Jam

(22 comments, 46 posts)

This user hasn't shared any profile information

Posts by Jam

SGU – Stargate Universe

1

izlemekten film izleyemez hale geldim” diye her fırsatta şikayet etsem de, yeni dizilere başlamaktan da kendimi alıkoyamıyorum.

Syfy’ın bu sezon başlattığı Stargate Universe geçen hafta yayınlanan iki bölümlük girişten sonra, cumaları yayınlanacak. Askerler, geçiş kapıları, çok şey bilen siviller. Kısaca en sevilen tarzdaki bilimkurgulardan. Ben beğendim; 3. bölümü bekliyorum.

Jam

Yaz Notları 2 – Nouvelle Vague @ Çeşme Babylon

1

2009 yazı önceden planlamadığım şekilde güzel konserler ile geçti. Nouvelle Vague ise en şuursuz gittiğim ve belki de bu yüzden, en eğlendiğim konserlerden biri oldu.

Yok Fransız grubun şu şarkıları var vs. gibi bir grup tanıtımı yapmayacağım, merak edenler şuradan kısaca bir Türkçe veya şuradan daha detaylı olan bir yabancıca bilgiler edinebilirler.

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Ben ise bu grubu meğerse biliyormuşum. Beni sabahları Radyo Eksen eşliğinde şefkatle uyandıran saatim, meğerse sürekli bu grubu çalmaktaymış ve ben farkında olmadan bazı şarkıları öğrenmişim bile.

Ancak grubu dinlerken şarkıları bilmeniz veya bilmemeniz farketmiyor. Şarkıların güzel olmasının dışında, tüm şarkılar adeta şarkısı. Hani şu sözleri tekrar ettiği için, dinleyicinin ilk dinleyişte bile bir noktadan sonra eşlik edebildiği türden. Bunlara bir de vokal hatunların inanılmaz performansları, bir saniye yerlerinde duramayışları ve dinleyici ile muhteşem bir etkileşimde bulunmaları da eklenince, mutlaka izlenesi ve dinlenesi bir grup olarak kafamdaki yerlerini aldılar. Yaşadığım şehirde konserleri olduğunu duyduğumda kaçırmam…

Jam

Monopoly City Streets

3

Monopoly City Streets

Yarın, 9 Eylül’de, yepyeni bir oyunla tanışacağız. Yıllardır bizi arkadaş toplantılarında eğlendiren, Tarabya veya Yeniköy’de ev dikmek için uğraştıran Monopoly, Monopoly City Streets adıyla Google Maps haritasını kullanarak internetten oynanmaya başlayacak.

Heyecanla beklemekteyiz.

En sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit; mi acaba?

3

Ahmet Ümit kitapları

Soru 1: Bir yazarın en sevdiğiniz yazar olması için yazdığı tüm kitapları beğenmeniz, onaylamanız gerekir mi?

Soru 2: Eğer tüm kitaplarını beğenmek gerekmiyorsa, kaç kitabın beğenilmesi yeterlidir?

Bu tip (saçma sapan) arka arkaya sorabileceğim sürüsüyle soru var. Ahmet Ümit‘in son romanı Bab-ı Esrar‘ını okuduktan sonra yıllardır söylediğim “en sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit” tezini sorgulamaya başladım çünkü.

Ahmet Ümit ile ilk karşılaşmam Om Yayınları’ndan çıkan Patasana ile olmuştu. Hala da Om yayınlarının kapak düzenlemesini Doğan Kitapçılık‘ın kapağından kitapla daha uyumlu olduğunu düşünürüm. Ardından okuduğum Bir Ses Böler Geceyi ve Sis ve Gece Ahmet Ümit sevgimi iyice arttırmıştı. Hatta Rusya’da geçen Kar Kokusu sonrası çay ve kahvede şekeri terk ettim.

Ne olduysa Kukla^’dan sonra oldu ve hevesle aldığım tüm Ahmet Ümit kitapları büyük bir hayal kırıklığı yaratmaya başladı. Çevremdeki insanlar bende hayal kırıklığı yaratan kitapları beğendikçe şaşırmaya başladım.

