Bu sefer ne sana ne başkasına bu yazı. Bu sefer direk kendime yazıyorum. Bu bana kısa bir mektuptur…

Bırak artık geçmişi. Bırak kötü anıları. Bırak acıları, kederleri. Keşke’lerle yaşamayı bırak. Sen bu kafayı çoktan aştın, kendin de biliyorsun. Hataların kimse için değil ama sadece senin yararına olacağını biliyorsun. Yapmamak için kastıkça daha da battığının farkındasın. Siktiret diyenlere niye diye soracağına bunu yapmayı hiç düşünmüyorsun. Karşılaştırmaları boşver. Hayatına bak. Eğlenmene. Kazanmana. Sen bu yolda olunca zaten gelecek istediklerin. Yanında duracaklar. Evet farkındasın. Birşeyler hissediyorsun artık. Bunu anladın bir süre önce. Belki de kalbin hala çalışıyor. Perte çıkmamış. Ağır yaralı olsan da nefes alıyorsun hala. Yetmez mi? Kimse öpmez mi o halde? Yaşama döndürmez mi? Döndürür. Döndürecek. Döndürüyor. Biliyorsun diyorum ya sana. Olay böyle drama yaratma değil. Kimselere bakma sen. Kulak asma kimselere. Biliyorsun kendini. Acındırmak değil, üzülmek artık hiç değil… Bu bambaşka, bu iç dökme… Gergin sinirlerin için kemirmesin içini boş kuruntular. Kimin ne yaptığını neden yaptığını boşver. Karşındakinin hareketlerinden anlam çıkartacağına, kendi hareketlerini kontrol et. Öyle bir hareket yap ki herkes sana hayran olsun. Ne olacak ki? Yok mu hiç özgüvenin? Var değil mi? Hayvan gibi var hem de. Biliyorsun. Hatta kötü bile diyorsun buna. Değil. Kötü dediğin bencilliği çıkar ortaya. Farkındasın kimsenin seni üzemeyeceğini, buna izin vermeyeceğini biliyorsun. Herşeyi biliyorsun. Seni kimin sevdiğini biliyorsun. Kimin seni düşündüğünü hissedebiliyorsun…

Daha ne?

Hatta ve hatta…

Ulan ya herşeyi geç de…

Herşeye rağmen….
Bu satırları yazarken hiç mi yok aklında kimse?

Var diyebiliyorsan buna.

Konu kapanmıştır…