pembe paket
İyi hatırlıyorum…
Mevsimlerden sonbahardı. Herkesi arkada bırakıp gitmek ile uğraşıyor, bir arkadaşımı görmeye gidiyordum aynı zamanda. Uzaklaşmak iyi gelecekti. Kısa süreliydi. Ondan sonraki ilişkilerim gibi. Sonuncusu için vardı biraz umudum. O vardı zaten aklımda o sırada. Minik bir hediye ile dönerim diyeydi hevesim. Birkaç soğuk mesajlaşmayla bırakmıştım onu bugün gibi yağmurlu olan şehirde.
Bir daha güneşin doğmayacağı potansiyel ilişkimiz için kendimi hazırlamaktı amacım. Bir tek şeyi kaçırmıştım. Ben ne yüzünü görmüştüm aylarca, ne de sesini duymuştum bu yarayı açanın. Elimde ufak bir hediye paketi; pembe, el kadar birşey…
Arkadaşıma gösterirken çaldı telefon işte. Ağlamasını duydum. Buydu işte. Hem olasılığı mümkün ilişkimi yıkabiliyordu içimde, hem de kendisine olan duvarlarımı.
Dayandım, dayanmak zorundaydım. Kaybettiğim ise, sonrasındaydı…
Kaybolan aşklar, kaybolan inançlar…
Bir de anlamlar.
O pembe pakette öyle bir yerlere gitti işte anlamsızca.