arşiv

yazar arşivi

Yaz Notları 3 – Opsite vs Gelfix

Cumartesi, 10 Eki 2009 Cem 3 yorum

tüm güzellikleri ile beraber, maalesef biraz yaralı bereli geçti. Çok ciddi olmasa da belli bir süre sargılanmam, suyla temas etmemem, yaralarımın kapanmasını beklemem vs gerekti. Tam da bu her gün yaralarıma pansuman yapıldığı ve iyice sıkılmaya başladığım günlerde bu şeffaf pansuman spreylerini keşfettim.

OpSite çocukken düşüp de sağımı solumu kanattığımda, evde sıktığımız ve daha önceden kullanmış olduğum bir spreydi. Gene de tam kullanımından emin olamıyordum. Kullandıktan sonra kesinlikle söyleyebilirim ki, çok ama çok başarılı. Yaranın üzerinde ince bir film oluşturuyor. Adeta ikinci bir deri tabakası oluşuyor böylece yaranın üzerinde ve bu tabaka yaranın mikrop almamasını, suyla temasta zarar görmemesini ama aynı zamanda hava aldırdığı için hızlı iyileşmesini sağlıyor. Spreyi ikinci uygulayışınızda, ilk katmanın üzerine direk sıkabiliyorsunuz ama gene de üst üste çok fazla katman oluşturmamanız tavsiye ediliyormuş. Zaten tek katman, evet tek sıkış yani, sudan koruyor yarayı. Denize girdim, test ettim.

Gelfix’i ise Opsite bittikten sonra, tekrar Opsite’ı bulamadığım için aldım. Gelfix yaranın üstüne sıkılınca sanki pudra gibi yaranın üzerini kapatıyor. Yaranın üzerindeki şeffaf olarak katman yaratan Opsite’a göre çok daha iyi bir görüntü olmasına rağmen, bu pudralı kısım, su ile temasta tamamen yok oluyor. Pudramsının altında çok hafif bir tabaka kalsa da, opsite’ın güven veren tabakası ile karşılaştırılamaz ve ben sadece Gelfix ile denize girmeye cesaret edemedim. Tamam kutunun üzerinde suya dayanıklı ıyor da, ben denize girip yaralarım tuzlu suda yansa, kime şikayet edeceğim ki bu spreyi…

Sonuçta Gelfix Opsite karşılaştırmasında ben OpSite’ı çok daha başarılı buldum. Evde bulundurmakta fayda var. Düşüp sağını solunu kanatan çocuklarda, el kesmelerinde, ya da daha ciddi düşüp, daha ciddi yaralanmalarda OpSite açık yara üzerine sıkılıp, sargı bezleri ile uğraşılmamasını sağlayan ve sitesinde yazdığına göre sargı bezlerinden çok daha hijyenik olan bir teknoloji. Ben kullandım, memnun kaldım, tavsiye ederim.

Not: İlk sıktığınızda ciddi çok yanıyor, mikropları öldürüyor diye kendinizi kandırmaya bakın…

JAM

SGU – Stargate Universe

Cuma, 09 Eki 2009 Cem yorum yok

izlemekten film izleyemez hale geldim” diye her fırsatta şikayet etsem de, yeni dizilere başlamaktan da kendimi alıkoyamıyorum.

Syfy’ın bu sezon başlattığı Stargate Universe geçen hafta yayınlanan iki bölümlük girişten sonra, cumaları yayınlanacak. Askerler, geçiş kapıları, çok şey bilen siviller. Kısaca en sevilen tarzdaki bilimkurgulardan. Ben beğendim; 3. bölümü bekliyorum.

Jam

Yaz Notları 2 – Nouvelle Vague @ Çeşme Babylon

Cuma, 09 Eki 2009 Cem 1 yorum

2009 ı önceden planlamadığım şekilde güzel konserler ile geçti. Nouvelle Vague ise en şuursuz gittiğim ve belki de bu yüzden, en eğlendiğim konserlerden biri oldu.

Yok Fransız grubun şu şarkıları var vs. gibi bir grup tanıtımı yapmayacağım, merak edenler şuradan kısaca bir Türkçe veya şuradan daha detaylı olan bir yabancıca bilgiler edinebilirler.

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Sabahları sefkatle uyandiran saatim

Ben ise bu grubu meğerse biliyormuşum. Beni sabahları Radyo Eksen eşliğinde şefkatle uyandıran saatim, meğerse sürekli bu grubu çalmaktaymış ve ben farkında olmadan bazı şarkıları öğrenmişim bile.

Ancak grubu dinlerken şarkıları bilmeniz veya bilmemeniz farketmiyor. Şarkıların güzel olmasının dışında, tüm şarkılar adeta konser şarkısı. Hani şu sözleri tekrar ettiği için, dinleyicinin ilk dinleyişte bile bir noktadan sonra eşlik edebildiği türden. Bunlara bir de vokal hatunların inanılmaz performansları, bir saniye yerlerinde duramayışları ve dinleyici ile muhteşem bir etkileşimde bulunmaları da eklenince, mutlaka izlenesi ve dinlenesi bir grup olarak kafamdaki yerlerini aldılar. Yaşadığım şehirde konserleri olduğunu duyduğumda kaçırmam…

Jam

Monopoly City Streets

Salı, 08 Eyl 2009 Cem 3 yorum

Monopoly City Streets

Yarın, 9 Eylül’de, yepyeni bir oyunla tanışacağız. Yıllardır bizi arkadaş toplantılarında eğlendiren, Tarabya veya Yeniköy’de ev dikmek için uğraştıran Monopoly, Monopoly City Streets adıyla Google Maps haritasını kullanarak internetten oynanmaya başlayacak.

Heyecanla beklemekteyiz.

En sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit; mi acaba?

Pazartesi, 07 Eyl 2009 Cem 3 yorum

Ahmet Ümit kitapları

Soru 1: Bir yazarın en sevdiğiniz yazar olması için yazdığı tüm kitapları beğenmeniz, onaylamanız gerekir mi?

Soru 2: Eğer tüm kitaplarını beğenmek gerekmiyorsa, kaç kitabın beğenilmesi yeterlidir?