En son Bab-ı Esrar’da da bunu yaşadım. Kitabı Şubat – Mart gibi alıp rafıma koymuştum, ancak bir türlü elim okumak için ona gitmiyordu. Sanırım gene beğenmemekten korkuyordum ve korktuğum başıma geldi. Biraz da kendimi zorlayarak kısa süre içinde bitirdiğim bana Ahmet Ümit’ten beklediklerimi veremedi. Etkileyici tasvirler, bir sonraki sayfada ne olacak acaba heyecanı, kitabın sonunda kesin gene ters köşeye yatırılacağım beklentisi… Maalesef hiçbiri gerçekleşemedi.

Zamanla herkes değişiyor. Ahmet Ümit ile benim değişmem aynı paralellikte olmadı sanırım… Son 4-5 romanından da aynı hayal kırıklığı ile ayrılıyorsam bunun açıklaması bu olmalı.

İyi de peki bu durumda Ahmet Ümit benim hala en sevdiğim yazar olarak kalabilir mi?

Kimi Sevmiyorum?

0

Nigel’ı kaybetmekten mi korkuyordum? Sanmıyorum, çünkü bir erkeği kaybetmenin en kolay yolunun tamamen onun dümen suyuna girmek olduğunu genç kızlık dönemlerinde yaşadığım acı deneyimlerle öğrenmiştim. Eğer birlikte olduğun erkek arkadaşın gibi düşünmeye çalışır, onun gibi hissetmeye uğraşır, onun gibi davranmaya çabalarsan hiçbir ilginçliğin kalmaz. Sadece için değil, aynı durum, için de geçerlidir. İnsan, hakkında kafa yormadığı, kaygılanmadığı, çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin, ona niye değer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir?*

*Ahmet Ümit – Bab-ı Esrar -S/50

Yaz Notları 1 – Maria’nın Bahçesi

1

2009 Yaz Notları dizisine biraz Haşmet Babaoğlu’nun etkisi ile, biraz mekanın bende (bizde) bıraktığı etkiler ile biraz da sırf mekan gerçekten hak ettiğinden Maria’nın Bahçesi ile başlıyorum.

Maria’nın Bahçesi ilk olarak İstanbul’da daha sonra da 2009 yılı itibari ile Çeşme-Alaçatı’da faaliyet gösteren, Yunan Restoran-ımsı bir mekan. Mezeler, balıklar, garson ve tavsiyeleri, mekan, mekan sahibi… kısaca herşeyi ile başarılı denebilecek bir mekan. (Belki de bizim ortamımız ve keyfimiz muhteşemdi o gece ve aslında çok kötü yemeklerle ve çok kötü bir mekanda çok iyi vakit geçirdik? Ama yok ya, hastaydım ve ara ara titreme nöbeti geliyordu. Hakkaten iyi olmasalar beni kandıramazlardı…)

Maria’nın Bahçesi’ne gitmek için Alaçatı’da yokuşlu girişten sonra sağa dönmeniz gerekiyor. Evet ben de farkındayım heryerin sola dönünce olduğunu ve yanılmıyorum. Sağa dönünüz efendim ve biraz sabır ile 15 – 20 adım attıktan sonra solunuzda mekanı kaçırmanız imkansız.

Tam bu noktada, mekana girmeden hatırlatmakta fayda var, haftaiçi de olsa özellikle akşam yemeği için gidiyorsanız, rezervasyonsuz yer bulma ihtimaliniz çok düşük.

Rezervasyonunuzu yaptırmış olduğunuz için dekorun ve içine girmekte olduğunuz atmosferin keyfini çıkartarak içeri giriyor ve size ayırılmış çok güzel dekore edilmiş bahçedeki masanıza geçiyorsunuz.

Mekanın menüsü çok başarılı hazırlanmış ve çok farklı tatlara sizi davet ediyor. menüsü başlı başına bir güzellik ve seçmeyi çok kolaylaştırıyor. Biz her ne kadar içmemiş olsak da insanın canı çekiyor açıkçası.

