Öylesine… #2
Geçmişe yönelik hareketlerimi kısıtlamak istiyorum ve bu da ben de sıkıntı yaratıyor. Bir yazıya böyle pat diye girilmez ama artık çok fazla beklemek de istemiyorum. Zaten herkesin yaptıkları da batmaya başladı bu ara bana. Patlamaya hazır bomba gibiyim kesin bir yerde yine “agresif” tarafım ön plana çıkacak. Kaybeden yine ben olurum, keskin sirke her zaman küpüne zarardır biliyorum ama olmuyor işte insanın doğasında da sabrın yeri bir yerde sınırlanmış durumda değil mi?
Her konuda bu böyle. Dedim ya geçmişe yönelik hareketlerimi kısıtlamak istiyorum diye. Zaten bu yazıda şimdiye kadar iki kere tekrarladığımdan farketmişsinizdir, kafamı çok kurcalıyor bunlar. Geçmiş gitmiş ilişkiler ile kafamı yormama gerek yok galiba. Hep önüne bak dediler. Önüne bakmayı mı yanlış anladık acaba? Önümüze baka baka çevreyi görmekten mi aciz olduk bilemiyorum. Geriye dönüp baktığımda yanlışlarımın da bini bir para ama olmuş işte. Kaybedeceğimizi kaybettik, ne kaldı geriye?
“Me, Myself and Irene” tarzı bir cevapla gelmek istedim bak bu soruya ama bir “Irene” bile yok hayatımda. Aman olmasın. Oldu da ne oldu, olmasını istedik de ne oldu… Tamam tamam, biliyorum. Evet, istiyorum. Öyle biri olsun. Ama hakkını versin yani. Dün evlenir misin diye sordular, yok dedim. 30 dan önce olmaz dedim. Tek bir şartla ama dedim. Şimdi bulsam hayatımın kadınını yarını beklemem dedim.
Var mı öyle biri? Var mı bir insanın hayatı olacak başka bir insan? Bu tip soruları boş bırakıyorum artık. Zamanı efektif kullanmam lazım. Zaman kalırsa döner bakarım… Belki…
Kader, kısmet, kader, kısmet… Bu iki laf arasında kısır döngüye bağladı kelime dağarcığım.
Bir an içim daraldı da dertleşeyim dedim…
Görüşürüz.