Bu tip (saçma sapan) arka arkaya sorabileceğim sürüsüyle soru var. Ahmet Ümit‘in son romanı Bab-ı Esrar‘ını okuduktan sonra yıllardır söylediğim “en sevdiğim Türk yazar Ahmet Ümit” tezini sorgulamaya başladım çünkü.

Ahmet Ümit ile ilk karşılaşmam Om Yayınları’ndan çıkan Patasana ile olmuştu. Hala da Om yayınlarının kapak düzenlemesini Doğan Kitapçılık‘ın kapağından kitapla daha uyumlu olduğunu düşünürüm. Ardından okuduğum Bir Ses Böler Geceyi ve Sis ve Gece Ahmet Ümit sevgimi iyice arttırmıştı. Hatta Rusya’da geçen Kar Kokusu sonrası çay ve kahvede şekeri terk ettim.

Ne olduysa Kukla^’dan sonra oldu ve hevesle aldığım tüm Ahmet Ümit kitapları büyük bir hayal kırıklığı yaratmaya başladı. Çevremdeki insanlar bende hayal kırıklığı yaratan kitapları beğendikçe şaşırmaya başladım.

En son Bab-ı Esrar’da da bunu yaşadım. Kitabı Şubat – Mart gibi alıp rafıma koymuştum, ancak bir türlü elim okumak için ona gitmiyordu. Sanırım gene beğenmemekten korkuyordum ve korktuğum başıma geldi. Biraz da kendimi zorlayarak kısa süre içinde bitirdiğim bana Ahmet Ümit’ten beklediklerimi veremedi. Etkileyici tasvirler, bir sonraki sayfada ne olacak acaba heyecanı, kitabın sonunda kesin gene ters köşeye yatırılacağım beklentisi… Maalesef hiçbiri gerçekleşemedi.

Zamanla herkes değişiyor. Ahmet Ümit ile benim değişmem aynı paralellikte olmadı sanırım… Son 4-5 romanından da aynı hayal kırıklığı ile ayrılıyorsam bunun açıklaması bu olmalı.

İyi de peki bu durumda Ahmet Ümit benim hala en sevdiğim yazar olarak kalabilir mi?

Kimi Sevmiyorum?

Pazartesi, 17 Ağu 2009 Cem yorum yok

Nigel’ı kaybetmekten mi korkuyordum? Sanmıyorum, çünkü bir erkeği kaybetmenin en kolay yolunun tamamen onun dümen suyuna girmek olduğunu genç kızlık dönemlerinde yaşadığım acı deneyimlerle öğrenmiştim. Eğer birlikte olduğun erkek arkadaşın gibi düşünmeye çalışır, onun gibi hissetmeye uğraşır, onun gibi davranmaya çabalarsan hiçbir ilginçliğin kalmaz. Sadece için değil, aynı durum, için de geçerlidir. İnsan, hakkında kafa yormadığı, kaygılanmadığı, çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin, ona niye değer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak, bunun için çabalamak değil midir?*

*Ahmet Ümit – Bab-ı Esrar -S/50

Yaz Notları 1 – Maria’nın Bahçesi

Pazar, 16 Ağu 2009 Cem yorum yok

2009 Yaz Notları dizisine biraz Haşmet Babaoğlu’nun etkisi ile, biraz mekanın bende (bizde) bıraktığı etkiler ile biraz da sırf mekan gerçekten hak ettiğinden Maria’nın Bahçesi ile başlıyorum.

Maria’nın Bahçesi ilk olarak İstanbul’da daha sonra da 2009 yılı itibari ile Çeşme-Alaçatı’da faaliyet gösteren, Yunan Restoran-ımsı bir mekan. Mezeler, balıklar, garson ve tavsiyeleri, mekan, mekan sahibi… kısaca herşeyi ile başarılı denebilecek bir mekan. (Belki de bizim ortamımız ve keyfimiz muhteşemdi o gece ve aslında çok kötü yemeklerle ve çok kötü bir mekanda çok iyi vakit geçirdik? Ama yok ya, hastaydım ve ara ara titreme nöbeti geliyordu. Hakkaten iyi olmasalar beni kandıramazlardı…)

Maria’nın Bahçesi’ne gitmek için Alaçatı’da yokuşlu girişten sonra sağa dönmeniz gerekiyor. Evet ben de farkındayım heryerin sola dönünce olduğunu ve yanılmıyorum. Sağa dönünüz efendim ve biraz sabır ile 15 – 20 adım attıktan sonra solunuzda mekanı kaçırmanız imkansız.

Tam bu noktada, mekana girmeden hatırlatmakta fayda var, haftaiçi de olsa özellikle akşam yemeği için gidiyorsanız, rezervasyonsuz yer bulma ihtimaliniz çok düşük.

Rezervasyonunuzu yaptırmış olduğunuz için dekorun ve içine girmekte olduğunuz atmosferin keyfini çıkartarak içeri giriyor ve size ayırılmış çok güzel dekore edilmiş bahçedeki masanıza geçiyorsunuz.

Mekanın menüsü çok başarılı hazırlanmış ve çok farklı tatlara sizi davet ediyor. Şarap menüsü başlı başına bir güzellik ve şarap seçmeyi çok kolaylaştırıyor. Biz her ne kadar şarap içmemiş olsak da insanın canı çekiyor açıkçası.

Bizimle ilgilenen garsonun ismini hatırlayamıyorum. Kendisi İstanbul şubesinde çalışmakta imiş ve için buraya gelmiş. Mesafeli duruş ile yılışık olmanın arasındaki zor çizgiyi tutturması ve menüye hakimiyeti takdir edilesiydi. Verdiği öneriler ile gecemizi güzelleştirdi.

Yemeklerden özellikle beğenilenler dülger balığı ile ahtapot bacağı idi. Kalamar da mekanın spesyalitelerinden ama gene de ahtapot gene de ahtapot!.

Maria’nın Bahçesi kahvaltı menüsüne de güvenmekte. Deneyemedim, en kısa zamanda deneme arzusundayım.

Kısaca Maria’nın Bahçesi Alaçatı’nın başarılı restoranlarından ve kaçırılmaması gerekli. Fiyatları Şifne bölgesindeki balıkçılardan daha yüksek olsa da, lezzet açısından çok üstün. Tekrar gidilir.

