamda birileri bişeyler varda şarkılarda bunları destekliyor sürekli gibi. Bu Birileri kendilerini bilmiyor bende kendimi bilmiyorum zaten kayboluyorum şarkılar kandırmacalar arasında. Sonra bahar oluyor yavaş yavaş, bakıyorum ilk Sade çalmaya başlayalı 1 sene olmuş, yaşlanmışım biraz daha bitmiş, olmamış, kaçan kaçmış. Bende de sigortalar atıyor birer birer. Kaybediyorum Arka plan müziğimi biranda…

İşte çok yanılıyorum bitti sanarken.Çünkü olmaması gereken oluyor yılların dostu Thom Yorke ayıp ediyor. Ele geçiriyor Müziğimi. Hiç dinlemediğim dinlemeyi düşünmediğim şarkılarıyla. Bir gece sabaha doğru True Love Waits‘le sıçıyor ağzıma, acımadan. Bir hafta sonra Videotape geliyor. Hayat kaldırması sor bir işkenceye dönüyor. Arada
idioteque dinliyorum ki uyanabiliyim ertesi sabah.

Bir mektup buluyorum sonra odamı toplarken, elim titriyor. Alkole ulaşana kadar başlıyo Led Zeppelin sanki orda hazır bekliyomuş gibi; D’yer maker…

when i read the letter you wrote,
it made me mad mad mad…

Yaz gelmek üzere, hava ısınıyor, spora vermişim kendimi…Eğer olurda nefesim kesilirse yorulursam gaz olsun diye Killers açıyorum ’dan.Somebody Told Me, gülümsetiyor beni. 4km daha koşuyorum o zevkle;

well somebody told me
you had a boyfriend
who looks like a girlfriend
that i had in february of last year

Sonunda yaz geliyor. Güneş açıyor, işten ayrılıyorum, sınavlar geçiyor. Tatil gerekiyor diyorum, hayatımın tatiline çıkıyorum. Ama Ipod’umu alırken yanıma dikkatliyim artık, playlistleri gözden geçiriyorum. Olurda son bi seneki şarkılarım beni yakalarsa diye korkuyorum.

Korktuğum başıma gelmiyor, yaz eğlenceli bir Beatles shuffle playlist’i olarak geçiyor. Beatles‘a şaşırıyorum ortaokul hazırlıktan beri seviyorum sizi diyorum, şu hayatta en vefalı siz çıktınız, affedin beni ben sizi unuttum, siz neler yaptınız büyük adammışsınız! McCartney “estagfrullah abi, işimiz bu” diyor, Lennon biraz daha artist, “Aslanım bi daha olmasın” diye tersliyor.

Eve dönüyorum, yerleşiyorum 3 ay geçmiş tatile çıkalı, zannediyorum hayatım değişti. Pink Floyd, Led Zeppelin unuttu beni. Ama iş öyle değil. Hala çalıyorlar arada, esiyorlar. Tek fark artık eskisi gibi sesi açık değil o kadar.Anlamları değişmiş, yozlaşmış. Çoğunu eğlenerek, hissetmeden dinleyebilir hale gelmişim. Dikkat ediyorum ama Videotape’e alerjim devam ediyor hala. Thom York’u görürsem 2 çift lafım var, biliyorum.

Ve tüm bunlardan sonra bir şarkının sözleri çok şey ifade ediyor bana. çalıyor; Cigarettes & Alcohol…

is it my imagination
or have i finally found something worth living for?
i was looking for some action
but all i found was cigarettes and alcohol

Bir de şiir kalıyor geriye, birene yazmışım, o bilmiyor kendini. Eminim ki bir başkasıda ona yazmışım sanıyor kafasında kendince. Ve biliyorum ki 3. biri de bana yazmış olsa keşke diyor. Bense ayıramıyorum 1 mi 3 mü diye?

Biraz biraz Led Zeppelinsin
Biraz hayal biraz abartım, biraz uzaksın
Sözlerini anlamadıkça sorun olmayan, eğlendiren
Dinledikçe sözlerini ağlatan bir şarkısın
Sessiz, sakin, suçsuz,habersiz, kafamdasın
Yalanlarıma neden, itiraflarıma sebebsin
Tekrara alınmış, alındığı unutulmuş, saatlerce çalmış bi şarkıdasın
Ve başka bi şarkıdan çıkana kadar çalacaksın

Çalışmıyor kafam o kadar yorgunluktan sonra. 2007 mayısta Sade ile çalmaya başlayan arkaplan müziğim, 2009 şubatta bitiyor sonunda. Paul Simon Söylüyor sakince, Sound of Silence;

“fools” said i, “you do not know
silence like a cancer grows.
hear my words that i might teach you,
take my arms that i might reach you.”
but my words like silent raindrops fell,
and echoed
in the wells of silence
..

Not : Akıllı adam Caz dinler!

Sen Ve O

0

Sana sen dememeye çalıştıkça
Ona sen demek zorlaşıyor
Sen ve o benim hayatımda olmayanlarken bile
Hatta ve hatta sen yokken bile
O gitmişken, gitmek üzereyken
Onun hakkında yazamıyorum sen demeden
Siz ise kullanılmayacak kadar ayıp
O da gidiyor ben bunları yazarken

Biz olmadı, olmayacak biliyorum,
Sonuçta benden başka zamir kalmayınca elimde
Yabancı dillerde kızlar bakıyorum kendime!


(siz kendinizi biliyosunuz! di mi?)

Merrt's RSS Feed
Go to Top