Çeşme 2009 – 1
Evet efendim, Çeşme’den dün akşamüstü sularında dönmüş olmamla birlikte ıvır zıvırı hallettikten sonra buraya bununla ilgili saçma salak şeyleri yazmam gerekiyordu.
Şimdi de bunu yapmak için oturdum bilgisayarın önüne!
Bir haftalık bir Çeşme tatili mekanlardan öte arkadaş grubunun büyük etkisiyle bayağı başarılı geçti. Eğlenmek isteği ile yanıp tutuşuyorduk, kül olduk
Öncelikle geçen hafta Cuma akşamı saat 21:45 sularında başlaması gereken otobüs seyahatimizin otobüsün Esenler Otogarı’ndan çıkmasından sonra yolda kalması sebebiyle bir saat geç başladı. O bir saatte tabii ki önceden aldığımız ufak Chivas Regal şişesini yarıladık gibi birşey oldu. Çoğunu Tolga içti, itiraf etmeliyim – zaten bunu inkar da etmez! Ben galiba bundan önce sadece bir kez Kamil Koç ile seyahat etmiştim ama bir Datça çocuğu olduğumuz için otobüs şirketleri ile ilgili tüm geyikleri bildiğimiz ve sıkılmadan yaptığımız için bu bir saat içinde de dejavulandık. “Katil Koç” filan işte anlayın… Komik mi? hehe bence evet ya. Bu arada tebrik edemdeen geçemeyeceğim biri de otobüsün delikanlı muavini. Herif maksimum despotlukta bir seyahati tamamladı.
Öyle ya da böyle sabahın köründe Ilıca otogarında indik. Arkadaş tarafından alındıktan ve soyunup döküldükten sonra direkman sahile indik. Güzeldi, Boyalık tatil sitesinin oralar hani. Gece çıkışımızda biraz yorgunluğun etkisiyle baya geç çıkabildik ama sorun değil. Teoman konserine gitmediğimizden de tabi biraz olay. Evde içelim filan dedik. Otto’ya direk uzadık ama ben böyle bir kalabalık görmedim. Açıkçası pek eğlendiğimi söyleyemem ilk gün. Ama hayatımda içtiğim en güze içkilerden birini orada arkadaşım sayesinde tanıdım. Hastasıyım. Reklamını sonra yapacağım. Ona özel bir post olmalı bu!
Bu arada herkes bize şu kumrucu bu kumrucu diyordu ama biz arkadaşların takıldığı ve Ilıca’da daha içlere doğru (vallahi sokakların adlarını filan hiç bilmiyorum boşuna sormayın zaten kıç kadar yer yani) bulunan Kumrucu Aykut ile yaptık seçimimizi. Cheeseburger de enfes direk tavsiye. Eker ayran da var zaten, daha ne olsun.
Yemeklerden açtık devam edelim bari. Yine birgün de ev arkası bahçede ikiye iki futbol maçı yapıp Emir ile Tolga’yı ezici üstünlükle yendikten sonra G., ben, Emir ve tolga hep beraber Apo’nun yeri denilen yere gidip çöp şiş yedik. Orası da fena değildi. Altınkapı’nın tam karşısı (Yanlız galiba adı başka bişi de onu da belki Emir düzeltir beni) Bir gün sonra da Altınkapı’yı şereflendirmemiz vardı tabii. Döner kebap ve içli köfte tercihimin doğru olduğunu varsaymaktayım ama sonuçta iskender için yazının devamında çok daha başarılı bir mekanı belirteceğim.
Ha bu arada ezilerek yenilen Emir ve Tolga ikinci maçta da 5-0 galibiyetten maçı 12-10 vererek bizim bir alt seviyemizde kaldıklarını gösterdiler. Sonuçta futbol dedik, spor dedik, kardeşlik dedik ama
Kakao yağını sevdiğimi farkettim bu arada. Deli gibi yakıyor lan bu alet. Ama sonuçta burada beni en fazla rahatlatan anneden kalma olan o kahverengi yuvarlak kutusundan öte fısfıslısını bulmuş olmam oldu. Oh be! Orada parmaklaya parmaklaya almak çok zor oluyor kardeşim!!!
Beach olarak iki yere gitmeyi uygun gördük. Biri haftasonu için gelmiş olan arkadaşların gazıyla Alaçatı’da Alaçatı 11′in beachiydi. Miller fabrikası açtık birazcık tabi normal olarak ama fena değil, relax bir yer. Sonuçta kasıntı beachler beni pek açmıyor. Ama soğuk su ve rüzgar ikilisinin üst solunum yollarında açtığı hasar da iş değil be kardeşim!
İkinci yer neredeyse her gece gittiğimiz Paparazzi idi. Gece gündüz ordaydık lafını gerçekleştirdik. Orada bence Margarita pizzayı denemelisiniz bu arada. En sade pizza ama çok güzel yapmışlardı.
Gece hayatı ve geri kalanı için ikinci bölümü de yarın veya öbür gün yazacağım şimdilik bu kadar!

evet haklısın =)