JAM

2009 Yaz Notları

Pazar, 16 Ağu 2009 Cem yorum yok

Epeydir blog ortamlarından uzak kaldıktan sonra, tatili ile ilgili ılarla dönüşümü uygun buldum.

Bu biraz da ımdaki gelişmelerin etkisi ile uzun yıllardır fırsat bulamadığım şekilde bir tatili yapmaktayım. Arada bazı sıkıntılarım da oldu beni sevindiren gelişmeler de. başındaki ımdaki bilinmezlik ve soru işaretleri gün geçtikçe azalmakta. Biraz klasik olacak ama herşeyden önemlisinin sağlık olduğunu anladım bu .

2009 Notları ile seri şeklinde gözüme çarpanları, başımdan geçenleri, geçmesini istediklerimi ve geçemeyenleri, kısaca bu ı tekrar hatırlamaya ve yazmaya çalışacağım.

Pabucun Dama Atıldı

Çarşamba, 08 Tem 2009 Cem 1 yorum

Daha önce Safranbolu turunu anlatırken orada öğrenebileceğiniz şeylerden birinin pabucun dama atılması deyiminin hikayesi olduğunu söylemiştim. Paylaşımcı kişiliğimi gösteriyorum ve hikayeyi buradan anlatıyorum, hatam varsa affola…

Safranbolu’da çarıklara yemeni denirmiş ve Safranbolu yemeni üretimi ile meşhurmuş. Üretimi kötü olanın yemenisini, diğer çarıkçılar dükkanın çatısına atarlarmış. Halk yemeniciler çarşısının çatıları alçakta olduğundan tavandaki yemeniyi görünce, o dükkandan alışveriş etmeyi bırakırlarmış. İşte pabucu dama atılmak da buradan gelmişmiş.

JAM

İstanbul – Safranbolu – Amasra (Barış Akarsu Festivali)

Salı, 07 Tem 2009 Cem yorum yok

Haftasonu hem biraz gezelim km yapalım, hem de çevremizi öğrenelim hedefiyle 4 motor İstanbul – Safranbolu – Amasra – İstanbul turu attık. Hemen ının başından kalın harfler ile uyarıyı ıyorum: Karadeniz’e giderken mevsim da olsa, yağmura karşı önleminizi alın. Biz hem gidişte Karabük’te, hem de dönüşte Amasra’dan çıkarken yağmurun azizliğine uğradık. Çok şiddetli olmadığından fazla üzmedi bizi, ama üze de bilirdi…

Safranbolu İstanbul’dan yaklaşık 400-450 km mesafede. Unesco tarafından kültür mirası kapsamında koruma altına alınmış olan Safranbolu’da golf arabaları ile şehir turu düzenlenmekte. Biz katıldık memnun kaldık, tavsiye ederim gezeceklere. Hele sıcak havada şehrin her yerini yürümeye çalışırsanız cidden yorulabilirsiniz. 90 dakika veya 2 saat süren golf arabalı turlar ile Safranbolu hakkında enteresan bilgiler öğrenebiliyorsunuz (pabucun dama atılması deyiminin ortaya çıkması vs…).

Safranbolu Amasra arası 80 km ve çok keyifli bir yol. Ağaçların arasından, hafif virajlı ve yoğun olmayana trafiği ile tam bir motosiklet rotası. Hatta Amasra’nın en keyifli kısmının yolu ve orada yenen yemek olduğunu bile söyleyebilirim. Balık yemeyenlerdenseniz, geriye sadece yol kalıyor, yolda iyi vakit geçirmeye bakın ;)

Amasra’da Barış Akarsu’nun ölüm yıldönümü olan bu haftasonu onu anma haftası ve kültür festivali olarak kutlanıyormuş. Şehirde konserler vs. vardı. Gece gençler sahilde ateş çevresinde buluştu şarkı söyledi, güzel bir atmosfer vardı. Anladığım kadarı ile her sene Temmuz’un ilk haftasonunda bu festival gerçekleşmekte. Konserler sırasında biz yemekteydik, o yüzden yorum yapamayacağım ama genel olarak demin de dediğim gibi güzel bir atmosfer vardı.

Amasra balığı ile meşhur bir yer ve hemen plaja sırtınızı verdiğinizde sağ tarafta görülen Çeşm-i Cihan duyduğumuz kadarı ile en ünlü balıkçı. Amasra’ya varınca giderek rezervasyon yapmanızı da tavsiye ederim. Akşam rezervasyonsuz gittiğinizde alakasız bir masada oturmak zorunda kalabilirsiniz.

Cumartesi sabahı 6 da çıktığımız yolculuk 970 km sonra pazar akşamı 6 da sonlandı. Kazasız ve keyifli bir gezi için katılımcılara bir de buradan teşekkür edeyim. Sıradaki gezilerde görüşmek üzere…

JAM

Jam’e yaz geldi…

Cuma, 03 Tem 2009 Cem 1 yorum

Arif son yazısında da sitemlemiş, millet sitenin adresini unuttu demiş; unutmadım efendim, unutulur mu buralar…

Yaklaşık 2 aydır emaresi göstermemişim buralarda.(bkz: son yazı) Mayıs’tan beri biraz iş güç uğraşları, biraz master koşturmacaları, bazen ufak gerginlikler, bazen hayal kırıklıkları, Atina ve Mora yarımadasını kapsayan Yunanistan gezisi ve Çeşme’de sörf macerası sığmış ıma.
2 ayda
-Termos bardağımın frappe yaparken nasıl da başarılı bir shaker olduğunu keşfettim (Banu’ya selam).
-Rock Band PSP versiyonunun nasıl da zevkli olduğunu gördüm.
-Filmini izledikten sonra kitabını okumalıyım dediğim, die Welle‘yi okudum ve kitabı da filmi beğendiğim kadar beğendim.
-Okunacak kitaplar rafıma 3 daha ekledim.(Sene başından beri 2 bitirebilmişken, biraz gereksiz bir hamle oldu gibi ama, azimliyim…)

Master koşturmacaları devam etmekte, bitince onlarla ilgili bir şeyler paylaşmayı, benim yaptığım salaklıkların yapılmaması adına gerekli görüyorum.
planlamaları da devam etmekte, madem bu vaktim var, gezebildiğim kadar gezmek gibi bir hedefim var.