Bizimle ilgilenen garsonun ismini hatırlayamıyorum. Kendisi İstanbul şubesinde çalışmakta imiş ve için buraya gelmiş. Mesafeli duruş ile yılışık olmanın arasındaki zor çizgiyi tutturması ve menüye hakimiyeti takdir edilesiydi. Verdiği öneriler ile gecemizi güzelleştirdi.

Yemeklerden özellikle beğenilenler dülger balığı ile ahtapot bacağı idi. Kalamar da mekanın spesyalitelerinden ama gene de ahtapot gene de ahtapot!.

Maria’nın Bahçesi kahvaltı menüsüne de güvenmekte. Deneyemedim, en kısa zamanda deneme arzusundayım.

Kısaca Maria’nın Bahçesi Alaçatı’nın başarılı restoranlarından ve kaçırılmaması gerekli. Fiyatları Şifne bölgesindeki balıkçılardan daha yüksek olsa da, lezzet açısından çok üstün. Tekrar gidilir.

JAM

2009 Yaz Notları

0

Epeydir blog ortamlarından uzak kaldıktan sonra, tatili ile ilgili yazılarla dönüşümü uygun buldum.

Bu yaz biraz da hayatımdaki gelişmelerin etkisi ile uzun yıllardır fırsat bulamadığım şekilde bir yaz tatili yapmaktayım. Arada bazı sıkıntılarım da oldu beni sevindiren gelişmeler de. Yaz başındaki hayatımdaki bilinmezlik ve soru işaretleri gün geçtikçe azalmakta. Biraz klasik olacak ama herşeyden önemlisinin sağlık olduğunu anladım bu yaz.

ile seri şeklinde gözüme çarpanları, başımdan geçenleri, geçmesini istediklerimi ve geçemeyenleri, kısaca bu yazı tekrar hatırlamaya ve yazmaya çalışacağım.

Pabucun Dama Atıldı

1

Daha önce Safranbolu turunu anlatırken orada öğrenebileceğiniz şeylerden birinin pabucun dama atılması deyiminin hikayesi olduğunu söylemiştim. Paylaşımcı kişiliğimi gösteriyorum ve hikayeyi buradan anlatıyorum, hatam varsa affola…

Safranbolu’da çarıklara yemeni denirmiş ve Safranbolu yemeni üretimi ile meşhurmuş. Üretimi kötü olanın yemenisini, diğer çarıkçılar dükkanın çatısına atarlarmış. Halk yemeniciler çarşısının çatıları alçakta olduğundan tavandaki yemeniyi görünce, o dükkandan etmeyi bırakırlarmış. İşte pabucu dama atılmak da buradan gelmişmiş.

JAM

İstanbul – Safranbolu – Amasra (Barış Akarsu Festivali)

1

Haftasonu hem biraz gezelim km yapalım, hem de çevremizi öğrenelim hedefiyle 4 motor İstanbul – Safranbolu – Amasra – İstanbul turu attık. Hemen yazının başından kalın harfler ile uyarıyı yazıyorum: Karadeniz’e giderken mevsim da olsa, yağmura karşı önleminizi alın. Biz hem gidişte Karabük’te, hem de dönüşte Amasra’dan çıkarken yağmurun azizliğine uğradık. Çok şiddetli olmadığından fazla üzmedi bizi, ama üze de bilirdi…

Safranbolu İstanbul’dan yaklaşık 400-450 km mesafede. Unesco tarafından kültür mirası kapsamında koruma altına alınmış olan Safranbolu’da golf arabaları ile şehir turu düzenlenmekte. Biz katıldık memnun kaldık, tavsiye ederim gezeceklere. Hele sıcak havada şehrin her yerini yürümeye çalışırsanız cidden yorulabilirsiniz. 90 dakika veya 2 saat süren golf arabalı turlar ile Safranbolu hakkında enteresan bilgiler öğrenebiliyorsunuz (pabucun dama atılması deyiminin ortaya çıkması vs…).

