Hayaller…
Mutluluk. Üzüntü.
İki farklı uç. Aralarında gidip gelen bir pinpon topu gibi…
İster güzel bırakalım hikayenin sonunu, ister yokedelim tüm mutlu sonları…
Bir kalemde silelim tüm geçmişi, bir kerede tüketelim tüm sevgiyi…
Mecburen girilmiş bu kafaları yaşayalım ayrı dünyalarda, sensizlik kelimesine kadeh kaldıralım.
Kafa karışıklıklarında çekelim güneşi göğe doğru, batıralım dolunayı…
Düşünelim günlerce, saatlerce, gecelerce… Çözümü sonra kadere bırakalım.
Karşımıza çıkan ilk kişiye verelim ipoteğini bu defolu yüreklerin…
Kazancını da harcayalım yine o paramparça taşlardan dizilmiş meyhane yollarında…
Ne olacak değil mi?
Ne olacak ki sonunda?
Bir gidelim bir gelelim… Bu ufak loş odada…
Bir o duvardan bir bu duvara…
Bakalım sadece pencereden dışarı.
Bir umut buluruz diye o karanlıkta.
Belki yansırsa yüzün o camdan diye dikelim kafaya biraları, şarapları…
Sonrasında da rüyalarda buluşalım.
Aslında en doğrusu da o.
Niye biliyor musun?
Çünkü seni tek masum anacağım yer sadece hayallerin en dip noktası.