Tatilde güneye arabalarıyla inecek ve de mayo alması gereken için, İstanbul-İzmir yolundaki Ulusuoy Outlet tesislerinde Billabong mayolarda %50 indirim var. İstanbul’dan veya gittiğiniz yerden almaya gerek olmayabilir. Hatun kişiler için bir yorumda bulunamayacağım, aynı mekanda kıyafettir vs. çok var da mayolar ekstra gözüme çarpmadı. Aynı şekilde arabayla gidiyorsanız ve acil tshirt almam lazım diyorsanız, gene inizi orada yapabilirsiniz. Güzel fiyatlara güzel ürünler bulunmakta.

ortası raporum şimdilik bu kadar. Havalar nasıl olursa olsun sizin havanız iyi olsun diyorum…

JAM

Barney Stinson – 200′e ulaşması hakkında

Salı, 12 May 2009 Cem yorum yok

I recently reached an important personal goal: 200 women. That’s like 100 women, twice…but you know, with 100 totally different women. Since it’s clearly just a numbers game, I think it’s safe to say I’m in the lead.

Barney Stinson Barney’s Blog‘da (4 Mayıs 2009) belirtmiş.

Angut’u Cümle İçinde Kullanalım

Cuma, 08 May 2009 Cem yorum yok

Arif şurada belirtmiş angut’un manasını, ben de hemen günlük hayattan kullanımına örnek vereyim.

Angut aslında enteresan bir kızma biçimi. Yani genelde arkadaş arasında kullanılır da, gerçekten sinirli olunduğunda kullanılmaz. Nedense ağızdan çıkışında mı, vurgusunda mı olduğu çözülemeyen bir gülme efektini beraberinde getirir. Ne kadar sinirli söylerseniz söyleyin, ardından bir gülümsersiniz, söylediğiniz kişinin ensesine vurmak, saçını karıştırmak istersiniz. Sempatiktir yani kendi çapında.

Hikayemize, yani cümle içinde kullanmamıza geçecek olursak, bir sinema salonu getirin gözünüzün önüne. İçeride 10 kişi olsun. Yani salonda o kadar çok boş yer olsun ki, nereye oturacağınıza karar vermek 2-3 dakikanızı alabilsin. Arkalardan güzel(imsi) bir yer bulduktan sonra reklamların başlamasını bekleyin. O sırada salona 4 kişilik bir aile girsin. Dominant bir anne, herşeyden vazgeçmiş bir baba, iki de sürekli bir şeylerden şikayet edebilme yetisinde evlat. Anne sondan 3. sıraya doğru gitsin ve biletine de bakarak oradak oturmakta olan iki kadına, oturdukları yerin ailesine ait olduğunu belirtsin. Herkesin gelişi güzel oturduğu salonda da bu iki kadın da biletlerine göre oturmuş olsunlar, ya da en azından oturduklarını sansınlar – ki belki de gerçekten doğru yerde oturuyorlar, hala gizemini koruyan bir konu bu…

Dominant kadın yaklaşıp diğer 2 kadının kalkmasını ister. Orası onun yeridir ve kalkmasını istediği insanlara istediği gibi tepeden bakıp emredebilir. Ne onların oturdukları sıranın önüne, ne arkasına ne de onların yanına oturmaya niyeti vardır. Tam da o iki koltuktur istediği. Diğer kadın(lar) kendi yerlerinde oturduklarını idda ederler ve kalkmazlar. Karşılıklı gerginlik laf dalaşına dönüşür, karşılıklı terbiye sorgulamasına geçilir, kütükler incelenip kimin daha İstanbul’lu kimin dağdan geldiği tespit edilmeye çalışılır. Çabalar sonuçsuz, tartışmacılar yamandır.

Belki de sabah 11 seansı olmasından dolayı herşeyden sıkılmış gözüken adam ön sıraya oturur, çocuklar da onunla birlikte. Film neredeyse başlayacaktır. Cazgır kadın ateş saçan gözleriyle, koltuğundan ayrılmayan kadını korkutmaya çalışır. 10 saniyelik sessizlikte öne oturmuş kocanın karısına seslenişi duyulur. Kadın kocasına da sinirlenmiştir o anda, aynı patenli kızın sevgilisinden destek bulamadığı andaki hislerini yaşamaktadır. Kısaca kocasına bakar ve yerini başarı ile müdafa etmiş kadının yanından ayrılırken tüm nefretiyle bağırır:

ANGUT!

Tüm salonda yankılanır. Jam ve arkadaşı korkarak, koltuklarına gömülmüş bir şekilde kıkırdarlar. Kadın onlara da bulaşırsa diye koltuklarına saklanmaya çalışırlar. Sonuçte angut dedikten sonra gülmeyen insandan her şey beklenir, bunu bilmektedirler. Sinirli kadın onları ya duymaz ya da sabah sabah verdiği savaştan yorgun ayrıldığı için yeni bir savaşa girmek istemez ve kocasının yanına oturur.

Filmin adını, konusunu hatırlamasam da bu sahne ve o kadın kafama kazındı; ımdaki, sinemadaki kavga ve angut hikayelerinin de en tepesinde yerini aldı.

JAM

İsimdeki Harfler(in anlamı)

Cumartesi, 25 Nis 2009 Cem 1 yorum

Hürriyet’ten alıntıymış, ben de alakasız bir yerden alıntı yapmaktayım..

Dendiğine göre isminizde geçen harfler karakterinizi de yansıtıyormuş. Her ne kadar ben böyle şeylere inanmam desem de okuyunca, nasıl olup da tuttuğuna şaşırıyorum. Bakalım sizin için de geçerli mi? Ben flörtözmüşüm, konuşma ve yazma konularında yetenekliymişim, kinci ve hırslı değilmişim ama çabuk sinirlenirmişim, yüksek zekamla insanların başını döndürüyormuşum ve aşk konusunda fazla duygusalmışım. Çevremdekilere göre tutmuyor olsa bile, ben okuyunca “aha da ben” dedim. Enteresan…

A
Algılama yeteneğin oldukça fazla. Olaylara mantığınla yaklaşıyorsun. Kıpır kıpır ve enerjik bir yapın var. Yapman gerekenler için hiç vakit kaybetmiyorsun. Bu da, ının eksiksiz ve kusursuz devam etmesini sağlıyor.