Safranbolu Amasra arası 80 km ve çok keyifli bir yol. Ağaçların arasından, hafif virajlı ve yoğun olmayana trafiği ile tam bir rotası. Hatta Amasra’nın en keyifli kısmının yolu ve orada yenen yemek olduğunu bile söyleyebilirim. Balık yemeyenlerdenseniz, geriye sadece yol kalıyor, yolda iyi vakit geçirmeye bakın ;)

Amasra’da Barış Akarsu’nun ölüm yıldönümü olan bu haftasonu onu anma haftası ve kültür festivali olarak kutlanıyormuş. Şehirde konserler vs. vardı. Gece gençler sahilde ateş çevresinde buluştu şarkı söyledi, güzel bir atmosfer vardı. Anladığım kadarı ile her sene Temmuz’un ilk haftasonunda bu gerçekleşmekte. Konserler sırasında biz yemekteydik, o yüzden yorum yapamayacağım ama genel olarak demin de dediğim gibi güzel bir atmosfer vardı.

Amasra balığı ile meşhur bir yer ve hemen plaja sırtınızı verdiğinizde sağ tarafta görülen Çeşm-i Cihan duyduğumuz kadarı ile en ünlü balıkçı. Amasra’ya varınca giderek rezervasyon yapmanızı da tavsiye ederim. Akşam rezervasyonsuz gittiğinizde alakasız bir masada oturmak zorunda kalabilirsiniz.

Cumartesi sabahı 6 da çıktığımız yolculuk 970 km sonra pazar akşamı 6 da sonlandı. Kazasız ve keyifli bir gezi için katılımcılara bir de buradan teşekkür edeyim. Sıradaki gezilerde görüşmek üzere…

JAM

Jam’e yaz geldi…

1

Arif son yazısında da sitemlemiş, millet sitenin adresini unuttu demiş; unutmadım efendim, unutulur mu buralar…

Yaklaşık 2 aydır emaresi göstermemişim buralarda.(bkz: son yazı) Mayıs’tan beri biraz iş güç uğraşları, biraz master koşturmacaları, bazen ufak gerginlikler, bazen hayal kırıklıkları, Atina ve Mora yarımadasını kapsayan Yunanistan gezisi ve Çeşme’de sörf macerası sığmış hayatıma.
2 ayda
-Termos bardağımın frappe yaparken nasıl da başarılı bir shaker olduğunu keşfettim (Banu’ya selam).
-Rock Band PSP versiyonunun nasıl da zevkli olduğunu gördüm.
-Filmini izledikten sonra kitabını okumalıyım dediğim, die Welle‘yi okudum ve kitabı da filmi beğendiğim kadar beğendim.
-Okunacak kitaplar rafıma 3 daha ekledim.(Sene başından beri 2 bitirebilmişken, biraz gereksiz bir hamle oldu gibi ama, azimliyim…)

Master koşturmacaları devam etmekte, bitince onlarla ilgili bir şeyler paylaşmayı, benim yaptığım salaklıkların yapılmaması adına gerekli görüyorum.
planlamaları da devam etmekte, madem bu vaktim var, gezebildiğim kadar gezmek gibi bir hedefim var.

Tatilde güneye arabalarıyla inecek ve de mayo alması gereken için, İstanbul-İzmir yolundaki Ulusuoy Outlet tesislerinde Billabong mayolarda %50 indirim var. İstanbul’dan veya gittiğiniz yerden almaya gerek olmayabilir. Hatun kişiler için bir yorumda bulunamayacağım, aynı mekanda kıyafettir vs. çok var da mayolar ekstra gözüme çarpmadı. Aynı şekilde arabayla gidiyorsanız ve acil tshirt almam lazım diyorsanız, gene alışverişinizi orada yapabilirsiniz. Güzel fiyatlara güzel ürünler bulunmakta.

Yaz ortası raporum şimdilik bu kadar. Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun diyorum…

JAM

Jam's RSS Feed
Go to Top