Geçtiyse geçti diye birşey yok…
Çok uzun zaman olmuştu yine onu dinlemeyeli. Yine bir an farenin imleci gitti üstüne, tıkladı iki kere. Biraz boğuk bir sesle, günün getirdiği karamsarlık duvarlarda yankılandı birazcık. İçeriye çok ses gitmesin diye azalttım biraz o yankıları. Sadece beynimde yankılansın istedim belki de. Bu da yeterliydi benim için. Anlattıklarıyla özdeşleşiyordu hayatımdan kesitler. Kim olduğu önemsiz, adsız bir tınıydı belki de. Sadece anılardan oluşan küllere güçlü bir nefes verip tekrar alevlendirmeye çalışıyordu.
Lanetlerin okunduğu saatleri hatırladım biraz. Gözyaşları dökülmedi mi günlerce? Onları işte. Yaklaşık yirmi dakika önce en iyi dostlarımdan biriyle konuşurken dışarı vurmadığım bir sıkıntıyı resmen kaza kaza içimden çıkarıyordu aslında. Günler geçiyordu, ben ise dibe vurmaya başlamıştım. Hep dediğim hayatın sinüs eğrisine benzemesinde yine “eksi bir”e ulaşıyordum sanırım y-ekseninde. Y-ekseni ne mi? Belki de yaşamın y’siydi o. Hayat işte diyip geçtim üstünden. Öyle mi acaba, geçtim mi?
Mahkum olduğumu hissetmeye başlıyorum bu lekeye. Çıkmayacakmış gibi… Her sıkıntıda bir anda ortaya çıkan lanet olası bir uçuk gibi bu acı. Merhemi ne bunun? Ya da kim? Belirsiz.
Aramak niyeti bile kalmamış… Yorgunluk, bıkkınlık… Sebep gösterebildiğim bu durgun halime, sadece bu iki kavram, bu iki kelime…
Dışarıda var mı düzgün birisi? Düzgün ile neyi arıyorsun? Sen düzeldin mi? Aşk var mı? Kime göre gerçek? Sen gerçekten iyi misin? Huzurlu mu olması lazım, ateşli mi? Huzurun içinde olması gerekli değil mi önce… Sorular… Sorular… Sorular…
Ya cevaplar? Boş bırakıp geçmekten başka yapabildiğim yok kaç aydır.
Cevaplamayı bile bıraktım aslında. Tanıştığım insanların suratına boş bakarak dinlemiş gibi gözükmek; anlattıkları sorunlara kendi içimden gülmek, “bu mu yani derdin senin ya?” demek… Utanıyorum bunları yaparken ama gerçek bu. Kim bilecek, kim görecek bazı şeyleri? Senin içinde herşey, herkese göre kolay herşey. Herkes yaşamış kendine göre, saygım sonsuz. Ama acı benimse, bırak yaşayayım.
Geçtiyse geçti diye bir şey yok…
Yıllar önceydi ilk bisikletten düşüşüm, hatırlarım. Dizim kanamıştı. Feci hem de. Neredeyse geçmiş bir yirmi sene, bakıyorum dizime aynı yaranın izi orada…
Dedim işte…
Geçtiyse geçti diye birşey yok…
Herşey iz bırakır.
Bu da onlardan biri işte…
Belki de hava yağmurlu ya bugün, biraz ağrı yaptı. O kadar.