B
Duygusal, romantik ve sezgileri kuvvetli birisin. Sakin görüntünün altında deli bir sen var:) Sevgiline sürpriz yapmaktan ve onu sevdiğini söylemekten çekinmiyorsun. Ondan da aynı jestleri bekliyorsun. Karşılık bulamadığında da kırılıp içine kapanıyorsun.

C-Ç
Sosyal ve flörtöz birisin! Aynı zamanda duygulu ve duyarlısın da. Sanata yatkınlığının farkındasın. Özellikle konuşma ve yazma konularında yeteneğin oldukça yüksek. İlişkilerinde biraz bencilsin; hep kendi dediklerin olsun istiyorsun.

D
Hırslı ve zorluklara direnen bir yapın var. İsteyince başaramayacağın şey yok. Çevrendekiler tarafından en çok sevilen özelliğin, yardımseverliğin. Zaman zaman kıskanç ve bencilce davransan da, sevdiklerine karşı her zaman sadıksın.

E
Üzüntü ve sevinci bir arada yaşayabilmek büyük bir yetenek! Ama sen bunu gayet iyi başarıyorsun. Üzüldüğün zaman etrafına öfke saçıyor ve farkında olmadan kalp kırıyorsun. Ama sonra da birden sakinleşiyor ve her şeyi unutuyorsun. Kinci ve hırslı değilsin.

F
Sakin, güvenilir ve yaratıcı bir kızsın. Bu özelliklerin sayesinde hem dikkat çekiyor hem de girdiğin ortamın yıldızı oluyorsun. Aşk konusunda fazla iyi niyetlisin. Sevdiğin kişi için göze alamayacağın şey yok. Bu da, bazen suistimal edilmene sebep oluyor.

G
Konu ne olursa olsun başkalarıyla inatlaşmaktan asla çekinmiyorsun. Tartışmaya ve kavga etmeye her daim hazırsın. Ayrıca ayrıntıcı bir yapın var. Her şeye bir kulp takmayı başarıyorsun. Hiçbir şeyi beğenmemen ını zorlaştırıyor.

H
Sakin ve sessiz bir havan var. Değişikliklerden ve hareketli bir hayattan pek hoşlandığın söylenemez, ama sevgilinin senden farklı olarak daha hareketli ve heyecanlı olması hoşuna gidiyor. Yaptığın hatalardan ders almayı biliyor ve aynılarını tekrarlamıyorsun.

I-İ
Hassas, duygusal ve kırılgan bir yapın var. Buna rağmen duygularına hakim olabiliyorsun. Sevdiklerin için her türlü fedakarlığı yapmaya hazırsın. Güvenmek senin için zaman isteyen bir duygu. Kandırıldığını hissedersen gözyaşlarına boğuluyorsun.

J
Neşeli ama aynı zamanda da kaprisli birisin. Giyim-kuşam konularına çok önem veriyor, damak tadına güveniyorsun. Hayattan zevk almasını biliyorsun. Söz konusu aşk olduğunda ise mükemmeliyetçi yönün öne çıkıyor. Kolay beğenmiyor, zor aşık oluyorsun.

K
İş ve okul konusunda başarı hep seninle! Zekan sayesinde güçlükleri aşarak geleceğin için emin adımlarla ilerliyorsun. Genellikle kalbinin değil, mantığının sesiyle hareket ediyorsun. Çevrene karşı duyarlısın, ama nedense değilmişsin gibi davranıyorsun.

L
Entelektüel bir kızsın. Sanatsal etkinliklere önem veriyorsun. Arkadaş seçimlerini yaparken de en önemli kriterin aynı frekansta olmanız ve her konudan konuşabilmeniz. Söz konusu aşk olduğunda ise senin için sevmek, sevilmekten çok daha önemli!

M
Güçlü yapın ve yüksek zekanla herkesin başını döndürüyorsun:) Üstesinden gelemediğin sorun yok gibi. Aşk konusunda ise oldukça duygusalsın. Karşındaki kişiye yaptığın sevgi gösterileri zaman zaman bunaltıcı bir hal bile alabiliyor.

N
Çekingen ve sessiz bir kız gibi görünsen de, aslında öyle olmadığını herkes biliyor! Altıncı hissin sayesinde etrafında olup biteni hemen seziyor; gardını alıp kendini olumsuzluklara karşı hazırlıyorsun. Kimsenin seni ezmesine izin vermiyorsun.

O-Ö
Öyle gizemlisin ki, etrafında merak uyandırıyorsun! Duygularını açığa çıkarmaktan hep kaçıyorsun. Bunun sebebi de aslında kırılmaktan korkman. İncinmek istemiyor, ilk adımı hep başkalarından bekliyor, zorda kalmadıkça ilerlemiyorsun.

P
O kadar kendinden eminsin ki! Bu halin etrafındakileri mıknatıs gibi senin yanına çekiyor. Sosyal ortamlarda bulunmaktan ve dikkat çekmekten çok hoşlanıyorsun. Ama dikkatli ol, çünkü “burnu büyük” bir kız olduğunu düşünen kişilerin sayısı hiçte az değil.

R
Kararsızlık senin diğer adın! Her zaman, her konuda ikilemde kalıyorsun. Bu durumdan arkadaşlarından da, ailen de şikayetçi! Aşk ve konusunda biraz çekingensin. Duygularını dile getirmekten hep kaçıyor, bu yüzden de karşına çıkan fırsatları kaçırıyorsun.

S-Ş
Hayal kurmaktan ve bu hayalleri gerçek hayata taşımaktan zevk alıyorsun. Senin için çevrendekilerle iyi iletişim kurabilmek çok önemli. Yanlış anlaşmalar ve huzursuzluklar olduğunda aşırı strese giriyor, uykusuz geceler yaşıyorsun.

T
Duygularını pek belli etmeyen birisin. Her ortama uyum sağlayabiliyorsun. Arkadaşların sana sırlarını rahatlıkla açabiliyorlar. Çünkü iyi bir sırdaşsın. Mantığınla hareket edip içinden çıkılmaz durumlardan kolayca sıyrılıyorsun. Bir de aşk konusunda aynısını yapabilsen…

U-Ü
Hem durgun hem neşelisin! İkisinin arasındaki dengeyi çok güzel kuruyorsun. Aşıkken gözlerini her hataya kapatmaktansa, gerçeklerle yüzleşmeyi tercih ediyorsun. Bu yüzden de doğru insanı bekliyor, karşına her çıkan yakışıklıya gönlünü kaptırmıyorsun.

V
İçine dönük ama aynı zamanda özgür ruhlu bir kızsın. Partilerde boy göstermekten ve yapmacık kurmaktan hiç hoşlanmıyorsun. Az ama öz dostun olsun istiyorsun. En umulmadık anlarda en mantıklı fikirler senden çıkıyor!

Y
Durgun ve düşünceli bir halin var. Bunun sebebi de geçmişi bir türlü unutamaman. Melankolik olduğun kadar dobrasın da! Kafanı kurcalayan bir düşünce olursa, bunu karşındakine pat diye söyleyiveriyorsun. Bu halinden şikayet edenler olsa da, sen halinden memnunsun.

Z
Zeki ve yaratıcısın. Yeni şeyler öğrenmeye bayılıyor, bulduğun her şeyi okuyorsun. Tabii magazin dergileri hariç! Çünkü sen, özel ın özel kalması gerektiğini düşünenlerdensin. Bu yüzden de en yakın arkadaşlarına bile aşk ından bahsetmiyorsun.

Categories: günlük şeyler Tags: ,

Alman Filmlerine Devam – Die Welle

Cuma, 24 Nis 2009 Cem 2 yorum

Testdaf geçmiş olmasına rağmen Alman yapımı filmleri izlemeye devam etmekteyim ve her izlediğim filmde de neler kaçırmışım diye hayıflanmaktayım. Das Experiment‘in yarattığı etkiden sonra bugün de, aslında geçen seneden beri izlemek istediğim Die Welle‘yi izleyebildim.

Die Welle Morton Rhue’nun aynı isimli kitabının film uyarlamasıymış. Almanya’da bir lise sınıfındaki faşist düşüncenin tekrar geri gelemeyeceği ile ilgili olan tartışmanın sonucunda başlanan bir deneyden bahsediyor film. Film ile ilgili yapılan yorumlardan birinde de denmiş olduğu gibi, aynı bir dalga gibi yavaş başlayıp sonradan hızlanan ve insanı saran bir film Die Welle (alm. dalga).

Film Tehlikeli Oyun ismi ile 2008 yılında Türkiye’de de gösterilmiş.

Die Welle bir düşüncenin nasıl bir anda yayılabileceğini de gösteren farklı bir film ve tavsiye ederim.

Jam

Patenli Kız vs. Bisikletli Çocuk

Pazar, 19 Nis 2009 Cem 2 yorum

Güneşli, sıcak muhteşem bir cumartesi gününde kız arkadaşınla beraber paten yapmak istersin. Caddebostan sahile gidersiniz ve patenlerinizi takarsınız. Kız arkadaşın pek iyi kaymamaktadır. Yani ayakta durmada sorun yoktur da, durmaya çalışmak tehlike yaratabileceğinden hızlı hareket edilmesi veya kayılmaması düşünülemez. 1-2 hafta içinde nasılsa daha güzel kayacaktır, o zamana kadar sakin sakin kayacaksınızdır.

Kaymaya başladıktan bir 15-20 dakika kadar sonra kız arkadaşınızın güveni kendine gelir. Artık nispeten iyi kaymaktadır, biraz daha hızlı gitmekte sorun yoktur. Ama yaya yolu kalabalık olduğundan bisiklet yolundan kaymayı uygun bulur. Onaylarsınız hemen. Hızlı bir bisikletli geldiğinde hemen yoldan çekileceksinizdir nasılsa…

El ele mutlu bir şekilde kayarken karşıdan yavaş bir şekilde gelen bisikletliyi görürsünüz. Kulağındaki müziğin veya kafasındaki düşüncelerin etkisindedir. Sakince kendi yolunda ilerlemektedir. Yanınızdan rahatça geçmesi için biraz kenara çekilirsiniz, boşalttığınız yeri ise kız arkadaşınız doldurur hemen. O da görmüştür karşıdan bisikletlinin geldiğini de, herhalde bisikletli kenara kaçar diye düşünmüştür. Bisikletli son anda freni sıkar, kız arkadaşınız kendini bir sağa bir sola atmaya çalışır ama ikisini aynı anda yapınca bisikletin ön tekerine çarpıp düşer. Siz ayakta, kız arkadaşınız yerde, duran bisikletine çarpılmış olan bisikletli hemen yanınızda ve kız arkadaşınıza iyi olup olmadığını sormaktadır.

Kız arkadaşınız ayağa kalkarken bisikletliye kusura bakma der. Ama canı acımış morali bozulmuştur. Siz saçlarının altından bir bakış atar, siz de bisikletliye biraz daha dikkat lütfen, yeni öğrenenler de var dersiniz o da tabi doğru diyorsunuz kafam takılmış neyse bişey olmadığına sevindim der ve siz de ondan kusura bakmamasını istersiniz gününüz devam eder.

Ütopik dünyada böyle olurken gerçek hayatta yerden kalkmaya çalışan dünya tatlısı kız arkadaşınız çirkefler kraliçesine dönüşür ve durup üzgün gözlerle bakmakta olan bisikletliye bağarmaya başlar. Bisikletli kusura bakma dedikçe daha da şirretleşir. Bisiklet yolunda pateni ile duran bisiklete çarpmanın verdiği hak ile daha da sinirli bağarmaya ve bisikletlinin neden çekilmediğini, nasıl ordan onun geçmesini beklediğini sorgulamaya başlar. Siz o sırada bisikletlinin haline üzülür ama kız arkadaşınızın cazgırlığının şoku ile bir şey yapamaz şekilde orada durmaktasınızdır. Bir yandan da bilmektesinizdir ki, susmaya devam ederseniz, bisikletçi ile tartışmanın sonunda kız arkadaşınız neden onu bisikletçinin yanında desteklemediğiniz üzerine oynayacaktır. Gene de bir şey diyemezsiniz, sadece dehşetle durumu izlersiniz…

Caddebostan’dan cumartesi öğleden sonrası manzaraları bu şekildeydi. Biz çimlik alanda otururken önümüzde gerçekleşen bu çirkef kız vs. bisikletli mücadelesini izledikten sonra bir süre de bisikletçi ile kavgaya girmeyen ve kavgaya girmiş sevgilisini desteklemeyen çocuğun çekeceklerini tartıştık. Enteresandır ki gruptaki kızlar da de çocuuğun kızdan çekeceği var deyip, kızlar neden böyle ki diye sorguladır. Yani aslında hatun kısmı da hatun kısımını anlayamamakta sanırım…

Jam

Categories: günlük şeyler Tags: , ,

Das Experiment – çok başarılı bir gerilim

Cuma, 17 Nis 2009 Cem 2 yorum

Biraz da haftaya Testdaf‘a girecek olmanın gazı ile Almanca filmler izlemekteyim. Dün bir tavsiye üzerine 2001 tarihli Das Experiment‘i edindim ve Küp‘ten sonraki en gerilerek ve hayran kalarak izlediğim gerilim filmlerinden biri çıktı Das Experiment. Experiment (ki kelime anlamı da deney zaten) aslında 1971 yılında yapılmış olan Stanford Prison Experiment‘in sinemaya uyarlanması. Yani filmin çoğu gerçek olayla aynı. Deneyin sonlandırılışında bazı farklar olsa da, kesinlikle gerçekçilikten kaçılmamış ve deneyi yapan Phil Zimbardo da deneyin olası devamının filmdeki gibi gelişebileceğini belirtmiş. (bilgi ’dan; doğruluğu tartışmaya açık yani)

Konuya ve deneye değinecek olursak, insan davranışları için yapılan bir deneyde deneye katılanların bir kısmı gardiyan bir kısmı tutuklu olacak şekilde gruplara ayrılıyorlar. İnsanların kendilerinden beklenen göreve göre nasıl değiştikleri ve neler yapabilecekleri inceleniyor.

Oliver Hirschbiegel‘in filmi çok başarılı ve nefes tutularak izleniyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Ama film sonunda kendinizi garip hissedebileceğinizi tekrar uyarırım.

Not: ( Spoiler sayılabilir, filmi izleyecekler okumasa da bu son kısmı olur, filmden bir espri: )

Filmde duyduğum ve çok başarılı bulduğum bir fıkramsı:

neden porno filmleri sonuna kadar izler?
Sonunda evlilik olacağını düşündüklerinden…

[Warum schauen Frauen Pornos immer bis zum Ende?
Weil sie denken, dass am Ende geheiratet wird!]

=)
Jam

Başak Erkeğinden Başak Erkeği Yorumu

Perşembe, 16 Nis 2009 Cem 4 yorum

Arif’in burcuyla ilgili yazısından sonra, aynı sitenin başak erkeği ile olan yazısını buldum ve kendimle karşılaştırmaya karar verdim. Yorumlamadan önce belirtmeliyim ki ne burçlardan çok fazla anlarım ne de ımda çok fazla olmalarına izin veririm, ama bu sefer pek bir çekici geldiler nedense…

ının kalanında kırmızı  ile ılanlar benim eklediklerim olacak.

Alçakgönüllü, titiz ve iyi niyetlidir. Teveccühünüz =). Entrikadan hoşlanmaz. Birlikte yaşanması güzel bir adamdır buraya dikkat. Pratik, sabırlı ve ayrıntıcıdır. Başkalarının hayatları konusunda da aynı titizliği gösterir. En muhteşem yeteneği, kendi ya da başkalarının düşlerini gerçekleştirebilme özelliğidirhmm, bu özelliğimin farkında değilim ama beğendim, ondan mutlaka vardır bende de. Saplantılı bir üretme arzusu vardır. Bunu tatmin edemediği zaman tanınmayacak kadar aksi, soğuk ve uzak biri haline gelebilir. Paraya çok önem verir. Çok ama çok varlıklı biri bile olsa çalışmayı ve daha çok kazanmayı ister.Bu iki yargıya katılmıyorum. Başak insanlarının çıkarcı insanlar oldukları söylenemez ama yine de çoğunlukla zengin ve güçlü kadınlarla ilişki kurar ya da evlenirler. Bunun bir sebebi de aşktan korkmalarıdır. Sanırım doğru… Bu konuda yenemedikleri bir çekingenlikleri vardır. Sağlıklarına da çok düşkün olurlar. Bu düşkünlükleri hastalık korkusu düzeyine varabilir. Mideleri ağrısa ülser olduklarını, hafifçe öksürseler vereme yakalandıklarını zanneden en çok Başak’lardan çıkar. Tedbirli olmak iyidir.

Aşk zamanı

Başak burcunda doğan ailelerine çok düşkün olurlar. Bu yüzden bu burçtan bir erkekten hoşlanıyorsanız onu ailesiyle dost olmaya çalışın, ayrıca dostlarına yakınlık gösterin. Başak burcu erkeği ailesinin ve dostlarının eleştirilmesine katlanamaz ve bu tür durumlarda garip bir biçimde savunmaya, hatta karşı saldırıya geçer.Dostlar ve aile önemlidir. Onun sertleştiğini, kırıcılaştığını görüp üzüleceğinize biraz daha az konuşun. Zaten Başak erkeği sözünü esirgemeyen bir tiptir. En olmayacak şeyi insanın yüzüne pat diye söyleyebilir. Bundan kurtulmaya çalışıyorum ve yapınca ciddi üzülüyorum… Bir özelliği de bilgiye, kibarlığa, zarafete ve nezakete önem vermesidir. Kesinlikle. Konuşurken seçtiğiniz sözcükler de onun için önemlidir. Argo kelimelerden nefret eder. Kendisi arkadaşlarının yanında rahatlıkla bu tarzda konuşsa bile sizin yanınızda bunların hiçbirini yapmayacak, üstelik sizden de aynı özeni bekleyecektir. E madem ben o kadar zahmete giriyorum, bi hamle de karşıdan bekmek hakkım olsa gerek. Zaten sohbetlerde en sevdiği şey entellektüel konularda uzun uzun tartışmak, fikir i yapmaktır. Geeklik burçtan kaynaklanıyormuş. Başak insanlarının temizliğe düşkün olduklarını söylemiştik. Çevresindeki her şeyin tertemiz, pırıl pırıl olmasını ister. Parfüm seçiminde bile ağır kokuları değil, temizliği temsil eden çiçek kokularını tercih eder.O kadar da değil, iyice gay yaptı bu analiz de beni. Ama çok ağır kokulara da gerek yok hakikaten.

Başak burcu erkeğine âşık bir kadın için notlar…

Dedik ya, konuşkan olmasına rağmen aşkta duygularını kolay itiraf edemeyen türden biri karşınızdaki. Maalesef. O yüzden belki biraz itici güce gereksinim duyuyordur. İşte bizden bir ipucu… Başak erkekleri her şeyi düzene koymak konusunda adeta tutkulu bir tavır sergilerler. Kendilerinden yardım istenmesine de bayılırlar. Farkında olmadan sanırım gerçekten böyle. Bu yüzden böyle bir erkeğe âşıksanız onun evinizle ilgili bazı sorunlarda size yardım etmesini rica edebilirsiniz. Örneğin… Bilgisayarınız bozulmuş olabilir, ya da belki DVD playerınızda bir sorun vardır. Elektronik cihazlarla arası çok iyi olduğu için (geekliğin burçla alakalı olduğuna ikinci temas) böyle bir konuda yardım istendiğinde kesinlikle geri çevirmeyecektir. Açık sözlü olduğunu da söylemiştik öyle değil mi? O zaman duygularınızı gizlemeyin. Onu ne kadar çekici bulduğunuzu gösterin veya kelimelerle ifade edin. Bu kesinlikle baştan çıkarıcı bir etki yapacaktır. (Kesinlikle!) Onu yemeğe davet etmekten de çekinmeyin. Ancak restoran seçiminiz uygun olmalı. Başak erkekleri öylesine bir yere gitmeyi sevmezler. Onlar şık değilse bile özellikle bir yerde yemek yemek isterler. Bir de tabii yedikleri yemekler sağlıklı olmalıdır. Restoranın şıklığı ile alakası yok ama gidilen yerde yenecek bir şeyin bir özelliğinin olması kesinlikle ilgimi çeker. Bir de bir mekanın salatalarının çok başarılı olması mekanı çekici yapmaz. Hamburgeri falan başarılı olmalı ;) .

Baştan çıkarmaya dair birkaç ipucu daha…

Seks hijyenik bir eylem Başak erkekleri için. Burayı ben de anlamadım. Yatak odası temiz ve düzgün değilse ondan fazla arzu beklemeyin. Yoo. Sevişirken güzel sözler söylemeyi, minik hikâyeler anlatmayı, espri yapmayı seven bir adam o. Bu yüzden sizden de susmanızı beklemez. Karşılıklı aşk oyunları ve aşk sözleri onun arzusunu artıracaktır. Aşk oyunları kimin arzusunu arttırmaz ki? Bu kısım çok el falına bakan sahildeki teyze kıvamında olmuş. Yani doğru ama herkese doğru…

Ha bir de… Başak erkekleri nazik ve centilmen ruhlu oldukları halde dilleri biraz sivridir. Ah o dilim yok mu. Başkalarını eleştirmek gibi bir huyları da vardır ve bunu gizlemeye çalışmazlar. Ama çok zevkli =). Bunun en büyük sebebi de ayrıntılara dikkat etmeleri ve en küçük bir aksaklığı bile kolayca görebilmeleridir. İnsanlar nasıl farketmiyor anlamıyorum. Başkalarının hatalarını sert bir dille yüzlerine vurmaları da kimi zaman onların aleyhine işler. Gene ah o dilim yok mu… O yüzden bu burçtan bir erkekten hoşlanıyorsanız, bu özelliğine çok takılmamaya çalışın. O, en sevdiği insanları bile eleştirebilir. Üstelik kendisinin kolay kolay eleştiriye gelemediğini nedense sık sık unutur. Evet burası doğru. Misilleme yapacağım diye eleştirmeye çalışmaya hiç gerek yok. Halbuki… Hafızası çok kuvvetlidir bu adamın. Bin yıl önce yaşanmış bir olay en küçük ayrıntısıyla bile net bir biçimde zihninde saklıdır ve gerektiği zaman oradan çıkarılır. Yani? Bu adam sizin ona yaptığınız iyilikleri de kötülükleri de unutmaz. Dikkatli olun, deriz biz. Yani pek değil aslında. Çoğu zaman dikkat edecek daha önemli bi konum olduğundan o konuyu kaçırırım ama gene de dikkatli olmak lazım tabi bana karşı :P

Ne yapmalı?

Bakımlı, hanımefendi, sıcak, düz ve abartısız ı sever. Çok güzel tespit. İddiacı ve inatçı iseniz meydan savaşına hazır olun. Karşılıklı sinir harbi…

Minik ipucu

Buzdolabının üzerinde küçük aşk notları ın. Ay çoook romantiiik… İşe yaramaz!

Başak burcu erkeğine alınacak armağanlar…

Başak erkekleri entelektüel tipler oldukları için onlara alacağınız armağanlar da bu türden olmalı. Bir Başak erkeğinin en heyecan duyarak vereceği armağan bizzat yazdığı eşsiz bir aşk mektubu olabilir. Aynı biçimde kendisine verilmesinden hoşlandığı armağan da bu olacaktır. Buna cidden değer veririm. Açık sözlü, zarif ve sofistike mektuplarla onun aşkını canlı tutabilirsiniz. Şık ve pahalı bir dolmakaleme de bayılacaktır. Bayılmak ne kelime tapacaktır! Eğer paranız varsa son model bir dizüstü bilgisayar da onu baştan çıkarabilir. Şimdi baştan çıkarma kısmı doğru ama gene de pek tavsiye edilen bir hediye değildir bu. Sebep şudur ki: yeni laptop birsürü ilgi alaka ister. Bu ilgi alaka da size ayrılmış süreden çalınarak laptopa verilecektir. Yani hediyeyi veren açısından çok hayırlı olmayabilir. Kaliteli romanlar, anı kitapları ve politik kuramsal kitaplar da öteki seçenekler arasında… Evet güzel kitapları da kesinlikle başarılı buluyorum. Hatta özel ilgilendiğim veya arayıp da bulamadığım falan birşeyse inanılmaz değerli bir hediye olur.

Bir noktada kullanım kılavuzumu da bu şekilde ifşa etmiş bulunmaktayım. Haydi hayırlısı.

Jam

Related Posts with Thumbnails
Categories: günlük şeyler Tags: ,